Türkiye

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Brexit ile artan belirsizlik Türkiye'nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilebilir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AB'nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi, birliğin geleceği açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile beraber artan belirsizlik ancak Türkiye'nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilebilecektir." dedi.

Mehmet Tosun,Özcan Yıldırım,Ahmet Sertan Usul,Sefa Şahin   | 12.01.2021
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Brexit ile artan belirsizlik Türkiye'nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilebilir Fotoğraf: Mustafa Kamacı/AA

Ankara

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle Çankaya Köşkü'nde bir araya geldi.

Buradaki konuşmasına kendisini dinleyen büyükelçileri selamlayarak başlayan Erdoğan, toplantının ülkeler ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

Erdoğan, tüm Avrupa halklarının yeni yılını kutlayarak, 2021'in sağlık, barış ve huzur getirmesini temenni etti.

Geride bırakılan 2020'de koronavirüs salgını başta olmak üzere birçok zorlukla mücadele edildiğini hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Son asrın en ciddi sağlık krizlerinden olan Kovid-19 virüsüne kimimiz bir arkadaşını, kimimiz bir yakınını kurban verdi. Salgın, daha şimdiden dünyanın hemen her ülkesinde izleri yıllarca silinmeyecek derin acılar bıraktı. Bugüne kadar salgında hayatını kaybeden yaklaşık 2 milyon kişinin her biri istatistikten öte bir candır. Yaşadığımız süreç, bize din, dil, ırk, bölge farkı gözetmeden tüm insanlığın aynı gemide olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Salgınla mücadelede, küresel dayanışma ve iş birliği sayesinde başarılı olabileceğimizi hep birlikte gördük. Türkiye olarak, bu anlayışla kendi vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmaya çalışırken, yardım faaliyetlerimize de hız verdik. Hiçbir ayrım yapmadan, aralarında Avrupalı dostlarımızın da olduğu 156 ülkeye ve 11 uluslararası kuruluşa tıbbı malzeme desteği sağladık."

Acil tahliye uçuşlarıyla 100 bini aşkın vatandaşı Türkiye'ye getirdiklerini belirten Erdoğan, 67 ülkeden 5 bin 500'den fazla yabancının tahliyesini de yaptıklarını söyledi.

Erdoğan, Türkiye'den ana vatanlarına dönmek isteyen 90 ülkeden 38 bin yabancıyı ülkelerine gönderdiklerini ifade ederek, "Tüm bunları muhataplarımızdan maddi bir karşılık beklediğimiz için değil, insanlık ailesine karşı kendimizi mesul hissettiğimiz için yaptık. Paylaşmanın bereketine, dayanışmanın gücüne inanan bir millet olarak yardım faaliyetlerimizi bundan sonra da devam ettireceğiz." dedi.

"2020'de Türkiye-AB ilişkileri kolay geçmedi"

Salgının son haftalarda dünya genelinde yeniden ivme kazandığına dikkati çeken Erdoğan, aşı çalışmalarında elde edilen başarıların umudu artırdığını vurguladı.

Erdoğan, Türkiye'nin farklı kaynaklardan temin ettiği aşıları, vatandaşlarına gönüllülük esasına dayalı olarak uygulamaya başlayacağını belirterek, "İnsan deneyi aşamasında olan yerli aşılarımızı gerekli onayların ardından inşallah milletimizle birlikte tüm insanlığın hizmetine sunacağız." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2021'in bu musibetten kurtulmaya vesile teşkil etmesini ve küresel ekonomik toparlanmanın başladığı bir sene olmasını temenni ederek, şunları kaydetti:

"2020 senesi Türkiye-AB ilişkileri bakımından maalesef kolay geçmedi. Geride bıraktığımız dönemde çoğu da suni olarak üretilen pek çok tatsız sorunla uğraşmak zorunda kaldık. Bazı üye ülkeler, Türkiye ile ikili problemlerini AB koridorlarında çözme çabasına girdi. Birlik dayanışması bahanesinin ardına sığınılarak Türkiye-AB gündemi suistimal edildi. Bu yaklaşım bir yandan köklü münasebetlerimizi esir alırken, diğer yandan birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatıyor. 'Stratejik körlük' olarak nitelendirdiğimiz bu tavrın en somut göstergesi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesidir. Her iki konuda da Türkiye ciddi haksızlıklara maruz kalmıştır. Oysa Türkiye, Akdeniz'in en uzun kıyı şeridine sahip ülkesidir."

"Türkiye, Akdeniz'de barıştan yana"

Türkiye'nin şimdiye kadar hayata geçirdiği enerji projeleri ile Avrupa'nın enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, "Biz, Doğu Akdeniz'de hakkımız olmayan bir şeyi talep etmiyoruz. Bölgede var olan hidrokarbon kaynakları konusunda ülkemizin ve milletimizin meşru menfaatlerini korumaya çalışıyoruz. Hiçbir geçerliliği olmayan maksimalist haritalar üzerinden ülkemizin sahillerine hapsedilme girişimlerine itiraz ediyoruz." dedi.

Erdoğan, geçen aylarda yaşanan kimi hadiselerde Türkiye'nin, haklarını koruma kararlılığını gösterdiğini hatırlatarak, şunları ifade etti:

"Türkiye'nin ve KKTC'nin içinde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmayacağı herhalde artık anlaşılmıştır. Altını çizerek ifade etmek isterim ki Türkiye, Akdeniz'de gerilimden değil, barıştan, iş birliğinden, hakkaniyetten ve adaletten yanadır. Akdeniz, bizleri ayıran değil, hepimizi birbirimize yakınlaştıran, birleştiren, iş birliğimizi güçlendiren bir denizdir, öyle olmalıdır. Akdeniz, Cezayir'den Mısır'a, Libya'dan Tunus'a, Filistin'den İsrail'e, Türkiye'den Yunanistan'a, İtalya'dan İspanya'ya kadar tüm ülkeleri ve halklarıyla büyük ailemizin çatısı, ortak yuvasıdır. Doğu Akdeniz'i bir rekabet alanı olmaktan çıkartıp uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği havzası haline getirmeliyiz. Gündeme getirdiğimiz Doğu Akdeniz Konferansı'nın da bu amaca hizmet edeceğini düşünüyoruz."

Erdoğan, Kıbrıs Türkleri dahil tüm tarafları bir araya getirecek bir enerji iş birliği forumu kurulmasının faydalı olacağı kanaatinde olduklarını dile getirdi.

"Alternatifleri tartışmamız gerekiyor"

Erdoğan, Yunanistan'ın Navtex ilanı gibi amacı belli bir uluslararası imkanı, sahaların sadece yüzde 10'unu kullanarak yeni bir gerginlik sebebi haline dönüştürecek kadar ileri gittiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:

"Son yıllarda, hava sahası ihlallerini ve gayri askeri statüdeki adalarda özellikle hukuka aykırı faaliyetlerini artıran Yunanistan'ı gerginliği tırmandırıcı faaliyetlerinden vazgeçmeye davet ediyoruz. Komşumuz Yunanistan ile 25 Ocak'ta başlayacak istikşafi görüşmelerin inşallah yeni bir dönemin habercisi olacağına inanıyorum. AB'nin hem bu konularda hem de Kıbrıs meselesinde samimi bir özeleştiri yapması gerekiyor. AB, Kıbrıs'ta 2004 yılında çözüme 'hayır' diyen Rum tarafını tam üyelikle ödüllendirirken, referanduma 'evet' diyen Kıbrıs Türküne verdiği taahhütleri unutmuştur. Bunları da yerine getirmesini bekliyoruz. Son dönemde, AB'nin Kıbrıs Türk tarafıyla üst düzey hiçbir teması olmamıştır. Hal böyleyken AB, Kıbrıs meselesinin çözümünde nasıl kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir?"

Kıbrıs'ta iki devletli model dışındaki alternatiflerin çözüm olmayacağını, yarım asırlık müzakere tarihinden alınan derslerin açıkça gösterdiğine işaret eden Erdoğan, "Kıbrıs'ta başarısız olmuş modelleri tekrar tekrar konuşmak yerine, yeni ve gerçekçi alternatifleri tartışmamız gerekiyor." dedi.

Erdoğan, Fransa ile ilişkileri vizyoner bir yaklaşımla yeniden ele alarak gerilim hattından kurtarmak istediklerini, son dönemde bu çerçevede iki tarafça atılan adımları memnuniyetle takip ettiklerini söyledi.

