Euro
9.70
Dolar
8.09
BIST 100
1,409.19
Altın
1,736.67
Politika

TBMM Başkanı Şentop: Hocalı Katliamı'nı meşrulaştırmaya çalışan katiller hesap verene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Hocalı Katliamı'na ilişkin, "Bu vahşeti meşrulaştırmaya çalışan eli kanlı katiller, hukuk ve tarih önünde hesap verene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz." dedi.

Alper Atalay, Aynur Ekiz, Ertuğrul Subaşı   | 25.02.2021
TBMM Başkanı Şentop: Hocalı Katliamı'nı meşrulaştırmaya çalışan katiller hesap verene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz Fotoğraf: Orhan Karslı/AA

TBMM

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, "Hocalı Katliamı'nın 29. Yıl Dönümü Fotoğraf ve Resim Sergisi" açılış törenine katıldı.

                    

Rus Gazeteci Romanov'un Hocalı Katliamı'nı anlattığı "Ben Savaşı Çekiyorum" adlı kitabından bir bölümü okuyarak sözlerine başlayan Şentop, 29 yıl önce, 26 Şubat 1992’de, insanlık tarihinin gördüğü en acımasız katliamlardan birisinin Hocalı’da gerçekleştiğini söyledi.

Yürekleri dağlayan bu acı hadisede hayatını kaybedenleri bu yıl da yad etmek için bir araya geldiklerini belirten Şentop, "Bizler onların şerefli bir sonla Rablerine kavuşarak şehitler arasına karıştıklarına inanıyoruz. Vicdanı olan herkesi, insanlığından utandıran bu vahşeti; fotoğraflarla, resimlerle, kelimelerle ve sair her türlü yol ve yöntemi kullanarak, görmek istemeyen gözlere, duymak istemeyen kulaklara ve hissetmeyen cani vicdanlara haykırmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

"Katliam sorumluları er veya geç adaletin karşısında hesap vereceklerdir"

Azerbaycan halkının maruz kaldığı bu elim hadiseleri her zaman hafızalarında tuttukları gibi, hiç kimsenin unutmasına da müsaade etmeyeceklerini vurgulayan Şentop, şunları kaydetti:

"Bu vahşeti meşrulaştırmaya çalışan eli kanlı katiller, hukuk ve tarih önünde hesap verene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. 11 bin 356 kişinin yaşadığı Hocalı’daki katliamı gerçekleştiren, Ermenistan'ın ve 366. Motorize Piyade Alayı'nın komutanı olan Sarkisyan, verdiği bir röportajda o günlerden şu şekilde bahseder: 'Azerbaycanlılar, Ermenilerin sivil halka karşı katliam yapmayacağını düşünmekteydiler. Biz bunu Azerbaycanlılara şaka yapmadığımızı göstermek amacıyla ibret olsun diye yaptık' diyor. 'Şaka yapmadığımızı göstermek için yaptık' diyecek kadar vicdanları kararmış, insanlıklarını kaybetmiş bu katliam sorumluları er veya geç adaletin karşısında hesap vereceklerdir. Bu elim katliam sonrası cesetler üzerinde yapılan incelemelerde insanların birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu; kulak, kafa, burun gibi çeşitli uzuvların vücutlarından kesilerek ayırıldığı görülmüştür."

Bu insanlık dışı katliamın tanığı olan bazı yabancı gazetecilerin anlattıklarının da tüyler ürpertici olduğunu ifade eden Şentop, 26 Şubat 1992 günü yaşanan vahşetten sonra Hocalı bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'in gördüğü katliama ilişkin anlattıklarını anımsattı.

Bu katliamı, soykırımı dünyaya duyurmak, Azerbaycan’ın haklı davasında yanında olmak gerektiğine işaret eden Şentop, Hocalı Katliamı'nın 20. yüzyılın sonunda dünyada gerçekleşen en korkunç olayların başında geldiğini söyledi.

Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ancak Hocalı Katliamı'ndan sorumlu Ermeniler ve liderleri, tüm itiraflara rağmen dünya kamuoyu karşısında hala bu soykırımı savunabilmektedirler. Sözde insan hakları savunuculuğu yapan devletler, ölen canlar Müslümansa ve hele bir de Türk ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşmesine rağmen uluslararası camia tarafından görmezden gelinen ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu vahşetin acısını Türkiye olarak her zaman yüreğimizde hissediyoruz ve bu katliamın uluslararası arenada da gündemde tutulması için çalışıyoruz. Azerbaycan ve Türkiye’nin gayretleri ve girişimleriyle Meksika, Pakistan, Kolombiya, Çekya, Bosna Hersek, Peru, Honduras, Sudan, Slovenya, Ürdün, Guatemala, Cibuti, Paraguay, Panama, Romanya ve Sırbistan başta olmak üzere bir kısım ülkeler Hocalı’da yapılan katliamı 'soykırım' olarak tanımışlardır.

Yine birçok ülkede Hocalı katliamında ölenlerin anısına anıtlar inşa edilmiştir. Nitekim 29 yıldır hesabı sorulmayan bu zelilane cürümlerin diyeti, kahraman Azerbaycan Ordusunun geçen yıl 44 günde elde ettiği zaferle kısmen ödetilmiş ve bu sayede insanlığın maşeri vicdanında açılan derin yaralara bir nebze de olsa merhem sürülmüştür. En önemlisi, kendi halkının geçmişte karşı karşıya kaldığı kalleş saldırılara ve tüm hukuk ve insanlık dışı muamelelere rağmen Azerbaycan, bu 44 günde masum insanları koruyarak yürüttüğü operasyonlarla savaşın da barışın da mertçe ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde yürütülebileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Azerbaycan ordusunun bu büyük zaferi bir daha göstermiştir ki bizler, söz konusu vatan olunca milletin son ferdi ölene kadar mücadeleyi bırakmıyoruz."

Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da haklı davasında sadece kardeşlik duygularıyla değil insani bir vazife olarak da Azerbaycanlı kardeşlerinin yanında olmaya devam edeceğini belirten Şentop, TBMM himayesinde Azerbaycan Büyükelçiliğinin gerçekleştirdiği sergide, sanatın diliyle acılarını ve Hocalı Katliamı'nın vahametini gözler önüne sermeye çalıştıklarını söyledi. Eserleriyle katkıda bulunan değerli sanatçılara teşekkür eden Şentop, "Bizlerin, milletimizin vicdanının sesi, tercümanı oldular." dedi.

Şentop, "Bizler, tarih boyunca yaşadıkları acılardan beslenen bu acıları sürekli dillendiren bir millet olmamışızdır. Ancak günümüz dünyasında milletimize yönelik menfi propagandalar öylesine artmıştır ki haklı iken haksız duruma düşmek, mazlumken zalim gösterilmek bizleri çok daha fazla yaralamaktadır. Bu sebeple Hocalı Katliamı'nı ve sorumlularını gündemde tutmaya devam edeceğiz. Bu en başta acımasızca katledilen şehitlerimize olan borcumuzdur. Eserleriyle bu acı dolu günleri hatırımızda canlandıran, kardeşlerimizin yaşadığı ızdırabı bir nebze anlamamızı sağlayan sanatçılarımıza ve eserlerin bugün burada sergilenmesine vesile olan Azerbaycan Büyükelçimize teşekkür ediyorum. Bu vesileyle şehitlerimize bir kez daha Cenabıhak'tan rahmet diliyorum. Allah bir daha hiçbir millete, hiçbir topluluğa böylesi acılar yaşatmasın." şeklinde konuştu.

"Azerbaycan ve Türk bayrakları işgalden kurtarılan topraklarımızda yan yanadır"

Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Hazar İbrahim de Hocalı Katliamı'nda yaşamını yitirenler ile Gara'da şehit edilen 13 Türk vatandaşına Allah'dan rahmet diledi.

Her yıl Meclis'te Hocalı Katliamı'nı andıklarını beliren İbrahim, "Bunun için sizlere çok teşekkür ederiz. Bu yıl çok farklı bir yıldır. Bugün biz, Hocalı anmasını Azerbaycan'ın zaferinden sonra burada anıyoruz. Bu aynı zamanda Türkiye'mizin de zaferi. Bu, hakkın ve adaletin zaferi. Çünkü, Türkiye'miz her zaman her zaman haklının, adilin ve mazlumun yanında olmuştur. O açıdan da bugün Azerbaycan ve Türk bayrakları işgalden kurtarılan topraklarımızda yan yanadır. Bu da Azerbaycan ve Türkiye'nin tek millet iki devlet olarak dünyaya verdiği bir mesajdır." değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmaların ardından Şentop ve beraberindekiler sergiyi gezdi.

"Değerlendirmeyi Karma Komisyon yapacak"

Şentop, "Hocalı Katliamının 29. Yıl Dönümü Fotoğraf ve Resim Sergisi" açılış töreninin ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Şentop, Meclis Başkanlığı'nın görevinin fezlekeleri teklif olarak inceledikten sonra Karma Komisyon'a göndermek olduğunun altını çizerek, bundan sonraki aşamada yapılacaklara Karma Komisyon'un karar vereceğini bildirdi.

Fezlekelerin tamamının mı ele alınacağına ilişkin soruya Şentop, "Bir şey diyemiyorum. Geçmiş dönemlere baktığımızda her ihtimal var. Bunların dönem sonuna bırakıldığı zamanlar olmuş, 2016'da toptan hepsinin kaldırıldığı bir dönem oldu. Zaman zaman bazı dosyaların kaldırıldığı oldu. Yakın zamanda yine HDP'li milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması söz konusu olmuştu. Bu konuda İç Tüzük, bu ihtimallerin hepsine imkan veriyor. Bunu dosyaların durumuna göre, içeriklerine göre değerlendirmek lazım. Bu değerlendirmeyi Karma Komisyon yapacaktır." yanıtını verdi.

Karma Komisyon'un bu konuda dosyanın içeriklerine bakarak karar vereceğini açıklayan Şentop, Genel Kurul'a da Karma Komisyon'dan sonra geldiğini, kendisinin bu aşamada, bu konuda bir şey söylemesinin doğru olmayacağını söyledi.

"Meclis açısından üzücü"

Anayasa Komisyonu Başkanı'nın aynı zamanda Karma Komisyon'un da başkanı olduğuna işaret eden Şentop, Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevine başladığı tarihten itibaren dosyalarla ilgili gerek sayısal gerek içerikleriyle ilgili bilgi sahibi olduğunu söyledi.

26. Dönemden önce milletvekilleriyle ilgili dosyaların sayılarının azlığına dikkati çeken Şentop, "26. Dönemden itibaren ve bu dönem özellikle daha çok terörle ilişkili suçlar bağlamında olduğunu ve sayıca çok fazla dosya olduğunu, ki daha 27. dönemin ortasındayız, bu bakımdan hem sayısal, nicelik olarak hem de içerik olarak nitelik bağlamında bir farklılaşma olduğunu üzülerek ifade etmek isterim." diye konuştu.

Milletvekilliği seçilmeye engel durumların gerek Anayasa'da gerek Milletvekili Seçimi Kanunu'nda belirlendiğinin altını çizen Şentop, burada suçlarla ilgili olarak bunların kesin hükümle sonuçlanmasının öngörüldüğüne dikkati çekti.

Ortada bir kesin hüküm yoksa milletvekili seçilmeye engel bir durumun olmadığını ifade eden Şentop, "Fakat eskiden demek ki, yargılama aşamasında, birtakım suçlarla itham edilmiş olunan kişilerin genellikle aday gösterilmediğini, milletvekili seçilmediğini, bu konuda siyasi partilerin bir dikkatinin olduğunu, bu dosyalarla ilgili kanaatime göre söylüyorum." ifadelerini kullandı.

Bu durumun değiştiğini kaydeden Şentop, "Yargılamalar devam ederken, milletvekili seçildikten sonra yargılamaların durmasına karar veriliyor. Dosyalar, buraya fezleke olarak geliyor. Bu kadar dosya sayısının ve dosyaların içeriğinin Meclis açısından üzücü olduğunu söylemek isterim." dedi.

Şentop, başka bir soru üzerine, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Enis Berberoğlu'nun dosyalarının Meclis'e gelmediğini bildirdi.

Gergerlioğlu'nun dosyası geldiğinde nasıl bir işlem yapılacağının sorulması üzerine Şentop, "Önce bir gelsin, görelim." dedi.

"Bunun muhafaza edilmesi için Türkiye elinden gelen gayreti gösteriyor, gösterecek"

Yunanistan'ın Halkidiki kentinde tespit edilen Osmanlı döneminden kalma 201 mezara ilişkin Şentop, şöyle konuştu.

"19. yüzyılın başlarından itibaren Yunanistan'da Türk ve Müslüman nüfus var. Bugün sadece Batı Trakya'daki bu nüfus ve Batı Trakya'nın batı kısmında ise mübadeleye tabi Türk ve Müslüman nüfus vardı. Bir de esasen Yunanistan'ın Güney kısmında yüzyıllarca yaşamış Müslüman nüfus vardı. Bununla ilgili yapılan katliamın, soykırımın aslında bütün mezarlıklarıyla, tarihi yapılarla beraber izlerinin silindiği 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında biliniyor. İstiklal Harbi öncesinde de Yunanistan, İzmir'den itibaren Batı Anadolu'da harekat gerçekleştirirken temel hedefi, nüfus dengesini değiştirmek ve Türk Müslüman nüfus çoğunluğunu ortadan kaldırmaktı. Bunu, bugünkü Yunanistan topraklarında gerçekleştirmiş görünüyor. Fakat tabii silinmeyen izler var demek ki. Bu Müslüman mezarlığı, bu anlamda bu izlerden birisi. Bunun muhafaza edilmesi için Türkiye elinden gelen gayreti gösteriyor, gösterecek. Benzer bazı keşifler, tespitler yapılması da zaman içerisinde mümkün olabilir."

"Bireysel başvuru olağan yargılama sürecinin bir unsuru değil"

Mustafa Şentop, TBMM Başkanlığının, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verdiği ikinci hak ihlali kararının gerekçesini bilgi için Meclise gönderen Anayasa Mahkemesine "tavzih ve maddi hata düzeltme" yazısı göndermesine dair soru üzerine, bu Anayasa'nın 1982'de yapılıp yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Şentop, Anayasa'da "kesin hükmün" nihai olarak yargılamayı sonuçlandırdığını ve bunun esas alındığını, bireysel başvuruyla ilgili hususun da 2010 değişikliğiyle Anayasa'ya konulduğunu ve 2012'den itibaren uygulanmaya başlandığını dile getirdi.

"Bireysel başvuru olağan yargılama sürecinin bir unsuru değil." diyen Şentop, bir hükmün, dereceleri içinde Yargıtay'ın verdiği kararla kesinleştiğini aktardı. Şentop, şöyle devam etti:

"Bu kesinleşme gerçekleştikten sonra o derece içinde bir mahkeme değil Anayasa Mahkemesi. Bireysel başvurusu süreci de bir olağan yargılama süreci değil. Bu bakımdan bir hükmün kesinleşmesini engellemiyor Anayasa Mahkemesinde davanın görülüyor olması veya bireysel başvuru kararının verilmiş olması. Nitekim bunu yaşadık. 14. Ağır Ceza Mahkemesi ilk bireysel başvuruyla ilgili karara uymayınca Anayasa Mahkemesi tekrar bir karar verdi. O kararda bunu net olarak söylüyor. 14. Ağır Ceza Mahkemesine dört hususta adım atması gerektiğini söylerken bunlardan biri de kesin hükmün kaldırılması. Bunun tersinden anlamı şudur; Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararıyla kesin hükmü kendisi resen, doğrudan kaldırmıyor, kaldıramıyor. Böyle bir yetkisi yok. Bunu yine o derece içindeki mahkemelerin hangisi yetkiliyse onun yaması lazım. Bu bakımdan Anayasa kesin hükmü esas alıyor. 'Kesin hüküm geldikten sonra, bu Genel Kurula bildirildikten sonra milletvekilliği düşer' diyor. Bireysel başvuru süreci sonra çıkmış. Bireysel başvuru sürecine ilişkin bir şey yapılacaksa, hukuki düzenleme yapılması gerekir. Biz, önce Anayasa'nın sözüne uygun davranmak zorundayız. Anayasa hükümlerini dikkate almak zorundayız bu anlamda uygulama yaparken."

Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen yazıya ilişkin ise Şentop, "Bazı dikkatsiz siyasetçiler ve köşe yazarları, Anayasa Mahkemesi'ne gönderdiğimiz yazı için, 'Neden bu kadar zaman sonra gönderildi?' diyor. Haber olması yeni bunun; 15 gün oluyor bunu göndereli. Yeni gönderilmiş değil bu yazı." dedi.

Şentop, böyle bir yazıyı göndereceklerini de kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı gün ifade ettiğine dikkati çekerek, Anayasa Mahkemesinin Enis Berbereoğlu ile ilgili verdiği ikinci kararda, TBMM'nin de bu sürece sahip çıkması anlamına gelebilecek şeylerin yanı sıra bilgi için Meclise gönderilmesinin yer aldığını aktardı. Şentop, şöyle konuştu:

"Bu, Meclisi töhmet altında bırakan bir tablo. Bu konuda, Meclisin sanki bir şey yapması gerekiyormuş da yapmamış gibi bir anlayış oluşturuyor. Bunun ne olduğu belli değil metinde. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bildiği ama kararın gerekçesine yazmadığı bir durum varsa bunu öğrenmek istiyoruz. Yapacağı bir şey varsa Meclisin somut olarak, var idiyse ve Meclis bunu yapmadıysa bunun ne olduğunun söylenmesini istiyoruz. Eğer öyle bir şey yoksa burada Meclisin adının geçirilmesini yanlış buluyorum. Bu bir yanlışlık olabilir. O zaman da bunun düzeltilmesini, maddi hatanın düzeltilmesini istiyoruz. Bu Anayasa Mahkemesinin kendi iç tüzüğünde olan bir şey, tavzih yani açıklama veya maddi hatanın düzeltilmesi anlamında bir şey."

"İkinci karardaki bu değişikliğin de bir sebebi olmalı"

Anayasa Mahkemesinin Berberoğlu ile ilgili iki karar verdiğini hatırlatan Şentop, şunları kaydetti:

"Birinci kararda Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hiçbir ifade geçmezken, bilgi için de olsa kararın gönderilmesine ilişkin bir hüküm içermezken ikinci karardaki bu değişikliğin de bir sebebi olmalı. Bunu merak ediyoruz. Ya bu izah edilmeli, varsa gerçekten Anayasa Mahkemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelik bu süreçle ilgili şunlar yapılmalıydı, yapılabilirdi diyebileceği bir şey. Bunu demesini, eğer böyle bir şey de yoksa bu kararda bir düzeltme yapılmasını, maddi hatanın düzeltilmesini istiyoruz. Benim yapmış olduğum iş Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını korumaya yönelik bir iştir ve buna Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarıyla ilgili ifadeleri dilinden düşürmeyen bütün arkadaşların da sahip çıkması gerekir. Buna sahip çıkılmıyorsa o zaman Meclisin itibarı dedikleri şey arkadaşlarımızın kendi işine gelen bazı hususlar demektir ki kendi işlerine gelmeyen hususlar olduğu zaman Meclisin itibarı gibi bir meseleleri olmadığını anlarım o zaman. Ben böyle değerlendiririm bu konuyu."

Kurumlar arasındaki ilişkilerin, kurumların yetkilerinin Anayasa'da düzenlendiğine işaret eden Şentop, "Anayasa Mahkemesinin yetki alanı düzenlenmiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetki alanı bellidir, düzenlenmiştir. Anayasa'dan yetki almayan, Anayasa'nın vermiş olduğu bir yetkiye dayanmadan hiç kimsenin bir iş veya işlem yapabilmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi somut bir şey yapması gerektiği kanaatindeyse Meclisin, onu açıkça yazacak kararda. Yok hayır yazmıyorsa açıkça veya yoksa böyle bir şey, o zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisini töhmet altında bırakacak şekilde kararda bazı cümleler geçmemeli, geçmeyecek. Benim yapmak istediğim şey budur. Hukuki bir süreç. Bunun mevzuatta da dayanağı var. Bunun gereği olarak bu metni hazırlayıp ilgili arkadaşlarımız gönderdiler." diye konuştu.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın