Dolar
43.49
Euro
51.32
Altın
4,919.03
ETH/USDT
2,283.50
BTC/USDT
78,246.00
BIST 100
13,784.24
Analiz

Starmer’in Çin ziyareti: Yeniden dengeleme mi? Riskten arındırma mı?

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in Çin’e yönelik son açılımı, güvenlik ve ekonomi arasında bilinçli bir ayrım yapma çabasına dayanmaktadır.

Murat Öztuna  | 03.02.2026 - Güncelleme : 03.02.2026
Starmer’in Çin ziyareti: Yeniden dengeleme mi? Riskten arındırma mı?

İstanbul

ORSAM Başkan Danışmanı Murat Öztuna, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in Çin ziyaretinin iki ülke ilişkileri için ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.

​​​​​​​***

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Pekin temasları, 2018 yılında Theresa May’in ziyaretinden bu yana bir İngiliz Başbakanının Çin’e yaptığı ilk resmi ziyaret olarak dikkat çekmektedir. Transatlantik ittifakında artan gerilimler, küresel ekonomik yavaşlama ve İngiltere’nin karşı karşıya olduğu iç ekonomik baskılar devam ederken gerçekleşen bu ziyaret, Birleşik Krallığın Çin politikasına dair temel bir soruyu yeniden gündeme getirmiştir. Bu adım, değişen uluslararası koşullara verilen geçici bir uyum hamlesi mi, yoksa İngiltere’nin Çin politikalarında daha kalıcı ve stratejik bir yeniden konumlanmanın mı işareti?

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Çin-İngiltere ilişkilerinin gelişimi

Birleşik Krallık, Ocak 1950’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk büyük Batılı aktör olarak ikili ilişkilerin kurumsallaşmasında öncü bir rol üstlenmiştir. 1972’de büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi ve bunu izleyen kapsamlı istişare süreçleri, özellikle Hong Kong meselesinin 1997 yılında karşılıklı kabul gören bir çerçevede çözülmesiyle sonuçlanmıştır. Bu dönem, iki ülke arasında uzun vadeli işbirliğinin temelini oluşturan yapısal bir zemin yaratırken sonrasındaki 20 yıllık süreç Çin-İngiltere ilişkilerinde Altın Çağ olarak değerlendirilmektedir.

2016 Brexit referandumunun ardından, sürecin yarattığı yoğun iç politika gündemi, İngiltere’nin ticaret, teknoloji ve sermaye akışları gibi alanlarda Çin ile işbirliğini derinleştirme kapasitesini sınırlarken, sağcı popülist aktörlerin etkisinin artması da İngiltere hükûmetleri üzerinde Çin’e karşı daha sert bir söylem benimsenmesi yönünde önemli bir baskı oluşturmuştur. 2019-2020 Hong Kong protestoları ve İngiltere'de Ortak Bildirinin ciddi bir ihlali olarak görülen 2020 Hong Kong ulusal güvenlik yasasının yürürlüğe girmesiyle Çin-İngiltere ilişkileri Altın Çağ’ın zirvesinden, keskin bir soğuma evresine geçiş yapmıştır. 2021'de Boris Johnson yönetiminin, Birleşik Krallık Güvenlik, Savunma, Kalkınma ve Dış Politika Entegre İncelemesi’ni yayımlayarak Çin'i ilk kez açıkça sistemik rakip olarak tanımlaması, İngiltere'nin Çin politikasında temel bir değişiklik olduğuna işaret ederken ikili ilişkilerin düşüşündeki ivmeyi de hızlandırmıştır. 2022’de dönemin Başbakanı Liz Truss’ın Çin’i tehdit olarak nitelendiren söylemi, Londra’nın Pekin’e yönelik yaklaşımında belirgin bir sertleşmeye işaret etmiştir. Truss’ın ardından göreve gelen Rishi Sunak’ın Altın Çağ'ın sona erdiği yönündeki açıklaması da bu söylemsel dönüşümü kurumsallaştırmıştır. 2024 yılında göreve gelen Starmer ise farklı bir Çin politikası izlemiştir. Starmer, Çin-İngiltere ilişkilerinin iyileştirilmesini ihtiyatlı bir şekilde sürdürmüş ve Çin-İngiltere ilişkilerinin tekrardan normalleşme safhasına dönüşünü sağlamaya çalışmıştır.

Güvenlik ve ekonomi arasında

Starmer’in bu yaklaşımı ve Çin’e yönelik son açılımı, güvenlik ve ekonomi arasında bilinçli bir ayrım yapma çabasına dayanmaktadır. İngiltere, güvenlik kaygılarını önceliklendirmeyi sürdürürken, bu kaygıların ekonomik işbirliğini bütünüyle baltalamasına izin vermemeyi hedeflemektedir. Ticari ilişkilerde yeniden gündeme getirilen Altın Çağ söylemi, bu yaklaşımın sınırlarını açıkça çizmektedir. Bu sınırlar, işbirliğini ekonomik alanla sınırlarken güvenlik ve siyasi başlıkları bilinçli biçimde dışarıda bırakmaktadır. Ancak söz konusu ayrımın sürdürülebilir olup olmadığı, Starmer yönetiminin stratejik kapasitesini sınayacak temel unsur olacaktır.