Portekiz'in AB dönem başkanlığında tüm başlıklarda müspet gelişmeler sağlanmasını ümit ettiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı medeniyet havzasından besleniyoruz. Türk tarihini nasıl Avrupa'sız okumak mümkün değilse, Avrupa tarihini de Türkiye'siz anlamak mümkün değildir. Millet olarak geleceğimizi Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz. Bu anlayışla 60 yıldır Birliğe tam üyelik mücadelesi veriyoruz. Bu süreçte karşılaştığımız onca çifte standarda ve haksızlığa rağmen nihai hedefimiz olan tam üyelikten hiçbir zaman vazgeçmedik.

Göreve geldiğimiz 2002'de 'Kopenhag Kriterleri'ne gerekirse Ankara Kriterleri der, yolumuza devam ederiz' demiştim. Nitekim son 18 senede bu sözümüze sadık olarak vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletme noktasında tarihi nitelikte adımlar attık. Mevcut anayasamızın üçte ikisini değiştirerek darbe dönemlerinin izlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdık. Darbe, cunta ve siyasete anti demokratik müdahalelerle maruf bir ülkeyi ileri demokrasi rayına oturttuk. Sivil siyasetin önündeki engelleri kaldırıp ülkemizde sessiz bir devrime imza attık. Avrupa Birliği üyesi ülkeler bunu 'Türkiye'nin sessiz devirimi' olarak nitelemişlerdir."

"Kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır sergiledi"

Erdoğan, 18 yıl boyunca sokak olaylarından teröre, vesayetten 15 Temmuz kanlı darbe girişimine kadar demokrasiye yönelik saldırıları püskürtmelerinde söz konusu sessiz devrimin çok büyük payının olduğunu dile getirdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün elini vicdanına koyan herkesin, 18 sene öncesine göre Türkiye'nin demokrasiden hukuka kadar her alanda hayal dahi edilemeyecek derecede ileri bir konumda olduğunu görebildiğini söyledi. 

Yine süreci yakinen takip edenlerin, Türkiye'nin bu süreçte Avrupalı dostları tarafından yalnız bırakıldığını da kabul ettiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: 

"Özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve terörle mücadelede Türkiye Avrupa'dan beklediği destek ve dayanışmayı görememiştir. Daha vahimi, 15 Temmuz gecesi kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır sergilemişlerdir. Darbe gecesi 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ'cü teröristler, birçok Avrupa ülkesinde hiçbir tahkikata uğramadan hayatlarını devam ettiriyor.

Aynı şekilde bölücü terör örgütü mensupları Avrupa'nın göbeğinde şahsımı, milletimizi ve ülkemizi en aşağılık şekilde hedef alan sözde protesto eylemleri düzenleyebiliyor. Strazburg'da, Brüksel'de çadırlar kurmak suretiyle hatta hatta oralarda konferans verebilecek seviyede bunlara kapılar açılabiliyor. Hukuk, demokrasi, özgürlük ve müttefiklikle asla bağdaşmayan bu tablonun milletimizde oluşturduğu infialin Avrupalı dostlarımız tarafından yeterince kavranamadığı anlaşılıyor."

"Türk insanın Avrupa Birliğine inancının zayıflamasının temel nedeni"

Büyükelçilere, "Nasıl oluyor da bu tür teröristlere Avrupa Konseyi'nde, Avrupa Birliği'nde kapılar açılıp bunlar oralarda rahat rahat cirit atabiliyor?" sorusunu yönelten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Türk insanın Avrupa Birliğine ve Avrupa değerlerine olan inancının zayıflamasının temel nedeni işte bu tablodur. Son yıllarda yükselen İslam düşmanlığı ve kültürel ırkçılık ise bu olumsuz algıyı daha da körüklüyor. İslam karşıtlığı Avrupa'da yaşayan 6 milyona yakın insanımızın güvenliğini tehdit etmenin yanı sıra Avrupa değerleri açısında da büyük bir kara deliğe dönüşüyor. Buradan açık açık siz değerli dostlarıma soruyorum; Türkiye'de herhangi bir kiliseye karşı böyle bir bomba atma, herhangi bir eylem girişimi söz konusu olmuş mudur? Olamaz. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. Tam aksine kilise, manastır, sinagog bunların kendi cebimizden restorasyonlarını yapmak suretiyle ibadete açıyoruz. Bütün bunlar açık, net ortadayken acaba şu anda Fransa'da, Almanya'da, Avrupa'nın birçok yerinde Müslümanların ibadet yerlerine yapılan bombalama ve saldırıları neyle izah edeceğiz? Oralardaki din adamlarımıza karşı saldırıları neyle izah edeceğiz?" 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin kültürel ırkçılıkla mücadelede de Birliğin elini güçlendireceğini belirterek, "Ülkemizin 60 yılı bulan üyelik süreci nasıl bizim için stratejik bir tercihse Avrupa Birliği'nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi de Birliğin geleceği açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile artan belirsizlik ancak Türkiye'nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilecektir. Biz ülke olarak uzun vadeli bir bakış açısıyla olumlu gündem oluşturmak ve ilişkilerimizi yeniden rayına oturtmak için hazırız. Avrupalı dostlarımızın da aynı iradeyi sergilemesini bekliyoruz." diye konuştu. 

Erdoğan, Türkiye ile AB arasındaki 18 Mart Mutabakatı'nın güncellenmesinin, göç konusunda değişen gerçekleri göz önüne alacak, ilişkilere güven ve ivme kazandıracak şekilde yapılması gerektiğini vurguladı. 

AB konsey ve komisyon başkanları ile geçen yıl mart ayında Brüksel'de yapılan görüşmede mutabakatın güncellenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını hatırlatan Erdoğan, "Türkiye olarak bu anlaşma doğrultusunda üzerimize düşeni yaptık, güncellenmiş önerimizi ilettik ama henüz Avrupa makamlarından tekliflerimize cevap alamadım." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenli Türkiye-AB zirvelerini ve üst düzey diyalog toplantılarını yeniden başlatmakta fayda gördüklerini belirterek "Bunların ahde vefa ilkesinin gerektirdiği adımlar olduğuna inanıyoruz. Kısa bir süre önce gerek Charles Michel gerekse Ursula von der Leyen ile yaptığım görüşmelerde bu adımları atma ve bu ay sonu kendileriyle beraber ülkemizde bir araya gelme teklifini yaptım. Onlardan da kabul gördü." diye konuştu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e Suriye'nin kuzeyinde yapılan briket evleri ziyaret etme teklifinde bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sayın Ursula von der Leyen'e dedim ki, 'sadece gelmek değil hatta şu anda Suriye'nin kuzeyinde yapmakta olduğumuz briket evleri sizinle beraber gezmek isterim. Göçten sorumlusunuz, göç konusuyla ilgileniyorsunuz, buraları beraber bir görelim ve bu konuda nasıl bir hassasiyet içerisinde olduğumuzu görün.' Çünkü biz kendilerinden söz aldık ve bu briket evler konusunda, ciddi bir sayıyı onların da yapmak istediklerinin sözünü bana verdiler ama bize bu konuda en ufak bir destek gelmedi.

Şimdi ise 50 bin briket konut yapma planımızın şu anda hemen hemen yarısından fazlasını gerçekleştirmiş durumdayız. Bir taraftan şu anda altyapısını yapıyoruz ama sizinle oraya gidene kadar büyük oranda bunları da bitirmiş oluruz. Türkiye'nin bu konuda neler yaptığını ve İdlib'deki, o gerçekten muhacir insanların, ölümle her an karşı karşıya olan insanların, buraları nasıl heyecanla beklediklerini orada göreceksiniz."

Erdoğan, Türkiye'nin yük olan değil yük alan bir ülke olduğunu belirterek özellikle Avrupa'nın sığınmacı akınına uğramasının önüne geçmede gösterdikleri fedakarlığın asla unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye'nin son 6 yıldır dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bunu Ursula von der Leyen ifade etti. Yani '6 milyar avroluk bunun için bir para ayrıldığını ve bundan da 3 milyar 200 milyon avronun Türkiye'ye gönderildiğini veya gönderileceğini', buna benzer ifadeler kullandılar. Proje bazlı çalıştık, çalışıyoruz. Her şey ortada. Bunları görmek mümkün. Böyle bir şey yapılmış olsa da bizim şu anda göçmenlere yaptığımız harcamanın bu rakamlarla zaten halledilmesi mümkün değil. Bunlar öyle ufak tefek rakamlar değil. Yapılan harcama çok çok büyük ve şu anda ülkemizin sadece bir bölgesinde değil, birçok bölgede bu tür göçmen kamplarımız var."

"Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım ulaştırıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin kamplarının, dünyanın değişik yerlerindeki gibi ilkel çadırlardan oluşmadığını vurgulayarak "Hepsinde adeta insani bir yaşam tarzını göçmenlere hazırladık ve bundan iftihar duyuyoruz. İstiyorum ki, bu da özellikle Avrupa Birliği'nin dünyaya örnek bir sergilemesi olsun. Bu işleri Sayın (Antonio) Guterres de çok iyi bilir. Onunla beraber de ülkemizdeki göçmen kamplarını bu görevde iken gezmiş dolaşmıştık. Şimdi de aynısını yine beraber yapalım diyorum ve kendileri de olumlu yaklaştılar. Temenni ederim ki Türkiye ziyaretinde bunu beraber gerçekleştiririz." diye konuştu.

Sadece Suriye kökenli 4 milyona yakın insanın Türkiye'de misafir edildiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım ulaştırıyoruz. Avrupa Birliği bir ülkeye 100 bin sığınmacı için 3 milyar avro destek verirken Türkiye'deki 4 milyon sığınmacı için 3 artı 3 milyar avroluk taahhüdünü bile tam olarak yerine getirmemiştir. Buna rağmen Türkiye göçün ortak yönetimi konusunda aynı iradeyi tekrar sergilemeye hazırdır. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması ve üyelik müzakerelerimizde mesafe katedilmesi de 18 Mart Mutabakatı'nın parçasıdır. Vize serbestisi, aslında 2020'nin değil 2014'ün sonuna kadar çözülmesi gereken bir sözdü ama yapılmadı. Şimdi 2020 bitti, 2021'deyiz."

"Bu mücadeleyi beraber sürdürmemiz gerekmez mi?"

Erdoğan, güvenlik ve terörle mücadele alanında iş birliğinin ilerletilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

"DEAŞ ile mücadele deniyor. Soruyorum, Türkiye'den başka DEAŞ ile mücadelede onurlu, şahsiyetli bir mücadele veren ülke var mı Avrupa Birliği ülkeleri içinde? Bu mücadeleyi de en onurlu şekilde veren Türkiye, biziz. Hiç gözlerinin yaşına bakmayız. Nerede bulursak orada gereğini yaparız. PKK/YPG ile aynı şekilde mücadelemiz sürerken, maalesef batılı dostlarımız PKK/YPG bunlarla ilgili, onları kendi ülkelerinde barındırıyor, onlara gerekli destekleri veriyor. Kusura bakmayın açık ve net konuşuyorum. Dost acı söyler ama gerçeği söyler. Ben gerçeği söylemek mecburiyetindeyim. Çünkü şu anda müzakereci bir ülke olarak Türkiye bunları sizinle paylaşmazsa, bilesiniz ki yarın aynı bela sizin de başınıza gelecektir.

Avrupa'nın ve NATO'nun güneydoğu sınırlarının, dolayısıyla da güvenliğinin Türkiye'nin doğu ve güneydoğusundan başladığını hatırlatmak isterim. Hepinizle NATO'da beraberiz. NATO'da birlikte olduğumuza göre bu mücadeleyi de beraber sürdürmemiz gerekmez mi? Bunu da beraber sürdürmemiz gerekir. Terörle mücadelede biz hiçbir NATO ülkesini yalnız bırakmadığımıza göre, acaba neden NATO'nun diğer ülkeleri bizi terörle mücadelede yalnız bırakıyor?"

Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin bulunduğuna değinen Erdoğan, bölgedeki koalisyon ülkeleri olarak Almanya, Fransa, İngiltere ve hatta Amerika'nın bu mücadelede Türkiye'nin yanında yer almadığını belirtti.

Erdoğan, binlerce tır silah, mühimmat ve araç gerecin terör örgütlerine gönderildiğini ve terör örgütlerinin bunlarla Türkiye'ye savaş açtığını vurgulayarak, "Biz bir NATO ülkesi olarak bunlarla bu şekilde savaştık, savaşıyoruz ve savaşacağız. Geri durmak yok." diye konuştu.

