Dolar
43.37
Euro
51.56
Altın
5,094.04
ETH/USDT
2,919.00
BTC/USDT
87,738.00
BIST 100
13,177.32
Politika

AK Parti Sözcüsü Çelik: Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge, iç içe, kol kola ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram." ifadelerini kullandı.

Ekip  | 26.01.2026 - Güncelleme : 26.01.2026
AK Parti Sözcüsü Çelik: Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram Fotoğraf: Mehmet Ali Özcan/AA

Ankara

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'na ilişkin, parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu.

Toplantıda AK Parti'ye yerel yönetimlerden 4 katılım olduğunu belirten Çelik, "Konya Çumra Belediye Başkanı Mehmet Aydın'a, Yozgat Kadışehri Belediye Başkanı Davut Karadavut'a, Şırnak İdil Karalar Belediye Başkanı Hasan Turgut'a Çorum Ortaköy Aştağul Belde Belediye Başkanı Şenol Öncül'e AK Parti ailesine hoş geldiniz diyoruz." diye konuştu.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Çelik, millete hizmet yolunda bu büyük ailenin parçası olmak isteyen, AK Parti'nin ilkelerini benimseyen vatandaşa hizmet götürme konusunda kararlı ve sevdalı olan herkese kapılarının ilkeler çerçevesinde açık olduğunu vurgulayarak, katılımların hayırlı olmasını temenni etti.

Bu yıla çok yoğun girildiğini ve bu yoğunluğun çok da pozitif anlamda olmadığını aktaran Çelik, birçok alanda dünyanın krizlerle sarsıldığı bir dönemde olunduğunu, bu nedenle birçok hassasiyetin çok ince bir işçilikle, çok ciddi hassasiyetlerle ve çok iyi stratejilerle yönetilmesi gerektiğini dile getirdi.

Çelik, MKYK ve Merkez Yürütme Kurulu'nun (MYK) hem iç politika hem de dış politika ile ilgili gelişmeleri bu hassasiyet çerçevesinde değerlendirdiğini aktararak, Dışişleri Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sunumları, TBMM çalışmaları, Gazze ve Suriye'deki son durumun değerlendirilmesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının gündemiyle ilgili olarak basına yansıyan son konular, sosyal medya kullanımı konusundaki yaklaşımlar, stratejiler ve hazırlıkların değerlendirildiği kapsamlı bir toplantının gerçekleştirildiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantının açılışındaki konuşmasında Gazze konusundaki son gelinen noktayı ve bu konuda kendisinin yürüttüğü güçlü diplomasiyi, Suriye'deki olaylarla ilgili değerlendirmelerini MKYK üyeleriyle paylaştığını aktaran Çelik, iç ve dış politikaya dair talimatlarda bulunduğunu dile getirdi.

Çelik, bu ay saha çalışmalarının devam ettiğini ve bu kapsamda illere ziyaretler gerçekleştirildiğini anımsatarak, vatandaşlarla buluşacakları programların süreceğini söyledi.

"Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram"

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusundaki çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:

"Daha önce de ifade ettiğim gibi Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge, iç içe, kol kola ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram. Terörsüz Türkiye terörsüz bölgeden ayrılamaz, terörsüz bölge kavramı Terörsüz Türkiye kavramından ayrılamaz. Zaman zaman bu ikisinin ayrı ayrı değerlendirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Aradaki bağın koparılmaya çalışıldığını görüyoruz. Aradaki bağı koparmaya çalışanların, bu bağı kopardığı zaman yerine ne yerleştirmeye çalıştığına baktığımızda da terör örgütlerini meşrulaştırmaya çalışan, mazur göstermeye çalışan, terör örgütlerinin kazanımları dedikleri birtakım ifadeleri, aslında terör organizasyonlarının kurduğu bir takım diktatöryal vesayetleri kazanım gibi sunma şeklinde birtakım yaklaşımların bu işlerin arkasında olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Bütün bu süreç aslında Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge kavramlarının ne kadar zamanlı olduğunu, ne kadar doğru olduğunu, dünyanın içinden geçtiği bu dönemde ne kadar stratejik bir adım olduğunu bir kere daha gösteriyor."

Çelik, bu nedenle hem MKYK hem MYK hem de partinin tüm organları açısından en hassasiyetle takip edilen konuların başında geldiğini ifade etti.

Terör örgütü DEAŞ'e dönük mücadele kesintisiz şekilde sürmeli

Bu çerçevede Suriye'deki gündemin son derece önemli olduğunun altını çizen Çelik, şu ifadeleri kullandı:

"Uzun zamandır biz Suriye'de terör örgütlerinin birtakım alan kapama, birtakım bölgelerde diktatoryal vesayetler kurma ve terörist aktiviteleri devam ettirmeleri konusundaki uyarılarımızı ifade ediyorduk. Burada da aslında Suriye'deki herkesin kazandığı, tek Suriye, tek ordu ilkesine bağlılık çerçevesinde tüm etnik grupların, tüm mezhep gruplarının, tüm dini gruplarının haklarının garanti altına alınacağı bir modelin, bir iradenin ortaya çıkması gerektiğini ifade ediyorduk. Burada da gerçekten kastımız, Esad döneminin zulmünden, red, inkar ve asimilasyon politikalarından sonra bütün Suriyelilerin Suriye'nin inşasına özne olarak katılması, kimsenin dışlanmaması gerektiğiydi.

Türkmen, Arap, Kürt kardeşlerimiz, Müslümanlar, Hristiyanlar, aynı şekilde mezhep grupları, Şii, Sünni, Alevi, Nusayri, Dürzi, oradaki bütün mezhep grupları, adını saydığımız sayamadığımız ve etnik grupların tek bir Suriye'nin onurlu ve eşit parçaları olarak Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olması gerektiğini defalarca ifade ettik ve irademizin bu olduğunu da söyledik."

Çelik, "Her zaman hassasiyetle vurguladığımız bir diğer konu, Suriye'de terör örgütü DEAŞ'le mücadelenin, DEAŞ'e dönük mücadelenin kesintisiz şekilde sürmesi gerektiği, DEAŞ denilen katliam örgütünün hiçbir şekilde kendisine bir alan bulamaması gerektiğidir." ifadesini kullanarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aynı şekilde hiçbir terör örgütünün de burada hangi adı kullanırsa kullansın, hangi harfleri kullanırsa kullansın hiçbir şekilde var olmaması gerektiği temelindedir. Daha önceden beri uyarılarımızı net bir şekilde yapıyoruz. İki konuda net cümleler kurduk ve bunun izahını da net bir şekilde yaptık. Birincisi, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK'nın bütün şube, uzantı ve illegal yapılanmalarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiğini, buna Suriye, Irak, İran yapılanmaları, Avrupa'daki illegal yapılanmasının dahil olduğunu ifade ettik. Yine aynı şekilde bunun devamı olarak da bunun değişik yöntemlerde olabileceğini, Irak'taki yöntemin farklı, Suriye'deki yöntemin farklı olabileceğini ifade ettik."

"Tek Suriye, tek ordu ilkesine aykırı bir tutum almak Türkiye ve Suriye açısından milli güvenlik sorunu"

Çelik, 10 Mart Mutabakatı'na ilişkin de "Suriye açısından bizim önemsediğimiz, hem kan dökülmemesi açısından, hem de Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin hem haklarının garanti altına alınması hem terörün vesayetinden kurtulması bakımından hem de Suriye'nin birliğine, bütünlüğüne zarar veren terör gruplarının, asimetrik silahlı grupların ortadan kalkması ama bir şekilde Suriye'nin bir parçası olması gerektiği bakımından da 10 Mart Mutabakatı’nın önemini vurguladık." dedi.

10 Mart Mutabakatı'nın esasında çok sade bir yöntemi içerdiğine işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

"SDG, içindeki Suriyeli olmayan PKK'lılardan arındığı zaman, aynı şekilde burada terör faaliyetlerinden vazgeçtiği zaman ve SDG unsurları bireysel olarak Suriye ordusunun parçası olup, tek Suriye ilkesine dayalı bir şekilde bu entegrasyona yöneldiği zaman, esasında bütün bunlar çatışmasız bir şekilde çözülmüş olacaktı. Günün sonunda havaalanlarının, gümrük kapılarının, enerji bölgelerinin Suriye devletine devri şeklindeki bir durum, Suriye'nin kuzeyinde terör devletçiği kurmak isteyenlerin bu yanlış yaklaşımdan vazgeçmelerinin somut göstergesi olacaktı. Bu konuda da sürekli olarak bunu ifade ettik.

Yani burada tek Suriye, tek ordu ilkesine aykırı bir tutum almanın hem Türkiye açısından bir milli güvenlik sorunu ve tehdidi olduğunu hem de Suriye açısından bir milli güvenlik sorunu ve tehdidi olduğunu burada Türkiye ile Suriye'nin ortak düşündüğünü ifade ettik."

Suriye'de Esed rejimi döneminde kimlikleri, varlıkları yok sayılmış Kürtlerin, Türkmenlerin ve diğer unsurların kimliklerinin, kültürlerinin garanti altına alınmasını önemsediklerini vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:

"Bu çerçevede daha önce bahsetmiştim Sayın Cumhurbaşkanı'mız, Esad henüz katliamlara başlamadan önce, Esad rejimi ile görüşülen zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanı'mızın başbakan olarak en çok vurguladığı hususlardan bir tanesi Suriye'deki Kürtlere kimlik haklarının verilmesi, insan hakları konusunda bir eksiklerinin olmaması ve aynı zamanda da vatandaşlık haklarından eşit şekilde yararlanmalarıydı. Biz o toplantılarda defalarca Sayın Cumhurbaşkanı'mızın, Esad'a ve heyetine bu dediklerini duyduk. Hatta o zaman Türkiye'de bugün bu konularda çok konuşan ve yanlış konuşan bazı siyasi partilerin henüz gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu."

"Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı bile yoktu"

Esed rejiminin inkarcılığı ve ardından katliamcılığı karşısında ilişkilerin kesildiğini hatırlatan Çelik, "Suriye'deki devrimden sonra da bu hassasiyetlerimizi sürdürdük. Biz burada tek bir Suriye'nin, tek bir Suriye iradesinin ortaya çıkması, Türkmen, Kürt ve Arap kardeşlerimizin ortak bir iradeyle kendi ülkelerine ve devletlerine eşit özne olarak katılmalarının sağlanması gerektiğini ifade ettik." diye konuştu.

Çelik, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayınlanan ve Suriye'deki Kürtlerin haklarını ve kimliklerini garanti altına alan kararnamenin son derece sevindirici olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Kararnameyi tam olarak okuduğunuz zaman Suriye Kürtlerinin Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu, dillerinin ve kültürlerinin garanti altına alındığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi bazıları bu kararnameyi küçümsemeye çalışıyorlar ama şunu unutmamak gerekir ki Esad rejiminin özellikle inkar politikası, yok sayma politikası dikkate alındığında Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı bile yoktu. Şimdi bunun devlet düzeyinde bir kararname ile garanti altına alınmış olmasının ortaya koyduğu irade beyanını hem sevindirici hem önemli buluyoruz."

"18 Ocak Mutabakatı ile bir noktaya varılmış oldu"

Orta Doğu'da kimlik kavgalarının, etnik kavgaların, mezhep kavgalarının son derece acı sonuçlar doğurduğuna dikkati çeken Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Belki de 100 yıl içerisinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen böyle bir kararname ortaya çıkmış oldu. Orta Doğu'daki devletlere baktığınızda resmen o ülkede bir çoğulculuk olduğunu benimseyen bir kararname ortaya çıkmış oldu. Tabii ki önemli olan eylemlerdir ama sonuçta hukuki bir zemin ortaya çıkmıştır Kürt kardeşlerimiz için. Bunun takibi gerekir. Tabii ki bu konuda da biz hassasiyetlerimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz. Sayın Şara ve yönetimi de tek bir Suriye ilkesi etrafında bu konularda son derece hassas olduklarını ifade ediyorlar. Tüm bu çerçevede maalesef 10 Mart Mutabakatı'na SDG tarafından uyulmadığı için söz konusu askeri operasyonlar başladı. 18 Ocak Mutabakatı ile bir noktaya varılmış oldu. Bugün itibarıyla bir kere daha görüldü ki Suriye'de terör örgütleri ortadan kalktığı zaman, terör örgütlerine alan verilmesi ve ilgili konular bertaraf edildiği zaman, en çok kazanan Suriye Kürtleri oluyor, Türkmenleri oluyor, Arapları oluyor ve diğer gruplar oluyor. Dolayısıyla Suriye'de son ortaya çıkan tabloyu bütün Kürtlerin kazanımı, bütün Türkmenlerin kazanımı ve bütün Arapların kazanımı olarak görmek lazım."

"Terör örgütleri konusunda ilkeli tutum ortaya koymak gerekir"

Terör örgütünün kazanımının herhangi bir etnik grubun kazanımı olarak görülmesinin son derece hastalıklı bir zihniyetin sonucu olduğunu belirten Çelik, "Birileri çıkıp da 'SDG, Kürtleri temsil ediyor' gibisinden hastalıklı bir cümle kuruyorsa, bu hastalıklı cümlenin bir başkasının çıkıp 'DEAŞ, Arapları temsil ediyor' gibisinden hastalıklı bir cümleden farkı yoktur. O sebeple terör örgütleri konusunda ilkeli bir tutum ortaya koymak gerekir. Burada gerçek kazanım Suriye'de Kürt kardeşlerimizin de Türkmenlerin de Arapların da bu terör örgütlerinden kurtulmasıdır." diye konuştu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, şöyle devam etti:

"SDG'nin veya DEAŞ'ın kaybını, kim ki Kürtlerin ya da Arapların kaybı gibi kodluyorsa onun Kürt ya da Arap diye bir derdinin olmadığı, yaşanan gelişmeler, sahadaki gerçeklik, 10, 20, 30 yıllık tarih perspektifi açısından bakıldığında net bir şekilde görülür. Günün sonunda esas kazanım birincisi Suriye devleti tarafından Kürt kardeşlerimizle ilgili olarak yayınlanan, onların haklarını ve kimliklerini garanti alınan kararnamedir. Bundan sonrasında da bu bahsettiğimiz mutabakat çerçevesinde tek Suriye, tek ordu ilkesine katılımın sağlanmasıdır."

"Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 'Dünya 5'ten büyüktür' sözünü ilk söylediğinde Genel Kurul'da bir sessizlik olmuştu"

İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda bu sene yansıyan mesajların son derece ilginç olduğuna dikkati çeken Çelik, doğrudan küresel düzenin geleceğiyle ilgili çok etkili mesajlar verildiğini ama bu haliyle kapitalizmi savunanların, neoliberal siyasi düzeni savunanların kendi içerisinde çelişkiye düştüğü önemli zaman dilimlerinden birinden geçildiğini ifade etti.

"Belki de ilk defa mevcut düzenin elitleri tarafından bu düzenin bittiğinin ya da iflas ettiğinin söylenmeye başlandığını" aktaran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi herkes alıştı ama Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 'Dünya 5'ten büyüktür' sözünü ilk söylediğinde Genel Kurul'da bir sessizlik olmuştu. Şimdi coşkuyla alkışlanan bu söz, o zaman biraz böyle temkinli yaklaşılarak, biraz mevcut dünya düzenine muhalefet etmenin son derece net bir cümlesi olarak herkesin mesafeli durmaya çalıştığı, biraz çekinerek yaklaştığı bir cümleydi. Düzenin elitleri, aslında kapalı toplantılarda bu düzenin eksikliklerini ve iki yüzlülüklerini son derece bilmesine rağmen bunu dışarıda açıkça ifade edemiyorlardı. Şimdi ise bakıyoruz, kamuya açık toplantılarda bu neoliberal düzenin, bu ekonomik düzenin temsilcisi olan elitler, bu düzenin iki yüzlülüğünü ortaya koymaya çalışıyor. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanımızın yıllar öncesinden söylediğinin bugün tekrarı anlamına gelebilecek, teyidi anlamına gelebilecek son derece çarpıcı cümleler duyuyoruz."

Çelik, Avrupa'daki bazı ülkelerin Grönland konusundaki tartışmalarla ilgili seslerini yükselttiklerini ama itiraz ettikleri şeyin aynısını Afrika'da pek çok ülkede yaptıklarını belirterek, Avrupa'nın burada norm koyma kabiliyetini kaybettiğini söyledi.

Batı İttifakının, kendisini diğer ittifaklardan sadece askeri yapısıyla değil aynı zamanda bir referans olan değerler ittifakı olma itibarıyla da ayırdığını anlatan Çelik, "Şimdi o değerler ittifakı olma durumunun nasıl çatladığını, nasıl ortadan kalktığını görüyoruz." dedi.

Çelik, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda Kanada Başbakanı Mark Carney'in konuşmasının çok çarpıcı olduğunu söyledi.

"İran halkının iradesine saygı gösterilmelidir"

En çok tartışılan konulardan birinin yapay zeka olduğuna işaret eden Çelik, "Sanayi devriminin işçileri, işsiz bırakmasından sonra yapay zekanın beyaz yakalıları, eğitim almışları işsiz bırakacağı gibi bir şey var. Dolayısıyla, yaygın bir yoksulluk simülasyonu, dünyanın her tarafında eğitimle bile giderilemeyen bir yoksulluk simülasyonu ortaya çıkıyor. Bu yoksulluğa karşı mücadele için insanlığın anayasalara madde koymaktan başka stratejiler geliştirmeye kadar çok yönlü bir çerçeveyi üretmesi gerekiyor ama şimdilik çatışma dışında bir şey üretilmiyor." diye konuştu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları kaydetti:

"İran konusunu çok yakından ve endişeyle takip ediyoruz. İran'a dönük herhangi bir dış müdahalenin karşısındayız. Bu son derece yanlış olur. Hem dış müdahale hem de dış müdahale yoluyla bir darbe İran'a son derece sıkıntılı sonuçlar doğurur. Burada İran halkının iradesine saygı gösterilmelidir. Şimdiye kadar binlerce defa denenmiştir, her dış müdahale vahşi, son derece acı verici ve halka bedel ödeten sorunlar ortaya çıkarmıştır. İkincisi, ülkelerin devlet başkanlarının hedef alınması, Venezuela örneğinde olduğu gibi veya şimdi İran örneğinde de bu çok fazla haber yapılıyor. Silah zoruyla rejimlerin değiştirilmeye çalışılması dünyanın hiçbir yerinde çözüm olmadı. Daha büyük sıkıntıları beraberinde getirdi ve bu aslında bu işte geçmişte rol almış Amerikalı siyasetçiler tarafından da itiraf edildi.

Dolayısıyla, biz İran'daki sorunları görmezden gelmiyoruz, İran'da toplumsal hayatta ve devlet hayatında sorunlar var ama bu kardeş İran halkının kendi dinamikleriyle çözülmelidir. Eğer kendi dinamikleriyle çözülmesine müsaade etmez de dış müdahale şeklinde bir tutum içerisine girerseniz o durumda o iradenin de üzeri örtülüyor, daha katı birtakım sonuçların doğurması söz konusu oluyor. İran, köklü bir devlet, bizim komşumuz ve bizim için İran halkı kardeş bir halk. Dolayısıyla, oraya dönük dış müdahalenin son derece yanlış sonuçlar doğuracağını, hiçbir şekilde olmaması gerektiğini net bir şekilde buradan ifade ediyoruz."

"Gazze, dünyaya insanlık dersi vermiş insanların vatanıdır"

Gazze konusundaki gündemin her zaman esas gündemleri olduğunun altını çizen Çelik, son kurulan Gazze Kurulu'nun yapacağı çalışmaların biraz önce MKYK toplantısında da ele alındığını vurguladı.

Çelik, Filistin'i Filistinlilerin yönetmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Filistin'i Filistinlilerin yönetmesi iradesini gölgeleyecek tutumlar içerisine girilmemelidir. Burada kalıcı barışın tek yolu bu ateşkesin kalıcı hale gelmesi ama ondan sonra 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan entegre toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti'nin kurulmasıdır. Bu olmadığı müddetçe orada kalıcı barışın sağlanması mümkün değildir." şeklinde konuştu.

Burada son derece acımasız ve yanlış cümlelerin kurulduğunu dile getiren Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Gazze bir emlak değildir. Gazze bir emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek bir toprak değildir, Gazze bir vatandır. Gazze'nin vatan olması ilkesine saygısızlık yapacak şekilde bir emlak olarak değerlendirilmesi şeklindeki yaklaşımlar son derece vahşi ve barbar birtakım cümleler kurulması anlamına geliyor. Gazze, asil ve soylu insanların, dünyaya insanlık dersi vermiş, direniş dersi vermiş insanların vatanıdır. Dolayısıyla, Filistin'i Filistinlilerin önetmesi ilkesi ve saygı duyulmalıdır. Gazze'nin Batı Şeria ile birlikte diğer alanlarla birlikte Filistinlilerin vatanı olduğu ilkesine saygı duyulmalıdır. Dolayısıyla, Gazze Barış Kurulu çerçevesindeki çalışmalar bu şekilde sürdürülmelidir.

"Bir siyasi okuryazarlık problemi olduğu bir kere daha görüldü"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Aynularab'a (Kobani) yapılan yardımların "Obama'nın talimatıyla" gerçekleştiği yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Çelik, "Bunu bir kampanya olarak bir iki milletvekili başlattı. Bunlar da bu Kürt meselesini istismar etmeyi meslek ve kariyer haline getirmiş bazı siyasiler. Bir siyasi okuryazarlık problemi olduğu bir kere daha görüldü. Obama bile diyordu ki 'Kobani düştü düşüyor'. Bu insani duruma dikkati çekmeye çalışıyordu. O çerçevede Cumhurbaşkanımızı aradı. Cumhurbaşkanımıza söylediği 'şöyle yapın, böyle yapın' gibisinden birşey yok. Bütün bu görüşmeler devlet tutanaklarında var." diye konuştu.

Çelik, Aynularab'a yardım götürülmesiyle ilgili bir irade ortaya konulurken terör örgütü PKK'nın o zaman bu yardımı engellediğini anımsatarak, "Niye engelliyordu, Kürtler ölsün, sivil vatandaşlar, insanlar ölsün de örgütün propagandası olsun diye engelliyordu. Daha sonra Türkiye, terör örgütünün bu blokajını, bypass edecek bir yöntem buldu. O yöntemle bu PKK'nın sivil Kürtler ölsün ve örgütün propagandası olsun şeklindeki o barbar yaklaşımı çökertilmiş oldu." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin bölgeye yardım konusunda stratejilerini geliştirdiğini aktaran Çelik, yapılan eleştirilere cevap verme ihtiyacı hissetmediğini söyledi. Çelik, "Cevap verecek birşey de yok. CHP gibi köklü bir partinin genel başkanının gündemine bunu bu şekilde sokuyorlar. Sayın Özgür Özel'in gerçekten bilgiyle ilgili bir problemi var. Bir meseleyi doğru anlamakla bir problemi var. Siyaseti öğrenmekle ilgili bir problemi var." ifadelerini kullandı.

Çelik, CHP Genel Başkanı Özel'in, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Aydın mitinginin kapalı salonda yapıldığı" iddiasına ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:

"Diyelim ki böyle bir bilgi verildi. Görmüyor musun ekranda? Bunu da mı bizim anlatmamız gerekiyor? Bu, 'Obama yüzünden izin verdiler' siyasi akletme düzeyi, meydanda yapılmış mitingi 'kapalı salonda yaptılar' dedikleri akletme düzeyi ile aynı. Bunu genel başkan değilken yaptı ama genel başkan olduktan sonra da yapıyor. Çıkmış grup konuşmasına 'Obama söylemişler de izin vermiş' diye, maalesef bu bilgilendirenler gerçekten yetersiz ve niteliksiz şekilde bilgilendiriyor. Dış politikada da çok hata yaptı. Eskiden kötü bir cümle vardı, 'Mutfakta biri mi var' diye. Onu da geçti. Burada mutfakta hiç kimse yok. Mutfak terk edilmiş, kendi kendine çalışıyor."

Daha önce Türkiye'nin ABD ve Avrupa politikasına ters yönde hareket ettiği, "Haydut devletle ilişki kurduğu" iddialarında bulunulduğunu anımsatan Çelik, "Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye'nin müstakil siyaseti, CHP'nin tartışacağı bir alan değil. CHP'nin ders alacağı, öğreneceği bir alan." dedi.

"Kobani'ye ilk aşamada 11 tırlık bir yardım gönderdik"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Türkiye'nin Kobani'ye insani yardımda bulunduğunu ve ilk aşamada 11 tır gittiğini söyleyerek, şöyle devam etti:

"Hangi ideoloji altında olursa olsun, Suriye'de ve bölgede bütün terör örgütlerinin karşısındayız. Hiç kimse terör örgütlerini oradaki kardeşlerimizle eşitlemesin. Şartlar ne olursa olsun ve bedeli ne olursa olsun Suriyeli Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların yanındayız. Orada insani bir durum var. Bu insani durum çerçevesinde Suriye hükümetiyle koordineli şekilde onların açtığı insani koridorlardan ilk aşamada 11 tırlık bir yardım gönderdik. Bu yardımlar, kesintisiz şekilde devam edecek. Oradaki Suriyeli Kürt kardeşlerimizi olumsuz koşullarda asla yalnız bırakmayacağız."

"Milli Saraylar'a bağlı olarak çalışacak"

AK Parti Sözcüsü Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adına müze yapılmasına yönelik eleştirilerine de cevap verdi.

Bunun kişiye bağlı bir müze olmadığını belirten Çelik, Cumhuriyet'in Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile sonraki Cumhurbaşkanlarından Celal Bayar ile Süleyman Demirel adına da müzelerin bulunduğunu söyledi.

Çelik, Cumhurbaşkanlarının, dönemlerinde yaptığı faaliyetlerin anlaşılması, yeni nesillerin buraları müze ortamında görebilmesi bakımından bu tür yerlerin kıymetli olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül adına da bir müze var. Cumhurbaşkanlarının yaşadığı dönemdeki olayların bu şekilde siyasi hafızasının parçası haline getirilmesi, devletin kurumsal hafızası, toplumun kurumsal hafızası haline getirilmesi gelecek nesillere de yol gösteren bir şey. Bu çerçevede, Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi dönemdeki faaliyetlerini hatırlatacak, devletin o zamanki hafızasına boyut katacak şekilde bu müze yapılıyor. Milli Saraylar'a bağlı olarak çalışacak. Cumhurbaşkanımızın görev yaptığı süre Cumhuriyet tarihinin neredeyse dörtte birine denk geliyor. Bütün bu süredeki olayların bir müze içerisinde gezilerek görülmesi son derece kıymetli olacak. Hukuki açıdan bunun yeri var, yasal mevzuat açısından yeri var. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde çok önem verilen bir uygulama. Eleştirilecek değil, tam tersine desteklenecek bir yaklaşım var."

"Suriye'de Suriye Kürtleri kazanmıştır"

Bir gazetecinin, "DEM Parti yöneticileri, sizin ve partinizin HTŞ'nin faaliyetlerine göz yumduğunuz ve Kürt sivillerinin hedef alındığı iddialarına yeterince tepki vermediğinizi, söyledi. Bu konuda eleştiriler oldu. Bu iddialara yanıtınız nedir? Türkiye'nin sahadaki tutumunu nasıl tarif edersiniz?" sorusu üzerine Çelik, şu yanıtı verdi:

"DEM Parti eş genel başkanları başta olmak üzere bazı siyasilerin bizim teröre karşı tutumumuzu, 'HTŞ'yi desteklemek' gibi sunması siyasi bir cümle değil. Burada özgün bir irade yok. Burada siyasi bir nitelik yok. Bu bir vekalet iradesi. Bu argüman örgütün argümanı. Keşke bu cümleler kurulmasaydı. Açıkça terör örgütünü desteklediklerini söyleyenlerin bize dönük bu şekildeki nitelemeleri kendi tutumlarını örtbas etmekten ibaret. Ama 'Kürt sivillerin öldürülmesine göz yumuyorlar.' dedikleri ahlak dışı bir yaklaşım. Hem SDG'nin hem PKK'nın ne kadar Kürt sivil öldürdüğü herkesin gözü önünde gerçekleşti yıllar boyunca.

Bugün Suriye'de herhangi bir terör örgütü ister şu adlı, bu adlı olsun, DEAŞ, PKK olsun, sivillere dönük bir eylem ortaya koyduğu zaman ona ilk biz karşı çıkarız. Bu cümleleri söyleyenlerin gündeminde Kürtler yok sadece örgütler var. Bu da son derece acı bir şey maalesef. Halbuki bugün yepyeni fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bölgedeki emperyalizmin, siyonizmin yaptığı faaliyetlere baktığınızda çok konuşanlardan şöyle bir iradenin ortaya çıkmasını bekliyorsunuz. Bütün bu tabloya bakıp 'Terörsüz bölge' ilkesi çerçevesinde Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın daha büyük bir kuvvetle birbirine bağlandığı, daha güçlü bir şekilde kol kola girdiği, kendi geleceğine, refahına, güvenliğine devlet iradesine sahip çıktığı, kendi toplumsal bütünlüğüne sahip çıktığı süreçleri desteklemek gerekirken bunun tam zıddına ilerlemek bunu yapanlar açısından da son derece trajik bir hikaye olarak ortada duruyor. Şimdiye kadar bu cümleleri kuranların bir kere bile 'Terör örgütü kendisini feshetsin.' dediğini duymadık. Bir kere bile 'Terör örgütü silahları bıraksın.' dediğini duymadık. Ama onun dışında herkese ev ödevi vermeye çalışıyorlar."

Esasında siyasal yetersizliğin söz konusu olduğunu belirten Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Yani hem teröre dönük olarak meşrulaştırıcı cümle kuracaksınız, hemen arkasına da barış, demokrasi ve benzeri kavramları ekleyeceksiniz. Aslında bu da bütün bu siyasi retoriğin terör örgütlerini korumakla ilgili bir seferberliğin mühimmatı olarak kullanıldığını gösteriyor. Günün sonunda gelinen noktada Suriye'de Suriye Kürtleri kazanmıştır. Suriye'deki Kürt, Türkmen, Arap kardeşlerimiz kazanmıştır. Biz bu kazanımları sevindirici bir gelişme olarak buluyoruz. Burada da Suriye hükümetiyle, devletiyle ilgili birimlerimiz istişare, görüşme içinde olacaklar. Bu süreçleri takip etmeye devam edeceğiz. Terör örgütlerinin vesayetinden kurtulmuş her bir grup esasında bir diktatörlükten kurtulmuş oluyor ve Suriye'nin geleceğinde daha güçlü bir imza sahibi olmanın da fırsatını kazanmış oluyor. Her türlü provokasyona karşı dikkatli olunması lazım. Aynı zamanda siyasilerin de provokasyona ortam oluşturacak dilden ve üsluptan uzak durması son derece önemlidir. Eğer siz provokatif birtakım dil ve üslup kullanırsanız özellikle sosyal medyada belli odaklar tarafından üretilmiş yalanları gerçekmiş gibi yayarak insanların vicdanında infial olarak uyandırmaya çalışırsanız maalesef fırsat kollayan provokatörlere de bir şekilde pas atmış olursunuz. Biz bütün bunlara karşı hassasiyetimizi en güçlü şekilde ayakta tutmaya devam edeceğiz."

"Hiç kimse gidip de o siyonist katillerin elini sıkmak istemez"

İsrail basınında, Bilal Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 29 Türk vatandaşının ülkeye girişinin yasaklanacağı yönündeki iddialara ilişkin soru üzerine de Çelik, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Bilal Bey'in ve bahsedilen isimlerin Filistin konusundaki hassasiyetinden, her sene yılbaşı sabahı yapılan mitingten birtakım siyasi, soykırımcı çevreler duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde ifade ediyorlar. Mesele burada İsrail'in ülkeye kimin girip girmemesini yasaklaması meselesi değil. Hiç kimse gidip de o siyonist katillerin elini sıkmak istemez zaten. Şimdiye kadar da koşa koşa giden maalesef bir tek Yunanistan Başbakanı oldu. İsrail'in, İsrail halkının düşünmesi gereken kendi esas mesele ülkelerinin bu siyonist katillerin isimlerinin altında anılıyor ve değerlendiriliyor olmasıdır. İslam halkının güvenliğini tehdit eden esas şey bugün dünyanın her tarafında Filistin davasına sahip çıkanlar değil, Netenyahu hükümetinin soykırımcı politikalarının bütün dünyada oluşturduğu nefret ve reaksiyondur. Dolayısıyla, İsrail'in, Bilal Bey'i ve diğer isimleri yasaklayıp yasaklamamasının herhangi bir önemi yok. Tam tersine bugünkü katil hükümetin övdüğü kişiler olmaktan korkmak, Allah'a sığınmak lazım. Onların yasakladığı ya da eleştirdiği kişiler olmak herkes için bir şeref madalyasıdır."

Sayın Cumhurbaşkanı'mıza ve Sayın Devlet Bahçeli'ye dönük bu ifadeleri lanetliyoruz"

Çelik, "DEM Parti eş genel başkanlarının Aynularab ziyareti sonrası siyasi parti liderleriyle görüşme kararı almasının ardından AK Parti'ye iletilmiş bir görüşme talebi bulunup bulunmadığı ve İmralı heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesine ilişkin bir takvim olup olmadığı" yönündeki soru üzerine, "Her iki konuda da bir takvim yok." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Suriyeli Kürtlere sahip çıktığını anımsatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugün bu çok konuşanlar henüz siyaset meydanında bile yoktular. Aynı şekilde son süreçte Devlet Bey'in tarihi çağrısıyla 'Terörsüz Türkiye', 'Terörsüz bölge' çerçevesinde ortaya koyduğu yüksek basireti ve fedakarlığı herkes gördü. Ama şimdi çıkıp da bu isimlerin Sayın Cumhurbaşkanı'mıza, Sayın Devlet Bahçeli'ye kullandığı ifadeler son derece ahlak dışı ifadelerdir. Sayın Cumhurbaşkanı'mıza ve Sayın Devlet Bahçeli'ye dönük bu ifadeleri lanetliyoruz. Onların hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Bu kırmızı çizgi ihlal edilmiştir. Ve bunu ihlal edenler daha düne kadar 'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz bölge' konusunda hem Sayın Cumhurbaşkanı'mızın devlet iradesini hem Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısını defalarca altını çizerek ifade ediyorlardı. Bugün, 'Kürtlere sahip çıkıyorum' diyerek esas ajandası terör örgütlerine sahip çıkmak olanların Sayın Cumhurbaşkanı'mızı ve Sayın Devlet Bahçeli'yi o cümlelerle hedef alması en büyük Kürt düşmanlığıdır. Onun arkasına, 'Biz Kürtlerin kazanımını savunuyoruz, Kürtlerin değerlerini savunuyoruz, kimliğini savunuyoruz.' gibi cümleler koyulması yalandır. Bu kırmızı çizgi ihlal edilmemeliydi."

İBB kreşinde istismar darp ve iddiası

Çelik, İstanbul Eyüpsultan'da İBB'ye bağlı bir kreşte çocukların darp ve istismara uğradığı iddialarına ilişkin yöneltilen soruya, "Türkiye'de tek bir iktidar vardır. Belediyeler de bu hukuk sisteminin bu anayasal düzeninin içindedir. Ama nedense bunu CHP Genel Başkanı ve sözcüleri ısrarla devam ettirdiler. Şimdi o mantığın devamı olarak tuttular bu açtıkları kreşleri, yasal bir boşluktan faydalanarak 'Çocuk Ev Oyun Evi' ya da 'Çocuk Etkinlik Alanı' adı altında Milli Eğitimin ve Aile Bakanlığının denetiminin dışında kurguladılar." yanıtını verdi.

Kreş konusunda denetimlerin önemine dikkat çeken Çelik, "Bu denetimler çok önemli. Dünyanın her tarafında maalesef son derece acı verici bir şekilde bu istismarlar maalesef oluyor. Önemli olan burada en ciddi denetimleri yapmak, mekanizmaları doğru kurmak." ifadelerini kullandı.

Çelik, "Mesela diyelim ki bu son olayda kamera kayıtlarını 20 gün boyunca vermiyorlar. Mağdur aile, bunlara ulaşmakta zorlanıyor. Olayın üstü örtbas edilmeye çalışılıyor. Niye? Çünkü, denetimden kaçırılmış. Şimdi mesela şöyle düşünün, dünyanın çeşitli yerlerinden örnek veriyorlar ama o örnek verdikleri yerlerdeki modellerin bir kısmı federal devlet, bir kısmının yönetim sistemi değişik. Yani bu istismarların olduğu başka yerlerden örnek veriyorlar. Şimdi bu çerçevede baktığınızda niçin bu bakanlıkların denetiminden kaçırılıyor sorusu büyük bir sorudur." değerlendirmesinde bulundu.

Kreş konusunda AK Parti'nin bir modeli olup olmadığı sorusuna ise Çelik, şu yanıtı verdi:

"Bizim buradaki modelimiz belediyelerimizin modeli, onlar yaparlar, giderlerini karşılarlar, sürekli olarak destek olurlar, denetimi Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanır. Personel ona göre seçilir, pedagogik yetenekliği ve diğer şeyler açısından ve denetimler de ona göre yapılır."

Suriye'deki ateşkes süreci

Ömer Çelik, gazetecilerin yönelttiği soruların ardından Suriye'de ilerleyen günlerdeki ateşkes sürecine de değinerek, sürecin yakından takip edildiğini ve bölgeye insani yardımların süreceğini vurguladı.

18 Mart Mutabakatı'nı güçlü şekilde takip edeceklerinin altını çizen Çelik, "O bölgedeki sivil vatandaşların kanat önderi olan Türklerle, sivil Kürt liderlerle yakın bir temas içerisindeyiz. Suriye hükümetiyle koordinasyon içerisinde bunu gerçekleştiriyoruz. O sebeple tüm bu tablo içerisinde Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin, Türkmen kardeşlerimizin, Arap kardeşlerimizin kazandığı bir tablo var. Bunu kendi içimizde provokasyona dönüştürmeye çalışanlara karşı son derece duyarlı olalım. Mümkün olduğu kadar İletişim Başkanlığı Dezenformasyon Merkezi yanlış şeyler konusunda uyarıyor." ifadelerini kullandı.

Çelik, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın bir internet sitesinde kaleme aldığı yazıya ilişkin de "Bir de mesela bir kampanya başlatılmış. İşte 'Kürtler duygusal kopuş yaşıyor' diye. Esasında terör örgütüyle duygusal özdeşleşme içinde olanlar, terör örgütünden bir türlü duygusal olarak kopamayanların Kürt vatandaşlarımızı istismar etmeye çalıştığı bir kampanyadan ibaret bu." değerlendirmesini yaptı.

Özellikle siyasi dilde kullanılan ve sahada gerçekleşebilecek provokasyonlara karşı vatandaşların son derece duyarlı olmasının önemli olduğuna işaret eden Çelik, Bütün bunların kardeşlik için, birlik, dirlik, ortak kader ve ortak gelecek için atılan adımlar olduğunu ifade etti.

Çelik, şunları kaydetti:

"Bir ve beraber olduğumuz zaman birliğimizi ve dirliğimizi koruduğumuz zaman el ele olduğumuz zaman Türkiye'nin karşısına yedi düvel çıksa da hiç kimse Türkiye'yi yenemedi. Millet yenilmedi, devlet diz çökmedi. Aynı şeyi bölge içinde istiyoruz. Bu duyguyla ve bu çalışmayla, bu yaklaşımla biz yolumuza devam edeceğiz. Bölgede Kürt kardeşlerimizin, Türkmen kardeşlerimizin, Arap kardeşlerimizin kazanmasını istiyoruz. Ortak geleceğe, ortak güvenliğe ve ortak refah sahibi olmasını istiyoruz. Ne terör örgütleri buna gölge düşürsün, bunu engellemeye çalışsın buna müsaade ederiz, ne de başka birtakım odaklar bunu sabote etmeye çalışsın müsaade ederiz."

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2