Dolar
43.67
Euro
51.82
Altın
5,042.80
ETH/USDT
2,084.90
BTC/USDT
69,784.00
BIST 100
14,180.69
Dünya

Münih Güvenlik Konferansı "yıkım sürecindeki" küresel düzen tartışmalarının gölgesinde başladı

62'ncisi düzenlenen ve transatlantik dünyanın önde gelen dış politika ve güvenlik uzmanlarını bir araya getiren uluslararası Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), uluslararası düzenin "yıkım sürecinde" olduğu tartışmalarının gölgesinde başladı.

Ekip  | 13.02.2026 - Güncelleme : 14.02.2026
Münih Güvenlik Konferansı "yıkım sürecindeki" küresel düzen tartışmalarının gölgesinde başladı Fotoğraf: Beyza Binnur Dönmez/AA

Ankara

Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünya düzeninde Alman inisiyatifi olarak oluşturulan Münih Güvenlik Konferansı’nın kurucu felsefesi, güvenlik sorunlarının çözümünde diyalog ve karşılıklı etkileşim yollarının aranmasına dayanıyor.

Dördüncü yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı, uluslararası düzenin dönüşümü, transatlantik ilişkilerdeki kriz, Orta Doğu’daki gerilim ve Avrupa’nın savunma ile güvenlik mimarisi, bu yılki konferansın ana gündem maddeleri arasında bulunuyor.

Başta savunma olmak üzere, küresel düzeyde faaliyet gösteren şirketlerin üst düzey yöneticileri, akademisyenler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de bulunduğu 800'den fazla davetli, pazar gününe kadar sürecek MSC 2026’nın katılımcıları arasında yer alıyor.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Bu yılki konferans, Atlantik İttifakı müttefikleri arasındaki "güven krizinin" derinleştiği, Avrupa’nın savunma ve güvenlik mimarisini yeniden tanımlamaya çalıştığı ve Ukrayna başta olmak üzere bölgesel krizlerin sürdüğü dönemde yapılıyor.

Konferansta Grönland, Ukrayna ve Orta Doğu'daki durumun yanı sıra Avrupa'nın güvenliği, transatlantik ilişkilerin geleceği, çok taraflılığın yeniden canlandırılması, küresel düzenin rekabetçi durumu, bölgesel çatışmalar, savunma bütçeleri ve sanayisi, iklim krizleri, enerji ve gıda güvenliği gibi diğer önemli küresel meselelere odaklanılacak.

Konferansta Washington ile Avrupa başkentleri arasında yükselen stratejik güvensizlik ortamında "İttifakın ortak zemini korunabilecek mi?" sorusuna yanıt aranacak.

ABD’nin stratejik geri çekilme sinyalleri verdiği bu dönemde konferansta NATO içindeki dengelerin değişmesi de konuşulacak.

Yaklaşık 250 panelin düzenleneceği konferansta "Donald Trump yönetimindeki ABD nereye gidiyor?" sorusuna da cevap bulunmaya çalışılacak.

ABD’nin savunma harcamaları üzerinden Avrupa’ya yönelik sertleşen dili, Avrupa başkentlerinde "ABD’siz senaryoların" ve stratejik otonomi arayışının daha yüksek sesle konuşulmasına yol açarken konferansta "Transatlantik ortaklığa ve Ukrayna'ya verilen desteğe ne olacak?" sorusunun da ele alınması bekleniyor.

Avrupa, Ukrayna’ya verdiği destekle caydırıcılık kapasitesini test ederken Washington ile Pekin arasındaki hassas dengeyi ekonomik gerçeklikler ve stratejik risk hesapları çerçevesinde nasıl yeniden kurgulayacağı da konferansta değerlendirilecek.

NATO Genel Sekreteri Rutte: AB ve NATO işbirliği hiç olmadığı kadar güçlü

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, konferans marjında Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder ile ortak basın toplantısında konuştu.

NATO'nun bir zihniyet değişikliğinden geçtiğini vurgulayan Rutte, şu ifadeleri kullandı:

"ABD'nin yıllardır, on yıllardır Avrupa'nın savunmaya yeterince harcama yapmadığı yönündeki şikayetleri vardı. Bu durum, Lahey zirvesinden bu yana değişti. Dün (NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda) salonda hepimizin hissettiği şey, net bir vizyon ve birliğin ortaya çıkmasıydı. Avrupa, NATO içinde daha fazla liderlik rolü üstleniyor, kendi savunmasına da daha fazla önem veriyor. Bu gerçekten de şaşırtıcı bir değişim ve bu NATO'yu güçlendirecek, çünkü güçlü bir NATO'da güçlü bir Avrupa demek, transatlantik bağların her zamankinden daha güçlü olacağı anlamına geliyor."

Rutte, "AB ile NATO arasındaki işbirliği hiç olmadığı kadar güçlü." diyerek, Almanya'nın önemli rolüne işaret etti.

Almanya'nın savunma harcamalarını 150 milyar avronun üzerine çıkaracağını aktaran Rutte, "Bu, Avrupa'yı doğru yöne götürüyor. Almanya'dan ihtiyacımız olan liderlik türü bu ve siz bunu hükümetinizle sağlıyorsunuz." diye konuştu.

Rutte, Almanya'nın Ukrayna'ya destekte de öncülük ettiğini vurgulayarak, Rusya'nın Ukrayna'da bir salyangozun ağır ve yavaş temposunda ilerlediğini, Rus propagandasına kanılmaması gerektiğini kaydetti.

"Avrupa'nın daha fazla sorumluluk alması ABD'yi NATO'ya daha sıkı bağlar"

Rutte, 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda basına açıklamalarda bulundu.

Brüksel'de 12 Şubat'ta düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda Avrupa'nın savunma konusunda çok daha fazla sorumluluk almaya başladığını gördüğünü dile getiren Rutte, bunun NATO'yu da güçlendireceğini ifade etti.

Rutte, Avrupa'nın daha fazla sorumluluk alarak NATO'da liderlik rolü üstlenmesinin ABD'nin NATO'ya daha sıkı bağlanmasına yol açacağını belirtti.

Avrupalıların yıllarca ABD'den çok daha az savunma harcaması yapmasının rahatsız edici olduğuna ve bu anlamda yön değişiminin memnuniyetle karşılandığına işaret eden Rutte, ABD'nin NATO'ya bağlı olmaya devam ettiğinin altını çizdi.

Rutte, tüm müttefiklerin birlikte hareket etme konusunda mutabık olmakla beraber Avrupa'nın da "daha fazlasını" yapması gerektiğine inandıklarını, ABD ile bu yönde hareket edildiğini söyledi.

Rusya-Ukrayna Savaşı'na ilişkin konuşan Rutte, "Bu varsayılan Rus ayısı esasen yok, Rusya salyangoz hızıyla hareket ediyor ve çok kayıp veriyor." değerlendirmesinde bulundu.

Rutte, ABD önceliğinde yürütülen barış sürecinin kolay olmadığını ve zaman alacağını belirterek, ABD'nin NATO müttefikleriyle de iletişim halinde ilerlediğini dile getirdi.

Von der Leyen, AB'nin "karşılıklı savunma paktını" hayata geçirmesi gerektiğini söyledi

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda "İlkeli ve Pragmatik: Kargaşa İçindeki Bir Dünyada Gücü Kullanmak" başlıklı oturumda konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın 4. yılına yaklaşılırken Avrupa’nın güvenlik, ekonomi ve teknoloji alanlarında daha bağımsız hale gelmesi gerektiğini belirten von der Leyen, AB'nin dış müdahalelerle içeriden zayıflatılmaya çalışıldığına ve küresel düzeyde rekabetin daha sert güç mücadelesine dönüştüğüne işaret etti.

Von der Leyen, Avrupa’nın demokratik temellerinin, vatandaşların güveninin ve "Avrupa yaşam tarzının" yeni tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirterek, savunma, enerji, ekonomi, ticaret, ham maddeler ve dijital teknolojilerde bağımsızlığın zorunlu hale geldiğini ifade etti.

"Bağımsız Avrupa’nın transatlantik bağlara aykırı olmadığı, aksine güçlü Avrupa’nın güçlü transatlantik ittifak anlamına geldiği" görüşünü dile getiren von der Leyen, Avrupa’nın kendi güvenliği ve refahı için daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Von der Leyen, Avrupa’da savunma harcamalarının 2025 itibarıyla Ukrayna’daki savaş öncesine kıyasla yaklaşık yüzde 80 arttığını, SAFE programı kapsamında hava ve füze savunması, dronlar ve askeri hareketlilik gibi alanlara yatırım yapıldığını söyledi.

Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğinin sürdüğünü ifade eden von der Leyen, son olarak 90 milyar avroluk kredi mekanizmasının devreye alındığını, bu borcun yalnızca Rusya’nın savaş tazminatı ödemesi durumunda geri ödeneceğini belirtti.

