Dolar
44.07
Euro
51.23
Altın
5,170.85
ETH/USDT
1,976.70
BTC/USDT
68,010.00
BIST 100
12,792.81
Analiz

Geçmişin gölgesinde Kürtler: Araç olmak mı, özne olmak mı?

Kürtler, güvence alınmamış Amerikan vaatlerine güvenmenin ne denli tehlikeli olduğunu bedelini ödeyerek öğrenmiştir. Nitekim ABD dış politikası, çıkarları ve öncelikleri değiştiği anda müttefiklerini arkada bırakmaktan hiç imtina etmemiştir.

Shaho Al-Qaradaghi  | 06.03.2026 - Güncelleme : 06.03.2026
Geçmişin gölgesinde Kürtler: Araç olmak mı, özne olmak mı?

İstanbul

Araştırmacı Shaho Al-Qaradaghi, ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları bağlamında Kürtlerin jeopolitik sınavını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Şubat 2026'nın sonlarında ivme kazanan ortak Amerikan-İsrail askeri operasyonlarıyla birlikte Orta Doğu, daha önce eşi görülmemiş jeopolitik bir gerginliğe sürüklenmiştir. Bu gergin tablonun tam merkezinde ise ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamaları, ittifakların ve çatışmaların seyrini belirleyen kritik bir unsur olarak öne çıkmaktadır. İran lideri Ali Hamaney'in ortak hava saldırılarında hayatını kaybettiğinin ilan edilmesinin ardından Trump, "küresel barış" söylemi altında yeni bir düzen tesis etmek ve Tahran'ın nükleer ile uzun menzilli füze kapasitesi kazanmasının önüne geçmek amacıyla bu saldırıların haftalarca "aralıksız" devam edeceğini söyledi. İran'ın askeri altyapısını hedef alan bu hava saldırıları sürerken, Kürt taraflarını çatışmanın odak noktasına dahil etmeyi hedefleyen yeni bir Amerikan stratejisinin ilk işaretleri de gün yüzüne çıkmaya başladı.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Axios, The Washington Post ve The New York Times'ın aktardığı haberlere göre Başkan Trump, Mart 2026'nın başında başta Mesud Barzani ve Bafel Talabani olmak üzere önde gelen Iraklı Kürt liderlerle ve Mustafa Hicri gibi İranlı Kürt liderlerle kapsamlı temaslar kurdu. Bu görüşmeler sıradan bir koordinasyonun çok ötesine geçerek somut adımları da içeriyordu: Kürt güçlerini İran içlerine yönelik bir kara harekatı başlatmaya yönlendirmek ve bu sayede rejimi içten çökertmek ve geniş tabanlı bir halk ayaklanmasının fitilini ateşlemek için lojistik destek ve kapsamlı hava güvencesi vaatlerini de kapsıyordu. Trump, Reuters'a verdiği demeçte "Bunu yapmak isterlerse harika bir fikir olur, ben de tamamen arkalarında dururum." diyerek hava operasyonlarının etkisini pekiştirecek kara bazlı bir Kürt "zaferi" görmek istediğini açıkça dile getirdi. Beyaz Saray bu açıklamaların etkisini törpülemeye çalışsa da sahadaki tablo, söz konusu çabaların stratejik ağırlığını ve tehlikeli boyutlarını gözler önüne sermeye devam ediyor.

Trump yönetiminin Kürtlere başvurması, ABD'yi ağır kayıplara mal olabilecek doğrudan bir kara savaşına sürüklenmekten kaçınmak için tasarlanmış bir "vekalet savaşı" stratejisinin ürünü. Özellikle operasyonların ilk günlerinde Amerikalı askerler de hayatını kaybettikten sonra bu daha da önem kazandı. Bu strateji, Peşmerge güçlerinin savaşa hazır yapısına ve terörle mücadelede yıllar içinde edindiği birikime, bir o kadar da Iraklı Kürtlerin İran sınırında konumlanan stratejik önemine dayanıyor. Washington'ın gözünde ise engebeli dağ coğrafyasına yerleşmiş İranlı Kürt gruplar, yoğun hava bombardımanının ardından Tahran'ı içeriden kemirerek zayıflatmak ve giderek eriyen askeri kapasitesini büsbütün tüketmek için bir biçilmiş kaftandır.

