Dolar
43.59
Euro
51.97
Altın
5,058.69
ETH/USDT
2,114.70
BTC/USDT
70,392.00
BIST 100
13,838.38
Gündem

Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "(İran'a olası saldırıda rejim değişikliği ihtimali) Böyle bir sıkıntı alanı var ama bu sıkıntı alanı, rejimi değiştirmeyle alakalı veya rejimi değiştirecek bir şey olmaz, savaşta olsa bile." dedi.

Gökhan Çeliker, Can Efesoy, Sercan İrkin  | 09.02.2026 - Güncelleme : 10.02.2026
Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi

Ankara

Bakan Fidan, CNN Türk'te katıldığı canlı yayında Ahmet Hakan'ın sorularını yanıtladı.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

İran meselesinin gündemi çok meşgul ettiğini belirten Fidan, "Bölgede çıkacak yeni bir savaşı bölgenin kaldıracak hali yok. Cumhurbaşkanımız da bu konuda maksimum hassasiyet içerisinde. Dolayısıyla olası bir savaşı önlemenin bütün imkanlarını kullanmak istiyoruz." ifadesini kullandı.

Fidan, ABD ile İran tarafının 2 gün önce Umman'da bir araya geldiğini, burada Umman arabulucuğu ile tarafların dolaylı görüşmeler yaptığını anımsattı.

İranlı mevkidaşı Abbas Erakçi'nin kendisine müzakerelerle ilgili bilgi verdiğini aktaran Fidan, ABD tarafıyla da görüşüldüğünü dile getirdi.

Fidan, gerginliğin "hemen neticeye ulaşmanın zor bir konu" olduğunu söyleyerek, tarafların müzakere etmeye devam etme hususunda bir irade koymuş olmasına işaret etti.

Bir araya gelme kararı alınmasının İstanbul'daki görüşmelerde mümkün kılındığını hatırlatan Fidan, bir araya gelişte olumlu bir hava çıkmasının Ankara için önemli olduğunu vurguladı.

Fidan, "daha yaratıcı çözümler bulunması" çağrısının yankı bulduğunu kaydederek, "savaş tehdidinden uzaklaşılması gerektiği" mesajını verdi.

"Şu anda en azından ani bir savaş tehdidi yok gibi duruyor." diyen Fidan, müzakereler konusunda kapının aralandığını vurguladı.

Bakan Fidan, 30 Ocak'ta Erakçi ile İstanbul'da yapılan görüşmeler ve ABD'li yetkililerle temasların ardından müzakere kararı alınmasının ve buna nükleer dosyasından başlanmasının önemli bir karar olduğunu dile getirdi.

Fidan, İran ile "4 maddeyi aynı anda al veya terk et" demenin gerçekçi bir çözüm arayışı olmadığını, bunu ABD'li yetkililere de anlattıklarını vurgulayarak, nükleer meselesinin en önemli konu olduğunun altını çizdi.

İran'ın, zenginleştirilmiş uranyum meselesinde mevcut uygulamanın durumunun ne olacağı ve daha önceden zenginleştirilen uranyumun akıbetini konuşmaya hazır olduğunu aktaran Fidan, bunda çözüm olması halinde, diğer konuların masaya getirilmesi gerektiğini söyledi.

Fidan, nükleer meselenin, direkt ABD'nin ulusal güvenliği ve küresel güvenlikle ilgili olduğunu ancak balistik füze, vekil güçler gibi diğer meselelerin, ABD'nin güvenliğine bire bir ilişkili meseleler olmadığını, bunların İsrail ve bölgesel güvenlikle alakalı olduğunu aktardı.

Dışişleri Bakanı Fidan, bunun daha çok bölge ülkelerinin sorunu olduğunu ifade etti.

Fidan, nükleer konuda bir çözüme gidilip her iki tarafı da tatmin eden bir anlayışın ortaya çıkması durumunda, Türkiye'nin bundan sonra oluşacak güven ortamında, diğer sorunların daha rahat çözülebileceğini düşündüğünü vurguladı.

"Taraflar gelmekte olan bir saldırı konusunda zaman kazanmaya mı çalışıyor? İçtenlikli bir müzakere arzusu içindiler mi?" sorusuna Fidan, "Her ikisi. Bu, bir sürpriz değil, stratejinin kuralı bu." yanıtını verdi.

Fidan, "Bu türden düşmanlıkların olduğu yerlerde bu türden görüşmelere girdiğiniz zaman, diğer senaryonun hazırlığı yapılır. Her iki taraf da bunu kontrol eder." dedi.

ABD'nin "biraz daha açıktan baskı unsuru gösterme" metodunu benimsediğini belirten Fidan, Washington'un bölgeye filo ve bombardıman uçaklarını yollaması ve stratejik güçlerini kaydırmasının, Tahran'ın da füze sayısını çoğalttığı açıklamalarının olası saldırının taraflar için sıkıntılı olacağının ipuçlarını verdiğini söyledi.

Fidan, bunun işin doğasında olduğu tespitini yaparak, bu türden hassas bir konuda güç göstermeye ve hazırlıklı olmaya işaret etti.

İran'ın haziranda müzakereler sırasında saldırıya uğradığını hatırlatan Fidan, "(ABD Dışişleri Bakanı) Rubio'dan (son saldırıda) bir telefon aldık, 'İranlılara söyle, önümüzdeki birkaç saat içerisinde her şey olabilir.'" ifadelerine yer verdi.

Erakçi'nin o dönem bunu duyunca müzakerelerin devam ettiğini söylediğini kaydeden Fidan, o dönem vuranın İsrail tarafı olduğunu belirtti.

Fidan, kendilerine düşen görevin, bölgenin daha büyük sıkıntıya girmesine yol açacak bir felaketi önleyici tavır sergilemek olduğunu ve bu konuda ellerinden geleni yaptıklarını kaydetti.

Umman'daki görüşmeler ve Türkiye'nin tavrı

İran'ın kendi içinde bir karar alma mekanizması olduğunu hatırlatan Fidan, görüşmelerin Umman'da yapılması, modelite şeklinin daha önce alınmış bir karar ve devam eden bir usul olduğunu dile getirdi.

Fidan, kendisinin iki tarafa yüz yüze konuşmayı önerdiğini ancak tarafların karar alma mekanizmalarına saygı duymak gerektiğini belirtti.

İran'ın "müzakereler Türkiye'de olmasın" diye bir anlayışta olmadığına inandığını aktaran Fidan, "İran, bunu düşünecek durumda değil. Daha büyük potansiyel sıkıntılar var. Şu anda onu önlemekle meşgul, bu varlık ve yokluk meselesi." dedi.

Fidan, Türkiye'nin Umman'daki görüşmelerden iyi bir sonuç çıkmasını istediğine dikkati çekerek, Ankara'nın iki taraf ile de çokça konuştuğunu ve Katar, Suudi Arabistan, BAE, Mısır gibi ülkelerle de görüşmeler yaptığını bildirdi.

Filistin meselesinde, Türkiye'nin ortaya attığı fikirle bölgesel sorunları çözmede bölge ülkelerini bir araya getirdiğini hatırlatan Fidan, "Filistin meselesinde muazzam bir mücadele koyduk, diplomatik mücadele. Aynı türden dayanışmayı ayrı ayrı çalışacağımıza, İran meselesinde de gösterelim. Bir platform oluşturalım, fikir birliği yapalım, fikirlerimizi tartışalım ve hem Amerikalılara hem İranlılara buradan bir ses üretelim." diye konuştu.

Fidan, bunu ABD'lilerin de çok sevdiğini vurgulayarak, ABD'li muhataplarının bu türden çalışmanın Gazze'de verimini gördüklerini ifade ettiklerini söyledi.

Bölgesel sahiplenme üretmenin önemine vurgu yapan Fidan, "Bu, sizin beraber hareket etme pratiğinizi geliştiriyor açıkçası ki, bölgede uzun yıllardır olmayan bir konuydu. Son birkaç yıldır bizim ortaya attığımız fikirlerle ve yapıcı davranışlarla bölge ülkeleri de buna müzahir. Gerçekten hem liderlik hem bakan düzeyinde bu konu şu anda çok iyi bir takım olarak gidiyoruz ama sorunlar büyük." ifadelerini kullandı.

Fidan, bölgesel işbirliği platformlarına ihtiyaç olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Bölgenin esasında en büyük ihtiyacı, bölge ülkelerinin hepsinin birbirine güven telkin eder durumda olması. Bunun olmadığı bir ortamda biliyorsunuz, bölge ülkeleri, hegemona başvuruyorlar. 'Gelsin, bize yardım etsin kendi bölgemizde' diye. Diğer aktörle araları iyi değil veya endişe ediyorlar. Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu da yani biz uzun yıllardır düşünüyoruz Cumhurbaşkanımızın da bu konudaki perspektifi, bölgesel dayanışma ittifakını gerçekten daha kurumsal hale getirmek."

Bunun siyasi, askeri ve ekonomik alanda olması gerektiğinin altını çizen Fidan, bu tartışmaların sürmesinin önemine işaret etti.

Bakan Fidan, "çok ileri bir takım tekliflerin de" gündeme geldiğini aktararak, yakın gelecekte bu konuda bölge istikrarına "inanılmaz katkıda bulunulacak" bir takım gelişmelerin olacağını düşündüğünü söyledi.

İran'a olası saldırının etkileri

İran'ın büyük bir saldırıya uğraması halinde karşılık vereceğini söylediğini kaydeden Fidan, "Bu karşılığın içerisinde aslında bölge ülkelerindeki bir takım hedeflere saldırı da var." dedi.

Fidan, bölge ülkelerinde enerji altyapılarının, "ABD üslerine saldırı" adı altında vurulmasının bölgedeki savaşın yaygınlaşmasını da beraberinde getirebileceğini dile getirerek, bunun olması halinde "nerede durulacağının" belli olmayacağını belirtti.

Türkiye'nin de bu işin tam yanı başında olduğunu vurgulayan Fidan, "Bizim uzun yıllardır hassasiyet gösterdiğimiz tehdit alanları var. Milli güvenliğimizle ilgili yakından takip ettiğimiz konular var, terörle mücadele başta olmak üzere. Bu konulara olumsuz etki edecek, var olan ortamı daha da negatif hale çevirecek bir senaryoyu biz görmek istemiyoruz açıkçası." diye konuştu.

Fidan, bölgede her yıkıcı savaşın beraberinde çok büyük dramları ve istikrarsızlıkları meydana getirdiğini vurgulayarak, bunun Irak, Suriye ve Afganistan da görüldüğüne dikkati çekti.

İran'daki rejimin durumu

"İran'a yönelik bir hava saldırısı söz konusu olduğunda, bu saldırıyı düzenleyecek olanlar rejimin yıkılmasını hedefliyorlar. Böyle bir saldırıda rejim yıkılır mı? sorusuna Fidan, "Hayır, yıkılmaz." cevabını verdi.

Fidan, İran toplumunda var olan bir takım sıkıntılara yönelik sahici memnuniyetsizliklerin, protestoların, başkaldırıların ve bunlara sert cevapların ortada olduğunu belirterek, protestolardaki can kaybına yönelik ciddi spekülasyonlar olduğunu aktardı.

Bu konuda resmi rakamların 3 bin civarında olduğunu belirten Fidan, farklı mevkidaşlarının farklı sayılar söylediğini dile getirdi.

Fidan, insan hayatı söz konusu olduğunda bunların büyük rakamlar olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Böyle bir sıkıntı alanı var ama bu sıkıntı alanı, rejimi değiştirmeyle alakalı veya rejimi değiştirecek bir şey olmaz, savaşta olsa bile. İran'da belli senaryoları dillendirmek istemiyorum ama hava saldırısıyla veya başka bir şeyle rejim değişmez. O, boş bir hayal. Şu olur, hükümet zayıflar, sistem zayıflar, halk karşısında hizmeti götüremez hale gelir. Kendisi daha sonra, mevcut rejim çok daha radikal kararlar alıp belki düzeltmeyi tercih edebilir. Dönüşebilir."

"Sorun rejimin kendisi değil. Sorun rejimin aldığı kararlar ve uyguladığı politikalar"

Fidan, İranlı muhataplarıyla iki tür konuşma gerçekleştirdiklerini belirterek, bunlardan birinin devletleri temsil eden dışişleri bakanları olarak kayıtlara geçen konuşmalar, diğerinin de kayda yansımayan şahsi görüşlerin aktarıldığı dostane görüşmeler olduğunu aktardı.

İran'daki sorunun rejimin kendisi olarak tanımlanmasının çok da doğru bir yaklaşım olmayabileceğini ifade eden Fidan, "Sorun rejimin kendisi değil. Sorun rejimin aldığı kararlar ve uyguladığı politikalar. Bu tabii rejimin kendisinden ne kadar ayrılır ne kadar ayrılmaz o başka bir tartışma konusu ama İran rejiminden çok daha merkezi, çok daha totalistik olan rejimler de var." görüşünü paylaştı.

Fidan, İran'ın mutlaki monarşi ile yönetilmediğine dikkati çekerek, "Bölgede mutlaki monarşi olanlar var. Onlar küresel bir sıkıntı içerisine girmedikleri zaman, küresel bir şikayet de olmuyor. Onların ne türden bir rejiminin olduğu kimsenin umurunda değil. Dolayısıyla aslında burada alınan kararlar, ortaya konan politikalarda sıkıntı var. Belki rejim kadrolarının devrimden beri aynı kadrolar olması ve ülkeyi bir ulus devlet sistematiğinden ziyade hala devrimi devam ettiren bir örgüt gibi görmeleri, yönetmeye bakmaları, bu bir sistemik sıkıntıya yol açıyor olabilir." şeklinde konuştu.

İran'ın kendi içinde orijinal bir yönetim sistemi olduğunu aktaran Fidan, bu sistemin değişimle devamlılık arasında denge kurabildiğini kaydetti.

Fidan, İngiltere'nin yönetim sisteminde seçimle gelen bir başbakanın yanı sıra her şeyi onaylama durumunda olan bir kralın da bulunduğunu belirterek, "Şimdi bakın bir şeyi imza atma yetkisi sizdeyse hiçbir şey sembolik değildir. Sizin imzanız olmadan hiçbir şey hayata geçmiyorsa, hiçbir şey sembolik değildir." değerlendirmesinde bulundu.

Bütün milletlerin ulus devletleri yönetirken en büyük sıkıntısının değişimle devamlılık arasındaki altın oranı bulacak bir rejimi getirmek olduğunu belirten Fidan, ülkelerin bunu dengeleyebildiği oranda krizlere dayanıklı ve daha sağlıklı geleceklere sahip olduğunu ifade etti.

Fidan, İran'da hem halk seçimiyle gelen bir hükümet olduğuna hem de seçimden bağımsız duran bir lider bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bu lider sadece siyasi bir gücü temsil etmiyor, aynı zamanda dini bir duruşu var. Yani onu takip etmek vacip. Fıkhen vacip, manevi olarak da vacip. Hem tasavvuf önderi hem fıkıh önderi hem de siyasi önder. Yani aslında yeryüzünde dağıtılmış bütün güçleri, alanları birleştirilmiş durumda. Bu nadir bulunan bir güç alanı. Dolayısıyla bu toplum üzerinde özellikle dindar, Şia kesim üzerinde büyük bir etki oynuyor. Alınan her karar buradan güçlüdür. Çünkü meşruiyet alanı burada. Bütün güç alanlarını kendi üstünde topladığı için."

İran'ın atom bombası ürettiğine yönelik iddialar

Milli İstihbarat Teşkilatına (MİT) geçmeden önce Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunda Türkiye adına guvernör olarak bulunduğunu hatırlatan Fidan, "İran'ın bir taraftan bu kadar uranyum zenginleştirmeyle ilişkiye çok ciddi bir ısrarı var. Diğer taraftan da liderin verdiği, rehberlik makamının verdiği 'Atom bombası yapmak haramdır.' fetvası var. Şimdi bu fetva ortadayken sistem bomba üretemiyor. Ama bomba yapmaya yakın yetenekler geliştiriyor. Bomba yapmıyorsunuz ama yetenek geliştirdiğiniz için sürekli yaptırıma tabisiniz. Bomba yapmış gibi muamele görüyorsunuz." diye konuştu.

Fidan, İran'ın zenginleştirilen uranyumu silahlaştırmaya yönelik bir adım atmadığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Atom bombaları yok İranlıların. Yapmak istediklerine dair de bir veri yok. Çünkü, şimdi bakın, bir taraftan uranyumu zenginleştirmeniz lazım, bir taraftan başlık geliştirmeniz lazım, bunları bir de birleştirmeniz lazım. Şimdi bunu, silahlaştırma konusunda İran bir adım atmış değil. Böyle bir şeyi de yok. Varsayımlar var, bunu isterse şu kadar zamanda yapar, bu kadar zamanda yapar diye varsayımlar var, sürekli güncellenen."

Asıl sorunun İran'ın zenginleştirdiği uranyum miktarı olduğunu dile getiren Fidan, İran'ın elindeki miktarla üretilebilecek nükleer bomba sayısına ilişkin bazı analizlerin gerçeği yansıttığını kaydetti.

Fidan, "Ama tabii nükleer bomba sadece uranyum zenginleştirmesiyle olmuyor. Yani orada onu silaha dönüştürecek başka bir sürece, başka bir teknolojiye ihtiyaç var. Onun da olması gerekiyor. Şimdi İran için en çok korkulan şey 3 element, zenginleştirilmiş uranyum, nükleer başlığa dönüşmesi ve bunun iletilmesi, füze. Şimdi füzeyle, zenginleşmiş uranyum olunca üçüncü elementi de yapmayla ilişkili bir şey olursa o zaman bu sıkıntılı olur varsayım, her zaman için senaryo olarak. Dolayısıyla burada İran'ın anlaşılmayan tavrı, madem böyle bir niyetiniz yok, bu kadar zenginleştirmeyi de yapmayın, bu kadar büyük yaptırımlar da olmasın diye görüşler de var." diye konuştu.

Nükleer silahlarla ilgili bir açılıma gidilmesi gerektiğini belirten Fidan, "Günün sonunda uluslararası toplumun nükleer silahlarla ilgili çok ciddi bir açılıma gitmesi gerekiyor. Çifte standart var çünkü orada. Ağır çifte standart var." yorumunu yaptı.

Fidan, Türkiye'nin 1970'lerden beri Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na (NPT) taraf olduğuna işaret ederek, bu anlaşmada bazı adil olmayan hükümlerin bulunduğunu vurguladı.

"Nükleer adaletsizlik"

Anlaşmaya göre, anlaşmanın imzalandığı tarih itibarıyla nükleer silah sahibi olan ülkelerin nükleer silah sahibi olmaya devam edeceği maddesine dikkati çeken Fidan, "Bunlar BM'nin 5 daimi üyesi. Diğer hiç kimse olamayacak. Bunun karşılığında da bu ülkelere barışçıl nükleer enerji için teknoloji aktarımında bulunacak ve nükleer silah sahibi olan ülkeler de bu silahlardan kurtulmak için ellerinden geleni yapacaklar. Ama son iki maddenin hiçbiri olmadı. Dolayısıyla bir nükleer adaletsizlik var." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, ABD'nin geleneksel müttefiklerine sağladığı koruma kalkanının kalkma ihtimaline yönelik birtakım senaryolardan hareketle, belli ülkelerin de hızla nükleerleşebileceğine ilişkin bazı senaryolar olduğunu belirterek, "İleride daha fazla sayıda ülkeyi nükleer silah ararken görebiliriz ve bu İran veya Orta Doğu'dan herhangi bir ülke olmayacak. Asya Pasifik'ten ve Avrupa'dan olacak." dedi.

Türkiye'nin İran'ın nükleer silah sahibi olmasına nasıl yaklaştığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, "Bölgede dengeyi değiştirecek dramatik değişimleri görmek istemiyoruz açıkçası. Yani bir güç dengesi var. Bunun bozulması bölgedeki işbirliği ruhunu ciddi oranda zedeler. İkincisi bunu farklı okuyan, İran'la birtakım daha farklı sorunları olan ülkeleri nükleer silah sahibi yapma çabası içine sokar ve aynı yarışa bizim de ister istemez katılmamız gerekebilir. Dolayısıyla bunun bölge için çok faydalı olacağını düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye'nin nükleer silaha sahip olması gerekip gerekmediğine ilişkin soruya ise "Bunlar tabii birtakım stratejik yüksek konular. Bunlar geniş, büyük resim içerisinde düşünülmesi gereken hususlar." yanıtını verdi.

Suriye'deki gelişmeler

Suriye'nin esas itibarıyla önemli bir yol katettiğini dile getiren Fidan, "Suriye'nin birliği, bütünlüğü, istikrarı adına ve bunun kan dökülmeden, diyalog yoluyla gelişiyor olması bizim için önemli bir husus. Biraz daha gidilmesi gereken mesafe var ama." diye konuştu.

Fidan, "Büyük ölçüde YPG'nin işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve şu anda Kürt nüfusun yaşadığı yerde esas itibarıyla pozisyon alması, bir önceki haritaya göre çok daha sağlıklı olması gereken bir durum. Ama bu durumdan daha iyi duruma da gidilebilir." dedi.

Suriye'de terör örgütü YPG ile varılan mutabakat gereği tamamlanması gereken adımlar bulunduğuna dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu adımlar her gün öyle veya böyle atılarak bir noktaya gidilmeye çalışılıyor. Burada iki tarafta da belli miktarda güvensizlik var ama belli adımlar atıp hayata geçtikçe güvenin artacağını düşünüyorum. Diğer taraftan YPG'nin de kendi içerisinde tarihi bir dönüşüm yaşaması gerekiyor ki o tartışmalar da şu anda orada oluyor. YPG'de bu tartışmaların olması önemli. Yani daha gerçekçi, daha Suriyeli, Türkiye'nin güvenlik tehdidiyle veya Irak'ın güvenliğiyle tehdit edecek bir durumda olmayan, yani PKK'nın kendi orijinal dört ülkedeki Kürt varlığına yönelik emellerinin artık bir parçası olmayan, bir durumda olurlarsa, bu hiç kimseye tehdit etmeden kendi ülkelerindeki Kürtlerin duruşuyla ilgili bir mücadele zemini olur. Burada siyasal mücadele esastır. Biz zaten Kürtlerin hakkını baştan beri destekliyoruz. (Suriye Cumhurbaşkanı) Ahmed Şara'ya hep nasihatimiz de bu oldu. Onun getirdiği başkanlık kararnameleri var, ama dediğim gibi yani bunu büyük bir dikkatle takip etmeye devam edeceğiz."

Fidan, terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin'in PKK'yla olan bağlantısının güçlü şekilde sürüp sürmediğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

"An itibarıyla sürüyor. Ama dediğim gibi alandaki değişimin önüne geçecek bir durumda da değil. Çünkü alandaki değişim kendini güçle veya güç kullanıp tekniğiyle dayatan bir konu. Bir de yani Amerikalıların durduğu yer, DEAŞ'lıların artık oradan istifade edilme sürelerinin dolmuş olması, birçok parametre var burada. Belli bir realiteye uyanmaları gerekiyor yoksa kayıpları daha büyük olurdu."

Suriye'de aşiretlerin ayaklandığına işaret eden Fidan, "Biz bu realitenin zaten hayata geçeceğini biliyorduk. Bakın böyle bir realite var. Bu realite, buralara gelmeden tatlılıkla hallolsun. Bir balon içerisinde yaşıyorsunuz, bir hayal içerisindesiniz. Bu realite kendisini dayatacak. Sadece zaman meselesi, an meselesi. Uyanın, daha büyük kayıp olmadan. Bunu hep söyledik." dedi.

Suriye'deki Kürtlere ilişkin durum

Fidan, Şam'daki hükümetin bütün vatandaşlara sağladığı hak, eşitlik ve özgürlük ortamının önemli olduğuna dikkati çekerek, "Ülke olarak, devlet olarak, başta Cumhurbaşkanı'mız olmak üzere, Suriye'deki Kürtlerle ilgili inanılmaz büyük hassasiyetimiz oldu." ifadesini kullandı.

MİT Müsteşarı iken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adına ülkede iç savaşın çıkmasını engellemek için Suriye'ye gittiğini anımsatan Fidan, "Kürtlerle ilgili durumu çok anlattık. Bakın bunların büyük bir kısmının vatandaşlıkları yok. Bunlar kendilerine ait hissetmiyorlar. Bu ait olmama hissinin getireceği çok fazla sıkıntı var. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Bunun için çok fazla çalışmamız oldu. Bir de biz kendimiz için ne istiyorsak bölgemiz için de aynısını istiyoruz." diye konuştu.

Fidan, Suriye'deki Kürtlerin hala bir güvensizliği olduğuna işaret ederek, "Her Sünni Arap'ı, DEAŞ'lı ilan eden bir PKK propagandası oldu. Bugün bile bazı milletvekilleri veya PKK sözcüleri, Suriye hükümetine şey yaparken hep böyle DEAŞ'lı dediler. Her Sünni Arap'ı DEAŞ'lı ilan ettiler veya mukabilinde de her Kürt'ü PKK'lı, YPG'li gören bir anlayış iki taraflı pompalandı. Şimdi bu toksik anlayışların bir izale edilmesi gerekiyor ki yani güvende bir sıkıntı olmasın. Ben şuna seviniyorum açıkçası yani Ahmed Şara ve arkadaşlarının bu konudaki çizgisi, perspektifi düzgün. Şu ana kadar geldikleri yerlerde herhangi bir katliam veya halka gerçekten zulmeden bir durum da yok. Bu önemli. İnşallah bu sayfa da Kürtlerin ve Arapların lehine güzel bir şekilde kapanır. Türkiye de kendi milli güvenlik endişelerini artık giderilmiş varsayar ve Suriye daha iyi geleceğe yol alır." görüşünü paylaştı.

Bölgenin yeryüzü cenneti olmaması için hiçbir neden olmadığını vurgulayan Fidan, şöyle devam etti:

"Suni kavgalar, tarihten devraldığımız anlaşmazlıklar, üstesinden gelemediğimiz kavram kargaşaları, çözemediğimiz siyasal problemler, etnik problemler, mezhebi kavgalar. Bunlardan dolayı öyle bir zaman kaybı, kan kaybı, enerji kaybı oluyor ki bölgede. Dünyanın birçok yerinde muazzam mesafeler katedilirken burada kan, gözyaşı oluyor. Aslında dünyanın insanlığın ürettiği diğer çözümlere de bakıp dersler alıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Bence bu konuda epey bir mesafe katettik ve bölgenin en büyük şansı esas itibarıyla gerçekten uzun yıllardır Türkiye'de istikrarlı bir yönetimin olması ve Cumhurbaşkanı'mızın irade makamında bulunması. Bu gerçekten sadece Türkiye için değil, bölgenin de büyük bir şansı."

Bakan Fidan kendisinin Suriye hakkındaki politika ve söylemlerine ilişkin eleştirilere cevaben "Biz ne zaman YPG'yi eleştirsek, YPG'nin işgal ettiği yerlerden bahsetsek, bunlar şöyle diyorlar, 'Kürtlerin kazanımlarına karşı bir hamle' diyorlar." dedi.

"YPG'nin örgütsel aklının Kürtlerin bulundukları bölgede komşularıyla husumet ilişkisi geliştirmelerine, refahlarının gittikçe daha düşük olmalarına ve onları bulundukları bölgede çoğunluğun bir parçası değil, azınlık haline getirmeye yönelik bir ideoloji" olduğunu vurgulayan Fidan, örgütün küçük bir alan da olsa yönetme isteğinde olduğuna işaret etti.

Fidan, Kürt halkına imkan ve alternatif tanınırsa, duruma Türkiye'de olduğu gibi başka bir yerden bakacağını dile getirerek, "Bunu söylediğiniz zaman, bu fikrin sahibi olanlar, YPG'yle, örgütle Kürt'ü eşitleyen kafa buradan Kürtlerin kazanımını şey yapıyor diyor. Halbuki biz görüyoruz. Sen adamın olduğu yeri işgal etmişsin, Deyrizor'u, Rakka'yı. Burada yıllardır aşiretlerle ilişkilerimiz var. Hangi aktörün ne yaptığını, ne zaman olacağını da görüyoruz." diye konuştu.

Kürtleri örgüt adına birtakım politikaları uygulamak için daha fazla bölgede nefret objesi haline getirilmesine gerek olmadığının altını çizen Fidan, bölge halklarının başka ülkelere şikayet edilmesi ve bölgeye İsrail ile Fransa gibi ülkelerin çağrılmasına tepki gösterdi.

Fidan, "Bölgenin halkısınız. Herkes nasıl konuşuyor, siz de gelin konuşun aktörlerle. Gelin Türkiye'yle konuşun, gelin onunla konuşun, gelin bununla konuşun ama siz bir ön şartla geliyorsunuz." diyerek, bu metodolojinin neyle sonuçlanacağını önceden gördüklerini belirtti.

Irak'taki terör örgütü PKK varlığı

"Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak'ta buradakinden ders çıkartırlar da daha akıllı bir karar alırlar ve oradaki geçiş daha kolay olur." ifadelerini kullanan Fidan, Irak'taki terör örgütü PKK varlığının da büyük bir mesele haline geleceğini kaydetti.

Fidan, Irak hükümetinin PKK konusunda bir irade ortaya koymak zorunda kalacağını vurgulayarak, Sincar'daki yapılanmanın orada duramayacağı ve durmaması gerektiğini söyledi.

"Irak, ben bir egemen devletim, benim topraklarımın içinde silahlı bir örgüt olamaz noktasına mı gelecek?" sorusuna "Evet." yanıtını veren Fidan, "Irak hükümetinin özellikle PKK ile ilgili sorunu sahiplenmesi son 5 yılın bir meselesi, söylem bazında." dedi.

Fidan, eski Irak Başbakanı Mustafa Kazımi'nin göreve gelmesiyle Irak hükümetinin ilk defa bu konuyu dillendirmeye başladığına değinerek, şöyle devam etti:

"Sayın Sudani döneminde ve o günkü yapılan MGK toplantılarıyla PKK giderek daha fazla Bağdat merkezine oturmaya başladı. Bizim de hep argümanımız şu oldu: PKK Türkiye'ye karşı kurulmuş bir organizasyon ama Türkiye'de işgal ettiği, edebildiği hiçbir alan yok. Ama Irak'ta, buna mukabil, çok geniş toprak parçalarını işgal ediyor. Suriye'de işgal ediyor. Sorun benim sorunum olmaktan ziyade senin sorunun olmuş. Sen nasıl bir egemen devletsin ki bunu varlığına bu şekilde izin veriyorsun?"

Irak'ın gücünün terör örgütüne yeteceğini belirten Fidan, bu yapılanmanın ülkede barındırılmasının sebebini bildiklerini ifade etti.

Fidan, Sincar'ın etrafının Haşdi Şabi unsurlarıyla çevrelendiği ve Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih el-Feyyad ile yirmiye yakın toplantı yaptığı bilgisini paylaşarak, "Haşdi Şabi karadan ilerleyip biz havadan harekat yaptığımız zaman, olay 2 veya 3 gün. Fazla bir süresi yok. Bu kadar basit bir askeri operasyon." diye konuştu.

"Irak hükümeti kendi topraklarının başka bir silahlı unsur tarafından işgal edilmesine izin verir bir durumda. Bunu kendisinin bir milli güvenlik tehdidi olarak algılamıyor. Kimin milli güvenlik tehdidi olarak görüyor? Bilmiyorum. 6-7 sene önce Türkiye'ye yönelikti. Şimdi öyle bir husus da pratikte yok." ifadelerini kullanan Fidan, ülke içerisinde başka dengeler bulunduğuna işaret etti.

Fidan, Irak'ta Nuri el-Maliki'nin başbakan olması ihtimalinin ortaya çıkmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, "Bizim resmi politikamız hiçbir zaman için, özellikle Irak'ta seçimle gelen, parlamento yoluyla gelen bir hükümeti, bir başbakanı herhangi bir şekilde tercih etmeme gibi bir durumumuz yok. Kim gelirse gelsin, biz orada çalışırız." dedi.

Eskiden Maliki'nin başbakanlığı döneminde ortaya çıkan problemlerin insanları aynı sorunların yeniden ortaya çıkacağı endişesine sevk ettiğini anlatan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Maliki'nin adaylığına karşı çıkmasının Irak'ta dikkate alınacağı değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, Irak'la ilgili alınmış Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının bulunduğunu ve Irak petrollerinin parasının hala ABD'ye gittiğini belirterek, "New York'tan her ay belli miktar dolar Irak bankalarına gelmezse Irak ekonomisinin yürüme şansı yok. Böyle bir mekanizma hala var. Amerika'nın elinde çok fazla şey var." ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, ABD'nin elinde Irak'a yönelik yaptırım aracı bulunduğunu ve bunu belli noktalarda hatırlattığını dile getirdi.

Mahmur'da genellikle terör örgütünün sivil organlarının, Sincar'da askeri unsurların, Kandil'de komuta kontrol unsurlarının bulunduğunu belirten Fidan, Pençe-Kilit Harekatı'nın kapsadığı alanın öbür tarafındaki Gare blokunda örgütün yüklenmelerinin bulunduğunu söyledi.

Fidan, bu bölgelerde çok uzak olmayan bir zamanda da birtakım değişiklikler olabileceğini kaydetti.

Türkiye, Suriye'de olumlu yaklaşımların arkasında

Kendisinin SDG hakkındaki söylemlerine getirilen eleştiriler ve şikayetlere ilişkin konuşan Fidan, "Ben bu hükümetin Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) tarafından atanmış bir dışişleri bakanıyım. Belli bir hiyerarşi içerisinde çalışıyorum. Bu kadar hayati konularda Cumhurbaşkanımızın iradesi dışında bir çerçeve çizmemiz, bir görüş oluşturmamız mümkün değil." dedi.

Fidan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Suriye konusunda isabetli ve dengeli yorumlarının bulunduğuna değindi.

Suriye'deki gelişmelerin Kürtlerin ve bölge halkının lehine sonuçlandığından bahseden Fidan, kan dökülmeden bu aşamaya gelinmesinin iyi bir gelişme olduğunu söyledi ve diyalogla devam edilmesini temenni etti.

Fidan, Türkiye'nin olumlu bütün yaklaşımların arkasında olduğunu vurgulayarak, 50-60 yıl önceki "kır gerillacılığının" oluşturduğu zihniyetle menfaat elde etme çabasının beyhude olduğunu anlattı.

Türkiye ve ABD'nin liderler düzeyindeki ilişkisi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uzun süreli mücadeleyle başarı elde etmesine ve oluşturduğu istikrarlı havzaya liderlik etmesinin ABD Başkanı Trump tarafından saygıyla karşılandığına işaret eden Fidan, muhalefetin "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump sayesinde ayakta durduğu" yönündeki eleştirilerine tepki gösterdi.

Fidan, Trump'ın Gazze'deki ateşkes, Suriye'deki gelişmeler ve Ukrayna'da ortaya konan duruş konusunda Türkiye ile temas halinde olduğunu ve Türkiye'nin politikalarının Trump'ın bazı politikalarıyla örtüştüğünü dile getirerek, "Bu, Sayın Erdoğan'ın kişisel olarak lehine olan bir şey mi? Bu, bu milleti, bu devleti, bizim ali çıkarlarımızı ilgilendiren stratejik konular." diye konuştu.

Muhalefetin, ülkenin aleyhine de olsa iktidarın başarısızlığını dilemesinin sorunlu olduğunu vurgulayan Fidan, "Cumhurbaşkanımıza bu dış politikadaki genel uyum konuları, beraber hareket etme, bundan dolayı bölgesel liderliğine olan gösterilen saygı ve oradan bir uyum çıkmasının ülkemize kazandırdığı menfaat veya gelmesini önlediği diğer sıkıntılar dışında ne katkısı var şahsi olarak Cumhurbaşkanımıza? Cumhurbaşkanımızın bu türden şeylere ihtiyacı mı var?" dedi.

Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ortaya koyduğu çabaların Gazze, Suriye, Ukrayna gibi bölgesel meseleleri çözmeye yönelik olduğundan bahsetti.

Dışişleri Bakanı, Kafkaslar'daki barışa verilen destek ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi gibi gelişmelerin Türkiye ile ABD politikalarının örtüştüğü alanlar olduğuna değindi.

Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Şubat'ta ABD'de düzenlenecek Gazze zirvesine davet aldığını ancak kimin katılacağının henüz belirlenmediğini söyledi.

19 Şubat'ın ramazan ayının başlangıcı olduğuna işaret eden Fidan, İslam dünyasından zirveye davet edilen diğer liderler de bulunduğunu ve bazı ülkelerden zirveye katılım olmama ihtimalinin olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği'yle ilişkiler

Son birkaç yıldır ortaya konan çalışmalarla Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkilerinin daha kötüye gitmediğini ve daha iyiye götürmenin yollarının arandığını ifade eden Fidan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konulara önem atfettiklerini aktardı.

Fidan, Avrupa'nın kıta dışına çıkması ve bağlantısallık konuları gündeme geldiğinde önemli aktörlerden birisinin de Türkiye olduğunun altını çizerek, Rusya-Ukrayna Savaşı ile kuzeydeki doğu-batı aksının ortadan kalktığını ve Türkiye'nin bağlantısallık açısından coğrafi öneminin arttığını söyledi.

AB ile 230 milyar dolar civarında ticaret hacmine sahip olduklarını hatırlatan Fidan, sağlıklı bir güncelleme olması durumunda bunun 2 katına çıkarak her iki tarafın lehine olabileceğini vurguladı.

Fidan, Gümrük Birliği gibi konuların ilerletilebilmesi için AB'deki Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi tarafların rezervini kaldırması gerektiğine dikkati çekerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 11 Şubat'ta Türkiye'yi ziyaret etmesi beklenen Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'e bu konuyu gündeme getirebileceğinden bahsetti.

Yunanistan'la temaslar

Başbakan Miçotakis ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis'in sorunları çözecek niyet ve kapasiteye sahip olduğuna inandığını dile getiren Fidan, ülke içerisindeki siyasal ortamın stratejik sorunları çözmeye elverişli bir ortama imkan vermediğine değindi.

Fidan, "(Yunanistan'dan) Gelen liderler bu tarihi sorunu çözmek ile siyasi bedel ödemek arasında sürekli bir ikilem içerisindeler." diyerek, bu konuda muhataplarına yaratıcı çözümler sundukları bilgisini paylaştı.

Avrupalı muhataplarla en çok konuştukları konuların başında vize sorununun geldiğini aktaran Fidan, vize serbestisinin dondurulması konusunu tartışmanın gündemine aldıklarını söyledi.

Fidan, Avrupalıların Kovid-19 salgınında vize hizmetleri konusunda düşen kapasitenin güncellenmesi için çalıştığını dile getirerek, daha önce çoklu vize almış olan Türk vatandaşlarına kolaylık getirdildiğini hatırlattı.

Türkiye'den Avrupa'ya vize taleplerinin arttığına dikkati çeken Fidan, "Vize politikalarında Avrupa'da çok ciddi bir sıkıntı var. Çünkü merkez sağ ve sol hükümetleri göçmen sorunundan dolayı politik zemini aşırı sağa kaybetmiş durumdalar." dedi.

Savunma sanayisindeki gelişmeler

Fidan, Dışişleri Bakanlığının mili güvenlik sisteminin bir parçası olduğunu belirterek, savunma sanayisinde geliştirilen yeteneklerin kullanılmasının terörle mücadelede avantaj sağladığını kaydetti.

Savunma sanayisi ürünlerinin savaş şartlarında kullanıldığını ve güncellendiğini dile getiren Fidan, bu ürünleri satın alanların en az 1000 kez denenmiş ürünleri envanterine kattığını söyledi.

Fidan, Dışişleri Bakanlığında İkili Savunma İşbirliğinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı kurulduğunu ifade ederek, "Başka ülkelerle olan savunma sanayi işbirliğimiz, askeri işbirliğimiz artık dış politikamızın önemli bir alanı oldu." dedi.

Afrika'dan birçok ülkenin Türkiye'den savunma sanayi ürünü almak ve işbirliği yapmak istediğini ve terörle mücadelede yanında olunmasını beklediğini ifade eden Fidan, bu kümenin giderek büyüdüğünü söyledi.

Fidan, Türkiye'nin savunma sanayisinin büyümesi sayesinde havadan müdahale imkanlarının geliştiğine işaret ederek, bu imkanlara daha erkenden sahip olunsaydı Türkiye'nin terörden daha erken kurtulabileceğine değindi ve "Çünkü bunu bilen ülkeler vermiyorlar, müttefikiniz de olsa. Amerika vermedi bunu bize." dedi.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın
bannerpartial1
bannerpartial2