Euro
6.61
Dolar
5.81
BIST 100
95,256.92
Altın
1,428.92
Türkiye, Demokrasinin İnfazı: 27 Mayıs

'Cemselerden birine bindi ve gitti, bir daha göremedik'

27 Mayıs askeri darbesinde gözaltına alınan ve Yassıada'da gördüğü işkenceler sonucu hayatını kaybeden dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay'ın oğlu Emre Oktay aile olarak yaşadıklarını anlattı.

Mücahit Türetken   | 24.05.2019
'Cemselerden birine bindi ve gitti, bir daha göremedik'

İstanbul

1960 yılının başından itibaren Türkiye'de huzur ortamının bozulmaya başladığını ifade eden Emre Oktay, bazı odakların bilinçli olarak, hükümet aleyhine "Adnan Menderes Kars-Ardahan'ı Ruslara satmış", "Hükümet taşlı tarlada 7 bin çapulcuya silah veriyormuş. Bu çapulculara asker elbisesi giydirip halka ateş edecekler ve ordu ile halkın arası açılacak", "Polis gösteri yapan öğrencilere ateş etti ve yüzlerce ölü var" şeklinde gerçek dışı haberler yaydığını söyledi.

Oktay, o dönem halk arasında, "CHP ve İsmet İnönü orduyla anlaştı, darbe yapacak" söylentisinin yayıldığını bunun hakikat olduğunun ise 27 Mayıs'ta anlaşıldığını savundu.

CHP ve İnönü'nün darbeyi coşkuyla karşıladığını savunan Oktay, "Halk Partisi coşkuyla karşıladı. İsmet İnönü de darbecileri, 'Çok güzel, hayırlı bir iş yaptınız' diyerek tebrik etti. Bunlar hep kayıtlarda var. Hatta 'Ben sizin emrinizdeyim. Nasıl yardım isterseniz edeyim.' dedi. Sonra koskoca Anayasa profesörleri darbecilerin ellerine sarıldılar, yanaklarından öptüler. Bunları hep gördük, çok acıklıdır." diye konuştu.

Emre Oktay, dedikodular ve iddialar karşısında mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Demokrat Parti'nin gerçekleri ortaya çıkarmak için anayasanın 22. maddesine göre Tahkikat Komisyonu kurduğunu ve komisyonun muhalefette büyük bir panik yarattığını dile getirdi.

Meclisten komisyon kararının çıkmasının ardından İsmet İnönü'nün büyük tepki gösterdiğini bildiren Oktay, "İnönü söz alarak o tarihi cümleleri kurdu. 'Baskı rejimi kurulursa ihtilal behemehal olur. İhtilal bizim dışımızdakiler tarafından yapılacaktır. Şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru bir haktır.' Yani seçilmişlerden müteşekkil bir mecliste muhalefet partisi lideri bunları söyledi. Tahkikat Komisyonu ile anayasanın ihlal edildiğini öne sürerler ama daha önceki komisyon önerilerine bakın, hep CHP'den gelmiştir. Ortalığı karıştıranlar kendileri olduğu için komisyonu istemiyorlardı." şeklinde konuştu.

Oktay, sonrasında CHP Gençlik Kolları'nın üniversite öğrencilerini sokağa döktüğünü savunarak, ardından 28-29 Nisan öğrenci olaylarının yaşandığını kaydetti.

Bu dönemde yaşanan olaylarla ilgili babasından, olayların sorumluluğunu, Adnan Menderes ve Celal Bayar'a atmasının istendiğini belirten Oktay, şunları söyledi:

"Bu dönemde, öğrenci olayları sırasında 'Polis Adnan Menderes'ten, Celal Bayar'dan emir aldı öğrencilere ateş etti, yüzlerce öğrenci öldü. Ve öğrenci cesetleri saklandı. Kuyulara atıldı, kıyma makinelerinden geçirildi.' şeklinde haberler sahneye kondu. Bunlar şimdi şaka gibi geliyor değil mi? Bu dedikodular o günün gazetelerinde yer aldı. Böyle bilinçli bir şekilde darbeye sürüklendi memleketimiz."

Oktay, öğrenci olaylarında yüzlerce denilen ölü sayısının yalnızca iki olduğunu ve bu kişilerin de seken bir kurşunla hayatını kaybeden Turan Emeksiz ve tankın üzerinden düşen Nedim Özpolat olduğunu aktardı.

