Dolar
44.46
Euro
51.16
Altın
4,493.54
ETH/USDT
2,022.60
BTC/USDT
66,919.00
BIST 100
12,698.19
Gündem

STRATCOM Zirvesi'nin ikinci günü panellerle devam ediyor

Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026'nın ikinci günü düzenlenen panellerle devam ediyor.

Ekip  | 28.03.2026 - Güncelleme : 28.03.2026
STRATCOM Zirvesi'nin ikinci günü panellerle devam ediyor

Ankara

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi devam ediyor.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

"Bölgesel Gerilimlerden Küresel Kırılmalara: İran Savaşı'nın Stratejik Yansımaları" paneli 

Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026 kapsamında "Bölgesel Gerilimlerden Küresel Kırılmalara: İran Savaşı'nın Stratejik Yansımaları" paneli gerçekleştirildi.

SETA Washington Koordinatörü Dr. Kadir Üstün'ün moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, Crisis Group İran Projesi Direktörü ve Kıdemli Danışman Dr. Ali Vaez, Milli İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Hakkı Uygur, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Zbigniew Brzezinski Küresel Güvenlik ve Jeostrateji Kürsüsü'nden uzman Jon Alterman ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Yeşiltaş konuşmacı olarak katıldı.

Vaez, zirveye davet edildiği için İletişim Başkanlığı'na teşekkür ederek, STRATCOM'da ilk kez bulunduğunu belirtti.

ABD'nin İran'la yaptığı 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çıkma kararına değinen Vaez, "(ABD Başkanı Donald) Trump anlaşmayı çöpe attı." dedi.

Vaez, İran açısından konunun basit olmadığını belirterek, İran'daki tüm santrifüjlerin en başından beri denetlendiğini belirtti.

Müzakere yaparken kazan-kazan meselesinin önemine işaret eden Vaez, "İran sadece pazarlık yapmak istiyor." diye konuştu.

Alterman da STRATCOM'da olmaktan memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Sorgulanması gerekenin ABD ve İran arasında güven ilişkisi olup olmadığını değerlendirmek olduğunu belirten Alterman, "Bir prensip var ama güven fikri bunun bir parçası olmadı." ifadesini kullandı.

Yeşiltaş ise ABD-İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşa ilişkin, "Bu stratejik bir kabus." dedi.

Savaşın sadece ABD-İsrail ve İran arasında kalmayacağının baştan belli olduğunu bildiren Yeşiltaş, Türkiye'nin önceliklerinin savaştan kaçınmak ve Körfez ülkelerinin savaşın parçası olmasını önlemek olduğunu söyledi.

Yeşiltaş, son yaşananlarla Körfez ülkelerinin stratejik altyapılarında bazı sorunlar olduğunu söyleyerek, "Bunun Körfez savaşına dönüşmesi, olayın farklı bir yere gitmesine neden olabilir." dedi.

"Belirsizlik Çağında Stratejik İletişim: Krizler ve Yeni Dengeler" paneli

Zirve kapsamında yapılan panelde Cumhurbaşkanı Güvenlik ve Dış Politika Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan, Malezya Kriz Yönetim Merkezi Kurucusu Nordin Abdullah ve Center for International Policy Üst Yöneticisi Dr. Nancy Okail konuşma yaptı.

İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran'ı düzenlenen zirve dolayısıyla tebrik ederek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Kılıç, panel moderatörünün "Bugün daha fazla mı çatışma var yoksa daha fazla mı farkındayız?" sorusuna, dünyadaki iletişim sorunlarına değinerek cevap verdi.

Kılıç, tarihsel bağlama bakıldığında her zaman daha fazla çatışma yaşayan ülkeler olduğunu kaydederek, "Şu anda dünyada yaşayanlardan daha mı fazla haberdarız? Evet kesinlikle öyle. Aramızda konuşurken, işte ya da özel hayatımızdaki yemeklerde sürekli bir iletişim aracı kullanıyoruz her zaman. Belki bir bilgi bombardımanı altında olduğumuz için böyle. İletişim kanallarıyla bize gelen bir sürü bilgi var. Aynı zamanda bunları anlamak için büyük bir mücadele veriyoruz. Bilgiler doğru mu yanlış mı konusu çok enerji sarf etmemize sebep oluyor. Bugünlerde stratejik iletişim çok enerji gerektiriyor." diye konuştu.

