Dolar
44.32
Euro
50.90
Altın
4,553.38
ETH/USDT
2,152.50
BTC/USDT
69,651.00
BIST 100
13,047.72
Dünya, Dosya haber

Uzmanlar, gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbirine bağlı olduğunu belirtiyor

Gıda arzını veya komşu nüfusun beslenme şeklini kontrol edebilen ülkeler, jeopolitik olarak avantajlı konuma sahip olurken, uzmanlar diplomasinin parçası haline gelen gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Elif Gültekin Karahacıoğlu, Aybüke İnal Kamacı  | 19.03.2026 - Güncelleme : 19.03.2026
Uzmanlar, gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbirine bağlı olduğunu belirtiyor

Ankara

Anadolu Ajansının (AA) "Gıda Güvenliği" başlıklı üç bölümlük dosya haberinin ikinci bölümünde, AA muhabirleri gıda güvenliğinin nasıl savunma ve dış politika planlamasının kalıcı parçası haline geldiğini ve gıda jeopolitiğinde Türkiye'nin rolünü ele aldı.

Açlık, kıtlık ve gıda arzındaki kırılmalar artık doğrudan ulusal güvenlik mimarisini şekillendiren faktörler arasında yer alıyor.

Yüksek enflasyon ve temel gıda maddelerine erişimde yaşanan sorunların toplumsal huzursuzlukları tetikleyebildiği ya da hükümetler üzerinde ciddi baskı oluşturabildiği biliniyor.

Küresel ticarette önemli paya sahip tahıl ve enerji üreticisi ülkeler, kriz dönemlerinde ya da anlaşmazlıklarda ihracat kısıtlamalarına giderek ithalata bağımlı ülkelerde arz şoklarına yol açabiliyor.

Gıda arzındaki kırılganlık karşısında birçok ülke, stratejik tahıl stoklarının artırılması, yerli tarımsal üretimi teşvik ve alternatif tedarik ile lojistik hatlarının oluşturulması üzerine çalışıyor.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Karadeniz'de Rusya-Ukrayna Savaşı sebebiyle tahıl sevkiyatlarının aksaması ve liman güvenliği sorunları etrafında yaşanan belirsizliklerin Orta Doğu ve Afrika'daki fiyatları etkilemesi, gıdanın küresel ölçekte nasıl stratejik bir araç haline geldiğini gösteriyor.

Benzer şekilde, bazı Asya ülkelerinin pirinç ihracatını sınırlaması, küresel piyasada zincirleme fiyat artışlarını tetikleyebiliyor.

Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Filistin ve Myanmar gibi ülkelerin hem çatışmaların odağında yer alması hem de derinleşen gıda kırılganlığıyla mücadele etmesi, gıdanın halihazırda açık biçimde güvenlik meselesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Türkiye'nin ise doğru stratejiyle yalnızca tedarikçi değil, havza ve koridor jeopolitiğinde düzen kurucu aktör olabileceği vurgulanıyor.

Gıda kıtlığına aynı anda birçok etken sebep oluyor

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Tarım ve Gıda Ekonomisi Bölümü Direktörü David Laborde, kıtlığa birçok farklı etkenin aynı anda sebep olabileceğini hatırlattı.

Laborde, "Örneğin, Sudan veya Yemen'deki durumu düşünebilirsiniz. Burada su eksikliği, kuraklık ve çatışmalar gibi sorunlar birikiyor. Ayrıca, bu ülkelerin bazıları gıda ithal ediyor ve gıda pahalılaştığında, onu temin etmek çok zorlaşıyor." dedi.

Yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin de açlık oranları üzerinde etkili olduğunu ve son 10 yılda daha fazla çatışma yaşandığını belirten Laborde, iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı hava şokları meydana geldiğini, Kovid-19 salgınının büyük bir ekonomik şok yarattığını ve birçok yerde ekonomik eşitsizliğin arttığını vurguladı.

Laborde, "Kovid-19 öncesinde ve sonrasında, bazı zenginler daha da zenginleşti, bazı yoksullar ise daha da yoksullaştı ve tüm bunlar, maalesef bugün 673 milyon insanın kronik açlık içinde yaşamasına neden oldu." diye konuştu.

Suya yönelik baskının artmasının arkasında birden fazla temel neden bulunduğunu aktaran Laborde, nüfus artışı, değişen tüketim alışkanlıkları, kirlilik ve iklim değişikliğinin su kıtlığını tetiklediğine dikkati çekti.

Laborde, tarımda kullanılan pestisitler ve kimyasalların su kaynaklarını kirletmesinin de önemli bir sorun olduğunun altını çizerek, iklim değişikliğinin su döngüsünü doğrudan etkilediğine işaret etti.

Gıda jeopolitiğinde arzı kontrol eden ülke avantaja sahip oluyor

Gıda güvenliğinin jeopolitik bir boyutu olduğuna dikkati çeken Laborde, "Gıda arzını veya komşu nüfusun beslenme şeklini kontrol edebilen bir ülkenin önemli bir unsura sahip olacağını daha önce gördük. Bu yüzden, gıda diplomasinin bir parçası. Dolayısıyla ulusal güvenlik ve gıda güvenliği birbirine bağlı." ifadelerini kullandı.

Laborde, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda, tahıl sevkiyatı yapılamadığında veya tahıl ambarları tahrip edildiğinde gıda sorunu yaşandığını, Suriye'de de benzer bir durumun meydana geldiğini hatırlatarak, şunları söyledi:

"Hatırlarsanız 13 yıl önce Arap Baharı sırasında yüksek gıda fiyatları insanların 'Bu kadar yeter' demeye başlamasına neden oldu. 'Sokağa çıkıp ayaklanacağız' dediler ve bu da bölgede bir dizi çatışmaya yol açtı. İşte bu konuda dikkatli olmamız gerekiyor."

Gazze'deki insani krize ilişkin de açıklamalarda bulunan Laborde, "Çok fazla yıkım gördük. Gıda hareketindeki kısıtlamaların nüfusu nasıl etkileyebileceğini de gördük ve biz sadece durumun düzelmesini umuyoruz. Gazze'de tarıma yapılan yatırımlar, nüfusun geçimini sağlamasına ve kendini beslemesine yardımcı olacaktır." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin "düzen kurucu" rolü

Gıda Mühendisi ve Gıda Politikaları Uzmanı Kunter İlalan ise gıda güvenliğinin savunma ve dış politika planlamasının kalıcı bir unsuru haline gelmesinin, soyut bir tehdit algısından değil, ölçülebilir tedarik ve maliyet dinamiklerinden kaynaklandığını belirtti.

Açlığın yalnız bir yoksulluk göstergesi olmadığını ve özellikle kırılgan devletlerde doğrudan güvenlik tehdidi ürettiğini anlatan İlalan, "Açlık, toplumsal düzenin en alt katmanını çözer. Bu çözülme milis ağları, terör örgütleri ve yerel güç odakları için insan kaynağı ve meşruiyet zemini yaratır. Bu nedenle gıda güvensizliği, çatışma üretme kapasitesi olan bir risk çarpanı olarak çalışır." dedi.

İlalan, küresel gıda üretim haritasının iklimsel oynaklık, çatışma hatları, enerji maliyetleri ve finansal baskı altında yeniden şekillendiğini vurgulayarak bu dönüşümün bazı üretim merkezlerinin göreli avantajını aşındırdığını, bazı bölgelerde ise yeni fırsat alanları yarattığını aktardı.

Türkiye'nin bu kapsamda merkezi rolüne değinen İlalan, Türkiye'nin Akdeniz iklim kuşağında yer aldığını, bu kuşağın iklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olduğunu kaydetti.

İlalan "Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Karadeniz havzasının kesişiminde yer alıyor. Bu konum, Türkiye'ye yalnız üretici ülke rolü değil, bölgesel tedarik düzeni kurma kapasitesi veriyor. Türkiye, doğru stratejiyle yalnız tedarikçi değil, havza ve koridor jeopolitiğinde düzen kurucu aktör olabilir. " diye konuştu.

Türkiye'nin sadece üretim kapasitesi açısından değil lojistik ve coğrafi açıdan da avantajlı olduğuna işaret eden İlalan, "Türkiye'nin kırılganlık alanı ise nettir: Gübre ve enerji girdilerinde dışa bağımlılık, su stresi ve finansal oynaklık." ifadelerini kullandı.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.