Dolar
43.83
Euro
51.71
Altın
5,103.92
ETH/USDT
1,969.00
BTC/USDT
67,986.00
BIST 100
13,934.06
Dünya, İsrail’in Gazze saldırıları

ODAK: Gazze'de ateşkes planı

Gazze’de süren saldırılar bölgeyi insani çöküşe sürüklerken uluslararası baskı ateşkesi kaçınılmaz hale getirdi. Çok aşamalı plan sahada devreye girse de kriz tüm ağırlığıyla sürüyor.

Seda Güngör  | 14.02.2026 - Güncelleme : 19.02.2026
ODAK: Gazze'de ateşkes planı

Ankara

İsrail’in 1967’deki işgali ve 2007’den bu yana uyguladığı abluka nedeniyle uzun süredir ağır insani koşullar altında yaşayan Gazze, Ekim 2023’ten itibaren Tel Aviv yönetiminin soykırıma varan saldırılarıyla, modern dünyanın insan yapımı en ağır felaketlerinden birinin yaşandığı yer haline geldi. 

İsrail’in yoğun saldırılarına rağmen uluslararası sistemin ve özellikle Batılı ülkelerin cılız tepkileri sürecin uzamasına ve felaketin derinleşmesine yol açtı. Gazze Şeridi’nde 71 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, yapıların yüzde 90’ı kullanılamaz hale geldi.

İsrail’e yönelik uluslararası baskının yavaş yavaş artmasıyla, saldırıların başlamasından 2 yıl sonra, 10 Ekim 2025’te aşamalı ve kırılgan bir ateşkese ulaşıldı.

-

Son gelişmeler

Başlıklar

İsrail'in 2 yıllık saldırılarının ortaya çıkardığı tabloİsrail'e yönelik soykırım suçlamaları: UAD ve UCM süreçleriUluslararası tepkiler > Türkiye'nin diplomatik girişimleri > Ateşkes müzakereleri ve İsrail'in tutumuAteşkese doğru20 maddelik Trump planı nedir?Birinci aşamada neler oldu?İkinci aşama ve Barış Kurulu


İsrail'in 2 yıllık saldırılarının ortaya çıkardığı tablo


(Grafik: Murat Usubali/AA)

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik iki yıldan fazla süren soykırım boyutundaki saldırıları, bölgede ağır bir yıkıma yol açtı. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 72 bine yaklaştı, yaralı sayısı ise 171 binin üzerine çıktı. Ölenlerin büyük bölümünü kadınlar ve çocuklar oluştururken, sivil nüfus doğrudan hedef alındı.


Fotoğraf: Sami Abu Tabak/AA

Saldırılar, Gazze’nin altyapısını büyük ölçüde işlevsiz hale getirdi. Konutların neredeyse tamamının yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı bildirildi. Elektrik santralleri vuruldu, Gazze’ye elektrik arzı neredeyse tamamen kesildi. Su altyapısının hedef alınmasıyla birlikte temiz suya erişim ciddi ölçüde azaldı; kanalizasyon sistemlerinin çökmesi salgın riskini artırdı. Yüz binlerce kişi temel ihtiyaçlardan yoksun şekilde yaşam mücadelesi vermek zorunda kaldı.

Sağlık sistemi ise İsrail saldırılarının en ağır sonuçlarının görüldüğü alanlardan biri oldu. Gazze’deki hastanelerin büyük bölümü ya doğrudan hedef alındı ya da yakıt, elektrik ve tıbbi malzeme yetersizliği nedeniyle hizmet veremez hale geldi.Çok sayıda hastane kapatılırken, ayakta kalan sağlık tesisleri kapasitesinin çok üzerinde hasta kabul etmek zorunda kaldı. Ameliyatlar durduruldu, yoğun bakım üniteleri devre dışı kaldı ve yaralıların tedaviye erişimi büyük ölçüde engellendi. Uluslararası kuruluşlar, ortaya çıkan bu tabloyu uzun süreli ve kapsamlı bir insani felaket olarak tanımladı.


