ABD-Çin rekabetinin Arktik cephesi: Grönland neden önemli?
ABD'nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi, "yarım küre dışı rakipleri" Amerika kıtası için bir tehdit olarak tanımlıyor. Çin bu rakiplerden biri ve belki de en önemlisi konumunda. Bilhassa Grönland konusu bununla alakalı.
İstanbul
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Dal, ABD’nin Grönland hamlesinin nedenlerini ve ABD-Çin rekabetinde Avrupa'nın nasıl konumlanacağını AA Analiz için kaleme aldı.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
***
2. Dünya Savaşı'nda Almanların Danimarka’yı işgal etmesiyle birlikte ABD, dünyanın en büyük adası olarak bilinen Grönland’a 1941'de askeri birliklerini yerleştirdi. Washington'un bu dönem Sovyetler Birliği tehdidine karşı kurmuş olduğu Thule Hava Üssü (yeni adıyla Pituffik Uzak Üssü) ise 1951'de NATO’nun savunma programı kapsamında kullanılmak üzere günümüze kadar adada önemli bir askeri üs olarak kaldı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın son günlerde adaya yönelik ilgisini açıkça dile getiren açıklamaları, Washington’un buraya ilişkin yaklaşımının yalnızca askeri ve stratejik hedeflerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda hayati çıkarlar içerdiğini gösteriyor.
Grönland neden önemli?
Soğuk Savaş döneminde sadece stratejik konumu nedeniyle ABD ve Sovyetler arası askeri rekabet bağlamında ön plana çıkan Arktik bölgesinin bir parçası olan Grönland’ın önemi, son yıllarda küresel ısınmanın bir sonucu olarak eriyen buzullarla birlikte arttı. Öyle ki ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi'nde hedeflendiği üzere "ABD’nin Batı Yarımküre'deki üstünlüğünü yeniden tesis etmesi" maddesi dikkate alındığında, özel olarak Grönland, genel olarak da Arktik bölgesi ABD açısından hayati önemi haizdir.
İlk olarak, Grönland Kuzey Amerika ve Avrupa arasındaki sürekliliği sağlayan bir ada konumunda. Ada, Kuzey Amerika ve Avrupa arasında, iki kıtayı birbirine bağlayan en kısa hava ve deniz yolları üzerinde yer alıyor. Bu da adayı askeri, savunma, transatlantik deniz taşımacılığı, Arktik hava sahası kontrolü, uydu ve radar sistemleri konusunda önemli kılıyor. Yani, adaya hakimiyet, Arktik'e hakimiyetin yolunu açabilir.
İkincisi, Arktik bölgesinde eriyen buzullarla birlikte günümüzde yoğunlukla kullanılan Süveyş Kanalı, Panama Kanalı ve Malakka Boğazı gibi kıtalar arası geçiş sağlayan geleneksel deniz rotalarına alternatif olabilecek yeni rotalardan (Kuzeybatı Geçidi ve Kuzey Denizi Rotası) geçiş mümkün hale geliyor. Yaz aylarında tamamen aktif olarak kullanılabilen bu rotaların, buzullar eridikçe yıl boyu ulaşıma elverişli hale geleceği tahmin ediliyor. Dünya ticaretinin önemli bir bölümünün denizler aracılığıyla gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, söz konusu rotaların kullanımının artacağı, bu rotalardan faydalanmak isteyen Çin, ABD, Rusya, Japonya, Almanya, İngiltere gibi ekonomik devlerin buraya yoğunlaşacağını gösteriyor.
Son olarak Grönland üzerinde, günümüz teknolojisinin önemli bir kaynağı olarak kullanılan nadir toprak elementleri, kritik ham maddeler, değerli mineraller ve hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili yapılan projeksiyonlar, adayı ekonomik açıdan önemli bir konuma getiriyor. Grönland’ın önemli hidrokarbon rezervlerinin olduğu ve nadir toprak elementleri açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alabileceği tahmin ediliyor. Özellikle rüzgar türbinleri, elektrik motorları, bataryalar ve mobil telefonların üretiminde hayati öneme sahip olan nadir toprak elementleri açısından dünyanın en büyük sekizinci rezervlerine sahip olduğu düşünülüyor. Bu kaynaklar şu anda birkaç ülkenin hakimiyetinde bulunuyor. Bu ülkelerin başında Çin geliyor. Çin, halihazırda bu elementlerin işlenmesi, üretilmesi ve pazarlanması konusunda dünyada tekel konumunda. Bu nedenle ABD, Çin’in bu tekel pozisyonuna alternatif oluşturabilmek adına Tayvan ile ikili ilişkiler geliştirmeye çalışıyor. Aynı şekilde, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi bu açıdan okunabilir.
Öte yandan 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi, "yarım küre dışı rakipleri" Amerika kıtası için bir tehdit olarak tanımlıyor. Çin bu rakiplerden biri ve belki de en önemlisi konumunda. Bilhassa Grönland konusu bununla alakalı. Trump, açıkça ABD’nin ulusal güvenliği için Grönland’a ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Buradaki hamle, militarist bir vizyonla değerlendirilebilirse de ABD'nin bundan daha önemli öncelikleri var. Çünkü, Arktik coğrafyasına baktığımızda Çin’in daha çok Kuzey Pasifik ve Bering Boğazı’ndan Arktik Okyanusu’na uzanan bölgede; Rusya’nın ise Arktik’in Avrupa bölümünde yoğunlaştığı görülüyor. Dolayısıyla, jeopolitik açıdan elbette önemli, ancak Trump’ın "CEO" gözlüğünden baktığımızda bu devasa adaya olan ihtiyaç daha çok ekonomik önceliklerle açıklanabilir. Bu durum özellikle, Çin ile yaşanan "ticaret savaşları" konusuyla doğrudan ilgili. ABD şu an ekonomik açıdan küresel lider, ancak Çin’in önlenemeyen bir yükselişi de söz konusu. Öyle ki Çin’in liderliği ele geçireceği gelecek projeksiyonları arasında yer alıyor. İşte bu noktada, günümüz teknolojisinin kapasite artırımı konusunda Çin’in tekel pozisyonunda olduğu nadir toprak elementlerinin geleceği karşımıza çıkmakta. Yani ABD'nin Grönland hamlesi, daha çok Çin’in bu tekelini kırmak yönünde okunursa daha makul olur.
"Arktik’e yakın devlet": Çin
Çin, 2013'te Arktik Konseyi’nde gözlemcilik statüsü elde etti. 2018'de kendini "Arktik’e yakın devlet" olarak ilan etti. Bu anlamda Çin de Arktik’te, Trump’ın “CEO refleksiyle” gördüğü fırsatları görüyor demek yanlış olmaz. Yani, Çin açısından burası enerji kaynakları ve bu kaynakların taşınması için kullanılabilecek olan kıtalar arası alternatif deniz rotaları nedeniyle önemli bir ekonomik kazanç olabilir. Bu nedenledir ki, Çin hem bölgeye yönelik önemli enerji yatırımları yapıyor hem de söz konusu rotalardan geçişler yaparak buranın sürekliliğini sağlamaya çalışıyor. Özetle, Çin Arktik pastasından büyük bir dilim almak istiyor ve ABD bu dilimlerden birinin Grönland olabileceğini tahmin ederek hareket etmeye başladı.
İki dünya arasında Avrupa
ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi'yle birlikte, yükünü hafifletme kararı aldı. Bu karar, özellikle Avrupa’nın güvenliğinin sağlanması konusunda ABD’nin geri çekileceğini, yerine Almanya, Fransa ve İngiltere’nin bu yükü taşımak zorunda kalacağını gösteriyor. Ukrayna-Rusya savaşında ABD’nin aldığı pozisyon, bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Özellikle, Avrupalı ülkeler açısından NATO şemsiyesinin fiyatı arttı denilebilir. Bu, NATO ittifakı içerisindeki Avrupa blokunu rahatsız ediyor. Hatta, Grönland’ın alınması gerektiğine yönelik Trump’ın söylemlerine yönelik Avrupa tepkisinin NATO içerisinde bir kırılma yarattığı da biliniyor. Ancak, ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi dikkatle okunduğunda, bunun tamamen bir ayrışma yaratmayacağı da ortada. Belgede, ABD açısından Avrupa’nın stratejik ve kültürel olarak hayati önemini taşımaya devam edeceği belirtiliyor. Sadece paylaşılan yük miktarı Avrupa ülkeleri aleyhine arttı diyebiliriz.
Bu durumda ne olur? İlk olarak, Almanya, Fransa ve İngiltere liderliğinde Avrupa ittifakının savunma ve güvenlik politikalarına bir dönüş yaşanacağını tahmin edebiliriz. İkincisi, Ukrayna’nın Rusya’ya bazı ödünler vermesi gerektiği kabullenilecektir. Bu da Avrupa’nın güvenliğinin Avrupalılarca temin edilmesi gerektiği düşüncesini haklı çıkaracaktır. Üçüncüsü, özellikle Arktik bölgesinde Çin’in Avrupalı Arktik devletlerince engellenmesi ABD ile çıkar dayanışması yaratacağı için bu hamleye başvurulacaktır. Arktik bölgesinde Çin’in yatırım konusunda önemli projelerinin rafa kaldırılması ilk adımlar olabilir. Son olarak, ABD-Avrupa ittifakının zarar göreceği projeksiyonunu üretmek, bu ittifakın tarihsel, kültürel, siyasi yakınlığını göz ardı etmek anlamına gelir. Bu ittifakın sağlamlığı, önümüzdeki süreçte Avrupalı devletlerce Çin’e yönelik geliştirilecek politikalarla test edilebilir ki, bu politikaların ABD’ye karşıt, ona rağmen olmayacağını tahmin etmek zor değil. Zira Avrupa ülkelerinin öz savunma kapasitelerini yeterli hale getirmesi şu anki konjonktürde uzun yıllar alacak gibi görünüyor. Dolayısıyla, NATO şemsiyesinin olası fırtınalara karşı direncinin kırılması, kısa vadede mümkün gözükmüyor.
[Doç. Dr. Adnan Dal, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

