Dolar
43.85
Euro
51.62
Altın
5,027.14
ETH/USDT
1,960.70
BTC/USDT
68,066.00
BIST 100
13,798.14
Analiz

Münih Güvenlik Konferansı, Suriye’nin geleceği için ne ifade ediyor?

Münih’teki görüntü, YPG'nin sorunlu bir sürecin sonunda da olsa sahada oluşan gerçekliği kabul ettiğinin ve sahada değişen denge sonucunda siyasallaşma ve ulusallaşma girişimlerini artıracağının ilanı niteliğinde.

Mehmet Emin Cengiz  | 20.02.2026 - Güncelleme : 20.02.2026
Münih Güvenlik Konferansı, Suriye’nin geleceği için ne ifade ediyor?

İstanbul

Al Sharq Strategic Research Araştırmacısı Mehmet Emin Cengiz, Suriye heyetinin Münih Güvenlik Konferansı kapsamında gerçekleştirdiği temasları ve bu görüşmelerin Suriye’nin geleceğine olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

1963'ten beri düzenlenen, dünyanın sayılı prestijli uluslararası güvenlik konferanslarından olan Münih Güvenlik Konferansı’nda transatlantik güvenlik ve İran’a yönelik olası askeri müdahale başlıklarının yanı sıra gündemin en çok tartışılan konularından birinin de Suriye olduğu söylenebilir.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Levant bölgesindeki fiziki enkazı ve yıkımı da hatırlatan "Yıkım Altında" gibi çarpıcı bir temayla düzenlenen konferansta Suriye heyeti, ivedilikle radara girdi. Heyette Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani’ye YPG'nin elebaşılarından Mazlum Abdi ve İlham Ahmed eşlik etti. Böyle bir görüntünün, Suriye ordusunun ülkenin Arap yoğunluklu Halep’in doğusu, Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerini ele geçirmesinden ve iki taraf arasında askeri ve idari entegrasyonun çerçevesini çizen 30 Ocak Anlaşması’ndan çok kısa bir zaman sonra gerçekleşmesi, Suriye toplumunun bazı kesimleri dahil pek çok kişi için sürpriz bir gelişme oldu. Öyle ki verilen görüntüden rahatsız olan Suriyelilerin bir kısmı tepkilerini sosyal medyaya yansıtınca Suriyeli yetkililer, Abdi ve Ahmed’in başka sıfatlarla değil "Suriye heyetinin bir parçası" olarak Münih’te olduklarını ifade edip "Endişeye mahal yok" minvalinde bir tutum takındılar.

Konferans öncesinde basına yansıyan haberler dolayısıyla genel beklenti, Mazlum Abdi’nin Münih’te Esad Şeybani’yle bir görüşme gerçekleştirmesi yönündeydi ancak durum bunun ilerisine geçti. Abdi ve Ahmed, Suriye heyetinin bir parçası olarak ve Suriye bayrağının gölgesinde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal Bin Ferhan ile görüştü. Abdi ve Ahmed, daha sonra yanlarında Şeybani olmadan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail’e yakınlığıyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile de bir araya geldi.

Münih'teki tablo, Suriye için ne söylüyor?

Münih’te verilen resim temelde şunları ifade ediyor: Özelde ABD, genelde Batı ülkeleri, Şam yönetiminin yanında tamamen hizalanmış durumdalar. Her ne kadar Suriye, farklı dosyalarda sorunlardan azade olmasa da Şam yönetimine hem bölge ülkelerinden hem de Batı’dan tam destek verildiği ve verilmeye de devam edileceği çok net. Bunun bir parçası olarak ABD ve AB ülkeleri, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin ülke içerisinde gücünü konsolide edeceği ve entegrasyon şartlarını zorlayacağı girişimleri destekliyor. Ocak ayında Suriye’de YPG ile ordu arasında kriz yaşanırken Batı’dan ülke bazında birkaç kısık ses dışında Şam’a ses yükseltilmemişti.

Buna istisna teşkil eden aktör ise Dürzilerin hamiliğini üstlenen ve Hikmet el-Hecri’ye verdiği destekle ülkenin güneyindeki Süveyda’nın adeta bir şehir devleti görünümü kazanmasına zemin hazırlayan İsrail’dir. Ancak Suriye, İsrail’le de belli ölçüde bir güvenlik uzlaşısına varmış durumda. Nitekim 6 Ocak’ta Halep’in Kürt yoğunluklu mahallelerinde başlayan güç konsolidasyonu girişimi, Suriye’nin İsrail’le Paris’teki uzlaşısından sonra gelmişti. Her geçen gün daha da netleşen realite, İsrail’in, Suriye’nin güneyindeki girişimleri dışında Şam’a karşı sessiz kalacağı yönünde. Bu durum ileride İsrail’le yapılması muhtemel kapsamlı güvenlik anlaşması sonrasında Şam’ın istediği yönde de değişebilir. Bunun netleşmesi için ise zamana ihtiyaç var.

Bunun yanında Münih’teki görüntü, YPG'nin sorunlu bir sürecin sonunda da olsa sahada oluşan gerçekliği kabul ettiğinin ve sahada değişen denge sonucunda siyasallaşma ve ulusallaşma girişimlerini artıracağının ilanı niteliğinde. Bu, Suriye’de bütünleşme için son derece önem arz ediyor.

Münih'in gölgesinde Suriye'de neler oluyor?

Konferans sürecinde basına konuşan gerek Şeybani gerekse de Abdi ve Ahmed, olumlu ve ılımlı söylemlerde bulundu. Abdi ve Ahmed, Suriye heyetinin bir parçası olduklarını ve yabancı heyetlerle yaptıkları görüşmelerde Suriye’deki entegrasyon çabalarını ele aldıklarını, durumun da olumlu olduğunu dile getirdi.

Ancak tarafların genel söylemlerinden entegrasyon sürecine bakışta ve yorumlamada bazı farklılıkların olduğu da aşikar. YPG, Kürt yoğunluklu bölgeler için adı ne olursa olsun, kısmi de olsa bir güç paylaşımı istiyor. Şam ise doğal olarak nüfuzunu Kürt yoğunluklu bölgeler dahil Suriye’nin bütününde olabildiğince artırma çabasında. Nitekim ABD, yakın zamanda Tenef ve Şeddadi’deki üslerden çekildi ve buraların kontrolü Suriye ordusuna bırakıldı. Buna paralel şekilde ABD, Suriye’deki 5 bin 700 terör örgütü DEAŞ mensubu mahkumu da Irak’a taşıdı. DEAŞ mensuplarının kaldığı Roj kampındaki yabancıların ülkelerine gönderilmesi için girişimler de artırılmış vaziyette. Suriye’nin DEAŞ karşıtı koalisyona katılmasıyla beraber Şam’ın bu dosyadaki nüfuzu arttı.

YPG ile Şam arasında varılan entegrasyon anlaşmasına bakış ve yorumda farklılıklar bulunması, gelecek için ihtiyatlı olmayı zaruri kılsa da Münih’te verilen görüntü ve sahadaki gelişmeler, Suriye’de iyimser olmak için yeterli veri sunuyor. Münih’te konferans devam ederken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Nureddin İsa’yı resmi olarak Haseke Valisi ilan eden kararnameyi imzaladı. Vali, aslında şubat ayının başından itibaren fiilen görevi devralmış ve Suriyeli yetkililerle valilik binasında toplantılara start vermişti ancak kararnamenin imzalanmasıyla Münih’teki görüntü arasında bir eş güdüm olması tesadüf değil. Ayrıca Suriye’de valilere daha fazla yetki veren bir karar da şubat ayı ortasında kabul edildi. Bu yeni karara göre valiler, artık idari ve mali konularda daha fazla yetkiye sahip olacak. İhale, personel alımı, bütçe kullanımı gibi konularda valilerin hareket alanı genişletildi ve tasarruf yetkisi verildi. Bu, merkezden yerele kısmi bir yetki devri olarak okunabilir.

Bunların yanı sıra Haseke’de YPG'den Suriye ordusuna katılacak 3 tugayın kurulması için çalışmalar başlamış durumda. Suriye iç güvenlik birimleri, Kamışlı ve Haseke’de konuşlanmış halde. Suriyeli güvenlik yetkilileri ile YPG mensupları arasında Kamışlı, Haseke ve Ayn-el Arap entegrasyon toplantıları icra edilmeye devam ediyor. Suriyeli yetkililerin isteği üzerine yine terör örgütü PKK'ya bağlı 100 militanın Suriye’den Irak’a geçtiği de medyaya yansıdı. Ne var ki şu ana kadar YPG'nin önereceği Suriye Savunma Bakanı Yardımcısı konusunda bir ilerleme sağlanamadı. YPG tarafı, Şam’a bir isim önerdiği iddiasında bulundu ama bu isme Şam’dan henüz onay çıkmadığı ve yeni bir isim talebinde bulunulabileceği ortada.

Yukarıda bahsedilen gelişmeler, Suriye için karşımıza genel olarak olumlu bir tablo çıkarıyor. Suriye’nin istikrar yürüyüşünün uzun olacağı aşikar. Ülkedeki ekonomik durumun düzelmesi, ülkenin yeniden inşası, Suriye’deki derin etnik, dini ve mezhebi fay hatlarının aşılıp toplumsal bütünleşmenin sağlanması, zaman isteyen süreçler ancak ülkede uzun erimli bir sükunet hali için gerekli taşların döşendiği belirtilmeli. YPG ile Şam arasındaki entegrasyon süreci olumlu şekilde hitama erdiği takdirde, bundan hem Suriyeliler büyük fayda görecek hem de Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki ciddi bir bariyer ortadan kalkacaktır.

Sözün özü, Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinde ciddi bir ilerleme sağlanır, Abdi ve Ahmed siyasallaşma sürecine hız verir ve Suriyeli kimlikleriyle özdeşleşirlerse ilerideki bir zaman diliminde farklı siyasi gelişmeler yaşanabilir. Sonuç olarak, Münih’te verilen görüntü, ileride bölgesel güvenlik ve bütünleşme için tarihi bir kırılma anı olarak hatırlanabilir.

[Mehmet Emin Cengiz, Al Sharq Strategic Research'de araştırmacı olarak görev yapmaktadır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2