Fotoğraf: Saeed M. M. T. Jaras/AA


İsrail'e yönelik soykırım suçlamaları: UAD ve UCM süreçleri

Güney Afrika, İsrail’e karşı soykırım iddiasıyla ve 1948 Soykırım Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) dava açtı. Başvuruda, İsrail’in soykırımı önlemede başarısız olduğu ve kışkırtmaları kovuşturmadığı vurgulanırken; Sözleşme’nin 9. maddesine dayanılarak telafisi güç zararların engellenmesi amacıyla ivedilikle geçici tedbir kararı alınması talep etti.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Güney Afrika’nın açtığı davada İsrail'in "soykırım" suçlamasıyla yargılanabileceğine hükmederek, Gazze’deki insani yıkımı durdurmaya yönelik Ocak 2024’te geçici bir ihtiyati tedbir kararı açıkladı. Mahkeme; İsrail'in Filistinlilere yönelik öldürme ve zarar verme gibi soykırım kapsamına girebilecek eylemleri önlemesi gerektiğine hükmetti. Gazze’ye temel hizmetlerin ve insani yardımın ivedilikle ulaştırılması için etkili adımlar atılmasına hükmeden Divan, İsrail'in alacağı önlemler hakkında 1 ay içinde bir rapor sunmasını kararlaştırdı.

Aynı dönemde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı da Gazze’de işlenen suçlara ilişkin soruşturmayı genişletti. Soruşturma kapsamında İsrailli siyasi ve askeri yetkililerin bireysel ceza sorumluluğu, sivillerin doğrudan hedef alınması, hastanelerin ve altyapının işlevsiz hale getirilmesi, beyaz fosfor kullanımı iddiaları, görev başındaki gazetecilerin hedef alınması ve insani yardım faaliyetlerinin engellenmesi dosyaya dahil edildi. Anadolu Ajansı tarafından sahada çekilen fotoğraflar ve“Kanıt” kitabında derlenen belgelerin, soruşturma dosyalarında incelenmeye alındığı bildirildi. 

Aralık 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. Mahkeme, söz konusu yetkililerin Gazze'deki sivil halkı aç bırakmayı bir savaş yöntemi olarak kullanmak ve insani yardımları engellemek suretiyle bireysel cezai sorumluluk taşıdıklarına dair makul gerekçeler bulunduğuna hükmetti. Kararda, bu eylemlerin sivil nüfusa yönelik yaygın ve sistematik bir saldırının parçası olduğu vurgulanırken; tutuklama kararlarının, mağdurların korunması ve soruşturmanın güvenliği gerekçesiyle başlangıçta gizli tutulduğu ancak sonrasında kamuoyuyla paylaşıldığı belirtildi.


Uluslararası tepkiler

Gazze’de İsrail’in Ekim 2023’te başlattığı saldırıların ardından, dünya genelinde protestolar düzenlendi. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya başta olmak üzere birçok ülkede binlerce kişi ateşkes çağrısıyla gösteriler yaptı. Protestolar 2023’ün son ayları ve 2024 yılı boyunca farklı şehirlerde devam etti.

Diplomatik düzeyde ilk tepkiler 2023’ün son çeyreğinde geldi. Kasım 2023’ten itibaren çok sayıda ülke İsrail’deki büyükelçisini geri çağırdığını duyurarak diplomatik ilişkileri gözden geçireceğini açıkladı.

Devletler düzeyinde ise ilk dönemde sınırlı kalan tepkiler, ilerleyen süreçte somut adımlara dönüştü. 2024 yılı içerisinde bazı ülkeler İsrail’e yönelik askeri ihracat kararlarını gözden geçirdi. Mayıs 2024’te İspanya hükümeti, Gazze’deki saldırılar nedeniyle İsrail’e yönelik silah ihracatını durdurduğunu açıkladı ve kararını Resmi Gazete’de yayımladı.


Fotoğraf: Tsafrir Abayov/AA

Eylül 2024’te İngiltere, İsrail’e yönelik bazı silah ihracat lisanslarını askıya aldığını duyurdu. Aynı dönemde bazı Avrupa Birliği ülkelerinde de İsrail’e yönelik askeri ekipman satışlarının gözden geçirilmesine ilişkin kararlar kamuoyuna yansıdı.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak 2024 ve 2025 yıllarında İngiltere, Fransa, Kanada ve Avustralya gibi birçok ülke Filistin devletini tanıma yönünde yeni kararlar aldı, diplomatik süreçler hız kazandı. Böylece Birleşmiş Milletlere üye olan 193 ülkeden 157’si Filistin’i tanımış oldu. Bazı Batılı ülkelerde Filistin’in tanınmasına yönelik parlamenter girişimler gündeme geldi.

Made with Flourish

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, 2023 sonundan itibaren Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi toplantılarında gündeme gelirken, çok taraflı diplomatik platformlarda ateşkes çağrıları dile getirildi.

Bu süreçte, sivil inisiyatifler de Gazze’deki abluka ve insani krize dikkat çekti. 2025 Eylül ayında “Küresel Sumud Filosu” adıyla farklı ülkelerden aktivistlerin katılımıyla oluşturulan konvoy, Gazze’ye insani yardım ulaştırmayı ve deniz ablukasına dikkat çekmeyi amaçladı. Filo girişimi bazı ülkelerde güvenlik gerekçesiyle engellenirken, organizatörler müdahalelerin ardından açıklamalarda bulundu. Ayrıca, Türkiye’den insani yardım kuruluşlarının, filoya gıda ve tıbbi malzeme desteği verdiği kaydedildi.


(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

2025 yılı Haziran ayında, Özgürlük Filosu Koalisyonu tarafından organize edilen yardım girişimleri kapsamında “Madleen” gemisi Gazze’ye doğru hareket etti. İsrail ordusu, Gazze’ye ilerleyen Madleen gemisine müdahale ederek gemiyi alıkoyduğunu açıkladı.

2025 Temmuz ayında ise Özgürlük Filosu Koalisyonu’nun“Hanzala” gemisi Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıktı. Geminin Gazze açıklarında engellendiği ve gemiyle irtibatın kesildiği bildirildi. Deniz yoluyla gerçekleştirilen söz konusu girişimler, Gazze’ye insani yardım erişimine yönelik kısıtlamaları yeniden uluslararası gündeme taşıdı.



Türkiye'nin diplomatik girişimleri 

İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasının hemen ardından İsrail’deki Büyükelçisi’ni geri çağıran Türkiye, sürecin başından sonuna soykırımın durdurulması için çaba sarf etti.  

11 Kasım 2023’te Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde Gazze’deki gelişmeler ele alındı. Zirvede kalıcı ateşkesin sağlanması ve insani yardımın kesintisiz ulaştırılması çağrısı yapıldı.

Kasım ve Aralık 2023 boyunca Türkiye, Katar ve Mısır başta olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik temaslarını sürdürdü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, birçok ülkenin lider ve mevkidaşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdi.

2024 yılı içinde Türkiye’nin girişimiyle oluşturulan İslam İşbirliği Teşkilatı–Arap Birliği Gazze Temas Grubu çalışmalarını sürdürdü. 13 Eylül 2024’te İspanya’nın başkenti Madrid’de, 18 Eylül 2024’te ise Ürdün’ün başkenti Amman’da toplantılar düzenlendi. Toplantılarda Gazze’de ateşkesin sağlanması ve insani yardım geçişlerinin artırılması konuları ele alındı.

3 Kasım 2024’te Türkiye liderliğinde yürütülen diplomatik girişim kapsamında 52 ülke ve 2 uluslararası kuruluş, İsrail’e silah ve mühimmat akışının durdurulması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) ortak bir mektup sundu. Türkiye’nin bu çabası ve son ateşkesin devreye girmesindeki etkisi, İsrail’de Türkiye karşıtlığını ana akım haline getiren nedenlerden biri oldu.

Nisan 2025’te Antalya Diplomasi Forumu kapsamında İİT–Arap Birliği Gazze Temas Grubu toplantısı gerçekleştirildi. Toplantı sonunda yayımlanan ortak bildiride Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanması, insani yardımın artırılması ve uluslararası toplumun sorumluluk alması çağrısı yapıldı.

Türkiye, saldırıların başladığı andan itibaren Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanması ve insani yardımın kesintisiz ulaştırılması yönündeki diplomatik girişimlerini sürdürdü.


Ateşkes müzakereleri ve İsrail'in tutumu

Gazze’de Ekim 2023’ten bu yana geçen yaklaşık iki yıllık süreçte ateşkes ve esir takasına yönelik birden fazla müzakere yürütüldü. İlk diplomatik temaslar, saldırıların yoğunlaştığı 2023 sonu ile 2024 başında Katar ve Mısır’ın arabuluculuğunda başladı. Taraflar arasında doğrudan görüşme yapılmazken, müzakereler arabulucu ülkeler üzerinden sürdürüldü ve insani aralar, esir takası ile insani yardım geçişleri başlıkları etrafında şekillendi. Bu çerçevede, Kasım 2023’te Katar ve Mısır’ın arabuluculuğunda taraflar arasında geçici bir “insani ara” ve esir takası mutabakatına varıldı; anlaşma kapsamında belirli sayıda esir ve tutuklu karşılıklı olarak serbest bırakıldı ve Gazze’ye insani yardım girişlerine izin verildi. İsrail yönetimi, bu dönemde kalıcı ateşkese olumlu yaklaşmadı ve yaptığı açıklamalarda saldırıların güvenlik gerekçesiyle sürdürüleceğini savundu.


Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

2024 yılı boyunca ateşkes görüşmeleri kesintili şekilde devam etti. Bu süreçte belirli dönemlerde geçici insani aralar sağlanırken, sınırlı sayıda esir takası gerçekleştirildi. Ancak müzakereler özellikle Mayıs ve Ağustos 2024’te yeniden tıkanma noktasına geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze ile Mısır arasındaki Philadelphi Koridoru’nda İsrail ordusunun varlığının sürdürülmesi gerektiğini belirterek bu bölgeden çekilmeyeceklerini açıkladı.

Arabulucu ülkeler ve Hamas, İsrail güçlerinin söz konusu hattan çekilmesini talep ederken, Philadelphi Koridoru başlığındaki anlaşmazlık nedeniyle müzakereler sonuçsuz kaldı. Daha sonra İsrail basını tarafından ortaya atılan iddialar Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon ortakları tarafından tehdit edildiği ve iktidarı kaybetme korkusuyla ateşkese yanaşmadığı yönündeydi. 

19 Ocak 2025’te, Donald Trump ABD başkanlık koltuğuna oturmadan hemen önce ilan edilen ateşkes ve esir takası anlaşmasıyla saldırılar geçici olarak durduruldu; karşılıklı olarak esir değişimi yapıldı ve Gazze’ye insani yardım girişleri başladı. Fakat kalıcı olması planlanan ateşkesi, yine İsrail çeşitli bahanelerle bozdu.


Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

Tel Aviv yönetimi 2 Mart 2025’te Gazze’ye insani yardım girişini tamamıyla durdurarak bölgedeki insani krizi derinleştirdi. 18 Mart 2025’te ise İsrail ordusu, Gazze’ye yönelik saldırılarını yeniden başlattığını duyurdu. Tel Aviv yönetimi, ateşkesin ihlal edildiğini öne sürerek saldırıların sürdürüleceğini açıkladı

Bu gelişmenin ardından yeni taslaklarla ateşkes müzakereleri yeniden başladı. Doha ve Kahire’de yeni görüşme turları düzenlenirken, arabulucu ülkeler taraflarla ayrı ayrı temaslarını sürdürdü. Görüşmeler, 2025 yazı boyunca devam etmesine rağmen bu aşamada kalıcı bir anlaşmaya ulaşılamadı.


(Grafik: Omar Zaghloul/AA)


Ateşkese doğru

2025 yaz aylarına girilirken Gazze’de ateşkes sağlanmasına yönelik yeni müzakere girişimleri Doha ve Kahire merkezli temaslarla yeniden gündeme geldi. ABD, Katar ve Mısır arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde ateşkesin kapsamı ele alındı. Ancak taraflar arasında özellikle takvim ve güvenlik düzenlemeleri konusunda uzlaşı sağlanamaması nedeniyle müzakereler sonuçsuz kaldı.

Bu dönemde İsrail, Doha’da yürütülen temaslara ilişkin tutumunu sertleştirdi. İsrail ordusu, 9 Eylül 2025’te Katar’ın başkenti Doha’da ateşkes taslağını müzakere etmek üzere toplanan Hamas heyetine yönelik bir saldırı düzenledi. İsrail’in egemen bir ülkenin başkentine yaptığı bu saldırı, başta Körfez ülkeleri olmak üzere büyük bir uluslararası tepkiye yol açtı. Böylece saldırı, müzakere sürecinde yeni bir kırılma olarak kayda geçti ve görüşmeler fiilen askıya alındı. Ateşkese varılması konusunda İsrail üzerindeki baskıyı artırdı.


Fotoğraf: Ali Altunkaya/AA

Süreç boyunca ateşkes ve esir takası girişimlerine ilişkin diplomatik temaslarını sürdüren Türkiye, müzakereler öncesinde de taraflar ve arabulucu ülkelerle temas halindeydi. Doha’daki saldırının ardından diplomatik girişimlerini artıran Türkiye, arabulucu ülkeler Katar ve Mısır ile görüşmeler gerçekleştirdi. Bu süreçte Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, ateşkesin yeniden tesis edilmesi, esir takası sürecinin ilerletilmesi ve insani yardımın kesintisiz ulaştırılması çağrısı yinelendi. Bölgesel ve uluslararası aktörlerle temasların sürdüğü bildirildi.

Eylül ayının son günlerinde ise ABD Başkanı Donald Trump, Gazze’de ateşkes ve sonraki sürece ilişkin kapsamlı bir plan açıkladı. Kamuoyuna duyurulan plan, ateşkesin aşamalı şekilde uygulanmasını, esir takası mekanizmasını ve sürecin uluslararası koordinasyonla yürütülmesini öngören başlıklardan oluştu. Trump’ın açıklamasıyla birlikte Gazze’de ateşkes süreci, yeni bir diplomatik çerçeve üzerinden yeniden şekillenmeye başladı.


20 maddelik Trump planı nedir?

ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyurulan ve kamuoyuna “çok aşamalı” olarak yansıyan plan, ateşkesin korunması, esir takası sürecinin tamamlanması, insani yardımın kesintisiz sağlanması ve Gazze’nin yönetimine ilişkin düzenlemeleri kapsıyor.

Planın ilk bölümünde, sahadaki saldırıların durdurulması ve ateşkesin denetlenmesi öne çıktı. Bu aşamada, esir takası sürecinin tamamlanması, insani yardım geçişlerinin artırılması ve sınır kapılarının işleyişinin uluslararası gözetim altında sürdürülmesi hedeflendi. Gazze’de temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi de bu aşamanın başlıkları arasında yer aldı.

İkinci aşamada ise Gazze’nin yönetimine ilişkin düzenlemelerin yapılacağına işaret edildi. Trump, Gazze’de geçici bir yönetim yapısının oluşturulacağını ve güvenliğin uluslararası destekli bir mekanizma tarafından sağlanacağını açıkladı. Yeniden imar sürecinin başlatılması ve altyapının onarılması da bu aşamanın temel unsurları olarak duyuruldu.

Plan kapsamında ayrıca, sürecin koordinasyonu için “Gazze Barış Kurulu”nun kurulacağı bildirildi. Bu yapının, güvenlik, insani yardım, yeniden inşa ve siyasi geçiş sürecini koordine etmesi öngörüldü. Trump, planın uygulanmasının tarafların ateşkese uymasına ve sahadaki güvenlik koşullarının sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.



Birinci aşamada neler oldu?

İsrail ordusunun, ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025’ten ikinci aşamaya geçilen 15 Ocak 2026’ya kadar uluslararası hukuka yönelik “ciddi ve sistematik ihlaller” gerçekleştirdiği belirtildi. 

Gazze Şeridi’ndeki ölü ve sağ tüm İsrailli esirlerin teslim edilmesine karşın İsrail, anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmeyerek aralıklı saldırılarını ve insani yardım girişine yönelik kısıtlamalarını sürdürdü.


Fotoğraf: Mohammed Nassar/AA

Gazze’deki Filistin hükümetine bağlı yetkililer, ateşkesin ilk aşamasının sürdüğü 95 günlük süreçte 1244 ihlal tespit edildiğini açıkladı. Bu kapsamda 402 kez sivillere doğrudan ateş açıldığı, 66 kez yerleşim yerlerine askeri araçlarla girildiği, 581 kez sivil konutlara yönelik bombalı saldırı düzenlendiği ve 195 ev ile kamu binasının yıkıldığı aktarıldı.


Fotoğraf: Saeed M. M. T. Jaras/AA

Yetkililer, bu ihlaller nedeniyle İsrail’in ateşkes anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini savundu. Açıklamada, ateşkes süresince düzenlenen saldırılarda 449 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 1246 kişinin yaralandığı ve 50 kişinin gözaltına alındığı kaydedildi.


Fotoğraf: Doaa Albaz/AA

Ateşkes kapsamında Gazze’ye ulaştırılması gereken insani yardımın planlanan seviyeye ulaşmadığı da vurgulandı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) İletişim Direktörü ve Sözcüsü Jonathan Fowler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ateşkes çerçevesinde günde 600 yardım tırının Gazze’ye girişinin öngörüldüğünü, ancak fiili girişlerin bu seviyenin altında kaldığını belirtti. Fowler, insani ihtiyaçların karşılanabilmesi için tüm sınır kapılarının etkin biçimde açık tutulması gerektiğini ifade etti.

Yakıt sevkiyatında da benzer şekilde ciddi eksiklik yaşandığı, planlanan miktarın oldukça altında yakıtın Gazze’ye ulaştırılabildiği belirtildi. Yardım ve yakıt girişindeki yetersizlik nedeniyle gıda, ilaç, su ve temel ihtiyaç maddelerinde sıkıntı yaşandığı; hastaneler, fırınlar ve su arıtma tesislerinin faaliyetlerinin olumsuz etkilendiği ifade edildi.


Fotoğraf: Abed Rahim Khatib/AA

Gazze’nin kış şartlarında ciddi bir barınma kriziyle karşı karşıya olduğu bildirildi. Sınır kapılarındaki kısıtlamalar nedeniyle prefabrik yapılar ve barınma malzemelerinin girişine izin verilmediği, bu durumun insani krizi derinleştirdiği kaydedildi. Soğuk hava dalgaları sırasında hasarlı binaların çöktüğü ve çadırlarda yaşayan siviller arasında soğuk nedeniyle can kayıplarının yaşandığı aktarıldı. Çok sayıda çadırın kullanılamaz hale geldiği, yüz binlerce yerinden edilmiş kişi için asgari barınma koşullarının dahi sağlanamadığı vurgulandı.


Fotoğraf: Khames Alrefi/AA


İkinci aşama ve Barış Kurulu

Gazze’de ateşkes planının ikinci aşamasına 2026 başında geçilmesiyle, geçici çatışmasızlık döneminden kalıcı siyasi ve idari düzenlemelere doğru bir geçiş süreci hayata geçirildi. Bu aşamada, ateşkesin güçlendirilmesi, İsrail’in Gazze’deki işgal ettiği alanlardan geri çekilmesi, esir takasının tamamlanması ve Gazze’nin yeniden inşa edilmesi ana başlıklar olarak belirlendi. Planın 6 temel prensip üzerinden yapılandırıldığı belirtildi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 17 Kasım 2025 tarihli 2803 sayılı kararıyla desteklenen plana göre, Gazze’de 6 temel madde üzerinden geçiş dönemi yönetimi oluşturulacak. Bu kapsamda en üst siyasi organ olarak Barış Kurulu tesis edildi. Başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yapacağı Barış Kurulu’nun, Gazze’nin yeniden imarı ve güvenliği gibi kritik konuları yöneteceği bildirildi. Trump tarafından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’nin yeniden imarı ve güvenliğinden sorumlu “Barış Kurulu”na kurucu üye olarak davet edildiği ifade edildi.


(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

Barış Kurulu’nun icra organı olarak oluşturulan Yönetim Kurulu'nda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Jared Kushner, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, iş insanı Marc Rowan, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert Gabriel’ın yer aldığı bildirildi. Yönetim Kurulu’nun, Barış Kurulu tarafından belirlenen stratejik kararların uygulanmasını koordine edeceği kaydedildi.

Kurul ile sahadaki uygulama mekanizmaları arasındaki eşgüdümü sağlamak amacıyla Gazze Yüksek Temsilciliği makamı oluşturuldu. Bu göreve eski Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nickolay Mladenov’un atandığı duyuruldu. Mladenov’un, Barış Kurulu, Yönetim Kurulu ve yerel idari yapı arasında koordinasyonu sağlayacağı belirtildi.

Yüksek Temsilcilik Ofisi bünyesinde ayrıca bir Gazze Yönetim Kurulu tesis edildi. Bu kurulun, geçiş sürecinin sahadaki idari ve güvenlik boyutlarını koordine edeceği bildirildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da Gazze Yönetim Kurulu’nda yer aldığı açıklandı.


Fotoğraf: Hassan Jedi/AA

Gazze’de kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla ayrıca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi kuruldu. Komiteye Filistinli bürokrat Dr. Ali Şaas’ın başkanlık edeceği ve komitenin sağlık, altyapı, belediye hizmetleri ve kamu kurumlarının koordinasyonundan sorumlu olacağı bildirildi. Komitenin, Barış Kurulu’nun stratejik çerçevesi doğrultusunda sivil idari geçiş sürecini yöneteceği kaydedildi.

İkinci aşamanın güvenlik boyutunda Gazze’de istikrarın sağlanması amacıyla bir Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) kurulmasının planlandığı açıklandı. ISF’nin ateşkesin korunması, güvenliğin sağlanması ve geçiş sürecinin güvence altına alınması amacıyla görev yapmasının öngörüldüğü ifade edildi. İsrail makamlarının, ISF’nin yapısına ilişkin bazı çekincelerini dile getirdiği ve özellikle Türkiye’nin bu güvenlik gücü içinde yer almasına karşı olduklarını bildirdiği aktarıldı. İsrail tarafının bu konudaki görüşlerini ABD ile yapılan temaslarda gündeme getirdiği kaydedildi.

Plan kapsamında Gazze’nin yeniden imarı için uluslararası finansman mekanizmalarının devreye alınmasının öngörüldüğü, altyapı projeleri, konut inşası, enerji ve su şebekelerinin onarımı gibi başlıkların gündemde olduğu belirtildi. Oluşturulan kurulların ve uluslararası mekanizmaların, sürecin uygulanmasını düzenli olarak izleyeceği bildirildi.


Fotoğraf: Hani Alshaer/AA

Ancak ikinci aşamanın hayata geçirilmesi sürecinde bazı başlıklarda görüş ayrılıklarının sürdüğü kaydedildi. İsrail’in Gazze’de işgal ettiği bölgelerden çekilme takvimi, Hamas’ın silahsızlandırılması konusu ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) yapısına ilişkin değerlendirmeler, sürecin seyrini etkileyen temel başlıklar arasında yer aldı. AA’ya yansıyan bilgilere göre, İsrail tarafının güvenlik düzenlemeleri ve ISF’nin bileşimi konusunda çekincelerini sürdürdüğü, özellikle bazı ülkelerin bu güç içinde yer almasına yönelik itirazlarını diplomatik temaslarda dile getirdiği aktarıldı. İsrail’in, Türkiye’nin güvenlik rolü üstlenmesine karşı tutumunu koruduğu bildirildi.

Öte yandan insani yardımın kesintisiz ulaştırılması, sınır kapılarının işleyişi ve yeniden imar finansmanının hızlandırılması gibi teknik başlıklarda görüşmelerin sürdüğü belirtildi. Oluşturulan kurumsal mekanizmaların, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve siyasi geçiş sürecinin istikrarlı biçimde ilerlemesi açısından belirleyici olacağı ifade edildi.

Gazze’de iki yılı aşkın süredir devam eden çatışmaların ardından şekillenen ateşkes süreci ve oluşturulan yeni kurumsal yapıların işleyişi, bölgedeki kalıcı istikrarın sağlanıp sağlanamayacağını belirleyecek temel unsur olarak görülüyor.  


Fotoğraf: Ali Jadallah/AA

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2