Bu yönelimin arka planında, ABD merkezli belirsizliklerin yarattığı dış baskılar belirleyicidir. Starmer yönetimi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde güçlenen izolasyonist eğilimlere karşı ekonomik riskleri çeşitlendirmeyi amaçlamaktadır. ABD’ye yapılan ihracatın toplam içindeki payının gerilemesi de ABD’nin artık tek başına güvenilir bir ekonomik ortak olarak görülmediğine işaret etmektedir. Bu bağlamda Çin, İngiltere açısından Amerikan siyasi belirsizliğine karşı bir denge unsuru olarak öne çıkmaktadır. Ancak gerek tarihsel bağları gerekse de askeri ittifakı nedeniyle İngiltere, Çin ile ilişkilerinde ABD ile incelikli bir denge tutturmak durumundadır. Nitekim Starmer İngiltere’nin Çin ile ABD arasında bir tercih yapmaya zorlanmasının gerekmediğine dair açıklamalarda bulunmuştur.

Öte yandan durgun seyreden büyüme, artan işsizlik ve sınırlı ihracat performansı, İngiltere’yi daha pragmatik dış ekonomik politikalara yöneltmiştir. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan ve İngiltere’nin Asya’daki en önemli ticaret ortağı konumundaki Çin pazarı, finans, ilaç ve otomotiv gibi kilit sektörler açısından kritik önem taşımaktadır. Bu ziyaret, İngiltere’nin Çin politikasında tereddüt ve çatışma çizgisinden, çıkarların ve pratik ihtiyaçların belirlediği daha rasyonel ve pragmatik bir çizgiye geçişe işaret etmektedir. Starmer’e eşlik eden heyetin mahiyeti de bu durumu yansıtmaktadır. Heyette İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle ve Hazine Bakanlığı Ekonomi İşleri Parlamento Müsteşarı Lucy Rigby gibi önemli hükümet yetkililerinin yanı sıra HSBC, Barclays, Brompton, AstraZeneca ve Jaguar Land Rover gibi İngiliz şirketlerinin yöneticilerinden oluşan bir iş heyeti de bulunmaktadır. Heyetin 2018’de Çin’i ziyaret eden İngiltere Başbakanı Theresa May’in heyeti ile benzerlikler göstermesi ve o ziyaretin de Trump’ın başkanlık döneminde gerçekleşmiş olması dikkat çekicidir.

Çin açısından İngiltere ile ilişkilerin yeniden canlandırılması, ikili ticari kazanımların ötesinde, Batı içi ayrışmaları yönetmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak okunabilir. Çin, Londra’nın güvenlik ve ekonomik alanları ayrıştırma eğilimini, kendi farklılıkları bir kenara bırakıp ortak çıkarlara odaklanma yaklaşımıyla uyumlu bir pragmatizm göstergesi olarak görmektedir. ABD merkezli siyasi belirsizlikler ve korumacı eğilimler karşısında İngiltere’nin ekonomik istikrar arayışı, Çin’i tamamlayıcı bir ortak konumuna taşımaktadır. Bu bağlamda Çin, İngiltere’nin kendisine karşı politikasındaki yumuşamayı geçici bir taktik hamleden ziyade, karşılıklı çıkarların zorladığı rasyonel bir uyum süreci olarak değerlendirmektedir. Ayrıca bu durum Çin’in Avrupa’yı tekil bir blok olarak değil, farklı önceliklere sahip ulusal aktörler üzerinden ele alan yaklaşımıyla da örtüşmektedir.

Yeniden dengelenirken riskten arındırma

Kanada Başbakanı Mark Carney ve Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo’nun Çin’e gerçekleştirdiği üst düzey ziyaretlerin hemen ardından İngiltere Başbakanı Starmer’in Pekin ziyareti, Batı açısından Çin’i daha rasyonel bir bakış açısı ile analiz etmeye başladıklarının bir göstergesi olarak okunabilir. Böyle bir bakış açısı Çin’in siyasal ya da ekonomik sistemini onaylamayı gerektirmemektedir. Ancak bu, Batı’nın uzun süredir Çin’e dair kullandığı ve artık gerçeklikle örtüşmeyen anlatılardan vazgeçmesini zorunlu kılmaktadır. Son dönemde gözlemlenen bu değişim, sıkça iddia edildiği gibi Amerika sonrası bir dönemin başladığı anlamına gelmeyebilir. Ancak Batı'nın normatif anlatılarının ikna gücünü kaybettiğini açıkça göstermektedir. Bu tür bir aşınma, Batı için normatif söylemin ötesinde sonuç odaklı bir değerlendirme alanı yaratırken Çin’in de Batı ile yeniden dengelenme (eş statü) stratejisinin başarıya ulaştığını göstermektedir. Starmer’in ve diğer Batılı liderlerin son dönemdeki Çin ziyaretleri bu perspektiften değerlendirildiğinde, küresel sistemdeki dönüşüm anlatıları anlamlı hale gelmektedir.

Sonuç olarak, Çin’in Batı'ya karşı kullandığı yeniden dengeleme söylemi ile Batı'nın Çin’e karşı kullandığı riskten arındırma söylemlerinin Trump’ın öngörülemezliğinin katalizörlüğü eşliğinde kesişim noktasına ulaştığı söylenebilir. Çin’in ihtişamlı imparatorluk dönemlerinden utanç yüzyılına sürüklenişinin Britanya İmparatorluğu’na karşı kaybettiği Afyon Savaşları ile başladığı düşünüldüğünde ve bugünün Çin Halk Cumhuriyeti’nin uluslararası sistem üzerine söylemleri hesaba katıldığında Starmer’in ziyaretinin Çin açısından en azından sembolik önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

[Murat Öztuna, ORSAM Başkan Danışmanıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2