Emre Oktay, darbe gecesi Nişantaşı Vali Konağı Caddesi'ndeki evlerine çok sayıda askerin geldiğini aktararak, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Evin önüne gece bir tank geldi. Evde ağabeyim Ömer, annem, babam ve ben bulunuyorduk. Sanki evde milis kuvvetleri varmış gibi tank ve iki cemse asker geldi. Bir başka cemsede üstü açık top var. Sonra bir başka cemsede projektörler. Şaşırdık, evin etrafını çevirdiler. Babam, Sirkeci'deki meşhur Sansaryan Han'da bulunan emniyet müdürlüğündeki polislerle konuşuyordu. Babamın 'Çocuklar aman karşı koymayın gelen askerdir, çatışma olur aman karşı koymayın' sözleri dün gibi aklımda. Sonra anneme dönüp, "Nimet, beni de alacaklardır, giyiniyorum ben" dedi ve giyindi. Kapı vuruldu, iki tane tüfekli asker, babamı karargaha götüreceklerini söylediler. Vedalaşamadık bile. Son görüşmemiz oldu. Hep söylerim bilsem sarılacağım 'Babacığım hakkını helal et' diye. Cemselerden birine bindi ve gitti ve bir daha göremedik."

Babasının önce Davutpaşa Kışlası'na oradan da Yassıada'ya götürüldüğünü dile getiren Oktay, kendisiyle sadece 50 kelimelik, sansürden geçen mektuplarla haberleşebildiklerini kaydetti.

"Orhan Birgit işkence odasında"

Darbecilerin, babasına öğrenci olaylarındaki ölüm iddiaları sorup Bayar ve Menderes'i suçlamasını istediklerini belirten Oktay, şunları kaydetti:

"Babama soruyorlar, 'Yüzlerce öğrenci öldü, siz sakladınız bu öğrencileri, nerede bu öğrenciler?' Babam da diyor ki, 'Yüzlerce öğrenci öldüyse aileleri nerede?' Yalan olduğu anlaşıldı kısa süre sonra. Çünkü öğrenci cesedi çıkmıyor. Sonra 'Sana bir kağıt vereceğiz, bunu imzala. Bayar'dan, Menderes'ten öğrencilere ateş et emri aldın ama sen etmedin.' diyorlar. Babam da 'Böyle bir emir almadım da ateş de etmedim' deyince işkence görüyor. Işıklı odada sorgulanıyor. O zifiri karanlık bir yandan çıkınca birden yüksek ışık gelince ne kadar acır gözler. İstanbul Valisi Ethem Yetkiner'in ışıklı odayla ilgili bir anlatımı var: 'Işıklı odada, gözlerim batıyor açamıyorum. Arada bir itip kakıyorlar, sorguluyorlar, yumruk iniyor diyor, fakat bir an gözüm alışır gibi oldu, karşıdakileri gördüm. Ömer Altay Egesel ve Orhan Birgit'i gördüm' diyor. Orhan Birgit, Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanı. Daha sonra kendisine sormuşlar ama cevap vermemiş. Yani bu darbeyi Halk Partisi yapmıştır. Ama çok derinlerde ABD'nin onayı, teşviki var."

Oktay, Yassıada'da insanlara işkenceler yapıldığını ve bunun hamam uygulamasıyla ortaya çıktığını anlatarak, şunları aktardı:

"Hamamda İstanbul Emniyet Müdür Vekili Ferit Sözen'in tırnakları sökülmüş, babamın göğsü mosmor, kaşı gözü yara içinde. Bunları hep yazılmış anılardan tanıklardan öğreniyoruz. DP'li bakanlardan Sıtkı Yırcalı'nın koğuşunda küçük bir radyo bulmuşlar. 'Allahsız gardiyan' lakaplı yarbay Tarık Güryay, radyo sebebiyle Yırcalı'yı Bizans'tan kalma zindana attırıyor. Sıtkı Yırcalı, yan taraftan, 'Yahu ölüyorum, ölüyorum, siz de din-iman yok mu?' şeklinde nefes nefese bir ses duyuyor. Babammış. Sonra 'Bir yüzbaşı geldi ve Türkçe'de ne kadar küfür varsa etti, sonra da ses kesildi. Sedyeyle götürdüler. Üç gün sonra da ölmüş adam. Bu İstanbul'un genç-dinamik emniyet müdürü Faruk Oktay'mış ölen' diye anlatıyor. Diyarbakır Milletvekili Sezai Demiray da babamın doktor isteyip feryat edişine ve ölümüne şahit olmuş."

Babasının ölüm haberini basından öğrendiklerini aktaran Oktay, dört ay önce evinden alınan babası için sadece "Naaşını Kasımpaşa Deniz Hastanesi morguna gönderdik. Gidin alın." dendiğini söyledi.

"Düşükler Yassıada'da" filmi

Oktay, Yassıada'da yapılan işkence ve kötü muamelelerin halk tarafından da fark edilmesi üzerine Milli Birlik Komitesinin (MBK) "Düşükler Yassıada'da" isimli bir film yapmaya karar verdiğini söyledi.

Darbecilerin sanıkları oyuncu gibi kullandığı filmde, baştan aşağı kurgu yaptığını belirten Oktay, filmle ilgili şunları anlattı:

"Belediye Başkanı Kemal Aygün ve babam var filmde. Arkadan sesler geliyor, 'barların haraççıbaşı' diye. Oysa babam hayatında bara gitmemiştir. 'Kumarcı, eroin mafyası' gibi sesler geliyor arkadan. Celal Bayar yemek yerken 'Havyar yok ama yine iştahla yiyor yemeğini' diyor arka ses. Menderes'e hakaretler yapılıyor. Yassıada'dan kurtulanlar, film çekilmeden önce, şaşırdıklarını belirtiyorlar. Birdenbire her yer temizleniyor, masaların üzerine çiçekler geliyor, yemeklerin kalitesi değişmiş, herkese iyi elbiseler giyin diye emirler veriliyor. Ama ters tepti tabii o filmler."

"İdamları önlemek İnönü'nün avucunun içine gelmişti"

İdamların tahkikat komisyonu, anayasayı ihlal ve İnönü'ye cinayet girişimi suçlamalarıyla yapıldığını kaydeden Oktay, İnönü'nün darbeden haberdar olduğunu ve idamları engelleyebileceğini ancak bunun için bir adım atmadığını savundu.

Emre Oktay, Tahkikat Komisyonu ile ilgili olarak TBMM'de yapılan oturumda İnönü'nün sözlerini aktararak, şunları kaydetti:

"İsmet İnönü, 'Eğer baskı rejimi kurulursa ihtilal behemehal olur. Bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam. Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır.' diyor. İrtibatlı olmasa bunları söyleyebilir mi? Darbeyi alkışlayanlardan Muammer Aksoy'un Fon dergisinde bir yazısı var, orada anlatıyor. İnönü için 'Darbe ile hiç ilgisi yokmuş gibi konuşuyor Sayın İnönü halbuki darbeye teşvik eden o değil mi? İdamları önlemek avucunun içine gelmişti niye önlemedi?' diyor. MBK'nin TBMM'den aldığı yetkiler, Temsilciler Meclisi'ne devrediliyor. Bunun üzerine MBK'deki subaylar İnönü'ye 'Paşam şu Yassıada mahkemeleri bitmedi daha, kararlar açıklanacak. Kararlarının onaylanıp onaylanmamasını da Temsilciler Meclisi'ne devredelim, siz orada hakimsiniz. Çıkacak kararları ister onaylar isterse onaylamazsınız.' diyorlar. İnönü ise 'Başladığınız işi bitirin.' demiş." İstese 'tamam' diyerek önleyecek. Ondan sonra timsah gözyaşları derler ya…"

27 Mayıs darbesinde yapılan işkencelerin, hukuksuzlukların cezasız kaldığını dile getiren Oktay, "Cumhurbaşkanımız her konuşmasında Menderes'ten rahmetle bahsediyor, 27 Mayıs'ın Türkiye'ye ne kadar zarar verdiğini vurguluyor. Bundan dolayı çok memnunuz. Ancak 27 Mayıs'ın yargılanması gerekiyor. Darbeciler her şeyi kitabına uydurmuş. Bunun için de TBMM'nin kanun çıkarması lazım. 27 Mayıs'tan sonra darbeler silsilesi başladı. Eğer 27 Mayıs yargılansaydı inanıyorum ki 15 Temmuz olmayabilirdi. Ayrıca seçimle değil tehdit ve dayatma ile cumhurbaşkanı yapılan Cemal Gürsel'in de bu unvanının iptal edilmesi gerekir." diye konuştu.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın