Dolar
43.05
Euro
50.32
Altın
4,433.68
ETH/USDT
3,069.90
BTC/USDT
89,860.00
BIST 100
12,072.99
Yaşam

Kabataş'ta apartmanın çatısındaki deniz feneri, müteahhidin işine ve eşine olan aşkını yaşatıyor

İstanbul'da 2008 yılında vefat eden deniz feneri müteahhidi Orhan Kızıldemir'in 1984'te Kabataş'ta oturduğu apartmanın bacası üzerine inşa ettiği sembolik deniz feneri, işine ve eşine olan tutkusunu yaşatıyor.

Kaan Bozdoğan  | 07.01.2026 - Güncelleme : 07.01.2026
Kabataş'ta apartmanın çatısındaki deniz feneri, müteahhidin işine ve eşine olan aşkını yaşatıyor Fotoğraf: Muhammed Enes Yıldırım/AA

İstanbul

Deniz feneri müteahhidi Kızıldemir, 1945 yılında Antalya'da Finike Feneri'nin inşasıyla başladığı meslek hayatı boyunca ülke genelinde onlarca deniz fenerinin yapımını, tamir ve bakımını üstlendi.

Kızıldemir, 1981 yılında emekli olduktan sonra da bu alanda çalışmalarını ve araştırmalarını sürdürdü.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Tecrübesini gelecek nesillere aktarmak için arşiv oluşturan ve üç kitap yazan Kızıldemir, denize, işine ve ikinci eşine olan tutkusunu, oturduğu evin bacası üzerine yaptığı sembolik deniz feneriyle taçlandırdı.

İstanbul'un Kabataş semtindeki apartmanın çatısına 1984 senesinde inşa edilen deniz feneri, İstanbul Boğazı'nı ve karşı kıyıda Küplüce'de bulunan Kızıldemir'in eşinin mezarını görecek konumda bulunuyor.

Deniz tutkusu çocukluğunda başladı

Orhan Kızıldemir'in hayat hikayesini AA muhabirine anlatan 73 yaşındaki kızı Nilüfer Beygo, babasının 1914 yılında Gedikpaşa'da çarkçıbaşının oğlu olarak dünyaya geldiğini, çocukluğunun Kabataş'ta geçtiğini ve deniz tutkusunun küçük yaşlarda baba mesleğinden kaynaklandığını söyledi.

Beygo, babasının Gaziosmanpaşa Ortaokulu ve İtalyan Lisesi'ndeki eğitiminin ardından denizcilik mesleğine yöneldiğini ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nde üniversite hayatını tamamladığını aktardı.

İkinci Dünya Savaşı başladığında teğmen olarak askere alınan Orhan Kızıldemir'in bu yıllarda deniz fenerlerinin inşasına ilgi duyduğunu belirten Beygo, terhis olduktan sonra babasının iki arkadaşıyla birlikte maaşından biriktirdiği para ve çevresinden aldığı borçlarla şirket kurduğunu anlattı.

Türkiye'deki deniz fenerlerinin 1945 yılına kadar Fransızlar tarafından yapıldığına dikkati çeken Beygo, babasının "Neden biz yapmayalım?" diyerek kurduğu şirketle girdiği deniz feneri inşaatı ihalesini kazandığını vurguladı.

Söz konusu şirketin Finike Feneri'ni iki ayda tamamladığını dile getiren Beygo, 36 yıllık meslek hayatı boyunca babasının 25 deniz feneri inşa ettiğini, 140'ın üzerinde deniz fenerinin de tamir ve bakımını yaptığını kaydetti.

Türk denizcilik tarihi üzerine araştırmaları

Beygo, babasının emekli olduktan sonra Türk denizcilik tarihi üzerine araştırmalar yaptığını, bu alanda 3 kitap ve çeşitli eserler ortaya koyduğunu dile getirdi.

Babasının notlarını ve yazılarını kendisinin düzenlediğini ifade eden Beygo, arşivin bir bölümünün Atatürk Kitaplığı'na bağışlandığı bilgisini verdi.

Kendisinin ilk kez yapımı 3 yıl süren Zincirbozan Feneri'nin inşaatına götürüldüğünü kaydeden Beygo, daha sonra Çeşme Feneri'nin yapımına şahitlik ettiğini belirtti.

Beygo, oturdukları apartmanın çatısındaki deniz fenerinin hikayesini ise şöyle anlattı:

"Babam 1984 yılında çatıdaki deniz fenerini yaptı. Bina kendimizin olduğu için onun üzerine hiç olmazsa bir anı olarak kalsın diye yaptı. Müziğini dinlerdi, ufacık transistörlü radyosu vardı. Zevk alırdı denizi seyretmekten. Geçen gemilerin ne bandıralı olduğunu, nereden nereye yük götürdüğünü bilirdi babam."

Babasının manevi mirasına sahip çıkıyor

Nilüfer Beygo, babasının Türk Sanat Müziği'ni çok sevdiğinin altını çizerek, "Ara ara terasta oturur, o tarafa, Küplüce, Beylerbeyi tarafına bakarak müzik dinlerdi babam." dedi.

Deniz fenerinin ışığını önceleri akşam saatlerinde zaman zaman yaktıklarını dile getiren Beygo, daha sonra gemileri yanıltabileceği yönünde kendilerine ikaz yapılması üzerine ışığı kapalı tuttuklarını ifade etti.

Beygo, deniz fenerinin inşa edildiği yıllarda hem yoldan hem Boğaz'dan görülebildiğini ancak çarpık kentleşmeyle yükselen yapılardan dolayı görünürlüğün kaybolduğunu vurguladı.

Binaların bacaları arasında kalan baba mirası deniz fenerini çatının arka tarafına taşımayı düşündüğünü belirten Beygo, "Arşive sahip çıktım, inşallah bacadaki fenere de sahip çıkacağım." ifadesini kullandı.

Beygo, deniz fenerinin korunmasına ilişkin babasının vasiyetini kendisinin de çocuklarına aktardığını söyleyerek, "Oğlum yurt dışında. Buraya geldiğinde, 'Dedemin, anneannemin kokusu.' diyor. Oğlum benden sonra bu mirasa sahip çıkar, torunumdan biraz endişem var çünkü Amerikalı bir anneden doğma ve orada yaşıyor." şeklinde konuştu.

Babasının annesiyle 1952 yılında evlendiğini, 13 yıl sonra ise üniversiteden kız arkadaşıyla evlenmek için annesinden ayrıldığını anlatan Beygo, şunları kaydetti:

"Görücü usulü bir evlilik. Babamın bir kız arkadaşı varmış, ailelerin baskısı yüzünden onunla olamamış. Babam 13 sene annemle evli kaldı. Ben 13 yaşında, kardeşim 8 yaşındayken ayrıldılar. Sessiz sedasız bir ayrılma oldu, akabinde Şükran Hanım'la evlendi. Şükran Hanım, gerçekten çok çok içtenlikle söylüyorum, bizlere sahip çıktı. Nur içinde yatsın, annem de uzaklaştırmadı. 12-13 sene de Şükran Hanım'la evli kaldılar.

Şükran Hanım'ın hastalıkları vardı, 1977 senesinde vefat etti. Sonra vasiyet olarak Beylerbeyi Küplüce Mezarlığı'na gömülmek istedi. Babam da orada Şükran Hanım'a bir kabir yaptı ve aynı zamanda kendine bir yer yaptı. Babamı 2008 yılında vefat edince oraya gömdük. Kabri başında dümen vardır."

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2