Libya ve Dağlık Karabağ gibi bazı kesimlerce sorunlu addedilen alanlardan hiçbirinin Avrupa Birliği ve üye ülkelerle olan ilişkilerin özüne müteallik olmadığının altını çizen Erdoğan, Libya'nın doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter'e karşı yapılan Berlin Konferansı'nda alınan kararlara uyulmadığına dikkati çekti.

Erdoğan, Hafter'in bölgede kendi kendini koruma durumunda olduğunu hatırlatarak, "Biz eğer o darbeci Hafter'e karşı mücadelemizi vermemiş olsaydık çok açık net söylüyorum, uluslararası camianın kabul ettiği şu andaki Milli Mutabakat Hükümeti yok olurdu. Bizim oradaki varoluşumuz oradaki Milli Mutabakat Hükümeti'nin ömrünü uzatmıştır." ifadelerini kullandı.

"Türkiye aldığı inisiyatifle Avrupa'nın güvenliğine katkıda bulundu"

Türkiye'nin bu bölgelerde aldığı inisiyatiflerle Avrupa'nın güvenliğine katkıda bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şu bilgileri verdi:

"Bugüne kadar 9 bine yakın yabancı terörist savaşçı yakaladık ve hepsini de geri gönderdik. Çatışma bölgeleri ile bağlantılı olduğunu tespit ettiğimiz yaklaşık 100 bin kişiye ülkemize giriş yasağı koyduk. Türkiye'nin sınır dışı ettiği DEAŞ mensuplarıyla ilgili gereken tedbirleri almadıkları için eyleme maruz kalan ülkelerin içine düştükleri acı durumu sizler de gördünüz. Suriye'de bir dönem terörün kol gezdiği bölgeleri güvenli hale getirerek 420 bini aşkın mazlumun memleketlerine geri dönmesini sağladık. İdlib'deki mevcudiyetimizle yeni bir insani trajedinin ve büyük bir göç dalgasının önüne geçtik. Libya Milli Mutabakat Hükümetine sağladığımız eğitim ve danışmanlık desteği, ülkenin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesini engelledi. Ortaya koyduğumuz inisiyatif Libya'da Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açtı."

"MİNSK Üçlüsü'nün 30 yılda başaramadığı"

Erdoğan, Türkiye'nin Dağlık Karabağ'da 30 yıllık bir gecikmeyle de olsa adaletin tecelli etmesini ve bölgenin hasret çektiği istikrara kavuşmasını sağladığını anımsatarak, 30 yılda MİNSK Üçlüsü'nün başaramadığının Türkiye'nin verdiği destekle 44 günde gerçekleştirildiğini ifade etti.

Tüm bu konuların objektif ve stratejik bir bakış açısıyla ele alınması durumunda Avrupa Birliği ile Türkiye'nin çıkarlarının örtüştüğünün görüleceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"2021 senesini Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri bakımından başarıya tahvil etmek bizim elimizdedir. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli bir bakış açısıyla hareket ettiğimizde bunu başarabileceğimize inanıyorum. Sayın Michel ve Sayın von der Leyen'ı ay sonunda Türkiye'de misafir edeceğiz. Kendileriyle bu konuları etraflıca ele alacağız. Dışişleri Bakanı'm da bu ziyaret öncesinde 21 Ocak'ta Brüksel'de temaslarda bulunacak."

Erdoğan, hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları içinde olduklarını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu'nu da toplayarak, kapsamlı bir değerlendirme yapacağız. Temennim odur ki 6 ay gibi bir aralıkla sizlerle de bir araya gelmeyi, ama Dışişleri Bakanı'm ama ben şahsım, önemli görüyorum. Bu toplantıları yapmak suretiyle istiyorum ki bu buluşmalarla çok daha bu münasebetleri güçlendirelim, Bu adımları atalım ve bu adımları atarak, sizler de adeta ülkelerinizi enforme edin. Tüm kurumlarımızın katkılarıyla 2021-2023 arası Avrupa Birliği Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte sizden gerek Brüksel'e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek vermenizi bekliyoruz. Bu vesileyle bir önceki Dönem Başkanı Almanya'ya ilişkilerimizin geliştirilmesi yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Portekiz'e ve müteakip dönem başkanı Slovenya'ya şimdiden başarılar diliyorum."

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın