Euro
7.35
Dolar
6.72
BIST 100
96,351.71
Altın
1,683.10
Politika

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: İdlib ve Libya'da neler oluyor bunları öğrenmek zorundayız

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Niye gelip Meclis'te kapalı oturumda bilgi vermiyorlar? 'Kapalı olmaz' diyorlarsa açık oturumda bilgi versinler. İdlib ve Libya'da neler oluyor, bunları öğrenmek zorundayız." dedi.

Alper Atalay, Aynur Ekiz   | 25.02.2020
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: İdlib ve Libya'da neler oluyor bunları öğrenmek zorundayız Fotoğraf: Ali Balıkçı / AA

TBMM

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, yargının siyasallaştığını öne sürerek, tarihten gelen adalet duygusunun perçinlenmesi ve büyümesi gerekirken giderek zemin kaybettiğini belirtti. 

Bir kişiye yapılan haksızlığı, zulmü kabul edemeyeceklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Zulme karşı direnmezsek, sesimizi yükseltmezsek sadece ve sadece düşüncelerimizi değil, insanlığımızı da kaybetmiş oluruz." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı davasında beraatine karar verilen Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala'nın "nasıl olsa tahliye edileceğim" diye odasındaki bütün eşyalarını dağıttığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Dün onu beraat ettirmeye kalktılar." dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Yargıya gözdağı veriyor. 'Sen nasıl onu beraat ettirmeye kalkarsın' diyor. Kimsin sen? Bu lafı eden insanda adalet duygusu yoktur." dedi.

Kavala'nın beraat kararının ardından başka bir soruşturmadan dolayı tekrar tutuklandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu mudur adalet, insanlık, hak, hukuk? Buna aklı başında olan kişinin itiraz etmesi lazım. Bunun siyasi yönü yoktur. İnsani, vicdani, ahlaki bir meseledir. Siz bunu sadece siyasetin terazisine koyarsanız yanlış yaparsınız. Biz neden görevden zorla el çektirilen AK Parti'li belediye başkanlarının hakkını savunduk? Adalet için, milletin iradesine duyduğumuz saygı için yaptık. Günahsız, beraat etmiş bir adam için 'nasıl beraat ettirirsin' diyor. Ayıp bununla da sınırlı kalmıyor. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, afedersiniz yüksek değil artık, hakimler savcılar alçak kurulu diyebiliriz. Hakimler ve Savcılar Kurulu hemen toplanıyor, o yargıç hakkında soruşturma açıyor. Ondan sonra da biz kalkacağız onlara güveneceğiz. 'Bu ülkede adalet var' diyeceğiz."

"Kimsenin nefes almasını istemiyorlar"

Anayasanın mahkemeler ile hakimlere emir ve talimat verilemeyeceğine ilişkin 138. maddesini okuyan Kılıçdaroğlu, "Bunu Anayasa söylüyor. 'Bu memlekette anayasaya mı var?' diyeceksiniz. Anayasa askıda. 20 Temmuz darbe dönemini yaşıyoruz. 12 Eylül darbe döneminde, 12 Mart darbe döneminde hiç değilse savcılar, hakimler vardı. Çok daha ağır bir faşizm düzeniyle karşı karşıyayız. Kimsenin nefes almasını istemiyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

"Feriştahınız gelse geri adım atmam"

Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir damat İstanbul olayı var. Gitmiş kanal yolundan kendisine 13 dönüm arsa kapatmış. Yer var mı? Var. Tapu, ada, pafta, parsel var mı? Var. Hepsi doğru mu? Doğru. Yalanlayan bir makam var mı? Hiçbir makam yok. Cumhuriyet gazetesi yayınlıyor, hemen 'yayın yasağı getirdik' diyorlar. Niçin? Kimse öğrenmesin. Biz, damat İstanbul'un neler yaptığını çok iyi biliyoruz. Gazete, erişim yasağı getirildi diye haber yapıyor. Bu sefer erişim yasağını eleştiren yazıya da yasak getiriyorlar. Allah aşkına bunlar hakim mi Saray'ın köleleri mi? Söylüyorum; bu kararı verenler hakim değil Saray'ın köleleridir." ifadelerini kullandı.

"Man Adası iddialarıyla" ilgili bir belgesel yaptıklarını ve yayın yasağı getirildiğini de anımsatan Kılıçdaroğlu, "O yayın yasağını veren hakimin vicdanı, hakimlik ahlakı var mı? Eleştirdim diye tazminat davaları açıldı. Önce benim davalarımın düştüğü mahkemenin hakimlerini değiştirdiler, yerine Saray'ın hakimlerini getirdiler. Ağır tazminatlara beni mahkum ettiler. Sandılar ki ben geri adım atacağım. Sizin feriştahınız gelse geri adım atmam." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumanın, haram ve kul hakkı yememenin, vatandaşın hakkını sonuna kadar savunmanın görevleri olduğunu ve siyasetin bunun için yapılacağını söyledi.

"Herkesle kavga ettiler"

Dış politikaya ilişkin geçmişte söylediği sözleri hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"'Suriye'ye niye girdin, Suriye'deki kavganın bir parçası neden oldun, İdlib'de, Libya'da ne işin var, Mısır ile niye kavga ettin?' dedim. Bugün Filistin bile bizi desteklemiyor. Bunları Türkiye'nin, mavi vatanda yani Doğu Akdeniz'de daha güçlü olması gerektiğini ifade etmek için söyledim. Herkesle kavga ettiler. Kahramanlık edebiyatı yapıyor. Sen kim kahraman kim? Süleyman Şah Türbesi'ni terör örgütünden kaçıran adama kahraman mı denir?

Egemen güçlerin gösterdiği havucun peşinde koşmayacaksınız. Bu çok önemlidir. Egemen güçlerin gösterdiği havucun peşinde koşarsanız memleketi felakete sürüklersiniz. Türkiye o sürecin içine sokulmuştur. Pinpon topu gibi 'kahraman Putin', bir süre geçiyor 'hain Putin'. 'Kahraman Trump', bir süre geçiyor 'hain Trump'. Allah aşkına sen kimsin? Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Dışişleri Bakanlığının sağlıklı, tutarlı bir dış politikası yok mu? Bir grup Saray'da oturmuş, dış politika belirliyor. Hiçbirisinin aklı da ermiyor. Defalarca söyledim yine söylüyorum; tek bir Mehmetçiğimizin tırnağı bütün Suriye'den daha değerlidir. Sadece Suriye değil, tek bir Mehmetçiğimizin tırnağı bütün Libya'dan daha değerlidir. Bizim gençlerimiz, çocuklarımız, evlatlarımız... Türkiye'nin çıkarları olduğunda eyvallah ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ordusu, Saray'ın ordusu değildir. Elli sefer söyledim; egemen güçler ateşi kendileri tutmazlar, maşa kullanırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni egemen güçlerin maşası haline getirmek kadar bu ülkeye yapılacak başka bir ihanet yoktur."

Kılıçdaroğlu, Anayasa'ya göre savaş ilanına karar verme yetkisinin Meclis'te olduğunu ifade ederek, "Niye gelip Meclis'te kapalı oturumda bilgi vermiyorlar? 'Kapalı olmaz' diyorlarsa açık oturumda bilgi versinler. İdlib ve Libya'da neler oluyor, bunları öğrenmek zorundayız. Milli iradeyi temsil eden, savaş ilanına karar verme konusundaki tek yetkili organın bilgisi yok. Sonra bize demokrasiden söz ediyorlar." dedi.

CHP'nin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruların eleştirildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Eğer biz Anayasa Mahkemesine defalarca gitmeseydik bugün Orta Doğu'da Türkiye çok daha karmaşık, derin sorunlarla karşılaşacaktı." dedi.

Kılıçdarolu, 2005 yılında Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu dönemde "Suriye sınırındaki 216 bin dekar arazinin mayınlardan arındırılması ve 49 yıllığına İsrail'e verilmesine" ilişkin Bakanlar Kurulu kararı çıktığını belirterek, "Şimdi herkes elini vicdanına koyup bir düşünsün, bugün 216 bin dekarlık arazide İsrail olsaydı ne olurdu? İkinci soru bunu kim engelledi? CHP engelledi. Kararnameyi Danıştaya götürdük ve iptal edildi. Erdoğan vazgeçmedi. Suriye sınırındaki 216 bin dekar arazinin İsrail'e 49 yıllığına verilmesi için kanun değişikliği yaptılar. Anayasa Mahkemesine gittik, yine iptal ettirdik. Kim kazandı? Türkiye kazandı." dedi. 

"Adalet herkes için geçerli olmalı"

Kılıçdaroğlu, "Derdimiz çok biliyorum. Sorunlarımız giderek katmerleşiyor bunun da farkındayım. Ama bütün bu sorunları aşmak, bu ülkeye baharı getirmek, herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak mümkün. Bu ülkeye adaleti getirmek için de hep beraber mücadele edeceğiz, çalışacağız." diye konuştu. 

Adaletin, herkes için geçerli olması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, dünyanın adalet üzerine inşa edildiğini söyledi. Grup toplantısına katılan hukuk fakültesi öğrencilerine, "Yarın hakim, savcı, avukat olacaksınız. Adaletten şaşmayacaksınız. Adaleti yükselteceksiniz." diye seslenen Kılıçdaroğlu, adaletin toplumun kaynaşması anlamına geldiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, "Adalet, hak arayan kişinin başvurduğu yer demektir. Adalet, haksızlığa uğrayan kişinin hakkını teslim etmek, egemen güçlerin önünde eğilmemek, hiç kimseden, hiçbir organdan talimat almamak demektir. O nedenle adaleti önemsiyoruz. O nedenle 'Devletin temeli adalettir.' diyoruz. Adaletin olmadığı bir yerde devlet olmaz, devletin kurumları ağır ağır çürür. Siz bazen farkında dahi olamazsınız." değerlendirmesinde bulundu. 

Adaleti yüceltmenin, toplumun ana omurgası haline getirmenin, her yurttaşın savunması gereken bir kavram olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu nedenle adalete büyük önem verdiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, adaletin son 18 yılda çok büyük kayıplar verdiğini, adalete güven kaybının yaşandığını, ülkenin en tepesindeki hakimlerin "adalete duyulan güvenin yerlerde süründüğünü" söylediğini iddia etti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Yargıtay Başkanı'na, Anayasa Mahkemesi Başkanı'na, aklı başında herhangi bir hakime sorun, aynı şeyi söyleyecektir. Adalete duyulan güven giderek ivme kaybediyor. Oysa tek güvencemiz adalet olmalıydı. Haksızlığa uğradığımızda başvuracağımız yer adalet kurumu olmalıydı. Adalet kurumu bizatihi adaletsizlik dağıtırsa orada devlette çürüme başlar. Bunun farkında mı Adalet Bakanı? Elbette farkında. 18 yıl geçtikten sonra, 28 Şubat 2019'da, 'Yargının sorunlarını çözme konusunda önemli mesafeler aldık. 2019, yargıya güven yılı olacak.' diyor. Demek ki ondan önceki yıllar yargıya güven duyulan bir yıl değildi. 2019, yargıya güven duyulan bir yıl oldu mu? Hayır. Egemen güçlerin, siyasal yandaşların telkini, baskısı, önerileriyle uyuşturucu kaçakçıları, FETÖ'nün en önemli adamları serbest bırakılırken gariban Harp Okulu öğrencileri hala yargılanıyorlar, hapisteler. Neden? Sayın Bakan, Mart 2019'da da devam ediyor, 'Türk yargı sisteminde bir ilk olarak tüm hakim ve savcılarımızın bağlayıcı şekilde uyacakları etik ilkeleri belirledik.' Yani 2019'da bütün savcıların ve hakimlerin uyacağı ahlaki kuralları, etik ilkeleri benimsemişler. 'Bu ilkeler ile yargı mensuplarına ve Türk yargısına güven artacaktır.' diyor."

"Bu kuralların hepsine herkes imza atar"

Türk Yargı Etiği Bildirgesinin maddelerini okuyan Kılıçdaroğlu, "Bu kuralların hepsine herkes imza atar. Aklı başında olan herkes böyle olmasını ister adaletin." dedi. 

Kılıçdaroğlu, bildirgenin sonunda yer alan "Bu bildirge, Türkiye Cumhuriyeti hakimleri ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir. Hakimler ve savcılar, bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında, takip etmeye onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar. Türk Yargı Etiği Bildirgesi hakimler ve savcıların, adına karar verdikleri yüce Türk milletine ve onun her bir ferdine verilmiş sözüdür." ifadelerine dikkati çekti. 

"Anayasaya, evrensel hukuka aykırı bir uygulama"

Kılıçdaroğlu, 25 baronun dün yayınladığı ortak açıklamaya işaret ederek, bunun avukatların yüzde 80'ini kapsadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, bildirgede, "Son dönemde, kamuoyunun dikkatle takip ettiği toplumsal önemi haiz davalarda yaşanan hukuksuzluklar ve yürütmenin yargıya doğrudan müdahalesi anlamına gelecek uygulamalar kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır." denildiğini anımsattı.

Bir grup toplantısında, Hakimler Savcılar Kurulunun (HSK), hakim ve savcılara dağıttığı bir broşürden söz ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Orada, 'Şu konuda karar verirken önce bize danışacaksınız.' diyordu. Anayasaya, hukuka, evrensel hukuka aykırı bir uygulama. Yayın kimin yayını? HSK'nin yayını." şeklinde konuştu. 

"Türkiye, dünyanın en büyük avukat hapishanelerinden biri haline gelmiştir"

Kılıçdaroğlu, 25 baronun ortak açıklamasındaki "HSK, mevcut yapısıyla tamamen siyasileşmiş ve yürütmenin talimat niteliğindeki açıklamalarını görev addederek bağımsız yargıçlar üzerinde bir baskı mercii halini almıştır." değerlendirmesinde bulunulduğunu belirterek "Bir anlamda sarayın talimatını, hakime bildiren organ halini almıştır." dedi. 

Açıklamadaki "Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır yargı krizini yaşamaktadır." ifadesine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Eğer bu ülkede avukatların en az yüzde 80'i 'Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yargı en ağır krizi yaşadığı bir dönemden geçiyor.' diyorsa herkes şapkasını önüne koyup düşünmek zorundadır." dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamadaki "Türkiye, son yıllarda yaşadığı demokrasi krizi ile dünyanın en büyük avukat hapishanelerinden biri haline gelmiştir." ifadesini okuyarak, "Ben söylemiyorum; bu ülkenin avukatları söylüyor. Yargının olmazsa olmaz kurumlarından birisi olan savunma hakkını bütün dünyada temsil eden avukatların söylediği bu." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, ülkenin ateşe atıldığını ve İdlib'in, Türkiye toprağıymışçasına Suriye hükümetinin buradan çekilmesinin istendiğini söyledi.

"Ama sen; 'Ben Suriye'ye gireceğim, Suriye'den çıkmayacağım, İdlib'i de Halep'i de Şam'ı da alacağım, bütün bunları Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprağına katacağım' diyorsan tamam, onu çık söyle." diyen Kılıçdaroğlu, o zaman Suriye'nin toprak bütünlüğünden bahsedilmemesini istedi.

Kılıçdaroğlu, "Senin gözün Suriye toprağında var mı yok mu? Bunu milletin önünde çık söyle." dedi.

Şehitleri onur, gurur olarak kabul ettiklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, onların, Türkiye'nin bekası için hayatlarını verdiğini söyledi.

Şehitlik mertebesinin, sıradan bir mertebe olmadığına işaret eden Kılıçdaroğlu, şehitlerden söz ederken, dikkatli bir dil kullanmaya özen gösterdiklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Menemen'de yaptığı konuşmada, ilk kez Libya'dan şehit geldiğini söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Şehitler sıradan bir ölümü hatırlatmazlar bize. Onları bir eşya gibi görmek, eşya gibi değerlendirmek, 'tane' gibi ifade etmek kadar insanlık ayıbı başka bir şey yoktur. Hem şehide saygı duyacaksınız, hem şehidi meta olarak göreceksiniz. Daha önceleri aynı Erdoğan, şehitler için 'kelle' ifadesini kullanmıştı. 

İktidar medyası 'tane' sözcüğünü özenle çıkarmış. Yani Erdoğan'a sansürü Erdoğan medyası uyguluyor. Buna rağmen dün akşam AK Parti'nin internet sitesine girdim. Acaba orada konuşma metni tam verilmiş mi diye. Orada da çıkarılmış. Çünkü 'tane' sözcüğünün şehitler için kullanılmasının doğru olmadığını AK Partililer de kabul ediyorlar. Beyefendi prompterden, yani camdan konuşmayı kesince ne söylediğini bilmiyor."

Erdoğan'ın, "Şehitler tepesi boş kalmayacak" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Beyefendi, şehitler tepesi boş kalmayacaksa çocukların var. Seni kefenle karşılayan gençler vardı. Onları gönder oraya, niye göndermiyorsun?" diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Azerbaycan ziyareti öncesi kendisine soru soran Fox TV muhabirini eleştirdiğini belirten Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın cevap verirken ezberinin bozulduğunu savundu.

Erdoğan'ın, Rusya'nın, Suriye'de rejim güçlerine en üst düzeyde destek verdiğini ve Türkiye'nin bu mücadelenin içinde olmaya mahkum olunduğunu söylediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Niye mahkumsun? Amerikalılar mal varlığını araştırıyorlar diye mi mahkumsun?" dedi.

Büyükelçi atamaları

Dış politikada görev alanların, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil ettiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, büyükelçiliğin, namuslu ve şerefli insanların yapması gereken bir görev olduğunu belirtti.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayakkabı kutusunda rüşvet alan adamı büyükelçi tayin edersiniz, namuslu ve şerefli kavramını kirletirsiniz. Bu zat, aynı zamanda Kur'an'la da dalga geçiyordu. Bunların ne kadar samimi olduğu buradan belli. Ayakkabı kutusunda rüşvet alan adam nasıl olur da büyükelçi tayin edilir? Yarın o büyükelçi, daha büyük bir rüşvetle devletin bütün sırlarını satarsa ne diyeceğiz? Devletin kozmik odasını bunlar açmadılar mı? Üzüm üzüme baka baka kararır diye güzel bir sözümüz var.

Şimdi Viyana Büyükelçisi atandı. Bir ülkücü kardeşimizin ölümüyle ilgili aranıyordu. Kırmızı bültenle arandı. Vatandaşlıktan çıktı, daha sonra sözde Ermeni soykırımının tanınması için büyük mücadeleler verdi, çaba gösterdi. O da şimdi büyükelçi. Bu büyükelçiyi de Sayın Bahçeli'ye armağan ediyorum. Bir büyükelçimiz daha var, Şaban Dişli. 1 milyon dolar rüşvet alan adam. Belgesini ortaya koyduk. O da şimdi büyükelçi. Ama iki kişi daha var. Bunların da hakkı. Birisi Muammer Güler. Hakkını yememek lazım, o büyük ölçüde malı götürdü. Ona Washington Büyükelçiliği yakışır. Diğeri Zafer Çağlayan. Zafer Çağlayan'a desek ki; Moskova Büyükelçisi, yanlış yapmış oluruz. Çünkü saat merakı var; en iyisi İsviçre Büyükelçisi... Zafer Çağlayan yirmi sekiz seferde 52 milyon dolar, Muammer Güler on seferde 10 milyon dolar, Egemen Bağış üç seferde 1 milyon dolar, Şaban Dişli de 1 milyon dolar rüşvet aldı."

Saman ithalatı iddiası

Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, "Türkiye'nin saman ithal etmediğini, bunu diyenlerin yalan söylediğini" ifade ettiğini belirtti.

Saman ithalatına ait olduğunu ileri sürdüğü gümrük giriş beyannamelerini gösteren Kılıçdaroğlu, "Erdoğan'a sormak isterim: Kim yalan söylüyor? Bu belgeler söylüyorsa bu belgeler benim değil, devletin belgesi. Peki millete niye yalan söylüyorsun? Oturduğun koltuk sana yalan söyleme hakkı veriyor mu? İnsanda biraz utanma sıkılma olmaz mı? Kılıçdaroğlu, bunu araştırır bulur diye hiç düşünmedin mi? Bu Kılıçdaroğlu, belgeye dayanmadan konuşmaz diye düşünmedin mi?" sorularını yöneltti.

Patates-soğan üretimi

Kılıçdaroğlu, geçen yıl sıkıntı yaşandığı için çiftçinin patates ve soğan ektiğini, bu yıl depoların dolduğunu ancak üreticinin perişan olduğunu savundu.

Kılıçdaroğlu, sarayda oturanların çiftçiyle ilgilenmeyeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, iktidara gelmeden, 18 yıl önce Türkiye'nin durumunu anlatan bir konuşma yaptığını dile getiren Kılıçdaroğlu, 18 yıl önce söylenen ile bugün yaşanan arasında bir fark olmadığını iddia etti.

Kılıçdaroğlu, 18 yılda çöp konteynerlerinden, pazar atıklarından beslenenlerin sayısının arttığını, işsizliğin can yaktığını ileri sürdü.

AK Parti'nin yolsuzlukla, yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğini söyleyerek iktidara geldiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Yolsuzluk, AK Partili yöneticilerin kimliği oldu. 'Bu, AK Partili yöneticidir' denildiğinde, malı götüren adam hatırlanıyor. Saraydakiler de öyle, onlar da malı götüren. Yoksulluk deseniz arttı." dedi.

Tank Paleti fabrikası konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ordusuna ait bir silah fabrikasını yabancı bir orduya peşkeş çekenler vatan hainidir. Nokta." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, hakimlere, mahkemeye götürdükleri bu konu hakkında, "Sizde vicdan, ahlak, hukukun 'h'si varsa, diğerlerini saymıyorum.... Devlete ait bir fabrikanın bilabedel Katar Ordusu'na peşkeş çekilmesine itiraz edeceksiniz, 'hukuka aykırıdır' diyeceksiniz. Belgeler isteyeceksiniz." diye seslendi.

"Mahkemeye versin"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kendisi için sürekli yalan söylediğini ve "Yalanda onunla baş etmemiz zor" dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Vallahi seninle baş etmek asla mümkün değil. Yalan makinesi pozisyonundasın." dedi.

Kılıçdaroğlu, "yalancı" dediği için Erdoğan'ın kendisini mahkemeye vermesini isteyerek, bu yalanların hepsini ispat edeceğini ileri sürdü.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den de talepte bulunan Kılıçdaroğlu, "İstirham ediyorum. Elinizi vicdanınıza koyun, milliyetçilik duygularınızı biraz kabartın ve şu tank palet işine yeter deyin." diyerek, sözlerini tamamladı.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.