Von der Leyen, 2028 yılına kadar Avrupa’daki savunma yatırımlarının, ABD’nin geçen yıl savunma ekipmanına yaptığı harcamayı aşmasının beklendiğini kaydetti.

Avrupa’nın uzay, istihbarat ve uzun menzilli saldırı kabiliyetleri gibi stratejik alanlarda kapasitesini artırması gerektiğini vurgulayan von der Leyen, şöyle devam etti:

"Hiçbir tabu sorgulanmadan kalamaz. Avrupa'nın karşılıklı savunma maddesini hayata geçirme zamanının geldiğine inanıyorum. Karşılıklı savunma, AB için isteğe bağlı değildir. Kendi antlaşmamızda (Madde 42) bir yükümlülüktür. Bunun iyi bir nedeni var. Saldırı durumunda birbirimizin yanında durma konusunda kolektif taahhüdümüzdür ya da basitçe söylemek gerekirse: 'Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için'. Avrupa'nın anlamı budur ancak bu taahhüt, güven ve yetenek üzerine kuruluysa ağırlık kazanır."

Oy birliği yerine nitelikli çoğunluk

Von der Leyen, karar alma süreçlerinin hızlandırılmasının önemine dikkati çekerek, bazı durumlarda oy birliği yerine nitelikli çoğunlukla karar alınabileceğini ifade etti.

"Gönüllüler Koalisyonu" gibi girişimlerin yeni güvenlik işbirliklerine örnek olduğunu belirten von der Leyen, AB'nin İngiltere, Norveç, İzlanda ve Kanada gibi ortaklarla ilişkilerini güçlendirmek istediğini söyledi.

Von der Leyen, yeni Avrupa Güvenlik Stratejisi'nin hazırlanması çağrısında bulunarak, ticaret, finans, standartlar, veri, kritik altyapılar, teknoloji platformları ve bilgi politikalarının güvenlik boyutuyla yeniden ele alınması gerektiğini dile getirdi.

Ukrayna’daki savaşın sanayi kapasitesinin önemini gösterdiğini belirten von der Leyen, savunma ve sivil sektörler arasındaki sınırların azaltılması gerektiğinin altını çizdi.

Otomotiv, havacılık ve ağır makine sanayilerinin, savunma değer zincirinin parçası olarak görülmesi gerektiğini dile getiren von der Leyen, yapay zeka, siber güvenlik, insansız sistemler ve uzay teknolojileri gibi çift kullanımlı alanlarda inovasyonun hızlandırılmasının önemine dikkati çekti.

Von der Leyen, Kiev’de kurulan AB Savunma İnovasyon Ofisinin, Avrupa’nın üretim kapasitesini Ukrayna’nın hızlı inovasyon yaklaşımıyla birleştirmeyi amaçladığını söyledi.

Dronların Ukrayna’daki savaşta verilen hasarın yaklaşık yüzde 80’inden sorumlu olduğuna işaret eden von der Leyen, bu alanda üretim ve inovasyonun hızlandırıldığını dile getirdi.

Avrupa’daki farklı silah sistemlerinin birlikte çalışabilirliğinin yazılım ve yapay zeka teknolojileriyle artırılabileceğini kaydeden von der Leyen, savunma harcamalarının artırılması gerektiğini, bunun aynı zamanda Avrupa ekonomisi için yeni bir sanayi büyüme fırsatı yaratacağını sözlerine ekledi.

NATO Askeri Komitesi Başkanı Dragone hibrit tehditlere karşı yaklaşımı değerlendirdi

NATO Askeri Komitesi Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone da "Yıkıcı Belirsizlik: Hibrit Savaşın Önlenmesi ve Karşı Koyulması" başlıklı panelde konuştu.

"Hibrit tehdit" olarak nitelenen Rusya’nın Avrupa’da kritik ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıları karşısında NATO'nun neden daha saldırgan bir tutum takınmadığıyla ilgili bir soru üzerine Dragone, NATO’nun hibrit tehditlere karşı yaklaşımının İttifak'ın siyasi ve savunma odaklı yapısı çerçevesinde şekillendiğini belirterek, önleyici eylemlerin gelecekte daha fazla tartışılabileceğini ifade etti.

Dragone, NATO’nun "siyasi-askeri bir savunma ittifakı" olduğunu vurgulayarak, askeri kanadın siyasi karar vericilere tavsiyede bulunduğunun, nihai kararların ise müttefik ülkelerin siyasi otoriteleri tarafından alındığının altını çizdi.

Demokratik ülkelerin etik ve hukuki sorumluluklar nedeniyle bazı sınırlamalarla hareket ettiğini söyleyen Dragone, bu durumun hibrit tehditlerle mücadelede dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu dile getirdi.

Önleyici adımların bazı durumlarda can kaybını önleyebileceğini vurgulayan Dragone, hibrit saldırılar karşısında bu tür yaklaşımların tartışılmasının mümkün olduğunu ancak NATO’nun mevcut rolünün müttefikler ve ortak ülkelerle işbirliği, kapasite geliştirme ve caydırıcılık üzerine kurulu olduğunu kaydetti.

AB Yüksek Temsilcisi: "(Mevcut dünya düzeninde) En büyük eksik hesap verilebilirlik"

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da düzenlenen "Kırılma Noktası: Uluslararası Düzen Reform ile Yıkım Arasında" başlıklı panelde konuştu.

Eski dünya düzeninin yıkılıp yıkılmadığına ilişkin açıklamalarda bulunan Kallas, bu bağlamda bir adım geriye giderek ilk etapta bu dünya düzeninin neden inşa edildiğine bakılması gerektiğini söyledi.

Kallas, temel amacın savaşların engellenmesi olduğunu vurgulayarak, "Şu anda baktığımızda ise dünya düzeninin tam tersini görüyoruz. Çok sayıda savaş var." değerlendirmesinde bulundu.

Daha önce de uluslararası krizler meydana geldiğinde uluslararası hukukun daha ileriye taşındığını ifade eden Kallas, "Şimdi geleceğe bakıp nasıl bir yeni dünya inşa etmek istediğimize karar vermemiz gerek. (Mevcut dünya düzeninde) En büyük eksik hesap verilebilirlik." vurgusunu yaptı.

Kallas, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ilkelerinin çok iyi olduğunu ancak bu ilkeler ihlal edildiğinde hesap verme mekanizmasının çalışmadığını belirterek, "BM, mevcut dünyayı yansıtmıyor." diye konuştu.

Bunun bir fırsata çevrilebileceğine işaret eden Kallas, dünyadaki birçok ülkenin kurallara dayalı bir düzen istediğini dile getirdi.

"Çok taraflı sistemde önemli olan husus, devletler arasındaki eşitliktir"

AB'nin "Barış Kurulu"na dahil olmamasına ilişkin de konuşan Kallas, burada BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararıyla tam uyum bulunmadığını, doğrudan Gazze'ye atıf yapılmadığını ve süresinin sınırlandırılmadığını ifade etti.

Kallas, ABD'nin dünya düzenini reforme etme isteğini esasen memnuniyetle karşıladıklarını söyleyerek, "Çok taraflı sistemde önemli olan husus, devletler arasındaki eşitliktir. Reform yapılırken, tüm devletlerin eşit olduğu ve kimsenin hukukun üstünde olmadığı hesaba katılmalıdır." vurgusunu yaptı.

"(İsrail'in hesap vermesi) Kimse hukukun üstünde değildir"

Mutabık kalınan kurallar ihlal edildiğinde hesap verilmesi gerektiğinin altını çizen Kallas, bunun en güçlü ülkeler için de geçerli olduğunu dile getirdi.

Kallas, İsrail'in ateşkesi sürekli ihlal etmesine rağmen hesap vermesinin sağlanmadığını, bunun kimin tarafından sağlanacağının sorulması üzerine, "Kimse hukukun üstünde değildir. Mutabık kalınan uluslararası kurallar ihlal ediliyorsa, kim olursa olsun hesap vermelidir." dedi.

"ABD'yi diğerlerinden farklı kılan müttefikleri"

ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz'un savunma harcamalarını uzun süre düşük tutan Avrupa'yı "bir şey yapmamakla suçlaması" üzerine Kallas, "Bizim bir şey yapmadığımız argümanına katılmıyorum. Kalkınma yardımlarına bakarsanız, Avrupa'nın en büyük paya sahip olduğunu görürsünüz." diye konuştu.

Kallas, ABD'yi diğer süper güçlerden farklı kılan hususun "müttefikleri" olduğunu belirterek, "Amerika savaşa girince biz de giriyoruz ve insanlarımız ölüyor. Yani süper güç olmak için bize ihtiyacınız var." ifadesini kullandı.

Avrupa'nın kurallara dayalı bir düzen için mücadele etmeye hazır olduğunu dile getiren Kallas, küçük ülkelerin (Avrupa ülkeleri) buna ihtiyacı olduğunu kaydetti.

