Dolar
43.88
Euro
51.89
Altın
5,187.02
ETH/USDT
2,073.50
BTC/USDT
68,573.00
BIST 100
13,707.28
Analiz

Süveyda denklemi: İsrail'in Suriye'deki pozisyonu ve olası senaryolar

İsrail'in pozisyonunu değiştirmediği bir denklemde Şam hükümetinin Süveyda'da kontrolü sağlamak adına aceleci olmayacağı iddia edilebilir.

Kutluhan Görücü  | 26.02.2026 - Güncelleme : 26.02.2026
Süveyda denklemi: İsrail'in Suriye'deki pozisyonu ve olası senaryolar

İstanbul

SETA Dış Politika Direktörlüğü Araştırmacısı Kutluhan Görücü, Suriye’de İsrail’in pozisyonunu ve Süveyda’da yaşanması muhtemel gelişmeleri AA Analiz için kaleme aldı.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

***

Suriye’de terör örgütü YPG’ye yönelik başlatılan askeri operasyonların neticesinde Rakka, Tabka, Şedadi, Ayn İsa ve Deyrizor’un doğu yakasının tamamen özgürleştirilmesiyle birlikte Şam yönetimi YPG'nin elebaşılarından Mazlum Abdi ile örgütün entegrasyonuna ilişkin çerçeve bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma uyarınca da Şam hükümetine bağlı güvenlik güçleri Haseke, Ayn el-Arab ve Kamışlı şehir merkezlerine girerek entegrasyon sürecini fiilen başlatmış oldu. Yine anlaşma doğrultusunda YPG'nin tamamen ortadan kaldırılması ve YPG'ye bağlı unsurların bireysel bir şekilde Suriye ordusuna bağlı bir şekilde tugaylar oluşturulması öngörüldü.

Bu gelişmelere bakıldığında YPG’nin Suriye’de özerklik arayışlarının sona ermesi çok yönlü sonuçlar doğurdu: Suriye toprak bütünlüğünü sağlama hususunda büyük mesafe kat ederken, Türkiye, Suriye’den kaynaklı olarak büyük bir milli güvenlik tehdidini geride bırakmıştır. Ankara’nın Terörsüz Türkiye ve bölge stratejisinin önündeki en büyük engellerden biri olan YPG'nin özerklik projesi ortadan kalkmıştır.

Şam hükümeti, YPG’nin kontrolündeki en önemli petrol, doğalgaz ve kaynakları üzerinde hakimiyet sağlayarak asgari ekonomik bağımsızlık yolunda büyük kazanımlar elde etmiştir. İsrail’in desteklediği ayrılıkçı projeler (özellikle Süveyda’daki Dürziler) büyük zemin kaybına uğramıştır.

Süveyda'da neler bekleniyor?

Nitekim YPG’nin özerklik projesinin akamete uğratılmasıyla gözler yeniden Süveyda sahasına döndü. Özellikle son dönemde Rical el Kerame’nin eski liderinin kaçırılması ve ardından grup üyeleri tarafından kurtarılması ile 1925’te Fransız manda yönetimine karşı isyanıyla tanınan Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu Ebu Yahya Hasan el-Atraş’ın Süveyda’dan ayrılarak Şam’da yaşamaya başlaması gibi yerel gelişmeler, Süveyda’ya yönelik olası bir askeri operasyona ilişkin spekülasyonları artıran unsurlar arasında yer aldı.

Ancak temel dinamiklere bakıldığında Süveyda ile YPG dosyasını ayıran en belirleyici ayrımın İsrail’in Dürziler lehine tüm askeri ve istihbari unsurlarıyla müdahil olması ifade edilebilir. Temmuz ayında Şam hükümetinin Süveyda kentinde kısa sürede kontrolü sağlamasının ardından oyun değiştirici gelişmenin İsrail’in Şam hükümeti güçlerini Süveyda çevresinde hedef alması ve yine Savunma Bakanlığı, Halk Sarayı gibi direkt olarak hükümeti hedef alan saldırılarda bulunması olmuştu. Son gelişmelere bakıldığında İsrail’in bu pozisyonunu koruduğu görülmektedir. Bu nedenle İsrail’in pozisyonunu değiştirmediği bir denklemde Şam hükümetinin Süveyda’da kontrolü sağlamak adına aceleci olmayacağı iddia edilebilir.

Süveyda'da İsrail'in pozisyonu

Bu noktada en kritik husus İsrail’in pozisyonudur. Ahmed Şara hükümetinin bugüne kadar uluslararası yaptırımların kaldırılmasından, ülkedeki ayrılıkçı hareketlerin başarılı olamamasına ve Şara hükümetinin özellikle Batı dünyası tarafından tanınmasının engellenmesine değin birçok alanda diplomatik mağlubiyetler yaşayan İsrail, son olarak YPG'nin tasfiye edilmesiyle de Suriye özelinde kaybetmeye devam etmektedir.

Tüm bu taktiksel kayıplara rağmen İsrail’in Şam yönetimini doğrudan güvenlik tehdidi olarak sınıflandırma eğiliminde henüz bir değişim olmadığı müşahede edilmektedir. İki ülke arasındaki müzakerelerde Tel Aviv'in pozisyonunu Şam’ın güneyinin silahsızlandırılması hedefi ve Dürzilerin himaye edilmesi gibi iki ana eksen özelinde ortaya koyduğu bilinmektedir. Buna karşılık Şam yönetimi İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırı ve ihlallerini sona erdirmesini, 8 Aralık 2024 sonrasında ilerlediği alanlardan geri çekilmesini şart koşmaktadır.

Bu nedenle de bir yılı aşkın süredir devam eden müzakerelerde somut bir gelişme yaşanmadığı bilinmektedir. Aksine İsrail, ihlallerine devam ederek özellikle Kuneytra kırsalına yönelik gerçekleştirdiği saldırılarla pozisyonunu korumaktadır. İsrail ordusunun bu ihlaller kapsamında bazı köy ve kasabalarda kontrol noktaları kurduğu, keyfi gözaltılar gerçekleştirerek halk üzerinde baskı oluşturduğu ve bölgeyi güvensizleştirmeye yönelik bir strateji izlediği görülmektedir. İsrail bu taktikleri neticesinde bölge halkını göçe zorlayarak bölgeyi insansızlaştırmaya çalışmaktadır. İsrail sadece 23 Şubat 2026'ya kadar Suriye'ye toplamda 40 saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırılardan 9’unun hava saldırısı, 31’inin de kara saldırısı olduğu kaydedilmiştir. Bu kara saldırılarının Kuneytra’da tampon bölgeye yakın alanlarda gerçekleştiği ifade edilebilir.

Şam yönetimi ne istiyor?

Şam yönetiminin, İsrail’in söz konusu ihlallerine karşı diplomatik yollar ve ABD aracılığıyla karşı koymaya çalıştığını, askeri olarak İsrail’e bir cevap vermediğini 8 Aralık 2024’ten bu yana görmekteyiz. Bu hususta Şam’ın İsrail’e yönelik yaklaşımı beş ana eksende gerçekleşmektedir:

  1. Öncelik ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması, uluslararası toplumla uyum ve ülkenin yeniden inşa edilmesi.
  2. Devlet kurumlarının inşası; özellikle de güvenlik sektörü. (Ordu, polis, jandarma, istihbarat gibi kurumların inşa edilmesi.)
  3. ABD ile stratejik seviyede işbirliğine sahip olunması, bu sayede geçiş sürecinde dengelemenin sağlanması ve İsrail’in saldırganlığının sınırlandırılması.
  4. İsrail’e karşı başta Türkiye olmak üzere Körfez ülkelerinin de ABD nezdinde diplomasi gücünden faydalanma.
  5. Rusya’nın Esed rejimi döneminde olduğu gibi tampon bölgede askeri olarak varlık göstermesinin değerlendirilmesi.

Sonuç olarak, Süveyda’daki Dürzi ayrılıkçı unsurların varlığı; Suriye-İsrail hattındaki gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’den mart ayına kadar Suriye ile bir anlaşmaya varmasını istediği yönündeki iddialarla birlikte ele alındığında, ABD’nin söz konusu sürecin hızlandırıcı bir aktör olarak öne çıktığı görülmektedir. Bu noktadan hareketle Suriye ile İsrail arasında karşılıklı bir mutabakata varılmadan Süveyda’daki Dürzi ayrılıkçılara karşı askeri operasyonun kısa vadede beklenmediği söylenebilir.

Ancak YPG'nin muhtemel entegrasyonuyla birlikte Suriye’nin Kuneytra’dan sonra en az nüfusa sahip vilayeti konumundaki Süveyda’dan bir otonomi çıkması da gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bölgenin dış yardım haricinde hayatta kalabilmesi de mümkün değildir. Süveyda’da Fırat’ın doğusunda olduğu gibi herhangi bir doğal kaynak da bulunmamaktadır. Maalesef Süveyda’da İsrail destekli Hikmet el-Heceri marifetiyle İsrail lehine gerçekleştirilen gösterilerle birlikte Suriye toplumuyla derin bir güven problemini tetiklemekte ve tüketmektedir. İsrail’in de bu çabalara destek olduğu, Dürzilerle Suriye toplumunun ortak yaşam iradesine kast ettiğinin ve Kerame meydanındaki göstericilerin İsrail’in temmuz ayındaki müdahalesinden önce (İsrail Başbakanı Binyamin ) Netanyahu’ya "terörist" ifadesini kullanarak gösteri düzenlediği de unutulmamalıdır. ​​​​​​​

[Kutluhan Görücü, SETA Dış Politika Direktörlüğünde araştırmacı olarak çalışmaktadır. Ayrıca Suriye Gündemi internet sitesinde baş editörlük yapmaktadır. Çalışma alanları Suriye savaşı, devlet dışı silahlı aktörler, terörizm, Türkmenler ve DEAŞ’tır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2