Tahran'ın yanıtı ise gecikmedi ve sert oldu. İran, "ayrılıkçı" saydığı her türlü girişimi "kararlılıkla ezeceğini" açıkladı. Bu tehdidi boş bir söylemde bırakmayarak Irak'ın Erbil ve Süleymaniye bölgelerindeki muhalif Kürt kamplarına füze saldırıları düzenledi ve sivilleri de vurdu. Bu tırmanma, giderek derinleşen zaaf sarmalında etnik dinamiklerin bir koz olarak kullanılması karşısında rejimin içten çözülme korkusunu gözler önüne serdi. Kürt tarafının tutumu ise çok daha temkinli ve çok katmanlı bir tablo çiziyor. Kürt liderler, Amerikan baskısının farkında olmakla birlikte tarihten derslerini çıkarmış durumda: 1991 ayaklanmasından 2019'daki ani Suriye çekilmesine kadar her kritik dönemeçte yaşanan acı terk edilmişlik deneyimleri hafızalarda hala taze. Bu nedenle Kürt liderler, Amerikan tutumunun her an köklü biçimde değişebileceği bir çatışmada ağır bedeller ödemek yerine "kenara çekilmeyi" daha akılcı bulmaktadır.

Şanaz İbrahim Ahmed'in sözleri

Bu bağlamda, Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid'in eşi ve KYB lideri Bafel Talabani'nin teyzesi olan Şanaz İbrahim Ahmed'in tavrı, söz konusu tekliflere karşı Kürt halkının ve resmi makamların ortak duruşunu son derece açık bir biçimde gözler önüne serdi. Mart 2026'nın ilk günlerinde X hesabı üzerinden kamuoyuyla paylaştığı açıklamada kararlı ve yürekten bir üslupla şunları dile getirdi:

"Bugün Irak Kürtleri, hayatlarında nihayet bir nebze istikrar ve insan onuruna kavuştu. Tam da bu yüzden Kürtlerin, dünyanın büyük güçleri tarafından birer piyon gibi kullanılmayı kabullenmesi son derece güç, hatta büsbütün imkansızdır. Yaşananlar ve boş vaatler ortadadır. Üstelik bu hep böyle olagelmiştir. Kürtler yalnızca güçlerine ya da kanlarına ihtiyaç duyulduğunda hatırlanır. İşte bu yüzden bu çatışmaya dahil olan herkese yürekten sesleniyorum: Kürtleri kendi hallerine bırakın. Biz paralı asker değiliz."

Bu sözler, kolektif Kürt belleğini ve başkalarının savaşlarında araç olmaya yönelik her türlü beklentiye karşı duyulan reddi cesurca dile getiren üst düzey bir kadın ve siyasi sestir. Bu tutum, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) liderliğinin ihtiyatlı resmi söylemiyle tam bir uyum içinde. Tarihin kanlı ihanet sayfalarının bir kez daha yazılmaması için tarafsızlığı tek geçerli stratejik yol olarak öne çıkaran anlayışı pekiştiriyor.

Tek gerçekçi seçenek

Kürt tarihinin sayfalarına kanla yazılmış acı dersler, Iraklı Kürtleri hayatta kalmanın tek gerçekçi seçeneği olarak stratejik tarafsızlığa sımsıkı sarılmaya mecbur kılmaktadır. Kürtler yüzyıllardır büyük güçlerin kendi hesaplarına göre oynadığı satranç tahtasında bir "piyon" olmaktan kurtulamamış; dahası bu güçler siyasi pazarlık masasına oturduklarında Kürtleri hiçbir tereddüt göstermeden feda etmişlerdir. Bugün, gerçek anlamda uluslararası güvencelerin bulunmadığı ve İran'ın kalıcı bir komşu olarak varlığını sürdürmeye devam edeceği gerçeği ortadayken, Amerikan vaatlerine kapıyı aralamak; onlarca yılda özenle inşa edilmiş ulusal kazanımları yerle bir edebilecek ve iç istikrarsızlığın tohumlarını ekebilecek varoluşsal bir tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Kürt halkının gerçek çıkarı, dış güçlerin riskli hesaplarından uzak durarak toplumsal birliği güçlendirmek ve ekonomik kalkınma yolunda kararlılıkla ilerlemeye devam etmektir.

Benzer bir tarihi sorumluluk, bugün aynı Amerikan cazibesinin eşiğinde duran İranlı Kürt liderlerin de omuzlarına ağır bir yük olarak çökmektedir. Bu cazibe, onları faturasını tek başlarına ödeyemeyecekleri bir çatışmanın derin girdabına çekebilir. Kürtler, elle tutulur güvencelerle pekiştirilmemiş Amerikan vaatlerine güvenmenin ne denli tehlikeli bir varoluşsal kumar olduğunu bedelini ödeyerek öğrenmiştir. Nitekim ABD dış politikası, çıkarları ve öncelikleri değiştiği anda müttefiklerini arkada bırakmaktan hiçbir zaman imtina etmemiştir.

[Shaho Al-Qaradaghi, araştırmacıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.