UNRWA Genel Komiseri Lazzarini, Ajansın ortadan kaldırılması için siyasi baskıların sürdüğünü söyledi

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Münih'te AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Lazzarini, "Gazze'deki durumun hala umutsuz olduğu, insanların gıda dışında neredeyse her şeyden yoksun olduğu ve hala hayatta kalma mücadelesi verdiği bir gerçek." dedi.

Bunun artık Gazze halkı için günlük bir mücadeleye dönüştüğünün altını çizen Lazzarini, UNRWA'nın halk sağlığı ve ilk ve orta öğretim hizmetlerini sunmaya devam etmesinin çok önemli olduğunu, ancak bölgede çocukların iki yıldan fazla süredir okula bile gidemediğini hatırlattı.

Lazzarini, Filistinlilerin elinden evlerinin alındığını ancak eğitimin alınamayacağını vurguladı.

UNRWA'nın yoğun baskı altında olduğuna ve İsrail'in uluslararası hukuk ihlallerine devam ettiğine dikkati çeken Lazzarini, "İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan (UNRWA) Genel Merkezinin yıkımına tanık olduk." ifadesini kullandı.

Lazzarini, bu adımların, Doğu Kudüs'teki Filistinli kimliğinin tüm izlerini "yok etme arzusu" olarak da algılandığına işaret etti.

Philippe Lazzarini, "Ajansı ortadan kaldırmak için siyasi baskıların devam ettiği de doğru, çünkü ana siyasi motivasyon Filistinlilerin mülteci statüsünü ortadan kaldırmak. Şimdi, bunu söyledikten sonra, geri adım atmamız ve tüm çabalarımızı Gazze'deki insanlara yardım edebilmemiz için alanımızı korumaya odaklanmamız gerektiğini söylemeliyim." değerlendirmesinde bulundu.

Lazzarini, Batı Şeria'yı ise "Gazze'nin gölgesinde kalan, sessiz bir savaş alanı" olarak nitelendirdi.

Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin şiddet eylemlerini ve toprak gasplarını artırdığını ifade eden Lazzarini, "İnsanlar endişe ve korku içinde yaşıyorlar ve iki devletli çözümün geleceğini tamamen baltalamadan ve çok geç olmadan dikkatimizi Batı Şeria'ya da yöneltmemizin zamanı gelmiştir." dedi.

Mladenov, Gazze'nin yeniden inşası için silahsızlandırılma ve İsrail'in çekilmesinin gerektiğini söyledi

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, "Yıkım Altındaki Yaşam: Yeni Gazze'nin Yapı Taşları" başlıklı panelde konuştu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze planının bölge için tek seçenek olduğunu ifade eden Mladenov, plan kapsamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 17 Kasım 2025 tarih ve 2803 sayılı kararının yetkilendirdiği bir geçiş otoritesinin yönetimi, bu yönetimin tüm sivil ve güvenlik kontrolünü üstlenmesi ve tüm grupların silahsızlandırılması gerektiğine vurgu yaptı.

Mladenov, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde işgali altında tuttuğu sarı hattan geri çekilmesi ve yeniden inşanın başlaması için bu şartların sağlanması gerektiğini kaydetti.

Hamas'ın silahsızlanması konusunda bir taslak plan sunulup sunulmayacağına ilişkin soruya cevap vermeyeceğini belirten Mladenov, "Farklı planlarımız var. Onlara sunmak için farklı zaman dilimlerimiz var. Ama bence gerçek şu ki, tüm bunlar çok hızlı ilerlemeli. Anlaşmanın ikinci aşamasını uygulamamak, savaşın ikinci aşamasına geçmek anlamına gelecektir." ifadelerini kullandı.

 Ulusal Komite, Gazze'ye ne zaman girecek?

Mladenov, Filistinli teknokratlardan oluşan Ulusal Komite'nin önemine işaret ederek "Komite, sistemin en alt katmanı değildir. Komite, Gazze halkına gelecek için yeni bir umut vermek için gerekli olan şeylerin öncüsüdür." dedi.

Komite'nin Gazze'ye girebilmesi için de bazı şartlar olduğunu söyleyen Mladenov, ilk şartın Hamas'ın Gazze'deki sivil kurumların kontrolünü devretmesi olduğunu belirtti.

Mladenov, ikinci olarak ateşkes ihlallerinin durdurulmasının önemine vurgu yaparak, "Komiteyi Gazze'ye gönderirsek ve ateşkes ihlalleri şu anda olduğu gibi devam ederse, komiteyi sadece utandırmış ve etkisiz hale getirmiş oluruz." diye konuştu.

Üçüncü ve hayati öneme sahip konu olarak Gazze'ye gönderilen insani yardımların, barınma malzemelerinin, ilaç ve gıdaların miktarının "radikal bir şekilde" artırılması gerektiğine dikkati çeken Mladenov, Komite'nin tüm bu koşulları sağlayabilecek kaynaklara sahip olduğundan da emin olmak istediklerini söyledi.

Mladenov, Gazze'de ateşkesin devreye girmesinden bu yana en çok tartışılan konunun Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) dair, Gazze'de güvenliği sağlamak için sadece uluslararası birliklere güvenmemek gerektiğini, uluslararası gücün yardımıyla güvenliği sağlayacak olanın yeni bir Filistin güvenlik gücü olduğunu vurguladı.

En önemli konuların insani yardım, acil durum kurtarma çalışmaları ve güvenlik olduğuna dikkati çeken Mladenov, Gazze'nin yeniden inşa edilmesi ve sürdürülebilir bir şekilde yeniden geliştirilmesi için Komite'nin etkili bir şekilde yönetilmesi, silahların imha edilmesi ve İsrail'in geri çekilmesi gerektiğini aktardı.

Mladenov, Filistin meselesinin çözüme kavuşturulmasının önemine işaret ederek şunları kaydetti:

"İşgal altındaki tüm topraklar üzerinde tek bir Filistin liderliği gerekiyor. Bizim kolaylaştırdığımız bir diyalog gerekiyor. Bunu yapabilmek için, kararda yazılanların hayata geçirildiğini görmemiz gerekiyor. Karar sadece Gazze ile ilgili değil, Filistin Yönetimi'nin önemli reformlar yapması ve geçiş döneminin sonunda Gazze'nin onlara iade edilmesi şartını da içermektedir. Kararın çerçevesi budur."

Hollanda Parlamentosu Üyesi Kati Piri’nin panel boyunca kimsenin hesap verebilirlik ve adalet kelimelerinden bahsetmediğine dikkati çekerek “Sanırım 7 Ekim’in tüm failleri öldürüldü, peki soykırımın failleri ne olacak?” şeklindeki sorusuna Mlanedov, Gazze’deki trajedinin sona ermesine odaklandığını belirterek 7 Ekim’e neyin sebep olduğu, 7 Ekim’de ve sonrasında ne olduğuna dair siyasi sorunlara odaklanmadığı yanıtını verdi.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'dan Avrupa ile derin bağlara sahip ilişkileri yenileme çağrısı

Almanya'da düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) kapsamında gerçekleştirilen "Dünyada ABD" başlıklı panelde konuşan Rubio, konferansın ilk kez düzenlendiği 1963'ten bu yana dünyada farklı gelişmelerin yaşandığını anımsattı.

ABD Başkanı Donald Trump liderliğinde tarihte yapılan hatalarla yüzleşmeyi ve yeniden inşa etmeyi bir borç bildiklerini aktaran Rubio, "ABD, gururlu, egemen ve canlı bir gelecek vizyonuyla hareket ederek yenilenme ve yeniden yapılanma görevini bir kez daha üstleniyor. Gerekirse bunu tek başımıza yapmaya hazırız ancak Avrupa'daki dostlarımızla birlikte yapmayı tercih ediyor ve umuyoruz. ABD ve Avrupa olarak birbirimiz aidiz." dedi.

Rubio, ABD ve Avrupa'nın derin bağlarla birbirine bağlı olduğuna işaret ederek, "İşte bu yüzden biz Amerikalılar bazen doğrudan ve acil davranabiliyoruz. Bu nedenle Trump da Avrupa'daki dostlarımızdan ciddiyet ve karşılık bekliyor. Bunun nedeni değerli dostlarım sizi çok önemsiyor olmamız. Zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar, sadece ekonomik ve askeri değil, manevi ve kültürel olarak da bağlı olduğumuz Avrupa'ya derin kaygımızdan kaynaklanıyor. Avrupa'nın güçlü olmasını istiyoruz. Avrupa'nın hayatta kalması gerektiğine inanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.

Dünyayı değiştiren fikirlerin temellerinin Avrupa'da atıldığını, edebiyat ve sanat dünyasına yön veren isimlerin Avrupa'da doğduğunu ve birçok önemli eserin Avrupa'da bulunduğunu iddia eden Rubio, ittifakların sadece askeri işbirliğine değil, teknolojik rekabet, tedarik zinciri güvenliği, yapay zeka ve uzay araştırmaları gibi gelişmekte olan sektörlere de odaklanması gerektiğini vurguladı.

