STRATCOM Zirvesi'nin ilk günü panellerle tamamlandı
Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026'nın ilk günü düzenlenen panellerin ardından sona erdi.
İstanbul
Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026 kapsamında "Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi", "Arabuluculuk Sürecinde Aktörler ve Lider Diplomasisi", "Dijital Ekosisteminde Küresel Kamuoyunun Dönüşümü" ile "Meşruiyet ve Güven Bunalımı: Uluslararası Düzene Yönelik Algılar" başlıklı paneller düzenlendi.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan: Dünyada huzur ve güvenin yeniden inşa edilmesi için imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz
- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Stratejik iletişim bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir
- Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran: Türkiye barışın yanında konumlanmayı tercih eden bir marka haline geldi
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
"Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi" paneli düzenlendi
TRT World'den Alican Ayanlar moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay, KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Suriye Enformasyon Bakanı Hamza Mustafa, Bangladeş Enformasyon ve Yayıncılık Bakanı Zahir Uddin Swapon ile Kazakistan Kültür ve Enformasyon Birinci Bakan Yardımcısı Kanat Iskakov konuşmacı olarak katıldı.

Ertuğruloğlu, Kıbrıslı Türkler açısından eski dünya düzeninin çöktüğünü belirterek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 5 daimi üyesinin Kıbrıslı Rumları ödüllendirip Kıbrıslı Türkleri cezalandırdığını söyledi.

Dezenformasyonun Kıbrıslı Türklerin halen mücadele ettiği en büyük sorunlardan olduğuna dikkati çeken Ertuğruloğlu, "KKTC'nin tanınmaması da bunun sebebi." dedi.
Ertuğruloğlu, Kıbrıslı Türkler olarak uluslararası toplum tarafından bir tür "uluslararası yasa dışı oluşum" gibi hedef alındıklarını belirterek, Türkiye'nin zorluklarla mücadele konusunda ülkesine yaptığı yardımlara değindi.
Adaletsizliğe karşı çıkacaklarının altını çizen Ertuğruloğlu, "Çok şanslıyız, ana vatanımız Türkiye bizim yanımızda." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen STRATCOM Zirvesi 2026, dünyanın dört bir yanından politika yapıcıları, diplomatları, iletişim uzmanlarını ve medya profesyonellerini bir araya getiriyor
— Anadolu Ajansı (@anadoluajansi) March 27, 2026
▪️ 28 Mart'a kadar sürecek zirveye 159 üst düzey isim… pic.twitter.com/JR5FikkN0I
Esed rejiminin dezenformasyon yatırımları
Suriye Enformasyon Bakanı Mustafa da ülkesinin başından dezenformasyon konusunda çok şey geçtiğini söyledi.
Devrik Beşşar Esed rejiminin dezenformasyona yatırım yaptığını ve propaganda amacıyla kullandığına dikkati çeken Mustafa, ülkedeki iç savaş sürecinde bunun devam ettiğini dile getirdi.

Mustafa, Suriye halkının ve diasporasının dezenformasyona karşı savaştığına işaret ederek, son dönemlerde ülkesindeki medyanın yeniden yapılandırılmasına yönelik çabaları anlattı.
Medya sektörünü yeniden tesis edebildiklerini dile getiren Mustafa, televizyon, radyo ve internet sitelerinin bunun örnekleri olduğunu söyledi.
Mustafa, 15'ten fazla çalıştaya birçok gazeteci ve sivil toplum temsilcisinin katıldığını, amaçlarının profesyonellik ve nesnelliği korumak olduğunu söyledi.
Dezenformasyonla mücadelenin kolay olmadığına, farkındalık yaratılmasının önemine dikkati çeken Mustafa, Suriye krizi sırasında bölgesel medyanın önemli rol oynadığının altını çizdi.
Bangladeş de dezenformasyondan muzdarip
Bangladeş Enformasyon ve Yayıncılık Bakanı Swapon da ülkesinin yoğun nüfusa sahip bulunduğunu, bu nedenle dezenformasyondan muzdarip olduklarını belirtti.

Bangladeş'in sistematik manipülasyona maruz kaldığını söyleyen Swapon, manipülasyonla mücadele konusunda gelişmiş ülkeleri takip ettiklerini dile getirdi.
Swapon, manipülasyonun bütün insanlığın sorunu olduğunu ve tam olarak çözülemediğini vurguladı.
Bangladeş halkının doğru bilgi ve hakikate erişmek istediğine dikkati çeken Swapon, STRATCOM zirvesinin bu hususta çok anlamlı olduğunu söyledi.
Kazakistan Kültür ve Enformasyon Birinci Bakan Yardımcısı Iskakov da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran'a teşekkür ederek, STRATCOM'da ciddi bir küresel diyaloğun olduğunun ve bunun uluslararası işbirliğine zemin hazırladığının altını çizdi.

STRATCOM'un bu yılki temasının dünyadaki mevcut durumu yansıttığına işaret eden Iskakov, yalnızca izole krizler değil daha derin süreçlerle karşı karşıya olunduğu uyarısını yaptı.
Iskakov, yerleşik kuralların aşındığını, devletler arası güvenin azaldığını ve uluslararası ilişkilerde gerilimlerin arttığını belirterek, stratejik iletişimin yalnızca destekleyici araç değil aynı zamanda ulusal güvenliğin bağımsız unsuru haline geldiğini vurguladı.
Kazakistan'ın uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi ve diyaloğu desteklediği mesajını veren Iskakov, zirvenin özellikle küresel istikrar noktasında yeni yaklaşımların geliştirilmesi, profesyonel iletişim ortamlarının iyileştirilmesi, daha adil, güvenli ve öngörülebilir dünyanın inşasına katkı sağlayacağını anlattı.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay: Doğu ve Batıyla iletişim halindeyiz, onları anlayabiliyoruz
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay da kaos ortamlarında yaşanan süreçlere değinen Oktay, inanılır ve güvenilir olmanın önemine dikkati çekti.
Oktay, Batı ile Doğu arasında bir güç mücadelesi olduğunu ve Türkiye'nin iki tarafın ortasında yer aldığını söyleyerek, "Doğu ve Batıyla iletişim halindeyiz, onları anlayabiliyoruz. Her iki tarafı da anlayan bir konumdayız. Ülke olarak bu gerçekten çok önemli bir avantaj ve rekabet avantajı da sağlayan bir şey bize. Bu sayede neredeyse çatışma olan her bölgeyle konuşabiliyoruz, iletişim kurabiliyor güvene dayalı bir yaklaşımla bunu yapıyoruz." dedi.

Güven inşasının yalnızca kriz yönetimiyle sınırlı olmadığını, politika geliştirme süreçlerinde de belirleyici rol oynadığını kaydeden Oktay, belirsizliklerin azaltılmasının, ülkede tesis edilen güven ortamı ve güçlü, güvenilir liderlikle mümkün olduğunu dile getirdi.
Oktay, kaos ortamının yalnızca idari düzeyi değil, enerji, iletişim ve birçok sektörü eş zamanlı etkilediğini, bu etkileri önceden öngörüp buna uygun politikalar geliştirdiklerini ifade etti.
Okay, konuşmasına şöyle devam etti:
"Belki herkes farkında değildir bu hususun ama hükümet sisteminde Türkiye'de yapılan değişim en önemli gelişmelerden biriydi. Parlamenter Sistem'den Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne, Başkanlık Sistemi'ne geçilmesi çok önemli ve güçlü bir karar alma sürecini mümkün kıldı. Böyle bir dönemde bunun yapılmış olması önemli bir esneklik de sağladı. Çünkü krizler ve kaos olduğunda dönüşümün yapılması için en önemlisi esnekliktir. Dönüşümün sağlanması için esnekliğe sahip olmanız, hızlı olmanız lazım ama aynı zamanda nitelikli bir karar alma sürecini de yönetebiliyor olmanız lazım. Başkanlık sistemiyle biz bunu başarmış olduk ve yine güvenilebilir bir lider, güven tesis eden bir lider, yalnızca vatandaşları nezdinde değil, tüm dünya liderleri nezdinde bir güvenin olması çok önemli."
Oluşturulan yönetim mimarisiyle güçlü bir koordinasyon ve güven ortamı sağlandığının altını çizen Oktay, liderler arasında doğrudan iletişimin tesis edildiğini, bunun vatandaşlarla iletişime de yansıdığını, Cumhurbaşkanı ile kurum ve kuruluşlar arasındaki etkin iletişimin ise karar alma süreçlerini olumlu etkileyerek güvenin pekişmesine katkı sunduğunu vurguladı.

"İletişim Başkanlığının kurulmasıyla doğru ve güvenilir bilgiler tek merkezde toplandı"
Oktay, güven seviyesinin verilen sözlerin eyleme dönüştürülmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu, sözlerin tutulmasının liderliği daha inanılır ve güvenilir kıldığını, Türkiye'nin de bu noktada önemli başarı sağladığını söyledi.
İletişim Başkanlığının kurulmasıyla doğru ve güvenilir bilgilerin tek merkezde toplanıp ilgili tüm aktörlere aktarılmasının stratejik iletişim açısından kritik rol oynadığını ifade eden Oktay, verilere dayalı ve doğruluğu teyit edilmiş bilgilerle oluşturulan mesajların hem yurt içinde vatandaşlara hem de uluslararası kamuoyuna etkin şekilde iletildiğini, bu sürecin İletişim Başkanlığı aracılığıyla başarıyla yürütüldüğünü belirtti.
Kriz dönemlerinde ise ilgili alanlara yönelik koordinasyon birimleri oluşturduklarını, pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda tüm adımların planlı ve eşgüdüm içinde atıldığını vurgulayan Oktay, özellikle kriz dönemlerinde dezenformasyonun ciddi bir tehdit oluşturduğunu, bu kapsamda İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin önemli ve faydalı çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.
Oktay, doğru bilgilerin zamanında iletilmesi, verilerin merkezi şekilde toplanması ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanmasının, politikaların etkinliğini artırarak güvenin önceden tesis edilmesinde kritik rol oynadığını ifade etti.
15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin güven ve iletişimin önemini açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Oktay, kısa sürede yapılan çağrıyla vatandaşların sokağa çıkmasının bu güvenin bir göstergesi olduğuna işaret etti.
Suriye'de iç savaş başladığında bir krizin geldiğini öngördüklerini söyleyen Oktay, "Bu iç savaş Suriye'de başladığında AFAD'ın kurucu direktörlerinden biriydim ve hemen şunun farkına vardık, çok büyük bir göç sorunu gelecekti ve bunu cumhurbaşkanlığı seviyesinde ele aldık. 'Tamamen açık kapı politikası yürüteceğiz' dedik. Bu o dönem, politik anlamda Türkiye'de çok eleştirildi. Cumhurbaşkanlığı seviyesinde tüm kurumlar çok tutarlıydı, 'Suriye'de olan biteni göz ardı edemeyiz' dedik." ifadelerini kullandı.
Oktay, o dönem AFAD olarak Suriye'den gelen mültecileri karşılama ve en temel gereklilikleri yerine getirmeleri noktasında bütüncül bir yaklaşım sergilediklerini belirterek, "Bir sistem geliştirdik ve 'Koordinasyon AFAD tarafından gerçekleştirilecek.' dedik, bu şekilde 5 milyondan fazla mülteciyi alabildik. 12 yıldan fazla oldu ve hala 2 milyondan fazla mülteci var ve bütün dünya bunu nasıl yapabildiğimizi, bu kadar insanla nasıl başa çıkabildiğimizi merak etti. Aslında kamu ve vatandaşlar aynı noktadaydık çünkü vatandaşlarınıza da bu mesajı vermeniz gerekiyor. Bütün Türkiye'nin genelinde durumu vatandaşlarınıza açıklamanız, neden bu politikayı sürdürdüğünüze insanları ikna etmeniz gerekiyor. Kendi vatandaşlarınızı ikna ettiğinizde ve politika mesajlarını kısa ve açık şekilde verebildiğinizde geri kalanı tabi ki kolay olmamakla birlikte operasyonal açıdan gerçekleştirebilir bir noktada oluyor." değerlendirmesini yaptı.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına da değinen Oktay, "Bu ABD'nin değil, İsrail'in savaşı ve Amerikan vatandaşları da dahil, bütün dünya bunun bedelini ödüyor. Belki hükümet seviyesinde bunun farkında olmayabilirler ama kısa bir süreliğine oradaydım ve senatörlerle, her iki taraftan temsilcilerle, üniversitelerle, düşünce kuruluşlarıyla bir araya geldim. Kimse ne olup bittiği konusunda net değildi ve bugün itibariyle bile hala şunu söyleyebiliriz ki ABD'nin İran'a müdahil olması kongre tarafından onaylanmış bir durum değil. Yani bu meşru bir savaş değil. Siz kendi kongrenizi, kendi halkınızı bile ikna edemezseniz, dünyanın geri kalanını nasıl ikna edeceksiniz? Neden oradasınız? Şimdi bütün dünyanın geri kalanı Hürmüz Boğazı'nın açılması meselesini konuşuyor. Daha dün açıktı bu boğaz. Peki, bu savaşın sebebi ne? İsrail'in savaşı bütün bölgeye sıçramamalı." diye konuştu.
"Bu savaşın adil olmadığını, bunun İsrail'in savaşı olduğunu söyledik"
Oktay, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Bu sadece bir İran meselesi değil. Dünya 'artık yeter' demeli, olan bitene karşı çıkmalı ve stratejik iletişim noktasında eğer elinizde doğru bir misyon, politika yoksa kendi kongrenizi, halkınızı, ortaklarınızı, paydaşları ikna edemiyorsunuz. Sonucu görmeniz imkansız. Biz kendi operasyonlarımızda bunu yaptık. Politika geliştirmek önemli bir mevzu. Türkiye olarak konumumuz, pozisyonumuz, politikamız çok belli ve bütün dünyaya bunu aktarıyoruz. Bu savaşın adil olmadığını, bunun İsrail'in savaşı olduğunu söyledik. özellikle de Körfez bölgesine sıçramaması gerektiğini dile getirdik. Türkiye olarak elimizden geleni yapacağız. Yeter ki bu savaş dursun, bir ateşkes kez en kısa sürede gerçekleştirilebilsin ve sürdürülebilsin. İki taraf arasında bir barış anlaşması yapılabilsin. Bu, Rusya-Ukrayna konusunda da Gazze konusunda da geçerli."
Panel, soru-cevap bölümüyle sona erdi.
"Arabuluculuk Sürecinde Aktörler ve Lider Diplomasisi" paneli düzenlendi
Zirvede yapılan panele katılan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, İngiltere Lordlar Kamarası Üyesi Baroness Fiona Hodgson ve Mısır Senato Üyesi Rania Sedky burada konuşma yaptı.
Panelin moderatörlüğünü Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Başkanı Prof. Dr. Talha Köse yaptı.
Raev, Türk coğrafyasının özel bir coğrafya olduğunu ve ülkelerin sadece komşu olmadığını, aynı zamanda ortak kültür, dil ve tarihi paylaştığına işaret ederek, Türk devletleri arasındaki lider diplomasisinin bu temelden güç aldığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk milletine mensup toplumlara pozitif yaklaşımını ve Hataylı depremzedelerin Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in davetiyle Özbekistan'da misafir edilmesini örnek gösteren Raev, "Bu kardeşliğin diplomasiye yansımasıdır." dedi.
TÜRKSOY'un Türk toplumlarını birbirine yaklaştırdığının altını çizen Raev, kurdukları görünmez köprülerin "liderlerin en güçlü dayanağı" olduğunu kaydetti.
Raev, "Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bugün bölgesel istikrar açısından stratejik bir aktör." ifadesini kullanarak, üye ülkeler arasındaki diyaloğun sürdürülmesi, ortak hareket kapasitesinin geliştirilmesi ve kültürel bağların güçlendirilmesi gerektiğine değindi.
Kadınların barış süreçlerindeki rolü
Hodgson, dünya genelinde birçok çatışmanın devam ettiğine ve kadınların çatışma alanlarına çok yakın bölgelerde yaşadığına dikkati çekerek, "Bugün bir kadın olmak, bir asker olmak kadar zor." diye konuştu.

Barışın daha kalıcı olması için kadınların barış anlaşmalarına dahil edilmesinin önemine değinen Hodgson, mevcut istatistiklere göre kadınların müzakereler ve barış anlaşmalarına katılımının düşük seviyede olduğunu söyledi.
Hodgson, "Kadınlar, barış sürecine dahil edilmedikçe tehlike altında yaşamaya devam edecekler." ifadesini kullandı.
"Barış savaşlarla elde edilen bir kavram değil"
Sedky de Mısır'ın bulunduğu bölgede son 100 yılda birçok savaş yaşandığını anımsatarak, "Barış savaşlarla elde edilen bir kavram değil, her iki taraf da savaşta kaybediyor." dedi.

Savaşlar neticesinde can kayıplarının yanı sıra ekonomik ve finansal kayıpların da yaşandığına işaret eden Sedky, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın sadece savaşın taraflarını değil, aynı zamanda küresel düzeni etkilediğini söyledi.
Sedky, savaşa karşı eyleme geçilmediği takdirde savaşın etkilerinin bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayıp Avrupa ülkelerini de yıllarca etkileyeceğini dile getirerek, uluslararası toplumu savaşa karşı harekete geçmeye davet etti.
Mısır, Türkiye, Katar ve Pakistan'ın savaş sürecindeki arabulucu rolüne övgüde bulunan Sedky, savaşın ekonomi, kalkınma ve enerji tedariği açısından Rusya ile Çin'i tehdit etmesi durumunda bu ülkelerin de duruma müdahale edebileceği uyarısında bulundu.
"Dijital Ekosisteminde Küresel Kamuoyunun Dönüşümü" paneli düzenlendi
Zirvede yapılan panele katılan RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, MHP Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın, Azerbaycan Medya Kalkınma Ajansı Başkanı Ahmad İsmayilov ve Ürdün İletişim Bakanlığı Genel Sekreteri Dr. Zaid Al Nawaiseh konuşma yaptı.
RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, her yeni teknolojinin yalnızca bilgi aktarımını değil, aynı zamanda toplumsal algıyı ve kamuoyu oluşum süreçlerini kökten değiştirdiğini söyledi.

Kamuoyunun artık merkezi ve düzenli bilgi dağıtım kurumlarından değil; dağınık, çok katmanlı ve dinamik bir dijital ağ üzerinden oluştuğunu belirten Daniş, yeni düzende bireyin yalnızca içerik tüketicisi değil, aynı zamanda içerik üreticisi ve dağıtıcısı olduğunu kaydetti.
Mehmet Daniş, bu durumun çoğulcu katılımı artırırken bilgi kirliliği, dezenformasyon ve manipülasyon risklerini de beraberinde getirdiğinin altını çizerek "Bugün medya yalnızca aslında hikaye anlatmıyor. Neye güleceğimizi, neye öfkeleneceğimizi ve en önemlisi de belki neyi normal kabul edeceğimizi etkiliyor ve belki de dayatıyor." ifadelerini kullandı.
Güney Koreli yazar Byung-Chul Han'ın Psikopolitika adlı eserinin başında yer verdiği "İstediğim şeyden koru beni" ifadesinin ayrı bir anlam kazandığını vurgulayan Daniş, "Belki de bugün biz bu cümleyi 'İzlediğim şeyden koru beni' olarak anlamalıyız. Burada kastedilen, devletten her şeyi yasaklamasını talep eden bir yaklaşım değildir. Tam tersine bireyin kendi zihinsel ve ahlaki sınırlarını koruma ihtiyacının giderek daha görünür hale gelmesidir. Tıpkı gıdada içindekileri bilmek istediğimiz gibi tıpkı çevresel etkiler konusunda şeffaflık talep etmemiz gibi medya içeriklerinin de insan ve toplum üzerindeki etkisinin gizlenmediği bir düzen beklentisi gün geçtikçe değer kazanmaktadır." diye konuştu.

Daniş, toplumun artık açık biçimde "Beni kandırma, etkiyi gizleme, ne ile muhatap olduğumu bilmek istiyorum." dediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz RTÜK olarak toplumun bu talebini görmezden gelemeyiz. Kamu düzeni, genel ahlakı, genel sağlığı ve kamu yararını önceleyen sorumlu yayıncılık anlayışımızın merkezinde güçlü bir ilke seti yer almaktadır. Bu çerçevede 3A formülünü esas alıyoruz. Aklın korunması, yani nesnel bilginin bireye iletilmesi, bireyin nesnel bilgiye, doğru bilgiye ulaşabilmesi. Ailenin korunması, maalesef özellikle özgürlük tartışmalarıyla başlayıp bugün adeta çok büyük kampanyalara dönen dijital platformlarda daha da güçlenen LGBT dayatmasını düşünürsek ailenin de aslında bu dijital dönüşümde ne kadar tehdit altında olduğunu görebiliriz. Üçüncüsü de ahlakın korunması. Yine dezenformasyonla, bilgi kirliliğiyle, manipülasyonla aslında birbirine karşı düşman edilen veya karşı karşıya getirilen toplumun bir kesimini düşündüğümüzde ahlakın korunmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz."
Bu yaklaşımın yalnızca ulusal bir ilke değil, aynı zamanda evrensel bir sorumluluk anlayışının da ifadesi olduğunu söyleyen Daniş, "İnsanlığın ilerleyişi üretilen bilginin insani normlar ve ahlaki değerlerle işlenerek yeni bir forma dönüştürmesiyle mümkün hale gelmiştir. Bugün bilgiye ulaşma araçlarının sürekli çeşitlendiği bir dünyada medya etiği, kamu yararı ve toplumsal sorumluluk temelli içerik üretimi küresel ölçekte önem arz etmektedir." dedi.
"Dijital çağın en büyük meydan okumalarından biri doğru bilgiyle yanlış bilginin ayırt edilmesindeki zorluktur"
RTÜK Başkanı Daniş, "Dijital ekosistem, geleneksel medya düzeninin sınırlarını ortadan kaldırmış, ulusal kamuoyunu küresel bir etkileşim alanına dönüştürmüştür. Bu yeni yapı, ülkeler arasında yalnızca bilgi akışını değil, aynı zamanda sorumluluk paylaşımını da zorunlu kılmaktadır. Geleneksel medyanın karşısında artık yapay zeka ve derin öğrenme temelli sentetik medyanın dikkat çeken bir yükselişine şahit oluyoruz. Bu yeni medya düzeni bir yandan verimlilik ve ölçeklenebilirlik sağlarken, diğer yandan dezenformasyon, kimlik manipülasyonu ve gerçeğin aşınması gibi ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu paradigma değişimi, hakikat, güven ve temsil kavramlarını yeniden tanımlayan, insan merkezli medya anlayışını küresel ölçekte şekillendiren, hibrit bir dönüşüm sürecini başlatmıştır." ifadelerini kullandı.
Bu hibrit dönüşümün aynı zamanda denetim, sorumluluk ve kamu güvenliği anlayışını da yeniden stratejik bir alan haline getirdiğine işaret eden Daniş, "Dijital ekosistemin sağlıklı, adil ve güvenilir şekilde işlemesi, yalnızca ulusal politikalarla değil, bölgesel ve küresel bir dayanışmayla mümkündür. Dijital hegemonya kurmak isteyen yapıların karşısında kendi medeniyet değerlerimizden beslenen ortak bir iletişim ağını tahkim etmek zorundayız. Bu, yalnızca bir tercih değil, kültürel sürekliliğimiz ve iletişim egemenliğimiz açısından stratejik bir zorunluluktur." değerlendirmesini yaptı.
Mehmet Daniş, bu çerçevede üç temel dönüşüm alanına dikkati çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birincisi, içerik ekosisteminin dönüşümü. Dijital platformlar algoritmalar aracılığıyla hangi içeriğin görünür olacağını belirlemektedir. Bu durum kamuoyunun organik oluşumunu etkilemekte ve zaman zaman yönlendirilmiş algılar yaratmaktadır. Artık, 'Görünür olan gerçek midir?' sorusu her zamankinden daha kritik bir hale gelmiştir. İkincisi, güven ve doğruluk krizi. Dijital çağın en büyük meydan okumalarından biri doğru bilgiyle yanlış bilginin ayırt edilmesindeki zorluktur. Deepfake teknolojileri, bot hesaplar ve organize dezenformasyon kampanyaları kamuoyunun güven temelini sarsmaktadır. Bu noktada dijital medya okuryazarlığı yalnızca bir eğitim konusu değil, ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. Üçüncüsü, kültürel ve değer temelli etkiler. Küresel dijital akışlar yerel kültürleri hem zenginleştirmekte hem de tehdit edebilmektedir. Özellikle genç nesillerin maruz kaldığı içeriklerin toplumsal değerler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Bu nedenle yerli ve milli içerik üretiminin desteklenmesi stratejik bir öncelik olmalıdır."
RTÜK olarak vizyonlarını üç temel eksen üzerinde şekillendirdiklerini kaydeden Daniş, "Bir, proaktif düzenleme yaklaşımı. Geleneksel reaktif denetim mekanizmalarının ötesine geçilerek riskleri önceden öngören ve önleyici politikalar geliştiren bir anlayışı esas alıyoruz. Yapay zeka destekli izleme sistemleri bu süreçte önemli bir rol oynayacaktır ve biz de izleme teknolojimizi şu anda buna göre uyarlıyoruz. İki, uluslararası işbirliği, dijital platformlar ulus ötesi yapılar olduğu için düzenleme ve uluslararası koordinasyon gerektiriyor. RTÜK'ün küresel düzenleyici ağlarda oynadığı ileri önleyici ve insan odaklı diplomatik aktif rol, uluslararası işbirliklerine katkı sunmaktadır." ifadelerini kullandı.
Üçüncü eksenin Dijital Medya Okuryazarlığı'nın yaygınlaştırılması olduğunu belirten Daniş, 500'ün üzerinde medya okuryazarlığı programı düzenlediklerini, son yıllarda bunu güncelleyerek dijital medya okuryazarlığı yaptıklarını ve özellikle gençlere bu konuda eğitimler vermeyi kendilerine öncelik olarak koyduklarını ve çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.
RTÜK Başkanı Daniş, 2018 yılında mevzuatta yaptıkları değişiklikle sosyal medya hariç dijital platformları denetim kapsamına aldıklarını aktardı.
"Daha güvenli bir iletişim dünyası inşa edebiliriz"
Dijital iletişim ekosisteminin sınır ötesi bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Daniş, bu nedenle düzenleyici otoriteler arasındaki işbirliğinin büyük önem taşıdığını, başta Arnavutluk ve Azerbaycan'daki muadil otoriteler olmak üzere ikili işbirliklerini ileri düzeyde sürdürdüklerini, denetim paylaşımı, ortak eğitim programları ve teknik işbirlikleri gerçekleştirdiklerini belirtti.
Mehmet Daniş, Avrupa Düzenleyici Otoriteler Platformu (EPRA), Karadeniz Yayıncılık Düzenleyici Otoriteleri Forumu (BRAF), İslam Ülkeleri Yayıncılık Düzenleyici Otoriteleri Forumu (IBRAF) ve yakın zamanda kurulması planlanan Türk Devletleri Yayıncılık Düzenleyici Otoriteler Forumu (T-BRAF) gibi kurucusu oldukları ve sekretaryasını yürüttükleri platformlar aracılığıyla da bölgesel, küresel ölçekte koordinasyon ve dayanışmayı güçlendirmeye gayret ettiklerini ifade etti.
Daniş, "Sonuç olarak, teknoloji kaderimizin belirleyicisi olmamalıdır, teknoloji bizim için ancak bir araçtır. Dijital iletişim ekosisteminde kamuoyunun dönüşümü bir savrulma olmak zorunda değildir. Doğru regülasyon, güçlü irade ve etik değerleri merkeze alan bir yaklaşımla daha güvenli bir iletişim dünyası inşa edebiliriz." dedi.
RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, ekranlarda ve dijital mecralarda düzenleme ve denetleme faaliyetlerine kararlılıkla devam ettiklerini ve edeceklerini kaydetti.
Geleneksel medyanın etkisinin azalmasıyla devletler ve kurumların iletişim stratejilerini tasarlarken nelere dikkat etmesi gerektiğine değinen Daniş, teknolojik olarak süratle dönüşmek gerektiğini, bölgesel ve uluslararası birlikteliklerin çok önemli olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Çözüm bütüncül bir medya okuryazarlığı artırmak
Prof. Dr. Aydın, medyanın ve dijital platformların son yıllarda suistimal edildiğini savunarak, "Dezenformasyon ve mezenformasyon hata payı barındırabilir; ancak kötü niyetli bilgi tamamen kasıtlıdır, zarar vermeyi hedefler ve nefret söylemi yaratır." dedi.
Medya platformlarının yanlış kullanımının çocuklar, aileler, toplumlar ve nihayetinde uluslar için küresel ölçekte çok tehlikeli bir noktaya ulaştığını kaydeden Aydın, "2026 Küresel Terörizm Endeksi raporuna göre, terör eylemlerinin yüzde 93'ü 14 ile 17 yaş arasındaki çocuklar tarafından gerçekleştirilmiştir." bilgisini paylaştı.
Aydın, çözümün bu platformları yasaklamanın aksine eğitimi merkeze alan, aileden okula, hükümetlerden STK'lara uzanan bütüncül bir medya okuryazarlığı artırmak olduğunu söyledi.
"Stratejik iletişim sadece reaktif değil, aynı zamanda proaktif olmalıdır"
Azerbaycan Medya Kalkınma Ajansı Başkanı İsmayilov, dijital iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi sonucunda küresel kamuoyunun çok merkezli ve dinamik bir sisteme dönüştüğünü belirtti.
İsmayilov, kullanıcıların artık sadece bilgi tüketicisi değil, aynı zamanda bilginin üreticisi ve dağıtıcısı olduğuna işaret ederek, bu yeni süreçte de bireylere sorumluluklar düştüğünü dile getirdi.
Dijital platformların algoritmik yapısının bazen duygusal ve sansasyonel içerikleri daha fazla öne çıkardığının altını çizen İsmayilov, "Bu durum objektif ve gerçeklere dayalı kamuoyu oluşumunu olumsuz etkilemektedir." uyarısında bulundu.
İsmayilov, stratejik iletişimin sadece bilginin iletilmesi olmadığını, aynı zamanda bilginin uygun şekilde bağlamlandırılması, amaçlı bir şekilde sunulması ve halkın güvenini inşa etme süreci olduğu yorumunu yaptı.
Medya ve iletişim faaliyetlerinin modern bir şekilde organize edilmesi sonucunda, Azerbaycan'a yönelik karalama kampanyası yürüten tarafların gerçek niyetlerinin hızla deşifre edildiğini kaydeden İsmayilov, böylelikle toplumun negatif haber akışına karşı direncinin güçlendiğini anlattı.
İsmayilov, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Stratejik iletişim sadece reaktif değil, aynı zamanda proaktif olmalıdır. Bu, sadece mevcut zorluklara yanıt vermekle sınırlı kalmamamız, aynı zamanda gündemi şekillendiren aktörlerden biri olmamız gerektiği anlamına gelir. Azerbaycan-Türkiye Ortak Medya Platformu kapsamında, iki ülke medyasının koordineli ve etkin çalışmasını amaçlayan ilgili çalışmalar yürütülmüş olup, önümüzdeki dönemde daha da genişletilmesi planlanmaktadır."
Kamuoyundaki etki savaşı artık dijital platformlar üzerinden yönetiliyor
Ürdün Hükümeti İletişim Bakanlığı Genel Sekreteri Nawaiseh, dijital alanın bugün yaşamın tüm yönlerini doğrudan etkilediğini belirterek, "Kamuoyundaki etki savaşı artık sadece mesajlar yoluyla değil, bu mesajların dijital platformların kontrol edilmesiyle yönetilmektedir." dedi.
Yapay zeka gibi teknik araçların dezenformasyonlarda kullanılmasının ciddi bir tehdit oluşturduğunun altını çizen Nawaiseh, "Bugün yapay zeka araçlarının dezenformasyonda kullanılmasına tanık oluyoruz; bu da bilginin yayılma doğasını anlamayı ve yönetimini ortak bir ulusal ve uluslararası sorumluluk haline getiriyor. Bu durum, ifade özgürlüğü ile toplumsal sorumluluk arasında denge kuran düzenleyici ve etik çerçeveler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır." diye konuştu.
Nawaiseh, bireylerin ve kurumların sorumlu içerik üretmedeki rolünü pekiştiren politikaların geliştirilmesi gerektiğini savunarak, "Bakanlığımız, kararlarını ve tutumlarını gerçeklere ve bilgiye dayalı olarak alabilen bir toplum inşa etmeye kararlıdır. Olumlu katılım kültürünün güçlendirilmesi, kamuoyunun seviyesini yükseltir ve sorumlu bir kamuoyu kültürünü pekiştirir." değerlendirmesinde bulundu.
"Meşruiyet ve Güven Bunalımı: Uluslararası Düzene Yönelik Algılar" paneli düzenlendi
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, ABD'li eski Büyükelçi Robert Ford, Venedik Kulübü Kurucusu Vincenzo Le Voci, Hungarian Institute of International Affairs Başdanışmanı ve Kıdemli Araştırmacısı Laszlo Vasa, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel ve Forward Thinking Direktörü Oliver Mcternan konuşmacı olarak katıldı.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, uluslararası sistemde derin bir meşruiyet ve güven krizi yaşandığını, uluslararası hukukun güçlü aktörlerce çıkarlar doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığının ve hangi normların dışarıda bırakıldığının tartışıldığını söyledi.
Mevcut durumun yalnızca bir güvenlik kriziyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yüksel, aynı zamanda daha geniş bir uluslararası düzen krizinden bahsedildiğini ifade etti.
Uluslararası düzen ve uluslararası hukukun gücü sınırlama kapasitesinin hala geçerli olup olmadığının sorgulandığını belirten Yüksel, son 80 yılda küresel sistemin çok taraflılık, hukukun üstünlüğü ve ortak değerlere dayalı Birleşmiş Milletler (BM) modeli üzerine kurulduğunu ifade etti.
Yüksel, egemenlerin eşitliği ve çatışmaların barışçıl çözümü gibi ilkelerin evrensel düzeyde kabul görmesine rağmen bugün bu çerçevenin ciddi biçimde aşındığını, sürecin merkezinde bir meşruiyet ve güven krizinin yer aldığını belirtti.
Kurallara dayalı sistemin, işlevini büyük ölçüde yitirdiğini ifade eden Yüksel, uluslararası düzenin ancak kuralların istikrarlı ve tarafsız biçimde uygulanmasıyla sürdürülebileceğini kaydetti.
Yüksel, geçmişte güçlü ülkelerin dahi kural ihlallerini gerekçelendirme ihtiyacı duyduğunu ancak bugün uluslararası hukukun büyük ölçüde araçsallaştırıldığını söyledi.
BM Güvenlik Konseyinin veto yapısının kolektif güvenlik sisteminin etkinliğini zayıflattığını belirten Yüksel, bu durumun BM'nin gelişmelere verdiği tepkilerin sahadaki gerçekliği yansıtmamasına yol açtığını söyledi.
"Burada bir gecikme söz konusu değil, burada bir başarısızlık söz konusu"
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" yaklaşımının yalnızca BM Güvenlik Konseyi'nin yapısına değil, uluslararası düzenin meşruiyetine yönelik daha geniş bir eleştiri içerdiğini ve daha adil temsil ile daha hakkaniyetli bir dünya düzeni çağrısı anlamı taşıdığını dile getirdi.
Yüksel, şöyle konuştu:
"Daha görünür bir örnek vermek gerekirse, Gazze'de iki yıldır devam eden düzenli korkunç saldırılar. 72 binden fazla kişinin katledildiği, on binlerce insanın da yaralandığı bir saldırıda bunu gördük. Uluslararası toplumun zamanında, efektif ve bunu caydıracak şekilde hareket edemediğini gördük. Bu konuda açık olmamız gerekiyor. Hepimizin hemfikir olması lazım. Burada bir gecikme söz konusu değil. Burada bir başarısızlık söz konusu. Yaşananların sürekliliği ve ölçeğine baktığımızda Filistinlilerin yaşadığı hak ihlalleri, normalin çok ötesine geçen, uluslararası, insan hakları hukukunun çok ötesine geçen şeylerle tabii ki soykırım."
Birleşmiş Milletler şartı ve Cenevre Sözleşmeleri uyarınca uluslararası toplumun soykırımı önleme ve failleri cezalandırma konusunda açık bir yasal yükümlülüğü bulunduğunu vurgulayan Yüksel, bu sürecin siyasi değil, bağlayıcı hukuki bir sorumluluk olduğunu ve yaşanan her gecikmenin uluslararası sistem açısından daha derin ve geri döndürülemez zararlar doğurduğunu söyledi.
Yüksel, Mescid-i Aksa'nın kapatılması ve yasa dışı yerleşimlerin yayılması gibi örneklerin de insan hakları, uluslararası hukuk ve soykırımı yasaklayan normlara aykırı olduğunu belirterek "Şimdi de İran'a karşı yapılan saldırılar var İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından. Müzakereler devam ederken yapılan bir saldırıdan bahsediyoruz. Bu da güven konusuna yine çok büyük bir hasar verilmesine sebep oldu. Kurumsal güvenilirlik konusunda büyük sorunlara yol açan bir girişim." diye konuştu.
Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Yüksel, bunun ciddi bir küresel enerji krizine yol açabileceğini öngördüklerini ifade ederek, Körfez ülkelerinde yaşananların yalnızca bölgesel değil, daha geniş çaplı bir soruna işaret ettiğini vurguladı.
Yüksel, mevcut dönemde çözümün yeni kurallar koymak değil, var olan kuralların istikrarlı ve eşit biçimde uygulanması olduğunu kaydederek, söylemden ziyade uygulamaya, çifte standart yerine ise kalite ve eşitliğe ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.
Kritik bir dönem içinde olduklarını belirten Yüksel, uluslararası hukukun yeniden bağlayıcı şekilde tesis edilmesi ile kuralların güce göre uygulandığı bir düzene teslimiyet arasında bir yol ayrımında bulunulduğunu, aksi halde uluslararası sistemin çöküşünün gündeme geleceğini aktardı.
Mcternan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na STRATCOM'u düzenlediği için teşekkür ederek, dünyanın bir krizin ortasında olduğunu ifade etti.
Kibir dalgasına kapılıp gidilmemesi gerektiğine dikkati çeken Mcternan, Birleşmiş Milletler'in (BM) yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi.
Mcternan, kurallara dayalı düzenin korunması gerektiğini belirterek, sorunun kökeninin BM Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 temsilcisine dokunulmazlık verilmesi olduğunu vurguladı.
Uluslararası hukukun temelini yitirdiğinin altını çizen Mcternan, insani bir şekilde krizlerle nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin önemine dikkati çekti.
Ford da davet için İletişim Başkanlığı'na teşekkür ederek, ABD-İsrail'in İran'a saldırılarına ve bölgedeki etkilerine ilişkin, adaletin tanınmasının önemli olduğunu ve bunun uygulanmasının istenmesi gerektiğini vurguladı.
Bütün tarafların haklarının uygulanmasına odaklanılması gerektiğine işaret eden Ford, diplomasiye yönelik bir taahhüt olmasının gerekliliğine değindi.
Ford, önemli olanın müzakere sürecinde tüm tarafların birbirine zarar verecek yaklaşımlardan uzak durması olduğunu kaydetti.
Le Voci ise odaklanılması gerekenin iletişimde kalmak olduğunun altını çizerek, samimiyet ve hesap verilebilirliğin önemine dikkati çekti.
Venedik Kulübü Kurucusu Le Voci, kamuoyunun görüşlerinin takip edilmesinin ve analizlerinin toplumsal iletişim için önemli olduğunu belirtti.
Vasa da zirvede yer aldığı için memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Küresel meselelerin ekonomik paternleri etkilediğini ifade eden Vasa, giderek artan bir stratejik özerklik kavramı olduğunu söyledi.
Vasa, transit şekillerinin çeşitlendirilmesinin önemine değinerek, Orta Koridor'un stratejik açıdan önemli olduğunu vurguladı.
"Küresel Yönetişimde Yeni Normal: Krizlerin Sürekliliği" paneli
Zirve kapsamında yapılan panele katılan Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Edibe Sözen Çetintaş, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) İletişim Direktörü Jonathan Fowler, Pakistan merkezli Sanober Enstitüsü İcra Direktörü Dr. Qamar Cheema ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı danışmanı İsmet Fatih Cancar konuştu.
Çetintaş, krizlerin sürekliliğiyle başa çıkmak için dayanıklılık kavramının stratejik önemine değinerek, bir ülkenin krizlere karşı dayanıklı olması için toplumun ayakta olması ve toplumsal değerlerin canlı tutulmasının şart olduğunu söyledi.
Küresel STK'ların güvenilirliğinin sorgulandığına işaret eden Çetintaş, şeffaf ve samimi sivil toplum yaklaşımlarının yeniden tanımlanması gerektiğini aktardı.
Çetintaş, bilgi kirliliğinin krizleri derinleştirdiğini belirterek, büyük anlatıların ve söylemlerin yeniden sorgulanması gerektiğini söyledi.
Dünya genelinde krizlere karşı devletlerin tutumunun eleştirildiğine dikkati çeken Çetintaş, dünyadaki insan ticareti ve istismar vakalarına rağmen Türkiye'nin çocukların korunması konusunda örnek bir ülke olduğunu ve krizleri yönetebildiğini dile getirdi.
Batıda şekillenen sistem ve değerlerin anlamı kalmadı
Babacan, Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası kurumların hiçbir anlamının kalmadığını söyledi.
Mevcut güvenlik kuruluşları ve düzenin işlemez hale geldiğini kaydeden Babacan, "Eski güvenlik sorunları geri döndü. Güçlü, yapabileceği bütün şeyleri yapmaya başladı. Buna soykırım suçunu işlemek de dahil." dedi.
Ukrayna krizi ve İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım başta olmak üzere pek çok krizin engellenmesinde hiçbir devletin etkili olamadığına dikkati çeken Babacan, "Batıda şekillenen sistemin ve değerlerin hiçbirinin anlamı kalmadı. Bugün ne kimse insan haklarından bahsedebilir ne de liberal demokrasiden. İnsanlığın kendisi tehdit altına girdi." ifadelerini kullandı.
Babacan, stratejik iletişimin uluslararası ilişkilerin en önemli konularından biri olduğunu vurgulayarak, "Türkiye, 2025 yılının sonlarında bütün bakanlıklarda acil durumlar ve savunma yönetimi konusunda daire başkanlıkları kurarak, krizlere yönelik devlet olarak önemli adımlar atmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
İsrail tarafından dezenformasyon saldırısına maruz kaldık
Fowler, İsrail'in BM kurumunu hedef aldığına işaret ederek "Uzun vadeli siyasi hedefler doğrultusunda ajansı tamamen gayrimeşrulaştırmak amacıyla, bizi olmadığımız bir şey gibi göstermek için İsrail makamları tarafından bir dezenformasyon saldırısına maruz kaldık." dedi.
Fowler, Gazze Şeridi'nde yaklaşık 400 meslektaşımın öldürüldüğünü hatırlatarak, "BM tarihinde bu kadar çok insani yardım çalışanının öldürüldüğü başka bir olay hiç yaşanmadı." ifadesini kullandı.
Geçmişte uluslararası insancıl hukuk ihlalleri hakkında bir mahcubiyet duyulduğuna dikkati çeken Fowler, "Ancak şu an en dehşet verici şekilde Gazze'de bu ihlallerin utanmazca, neredeyse kutlanarak yapıldığını görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Fowler, İsrail'in UNRWA'yı yasaklamasına ilişkin şöyle konuştu:
"(İsrail'in) kuruluşun (UNRWA) faaliyetlerini yasaklayan yasayı kabul etmesi ve ardından yetkililerin BM tesislerine el koymasına izin vermesi en şok edici örnekti. Uluslararası diplomatik hukuk kapsamında korunması gereken ofislerimize el konulduğunu ve kelimenin tam anlamıyla buldozerlerle yerle bir edildiğini gördüm. Savaş hedeflerini haklı çıkarmak için 'insansızlaştırma' her an meşrulaştırılıyor. Bu durum, ortak değerlere dayanan uluslararası hukuku riske atıyor ve eğer dünya bu şekilde devam ederse, bedeli en zayıf olanlar ödeyecek."
Küresel sistemdeki güç dengeleri köklü bir değişimden geçiyor
Cheema, küresel sistemdeki güç dengelerinin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek, "Güç satranç tahtası artık önceki on yıllardaki gibi değil; güç artık tek başına bir ulusta değil." dedi.
Cheema, dünyaya hükmeden mevcut süper güçlerin bir güven krizi yaşadığını savunarak, "Büyük güçler çok büyükler ve çatışmaya, rekabete çok fazla dahil olmuş durumdalar. Güven eksikliği yaşıyorlar ve kendi kurdukları kurumları devre dışı bırakıyorlar. Mevcut süper güç güvensiz hissediyor, gücünü korumak için panikliyor ve uluslararası hukuku ihlal eden ahlaksız ve maliyetli kararlar alıyor." ifadelerini kullandı.
Küresel sistemde tek bir ulusun hakimiyet kuramayacağı bir döneme girildiğini kaydeden Cheema, "Pakistan ve Türkiye gibi orta ölçekli güçler, çoklu ittifak politikaları ve sürdürülebilir stratejik iletişimle, güveni yeniden inşa etmek için diğer aktörler arasında köprüler kurabilirler." değerlendirmesinde bulundu.
Cheema, dünyanın karmaşık bir karşılıklı bağımlılık çağında olduğunu belirterek, "Birbirimizden kopamayacağımız bir pop kültürü modeli gibiyiz. Sınır aşan suçlar ve ekonomik bağımlılık bizi birbirimize bağlıyor." ifadesini kullanarak, uluslararası alanda işbirliğinin gerekliliğine işaret etti.
Türkiye, büyük bir rol üstlenen kilit bir aktör olarak önemini koruyor
Cancar, küresel yönetişimde "normalliğin" bir istikrar koşulu olarak tamamen ortadan kalktığını kaydederek, uluslararası sistemin korumasız kalan küçük ve orta ölçekli aktörlerinin artık kendi mikro ittifaklarını kurmaya yöneldiğini söyledi.
Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan bu yana "sürekli kriz" halinin Balkanlar için yabancı bir durum olmadığını ifade eden Cancar, "Yeni normal, Balkanlar ve özellikle Bosna Hersek için aslında 'eski normaldir'. Büyük güçlerin bölge üzerinde kendi hegemonyalarını kurma çabası, kalıcı fay hatları ve çatışmalar üretmiştir." dedi.
Cancar, uluslararası sistemin son 80 yılına damga vuran kural temelli düzenin büyük bir kırılma yaşadığına dikkati çekerek, şunları aktardı:
"Büyük güçler artık uluslararası hukukun değerlerini ve normlarını savunmak istemiyor. Bunun sonucunda bölgesel güçler de artık toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliğin kutsallığı gibi temel ilkelere kendilerini bağlı hissetmiyorlar. Son beş yılda Balkanlar, sınırların yeniden çizilmesi ve uluslararası düzenin temel postulatlarının sorgulanması nedeniyle önceki 25 yıldan çok daha fazla türbülans yaşadı."
Küresel düzenin zayıflamasının yerel aktörler arasında siyasi parçalanmaya yol açtığına değinen Cancar, bu durumun güvenlik paradigmalarını değiştirdiğini vurguladı.
Cancar, Balkanlar'daki istikrarsızlığın sadece bölgeyi değil, AB ve ABD'yi de doğrudan etkilediğini söylediğine dikkati çekerek, Türkiye'nin bölgede "büyük bir rol üstlenen kilit bir aktör" olarak önemini koruduğunu ifade etti.
Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Edibe Sözen Çetintaş ise Türkiye'nin savaş ve kriz bölgelerinde insanlık adına öne çıkan hatta bu alanda öne çıkan tek ülke olma potansiyeline sahip olduğunu söyledi.
Çevrelerine baktıklarında bunu çok net gördüklerini vurgulayan Çetintaş, bu bağlamda yapılan çalışmaları takdirle karşılamak gerektiğini belirtti.
Çetintaş, ülkelerin her alanda dayanıklı olması gerektiğini ifade ederek "Sağlık konusu hepimiz yaşadık, kocaman bir pandemi sürecinden çıktık. Dünya ülkelerinin bu süreçte ne kadar başarısız olduğunu, Dünya Sağlık Örgütünün ne kadar başarısız olduğunu gördük ama ülkemiz sağlık sistemimiz gerçekten hem insanımızı korumaya yönelik tedbirleri çok iyi bir şekilde ele almıştı hem de gerçekten süreçte insanların tedavi imkanları ücretsiz olarak gerçekleşmişti. Bu anlamda hem pandeminin yaygınlığı önlenmiş hem tedavi imkanları artırılmıştı." diye konuştu.
Siyasi alanın yeniden tanımlandığı bu süreçte, Ukrayna'nın adaptasyon başarısının öne çıkarıldığını ancak dış desteklerin de bilindiğini belirten Çetintaş, söylenenlere duyulan güvenin zayıflamasının, krizin önemli nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.
Çetintaş, "Devletlerin kendi güçlerini korumadan bir başka devlete destek olmaları, yardımcı olmaları çok mümkün değil. Yeni bir küresel yönetişim bağlamında küresel STK'lerin öne çıkması tavsiye ediliyor olsa da aslında bunun çok da kolay, çok inandırıcı, çok da samimi bir süreç olmadığını biliyoruz." ifadelerini kullandı.
"Türkiye burada önemli aktörlerden biri olacak"
Krizlerin sürekliliğini önlemek için devletlerin kendi çekirdek alanlarında güçlü olması ve sivil toplum kuruluşlarının amaçları ile şeffaflıklarının net biçimde ortaya konması gerektiğini ifade eden Çetintaş, şunları söyledi:
"Bir de şöyle bir realite var, bunu da gözden uzak tutmamak lazım. Dünyada, küresel dünya kuzeyden güneye doğru göç ediyor. Yani Hindistan gibi, Çin gibi, Brezilya gibi ülkelerin öne çıktığı gelişmiş 7 yerine, gelişmiş 20'nin hakim olduğu ve artık kural koyucuların da G-20 ülkeleri olduğunu zihnimizden çıkarmamamız gerekir. Bence Türkiye de burada önemli aktörlerden biri olacak. Batı sorgulamaya başladı ama bu sorgulamanın yeni normlarla doldurulması gerekiyor."
Stratcom Zirvesi'nin ilk gününde 6 panel düzenlendi
Stratcom Zirvesi'nin ilk günü, "Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi", "Arabuluculuk Sürecinde Aktörler ve Lider Diplomasisi", "Dijital İletişim Ekosisteminde Küresel Kamuoyunun Dönüşümü", "Meşruiyet ve Güven Bunalımı: Uluslararası Düzene Yönelik Algılar", "İklim Diplomasisinde Yeni Öncelikler" ve "Küresel Yönetişimde Yeni Normal: Krizlerin Sürekliliği" başlıklı panellerle tamamlandı.
Zirve, yarın da panellerle devam edecek.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