"ABD, her zaman Avrupa'nın bir çocuğu olacak"

Rubio, Birleşmiş Milletler'in (BM) dünyada iyilik için hala muazzam bir potansiyele sahip olduğunu ancak baskı gerektiren konularda rol oynayamadığını savunarak, "Gazze'deki savaşı çözemediler. Kırılgan da olsa ateşkesi sağlayan ABD oldu. Ukrayna'daki savaşı çözemediler. ABD ve bugün burada bulunan birçok ülkenin liderliğinde barış müzakereleri için iki taraf masaya oturabildi." diye konuştu.

ABD'nin İran ve Venezuela'daki tehditlere yönelik de adımlar attığını kaydeden Rubio, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mükemmel bir dünyada tüm bu sorunlar ve daha fazlası diplomatlar ve sert ifadeli kararlar sayesinde çözülür. Ancak mükemmel bir dünyada yaşamıyoruz. Vatandaşlarımızı açıkça tehdit eden ve küresel istikrarımızı tehlikeye atanların, kendilerinin de rutin olarak ihlal ettikleri uluslararası hukukun soyut kavramlarının arkasına saklanmalarına izin vermeye devam edemeyiz. Başkan Trump ve ABD'nin izlediği yol budur. Avrupa'daki sizlerden de bize katılmanızı istediğimiz yol budur. Daha önce birlikte yürüdüğümüz ve tekrar birlikte yürümeyi umduğumuz yol budur."

Rubio, ABD tarihinin birçok yerinde Avrupa'dan izlerin yer aldığını ve birlikte hareket etmenin önemini vurgulayarak, "Biz Amerikalılar için evimiz Batı Yarım Küre'de olabilir ancak her zaman Avrupa'nın bir çocuğu olacağız." dedi.

Panelin soru-cevap kısmında Ukrayna'daki savaşı değerlendiren Rubio, savaşın sona ermesi için soruların daraltıldığını ancak cevaplanması en zor soruların kaldığını ifade ederek, "Rusların savaşı sonlandırma konusunda ciddi olup olmadıklarını bilmiyoruz. Onlar hangi şartlar altında bunu yapacaklarını söylüyor, biz de Ukrayna için kabul edilebilir olanları bulabiliriz. Test etmeye devam ediyoruz." diye konuştu.

Rubio, Çin-ABD görüşmesine ilişkin de dünyanın iki büyük ekonomisi ve gücünün iletişim kurma sorumluluğu olduğuna işaret ederek, Çin ile uzun vadede üstesinden gelinmesi gereken zorlukların bulunduğunu kaydetti.

Von der Leyen, Rubio'nun "Avrupa'nın güçlü olmasını istiyoruz" açıklamasından memnun

Von der Leyen, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Münih Güvenlik Konferansı'nda katıldığı oturumda açıklamalarda bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Münih Güvenlik Konferansı'nda transatlantik ilişkilere değindiği konuşmasına işaret eden von der Leyen, "Dışişleri Bakanı'nın konuşması beni çok rahatlattı. Onu tanıyoruz. İyi bir dost, güçlü bir müttefik, gerçekten de öyle ve onu dinlemek, benim için çok güven vericiydi. Yönetimde bazı kişilerin bu konularda daha sert bir üsluba sahip olduğunu biliyoruz ancak Dışişleri Bakanı çok netti." ifadelerini kullandı.

Von der Leyen, Rubio'nun konuşmasında değindiği güçlü Avrupa'nın kendilerinin de hedefi olduğunun altını çizerek, "Bağımsız bir Avrupa olmalıyız, birilerine yaslanan bir Avrupa değil dostlarımız ve müttefiklerimizle birlikte dışarıdaki zorluklarla yüzleşen, dolayısıyla güçlü bir Avrupa olmalıyız. Bu konuda Dışişleri Bakanı ile tamamen aynı fikirdeyim." değerlendirmesini yaptı.

İlgili konuşmasında Rubio, ABD ve Avrupa'nın derin bağlarla birbirine bağlı olduğuna işaret ederek, "Zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar, sadece ekonomik ve askeri değil manevi ve kültürel olarak da bağlı olduğumuz Avrupa'ya derin kaygımızdan kaynaklanıyor. Avrupa'nın güçlü olmasını istiyoruz. Avrupa'nın hayatta kalması gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullanmıştı.

Rutte'ye cevap

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin, Dünya Ekonomik Forumu'nda Davos'ta iki hafta önce yaptığı açıklamada, ABD'siz Avrupa savunmasının "hayal" olduğu yönündeki sözlerine de değinen von der Leyen, şunları kaydetti:

"NATO Genel Sekreteri'nin 'Hayal kurmaya devam edin.' sözüne de değinmek istiyorum. Hayır, sevgili dostum, sadece statüko devam etmiyor veya bölünme ve yıkım olmuyor. Arada birçok şey var ve statüko, ne bizim için ne de ABD için tatmin edici değil. Dolayısıyla arada çok daha fazla şey var ve bağımsız bir Avrupa, sürekli başkasına dayanmadan gücümüzü geliştirmek ve sonra güçlü bir şekilde ilerleyerek dünyanın bize sunduğu zorluklarla yüzleşmek anlamına geliyor. Sevgili dostum Mark'a söylemek istediğim bu."

Almanya Başbakanı Merz, kurallara dayalı uluslararası düzenin artık mevcut olmadığını söyledi

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, açılışta yaptığı konuşmada, konferansın sloganının "Yıkım sürecinde" olduğuna işaret ederek, bu sloganla hukuka ve kurallara dayanan uluslararası düzenin yok olmak üzere olduğunun ifade edilmek istendiğini belirtti.

Bunu biraz daha açık şekilde ifade etmek gerektiğini aktaran Merz, "Bu düzen, en iyi dönemlerinde ne kadar kusurlu olsa da artık bu haliyle bile mevcut değil." dedi.

Büyük güç politikasının şekillendiği bir döneme girildiğinin altını çizen Merz, bu sürecin başında, Ukrayna'ya savaş açan Rusya'nın "şiddete dayalı revizyonizminin" bulunduğunu ifade etti.

Merz, Çin'in de küresel olarak etkili olma iddiasında olduğunu ve bu iddiasının temellerini yıllardan beri sabırla attığını dile getirdi.

"Öngörülebilir bir gelecekte, Pekin, askeri açıdan ABD ile aynı seviyede yer alabilir" diyen Merz, Çin'in diğer ülkelerin bağımlılıklarını sistematik olarak kullandığını ve uluslararası düzeni kendi anlayışına göre yeniden yorumladığını savundu.

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından tek kutuplu bir dünya oluşmuşsa da bunun artık geride kaldığını söyleyen Merz, ABD'nin liderlik iddiasının sorgulandığını, hatta belki de bunun kaybedildiğini belirtti.

Merz, büyük güç siyasetinin kendi yasalarına göre işlediğini, başkalarının bağımlılıklarını kullandığını ve gerektiğinde bunları istismar ettiğini anlattı.

Avrupalıların da yeni döneme yönelik önlemler alması gerektiğini aktaran Merz, Avrupalıların ve Almanların görevinin öncelikle bu yeni gerçeği kabul etmeleri olduğunu vurguladı.

Merz, Avrupalıların bu dünyada kendilerinin çıkarlarını ve değerlerini kararlılıkla, birlikte ve öz güvenle koruyacaklarını ifade ederek "Böylece sert rüzgara karşı koyacak ve özgürlüğümüzü koruyacağız." dedi.

"Avrupa siyasi, ekonomik ve teknolojik potansiyelini gerekli ölçüde kullanabilmiş değil"

Almanya'nın dış ve güvenlik politikasının Avrupa'ya dayalı olduğunu belirten Merz, bunun Almanya'nın çıkarlarına uygun olduğunu ifade etti.

Merz, Rusya'nın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası'nın (GSYİH) halihazırda 2 trilyon avro olduğuna işaret ederek, "Avrupa Birliğinin GSYİH'si 10 kat daha fazla. Ancak bugün Avrupa, Rusya'nın on katı kadar güçlü değil. Askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik potansiyelimiz çok büyük. Ancak bunu henüz gerekli ölçüde kullanabilmiş değiliz." değerlendirmesinde bulundu.

Büyük güçlerin hakim olduğu bu çağda, özgürlüğün kolayca elde edilemeyeceğini anladıklarını dile getiren Merz, "Bu (özgürlük) tehlikede. Bu özgürlüğü korumak için kararlılık ve irade gerekecek. Bu da bizden değişime, dönüşüme ve hatta fedakarlıklara hazır olmayı gerektirecek." ifadelerini kullandı.

Avrupa'da büyük güç politikasının Almanya için bir seçenek olmadığını belirten Merz, "Ortaklığa dayalı liderliğe evet, hegemonya hayallerine hayır. Biz Almanlar bir daha asla yalnız hareket etmeyeceğiz. Bu tarihimizden aldığımız kalıcı bir ders. Özgürlüğümüzü komşularımızla savunacağız." diye konuştu.

NATO içindeki Avrupa ayağının güçlendirilmesinin öncelikli konu olduğunu söyleyen Merz, yoğun şekilde caydırıcılığa yatırım yaptıklarını, Alman ordusunu hızlı şekilde Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusu yapmak istediklerini yineledi.

"Rekabet politikası güvenlik politikasıdır"

Başbakan Merz, dayanıklı tedarik zincirleri oluşturacaklarını, ham maddelere, kilit ürünlere ve teknolojilere tek taraflı bağımlılığı ortadan kaldıracaklarını belirterek, şöyle konuştu:

"Özgürlükçü demokratik düzenimizi iç ve dış düşmanlara karşı koruyoruz. Diğer önlemlerin yanı sıra istihbarat servislerimizi de güçlendireceğiz. Bu yeni dünyada rekabet politikası güvenlik politikasıdır ve güvenlik politikası rekabet politikasıdır. Her ikisi de özgürlüğümüze hizmet eder."

Avrupa'nın egemenliğinin yeni döneme verebilecek en iyi yanıt olduğunu ifade eden Merz, Avrupa’nın kendi güvenlik politikası stratejisiyle dünya siyasetinde önemli bir aktör haline gelmesi gerektiğini savundu.

"Avrupa ile ABD arasında derin bir uçurum açıldı"

Başbakan Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Avrupa'nın nükleer caydırıcılığı konusunda ilk görüşmeleri yaptığını ifade ederek, Avrupa'da farklı güvenlik bölgeleri oluşmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

Yeni bir transatlantik ortaklık kurmak istediklerini ifade eden Merz, "Avrupa ile ABD arasında çatlak, derin bir uçurum açıldı." dedi.

Gümrük vergilerine ve korumacılığa değil, serbest ticarete inandıklarını vurgulayan Merz, iklim anlaşmalarına ve Dünya Sağlık Örgütüne bağlı kalacaklarını, küresel sorunların birlikte çözülebileceğini belirtti.

Merz, Avrupalıların NATO'nun üzerinde kurulu olduğu güvenin ne kadar kıymetli olduğunu bildiğini dile getirerek, "Büyük güçler çağında ABD’de de bu güvene ihtiyaç duyacak. Tek başına hareket ettiklerinde onlar da kendi güçlerinin sınırına geleceklerdir." dedi.

ABD'ye transatlantik ortaklığa güveninin onarılması ve canlandırması çağrısında bulunan Merz, Avrupalıların bu konuda üzerine düşeni yaptığını savundu.

"Gücün önemli olduğu bir dünyanın karanlık bir yer olduğunu biliyoruz"

Önemli konularda ortak noktaları olan başka ortaklarla ilişkileri geliştireceklerini söyleyen Merz, bunun bağımlılıkları ve riskleri azalttığını, aynı zamanda her iki taraf için de fırsatlar açtığını ve özgürlüğü koruduğunu anlattı.

"Kanada ve Japonya, Türkiye, Hindistan ve Brezilya burada kilit rol oynayacaklar. Güney Afrika, Körfez ülkeleri ve diğerleri de" diyen Merz, bu ülkelerle karşılıklı saygı ve uzun süreli daha yakın ilişkiler kurmak istediklerini belirtti.

Anlaşmalara güvenilen, küresel sorunları birlikte çözebilen ve her şeyden önce çatışmaları barışçıl yollarla çözebilen bir siyasi düzene ilgi duyduklarını aktaran Merz, "Almanlar olarak, sadece gücün önemli olduğu bir dünyanın karanlık bir yer olduğunu biliyoruz." ifadesini kullandı.

Konuşmasının ardından Münih Güvenlik Konferansı Vakfı Başkanı Wolfgang Ischinger ve salondakilerin sorularını yanıtlayan Merz, Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda ABD ve Ukrayna ile yakın temas ve koordinasyon içinde olduklarını ve bir uyum içinde çalıştıklarını vurguladı.

Rusya ile diyaloğa kapıyı kapatmadıklarını belirten Merz, "Konuşmak mantıklıysa, görüşmeye hazırız ancak şu anda Rusya'nın gerçekten müzakereye hazır olduğunu görmüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Merz, savaşın, Rusya'nın ekonomik ve askeri açıdan tükenme noktasına gelmeden sona ermeyeceğini öngördüğünü dile getirdi.

Balkan ülkelerinin AB üyeliğine ilişkin bir soru üzerine de Batı Balkan ülkelerini AB'ye yaklaştırmak için yeni bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Merz, "Onları kaybetmek istemiyorum. Avrupa kıtasının bir parçasılar ve bu nedenle AB üyelik perspektifine sahipler." dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev: "Yeni dünya düzeni 'güçlü olan haklıdır' anlamına gelmemelidir"

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre İlham Aliyev, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Aliyev, "Ermenistan'la barış anlaşması bu yıl imzalanacak mı?" sorusuna, "Bu, bize bağlı değil. Ermenistan'ın Anayasası'nda gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Bu değişiklikler yapıldığı anda ertesi gün barış anlaşmasını imzalayabiliriz." yanıtını verdi.

Anlaşma henüz imzalanmamış olsa da Ermenistan ile Azerbaycan arasında fiili barışın sağlandığını düşündüğünü dile getiren Aliyev, barış anlaşması metninin iki ülke tarafından 8 Ağustos 2025'te Washington Zirvesi'nde paraflanmasının bilfiil (defacto) barış anlamına geldiğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde Gazze için oluşturulan "Barış Kurulu"na da değinen Aliyev, şunları kaydetti:

"Uluslararası hukuk artık güvenilir değildir. Birçok ülke uluslararası hukuku önemsemiyor. Yalnızca uluslararası hukuka dayanmak sorunlarınızı çözmez. Bu nedenle yeni dünya düzeninin ya da hükümetler arası ilişkiler için yeni bir sistemin ortaya çıkması bir süredir üzerinde çalışılan bir konuydu. Asıl mesele, ilk adımı kimin atacağıydı. Trump, Barış Kurulunun oluşturulması girişimiyle önemli bir adım attı."

Aliyev, daha fazla ülkenin hükümetler arası ilişkiler, güvenlik ve uluslararası kurumların işleyişine yönelik yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğinin artık anlaşıldığını belirterek, "Birleşmiş Milletler teşkilatı tamamen felç olmuş durumdadır ve herhangi bir mesele üzerinde etki gösterebilecek konumda değildir. Alternatif de yoktur. Umuyoruz ki ortak faaliyetler sırasında daha fazla sağduyu ortaya konur çünkü yeni dünya düzeni 'güçlü olan haklıdır' anlamına gelmemelidir. Yeni dünya düzeni, medeni dünyanın ilişkileri ve uluslararası düzenin yeni mekanizmaları demek olmalıdır." ifadelerini kullandı.

Çekya Cumhurbaşkanı Pavel, ABD askeri varlığını çekerse Avrupa'nın bu boşluğu dolduramayacağını belirtti

Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Münih'te, AA muhabirinin "ABD olmadan Avrupa'nın kendisini savunup savunamayacağına ilişkin" sorusunu yanıtladı.

Pavel, ABD'nin NATO savunmasının önemli bir bölümünü oluşturduğunu dile getirerek, "Eğer bugün ABD, tüm varlığını ve kapasitesini geri çekerse, Avrupa'nın bu boşluğu dolduramayacağını söyleyebiliriz." dedi.

Ortaklar olarak her zaman koordineli şekilde çalıştıklarını aktaran Pavel, NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi fikrinin, ABD'nin geri çekmek istediği kapasite ne olursa olsun, kuvvetli şekilde koordine edilebileceğini belirtti.

Pavel, ABD'nin, Avrupa ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini oluşturması için yeterli bir zaman çizelgesi vereceğini, böylece ABD'nin Avrupa'daki varlığını kısmen veya tamamen çekmeye karar vermesi durumunda bile Avrupa'nın kendini etkili şekilde savunabileceğini kaydetti.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupalılar masada olmadan Ukrayna'da barış olmayacağını belirtti

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, daha güçlü bir Avrupa'nın, ABD dahil müttefikleri için de daha iyi olacağını söyledi.

Avrupa'nın son zamanlarda göz ardı edildiğinin altını çizen Macron, Avrupa Birliği'nin (AB) eskiyen ve geçerliliğini yitirmiş bir kuruluş olduğu yönde eleştiriler aldığına işaret etti.

Macron, "Rakiplerimiz hariç herkes bize güçlenmemiz gerektiğini söylüyor. Ve bazen de anlamsız bir şekilde bizler de kendi kendimize engel teşkil ediyoruz. Bunu çözüme kavuşturmamız gerektiğini düşünüyorum." dedi.

Ukrayna'nın Avrupalıların en büyük meselesi olduğunu vurgulayan Macron, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna'da "barışı" sağlama isteğini desteklediğini dile getirdi.

Macron, bu barışa yaklaşmakta olduklarına değinerek, "Barış şekillenmeye başlarken, Rusya sivillerin yanı sıra stratejik ve kritik altyapılara saldırmaya devam ediyor." diye konuştu.

Rusya'nın taleplerine boyun eğmeme ve bu ülkeye yönelik baskıyı artırma beklentisini paylaşan Macron, "Rusya, NATO'nun genişlemesine karşı mücadele ettiğini iddia ediyordu. Sonuç, İsveç ve Finlandiya NATO'ya katıldı. Şimdi Avrupa büyük çapta silahlanıyor." ifadelerini kullandı.

"Avrupalılar olmadan barış olmayacak"

Macron, "Bazı devlet ve hükümet başkanlarının, Ukrayna'yı Rusya'nın koşullarını kabul etmeye çağırdığını görüyorum. Bu stratejik bir hata." şeklinde konuştu.

Rusya’nın "gölge filosunu" hedef almaya devam etmek gerektiğini söyleyen Macron, şöyle devam etti:

"Avrupalılar olmadan barış olmayacak. Avrupalılar olmadan müzakere edemeyeceksiniz, bundan emin olun. Biz masada olmazsak, Ukraynalılar masada olmayacak."

Ukrayna ve ABD ile birlikte Rusya ile şeffaf bir iletişim kanalı oluşturulması gerektiğini vurgulayan Macron, "Çözümün bir parçasıyız, bu nedenle (barış) görüşmelerine dahil edilmeliyiz." dedi.

"Avrupa'nın jeopolitik bir güce dönüşmesi gerekiyor"

Macron, "Sınırlarında agresif bir Rusya varken, Avrupa'nın nasıl bir geleceği olabilir? Şu anda bu sorunumuz var." ifadelerini kullanarak, kritik mineraller, silahlanma, teknoloji alanlarında bağımsız bir Avrupa istediğinin altını çizdi.

"Avrupa'nın jeopolitik bir güce dönüşmesi gerekiyor." diyen Macron, yaklaşan farklı seçimler kapsamında Avrupa ülkelerini "egemenliklerini ve demokrasilerini" korumaya çağırdı.

 "Her insanın bir tane (sosyal medya) hesabı olduğundan emin olmalıyız"

Dezenformasyonun, dış müdahalelerin Avrupa toplumları için ciddi bir güvenlik meselesi teşkil ettiğine dikkati çeken Macron, gençlerin korunmasız bir şekilde Çin sosyal medya platformları algoritmalarıyla karşı karşıya olduğuna ve algoritmalarıyla ilgili şeffaflık gerektiğine işaret etti.

Macron, bu platformları düzenlemeye devam etmenin önemli olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

"Bu (sosyal) medya platformlarıyla Pandora'nın kutusunu açtık. Dış müdahaleler karşısında çok naif davranıyoruz. Bu insanların etki alanımıza girmesine izin vermemeliyiz. Bu platformlardan trol, bot hesapları tamamen askıya almasını talep etmeliyiz. Her insanın bir tane (sosyal medya) hesabı olduğundan emin olmalıyız."

Fransız nükleer caydırıcılığının başından bu yana Avrupa boyutu da olduğunu anlatan Macron, Avrupa'nın savunma mimarisini yeniden yapılandırması gerektiğini vurguladı.

Macron, "Nükleer caydırıcılığı yeniden şekillendirmemiz gerekiyor." dedi. Gelecek haftalarda Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve farklı Avrupalı liderlerle bu konuda stratejik bir diyalog başlatmak istediklerini aktaran Macron, Fransa'nın nükleer caydırıcılığıyla ilgili ulusal doktrinini bazı ülkelerin güvenlik çıkarlarıyla nasıl uyumlu hale getirebileceklerini görüşeceklerini bildirdi.

Macron, "Bu ilk defa, Almanya ile yapılacak. Bu diyaloğun önemli olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.

Starmer, Avrupa'nın "daha Avrupalı NATO" oluşturmak için birlikte ilerlemesi gerektiğini söyledi

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda (MSC) yaptığı konuşmada, Rusya-Ukrayna Savaşı'na değinerek, Rusya'nın, Ukrayna halkına korkunç acılar yaşatarak saldırganlık eğilimini kanıtladığı değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Starmer, "(Rusya'nın) Hibrit tehditleri kıtamızın geneline yayılıyor, sadece güvenliğimizi tehdit etmekle kalmıyor, değerlerimizi baltalayan popülistlerle işbirliği yaparak sosyal sözleşmemizi de parçalıyor." dedi.

Starmer, Rusya'yı "dezenformasyon kullanarak bölünme yaratmak, siber saldırılar ve sabotajlar yapmak ve yaşam maliyeti krizini derinleştirmekle" suçladı.

"Rusya, Ukrayna'da büyük stratejik hata yaptı"

İngiliz Başbakan, Rusya'nın Ukrayna'da büyük stratejik hata yaptığını ve bu hatanın 1 milyondan fazla can kaybına yol açtığını söyledi.

Rusya'nın savaş sürerken yeniden silahlandığını ve silahlı kuvvetlerini yeniden yapılandırdığını kaydeden Starmer, "NATO, Rusya'nın bu 10 yılın sonuna kadar ittifaka karşı askeri güç kullanmaya hazır olabileceği konusunda uyarıda bulundu." diye konuştu.

Starmer, çatışma istemediklerini açıkça belirtmenin önemli olduğunun altını çizerek, amaçlarının "kalıcı barış, stratejik istikrara dönüş ve hukukun üstünlüğü" olduğunu ifade etti. Başbakan Starmer, şöyle devam etti:

"Saldırganlığa karşı caydırıcı olabilmeliyiz ve evet, gerekirse savaşmaya hazır olmalıyız, halkımızı, değerlerimizi ve yaşam tarzımızı korumak için ne gerekiyorsa yapmalıyız ve Avrupa olarak kendi ayaklarımız üzerinde durmalıyız. Bu, daha cesur olmak, önemsiz politikalar ve kısa vadeli endişeleri bir kenara bırakmak anlamına geliyor. Daha güçlü bir Avrupa ve daha Avrupalı NATO inşa etmek için birlikte hareket etmek anlamına geliyor."

Starmer, ülkesinin artık "Brexit yıllarının İngilteresi" olmadığına işaret ederek, "Avrupa olmadan İngiltere'nin güvenliği, İngiltere olmadan da Avrupa'nın güvenliği olamaz. Bu, tarihin bize verdiği bir derstir ve aynı zamanda günümüzün gerçeğidir." ifadelerini kullandı.

"Kuzey Atlantik'e uçak gemisi görev grubu göndereceğiz"

Konuşmasında, ülkesinin bu yıl Kuzey Atlantik ve Kuzey Kutbu bölgelerine uçak gemisi görev grubu göndereceğini duyuran Starmer, grubun, "HMS Prince of Wales" komutasındaki gemiler tarafından yönetileceğini ve "ABD, Kanada ve diğer NATO müttefikleriyle hareket edeceğini" aktardı.

Starmer, "(Bu), Avrupa-Atlantik güvenliğine bağlılığımızın güçlü göstergesidir. Bu nedenle Fransa ile nükleer işbirliğimizi de güçlendiriyoruz. On yıllardır İngiltere, tüm NATO üyelerini korumak için caydırıcı gücünü kullanmayı taahhüt eden Avrupa'daki tek nükleer güç olmuştur." şeklinde konuştu.

"Kıtada ortak endüstriyel taban oluşturmak istiyoruz"

Starmer, savunma teknolojisi ve yapay zeka alanındaki liderliklerini Avrupa ile birleştirerek güçlerini katlamak ve kıtada savunma üretimlerini hızlandıracak ortak endüstriyel taban oluşturmak istediklerinin de altını çizdi.

Bunun, Avrupa genelinde daha fazla uyum ve koordinasyon sağlamak için liderlik gerektiren savunma üretimlerini hızla geliştirebileceğine işaret eden Starmer, "E3 kapsamında Almanya ve Fransa ile birlikte, AB ortaklarımızla, özellikle İtalya ve Polonya ile, ayrıca Norveç, Kanada ve Türkiye ile yakın işbirliği içinde bunu gerçekleştiriyoruz." dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Cooper, Rusya'ya ekonomik baskının artırılmasını savundu

İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, "Ukrayna İçin Güvenlik Garantileri" başlıklı panelde yaptığı konuşmada, Ukrayna'nın barış için gösterdiği çaba karşısında Rusya'nın tansiyonu yükselten adımlar attığını belirtti.

Rusya'nın Ukrayna'da enerji altyapısını hedef almasını eleştiren Cooper, "Ukrayna halkını karanlığa, kışın en sert günlerinde aileleri, çocukları ve yaşlıları soğuğa mahkum etmek istiyorlar. Buna rağmen Ukrayna'da güçlü bir direniş görüyoruz." dedi.

Cooper, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'yı ve halkını hafife alarak hata yaptığını savunarak, "Ukrayna'nın güvenliği bizim güvenliğimizdir. Bu yüzden hepimiz son birkaç yıldır Ukrayna'ya askeri desteğin yanında enerji altyapısı gibi alanlarda destek veriyoruz." diye konuştu.

Ukrayna'ya yönelik bir tehdidin tüm Avrupa'yı tehdit edeceğini dile getiren Cooper, bu nedenle Gönüllüler Koalisyonu gibi yapılarla tüm kıtanın bir araya geldiğini dile getirdi.

"Avrupa'da savunmaya daha fazla yatırım yapılması gerektiğini biliyoruz." ifadesini kullanan Cooper, savunma harcamalarını artırma alanında adımlar atıldığının, bunun uzun vadeli Avrupa güvenliği için önemli olduğunun altını çizdi.

Cooper, Rusya'ya karşı Ukrayna'ya verilecek güvenlik garantilerinin gelecekteki saldırıları önlemek için önemli olduğuna işaret ederek, "Güvenlik garantileri olmadan barış olacağını düşünmüyorum. Ukrayna’nın, Putin’in tekrar silahlanıp geri gelmek için sadece bir mola vermediğini bilmenin sağladığı güvenceye ihtiyacı var." şeklinde konuştu.

Kalıcı ve adil olmayan bir barışın kimseye güvenlik getirmeyeceğine vurgu yapan Cooper, ateşkes görüşmelerine değinerek, "Putin'e barış konusunda şüpheyle yaklaşıyorum. Umarım bu görüşmeler meyve verir ve bir barış anlaşmasına ulaşırız. Ancak yine de Rusya'ya karşı ekonomik baskıyı artırmalıyız. Buna Rus petrolüne, doğal gazına ve ticaret gemilerine uyguladığımız baskı da dahil." dedi.

"Rus tehdidine karşı savunma harcamasının artırılması gerekli"

Panelin soru-cevap kısmında katılımcı ve moderatörün sorularını yanıtlayan Cooper, Rusya'ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rus ekonomisinin büyük bir darbe aldığını söyledi.

ABD askerlerinin geçen ay bir Rus gemisine Arktik'te düzenlediği operasyonu hatırlatan Cooper, İngiltere'nin de destek verdiği bu operasyona benzer eylemlerin devam edeceğini bildirdi.

Cooper, Ukrayna'ya verilecek güvenlik garantileri arasında ateşkesin takibi ve Ukrayna ordusuna desteğin de yer aldığını kaydederek, "Ukrayna ordusuna destek bunun en önemli bölümüdür. Ayrıca diğer ülke askerlerinin oluşturacağı çok uluslu bir gücün Ukrayna ordusuna destek vermesi, eğitmesi ve donatması da çok önemlidir." diye konuştu.

Ukrayna'ya destek ile Rusya'ya baskının sürmesinin öneminin altını çizen Cooper, ateşkes takibinin ve gözleminin çok ciddi bir şekilde yapılması gerektiğini vurguladı.

Cooper, Rus tehditlerinin sahada olduğu kadar siber ortamda, dezenformasyonda ve seçim manipülasyonlarında da görüldüğünü belirterek, bu tehdidin Avrupa üzerinden eksik olmayacağını, bu nedenle savunmaya daha fazla para harcanması gerektiğini sözlerine ekledi.

Filistin Dışişleri Bakanı, Gazze sürecine bir an önce dahil edilmeleri gerektiğini söyledi

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan Şahin, "Yıkım Altındaki Yaşam: Yeni Gazze'nin Yapı Taşları" başlıklı panelde konuştu.

Gazze'de "sadece kısmi bir ateşkesin var olduğunu" ve "insani yardımın ihtiyaç duyulan ölçüde ulaşmadığını" vurgulayan Şahin, "Gazze'de yapılması gereken çok şey var." dedi.

Bakan Şahin, "Gazze, Batı Şeria'dan ayrı düşünülemez. Gazze, işgal altındaki Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu nedenle, mümkün olan en kısa sürede bu sürece dahil edilmeliyiz." ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi'nin Gazze sürecine dahil olmaya hazır olup olmadığına dair soruya cevap veren Şahin, Arap Birliği, Müslüman dünyası ve uluslararası toplum tarafından onaylanan planları olduğunu ve Filistin Yönetimi'ne sorumluluk üstlenebilmesi için yetki verilmesi gerektiğini dile getirdi.

Şahin, Filistin Yönetimi'nin marjinalleştirildiğine, buna karşın Gazze'de olan her şeyin aslında işgal altındaki Batı Şeria ile yakından ilgili olduğuna işaret etti.

Bağımsız Filistin Devleti'nin kurulacağına dair umutlarını canlı tutmaları gerektiğini ifade eden Şahin, barış için çalışmaları gerektiğini belirterek, "Umarım gelecek yıl burada, (sağlanamadığı için) hala barış hakkında konuşuyor olmayız." temennisinde bulundu.

ABD ve Çin dışişleri bakanları, 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda görüştü

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Çinli mevkidaşı Vang Yi,kameralar önünde el sıkışırken, konferansın düzenlendiği otelde hazırlanan salonda heyetleri görüşme yaptı.

Bakanların görüşmesi, iki ülke liderinin bu ayın başında yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 4 Şubat'ta yaptıkları görüşmede, liderlerin bu yıl içinde karşılıklı ziyaretlerde bulunması gündeme gelmişti.

Başkan Trump, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, kendisinin nisanda Çin'i ziyaret edeceğini, Devlet Başkanı Şi'nin ise yıl sonuna doğru ABD'ye geleceğini ifade etmişti.

Çin lideri, görüşmede Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli meselenin Tayvan olduğunun altını çizerek, Washington yönetimine, egemenlik ihtilafı içinde oldukları Ada'ya silah satışı konusunda dikkatli olmaları uyarısında bulunmuştu.

Suriye ve ABD dışişleri bakanları Münih'te yerel ve bölgesel gelişmeleri görüştü

Suriye Dışişleri Bakanı Esed Hasan eş-Şeybani ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Almanya'da düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) kapsamında bir araya geldi.

Suriye Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Almanya'da düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı kapsamında gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin bilgi verildi.

Görüşmede yerel ve bölgesel düzeydeki gelişmelerin ele alındığı, Suriye'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün vurgulandığı kaydedildi.

ABD'nin "Suriye hükümetine, Suriye Demokratik Güçleri ile yakın zamanda imzalanan entegrasyon anlaşmasına ve Suriye devletinin DEAŞ ile mücadele çabalarına desteğini teyit ettiği" aktarıldı.

Görüşmede, Suriye ve ABD arasındaki ikili ilişkilerin ele alındığı belirtilerek, ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesi konusunun da değerlendirildiği aktarıldı.

Hırvatistan, Kosova ve Arnavutluk savunma işbirliğini güçlendirirken Sırbistan buna karşı çıktı

Hırvatistan Savunma Bakanı Ivan Anusic, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Almanya'da düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) kapsamında Arnavutluk Savunma Bakanı Pirro Vengu ve Kosova Savunma Bakanı Ejup Maqedonci ile bir araya geldiklerini belirtti.

Üçlü anlaşma çerçevesinde mevcut ve gelecek dönemdeki faaliyetleri ele aldıklarını aktaran Anusic, "Bu kapsamda, savunma sanayinde yeni projeler geliştiriyor ve silahlı kuvvetlerimizin işbirliğini iyileştiriyoruz." ifadelerine yer verdi.

Anusic, üçlü işbirliği ile kimseyi tehlikeye atmadıklarını aksine Güneydoğu Avrupa'nın güvenliğini güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydetti.

MSC kapsamında Münih'te bulunan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ise ulusal basına yaptığı değerlendirmede küçük bir ülke olarak savunma alanında yatırıma önem verdiklerine işaret ederek, "Hırvatistan, Arnavutluk ve Kosova arasındaki savunma ittifakı bizim için büyük bir tehdit. Böyle bir ittifakın kurulabilmesi için birilerinin izin vermesi gerekirdi." değerlendirmesini yaptı.

Üçlü anlaşma

Arnavutluk, Kosova ve Hırvatistan 18 Mart 2025'te savunma alanında işbirliği yapmak için ortak bildiri imzalamış, 2026 içerisinde üçlü askeri tatbikatın yapılacağı bildirilmişti.

Söz konusu ülkelerin yetkilileri bildiri kapsamında periyodik olarak bir araya geliyor.

İşbirliği, Sırbistan tarafından daha önce de tepkiyle karşılanmıştı.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybiha: "Putin, Ukrayna'da stratejik hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı"

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, "Ukrayna için Güvenlik Garantileri" başlıklı panelde konuştu.

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sürdüğünü aktaran Sybiha, "Putin, Ukrayna'da stratejik hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı ve Ukrayna'da hiçbir askeri hedefine de asla ulaşamayacağını kabul etmeli." dedi.

"Net ve kararlı adımlar atmanın zamanı geldi"

Sybiha, savaşın sonlandırılması için Rusya ile ABD ve Ukrayna arasında üçlü görüşmelerin üçüncü turunun 17-18 Şubat tarihlerinde İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılmasının beklendiğini anımsattı.

Söz konusu görüşmelerde Rusya'dan "tarihi dersleri dinlemek istemediklerini" söyleyen Sybiha, müzakerelerden somut sonuçlar beklediklerini aktararak "Net ve kararlı adımlar atmanın zamanı geldi." diye konuştu.

ABD'nin önerdiği ve üzerinde çalışılan 20 maddelik barış planında ABD tarafıyla yalnızca 3 maddede görüş ayrılığı yaşadıklarını belirten Sybiha, "Elbette toprak bütünlüğümüz ve egemenliğimiz pahasına bir barış anlaşması olmaz." yorumunu yaptı.

Sybiha, ABD Başkanı Donald Trump'ın katkısı olmadan savaşın bitirilmesinin imkansız olduğunu savunarak "Trump'ın kişisel liderliği altında, barış çabalarımızı hızlandırma fırsatı var." ifadesini kullandı.

Rusya'nın baskı yapılarak savaşı sonlandırmaya zorlanması gerektiğini dile getiren Sybiha, "Rus ekonomisini ve Rusya'nın askeri kapasitesini tüketmeliyiz. Ya da en iyisi, hem ekonomiyi hem de askeri kapasiteyi aynı anda tüketmeliyiz." dedi.

Sybiha ayrıca, Ukrayna'ya karşı savaşan Rus vatandaşlarına Avrupa'da vize yasağının getirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

El-Alimi, Yemen'in Körfez sistemine entegrasyonunun Suudi Arabistan'dan geçtiğini söyledi

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşad el-Alimi, Körfez Araştırma Merkezi'nin Uluslararası Kriz Grubu ile işbirliğinde düzenlediği oturumda konuştu.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, iç uzlaşmanın "mezhepçi eğilimlerin suç sayılması, silahların yayılmasının kontrol altına alınması ve sürdürülebilir bölgesel entegrasyonun temeli" olduğunu kaydetti.

Alimi, ülkesinin Körfez İşbirliği Konseyi'ne (KİK) katılması yoluyla Yemen-Körfez ortaklığının güçlendirilmesi çağrısında bulunarak, bunun stratejik ortaklık, kurumsal ve bölgesel ekonomik entegrasyona olanak sağlayacağını anlattı.

Yemenli yetkili, ülkesinin yeniden inşası için Suudi Arabistan'ın Yemen Kalkınma ve Yeniden İnşa Programı'ndan yararlanılarak Suudi Arabistan ve KİK ülkelerinin kalkınma vizyonlarıyla uyumlu "Körfez Marshall Planı" başlatılmasını önerdi.

Alimi, ülkesinin KİK'e tam üye olmasının henüz mümkün olmadığını belirterek, Suudi Arabistan aracılığıyla KİK kurumlarına katılımını dereceli olarak genişletmeyi istediklerini kaydetti.

Riyad yönetiminin ülkesi için önemine ilişkin Alimi, Suudi Arabistan'ı "iyileşme süreci için vazgeçilmez bir ortak ve bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek adına stratejik bir merkez" olarak niteledi.

Alimi, Yemen-Suudi Arabistan ilişkisinin işbirliği modeli olarak Körfez ülkeleriyle uygulanması için başlangıç noktası olduğunu belirterek, Yemen'in vizyonunun KİK ülkelerinin vizyonlarıyla uyumlu olduğunu ifade etti.

Körfez ülkelerinin güvenliğiyle Yemen'in istikrarı arasındaki bağlantıya işaret eden Alimi, ülkesindeki herhangi bir istikrarsızlığın tüm bölge için sonuçlar doğurduğunu belirtti.

Alimi, Yemen'de iç uzlaşmaya varılarak farklılıkları gidermenin gerektiğine vurgu yaparak, komşu ülkelerle uzlaşı sağlanması ihtiyacına dikkati çekti.

Danimarka ve Grönland başbakanları, Münih'te ABD Dışişleri Bakanı Rubio ile görüştü

Danimarka Başbakanlığının, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'in ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştüğü belirtildi.

Açıklamada Frederiksen'in, "Rubio ve Nielsen ile yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Yüksek düzeyli çalışma grubunun kararı doğrultusunda çalışmalarımıza devam edeceğiz." ifadelerine yer verildi.

Nielsen de ABD merkezli sosyal medya platformu Instagram'daki hesabından yaptığı paylaşımda, görüşmeyi "ileriye doğru iyi bir adım" olarak nitelendirdi.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt ile ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Rubio, 14 Ocak'ta ABD'nin başkenti Washington'da bir araya gelmiş ve ABD Başkanı Donald Trump'ın, Grönland'ın ABD'ye bağlanmasını istemesi konusunu konuşmuştu.

Kimler katılıyor?

Hiçbir kararın alınmadığı gayriresmi toplantıların yapıldığı Münih Güvenlik Konferansı'na bu yıl Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de dahil olmak üzere 50'den fazla devlet ve hükümet başkanı ile yaklaşık 100 dışişleri ve savunma bakanının katılması bekleniyor.

Konferansta ABD’yi temsilen yer alacak Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "bugüne kadar Münih’te ağırlanan en geniş ABD heyetine" liderlik edecek. Çin adına ise Dışişleri Bakanı Vang Yi katılacak.

Öte yandan, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, iki yılın ardından konferansta yer alacak.

MSC'nin yan etkinliği olarak İran'ın devrik lideri Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi'nin, yarın basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Filistin Dışişleri Bakanı Ağabekyan’dan Almanya ve Finlandiya’ya Filistin’i tanıma çağrısı

Filistin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Reem Alabali-Radovan ile Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.

Ağabekyan, konferans marjında çeşitli ülkelerin yetkilileri ve temsilcileriyle de temaslarda bulundu, bu görüşmelerde işgal altındaki Filistin topraklarındaki son gelişmelere ilişkin bilgi verdi.

İkili görüşmelerde Ağabekyan, Filistin Devleti’nin tanınmasının uluslararası düzeni güçlendireceğini, iki devletli çözüm vizyonunun (Filistin ve İsrail) hayata geçirilmesine katkı sağlayacağını, adil ve kalıcı barışın tesisini destekleyeceğini belirterek, Berlin ve Helsinki yönetimlerine tanıma çağrısı yaptı.

Filistin Devleti, Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkeden 160’ı tarafından resmen tanınıyor.

Mehmet Şimşek MSC 2026'da

Konferansa Türkiye'den Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılıyor.

Ukrayna'ya destek

Ukrayna'yı ve barışı destekleme çabalarının bu yılki konferansa damgasını vurması beklenirken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin de konferansta konuşma yapması planlanıyor.

Ukrayna söz konusu olduğunda, Avrupalı devletlerin ABD hariç Rusya'ya karşı savunmaya verdikleri desteği sürdürüp sürdüremeyecekleri sorusu gündemdeki yerini korurken Zelenskiy'nin, ülkesinin hava savunma sistemlerine acil ihtiyaç duyduğunu vurgulaması ve müttefiklerinden yeni silah paketleri ile finansman desteği talep etmesi bekleniyor. Ayrıca, savaşın sona erdirilmesi için Moskova üzerindeki baskının artırılmasına yönelik Ukrayna’nın vizyonunu açıklaması da bekleniyor.

62'nci Münih Güvenlik Konferansı'nın aynı zamanda katılımcılara mevcut çatışmalar ve devam eden diplomatik çabalar konusunda ikili toplantılar ve kapalı kapılar ardında görüşmeler yapma fırsatı vermesi de bekleniyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı öncesi Münih Güvenlik Konferansı'nın düzenli konukları arasında yer alan Rus devlet yetkilileri ise son 4 yıldır konferansa davet edilmiyor.

Geniş güvenlik önlemleri ve gösteriler

Konferansın yapıldığı otelin çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.

Dronlar da dahil olmak üzere Münih şehrinde uçuş yasağı uygulanıyor. Organizasyonun güvenliğini sağlamak için yaklaşık 5 bin polis görev yapıyor.

Zirvenin kalbi Marienplatz yakınındaki otel ile çevresi, barikatlar ve yoğun polis kontrolüyle tam bir "yüksek güvenlikli bölge"ye dönüştürüldü.

Münih kent merkezinde İran yönetimi karşıtlarının, Filistin destekçilerinin, savaş karşıtı grupların, NATO karşıtlarının ve sol grupların gösteri yapması bekleniyor. Gösteriler, otel etrafındaki güvenlik çemberinin dışında düzenlenecek.

1963'ten bu yana düzenlenen Münih güvenlik konferanslarının ana motivasyonlarını, "transatlantik dünya" diye tanımlanan Batılı uluslararası topluluğun küresel ekonomik, siyasi ve güvenlik hakimiyetini kalıcı hale getirmek, Amerikalı ve Avrupalı ortaklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek, bu bağlamda ortaya çıkabilecek risk ve zorluklara en üst düzeyde çözümler aramak oluşturuyor.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın
bannerpartial1
bannerpartial2