Bilgiyi kimin ilk verdiğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Kılıç, şunları söyledi:

"Kimin yaşananları dolaşıma soktuğu çok önemli. Burada kapasiteden de bahsetmemiz lazım. Sosyo-ekonomik, askeri, diplomatik güçler. Anlatıyı aktarma konusunda bu güçler çok önemli. Sadece ne duyduğunuz değil, nasıl ve kimden duyduğunuz önemli. Hem ilk hem de güvenilir olmanız gerekir. Şu anda çok belirsiz bir zamandayız. Bu karşılaştığımız en büyük meydan okumalardan biri. Şu anda çok büyük bir problemimiz var evet. 6-7 gün sonra farklı bir şey oluyor. Bazen dünyanın tamamen başka bir yerinde bir sorun çıkıyor. Yaşadığımız sorunlar büyüyor, farklılaşıyor. 4 yıl önce Ukrayna'daki savaştan sonra Gazze'deki soykırımdan bahsetmeye başladık. Şimdi ise İran'da devam eden bir çatışmadan, savaştan bahsediyoruz."

Kılıç, bir cümlede sayılan 3 askeri çatışmanın, Türkiye ve Avrupa'ya çok yakın bir coğrafyada gerçekleştiğini ifade ederek, "Bazıları diplomatik şekilde çözülüyor, bazıları savaş yoluyla, askeri yolla devam ediyor. Uzak Doğu'ya, Latin Amerika'ya bakıyorsunuz, tüm bu coğrafyalarda aynı anda bir çatışma devam ediyor ve herkes çok daha yakın olan tehlikeyle ilgileniyor. Çünkü insan olarak hepimizin içgüdüsel olarak dış güvenlik ihtiyacı var. Eğer etrafınızda bir şeyler yaşanıyorsa, bundan etkilenmemek için dikkatinizi buna ayırıyorsunuz." ifadelerini kullandı.

"Stratejik iletişim anlamında anlaşılabilir ve basit bir dil kullanmak çok önemli"

Akif Çağatay Kılıç, şöyle devam etti:

"Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in müdahalesiyle İran'da yakın zamanda yaşanan çatışmadan çıkan etkiler, küresel seviyede olacaktır. Enerji sorunları çıkartabilir, gıda ve seyahat açısından sıkıntı yaşatabilir, aynı zamanda dünyada ilk kez ulaşım sıkıntısı yaşanabilir. Ulaşım aslında ticarette en düşük maliyettir, şu anda en yüksek maliyet haline geldi. Bu çok önemli bir dönüm noktası çünkü 2. Dünya Savaşı'ndan beri alışık olduğumuz düzen, engellerle karşılaşıyor ve sarsılıyor. Stratejik iletişim anlamında anlaşılabilir ve basit bir dil kullanmak çok önemli."

İçinde bulunulan dönemin, sosyal medya dönemi olduğuna dikkati çeken Kılıç, "Çok kısa açıklamalar bile önemli bir etkiye sahip çünkü bu açıklamalar yanlışsa daha fazla paylaşılıyor ve inanılır hale geliyor. O yüzden büyük bir belirsizlik dönemindeyiz. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik bu. Yeni dengeler sürekli değişiyor ve buna adapte olmamız gerekiyor. İlginç bir zamandayız. Son 60-70-80 yılda yaşanan birçok şey tekrar tekrar yaşanıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Kılıç, dün Macaristan'da Türk Devletleri Teşkilatı toplantısına katıldığını belirterek, "Tüm bu yaşananların yanı sıra işbirlikleri var, uluslararası seviyede dostluklar devam edebiliyor. Birleşmiş Milletler maalesef şu anda iyi algılanan bir kurum değil, NATO kendi meydan okumalarıyla karşılaşıyor. O yüzden bu duruma adapte olmamız ve yeni dengeler oluşturmamız, belli sorunlara belli çözümler bulmamız gerekiyor." dedi.

Her bölgenin kendine ait coğrafi gerçeklikleri olduğunu ve insanların tabiatı gereği kendi bölgesinde yaşananlarla daha çok ilgilendiğini ifade eden Kılıç, "2. Dünya Savaşı'ndan sonra insanlık olarak daha önce yaşadığımız, gördüğümüz savaşlardan, çatışmalardan ders aldığımızı iddia ettik. Dedik ki 'İnsanlık artık hatasının ne olduğunu anladı, bunların tekrar yaşanmaması çözüm olur.' dedik. En önemli husus, ekonomik refahın paylaşılması ve dağıtılmasıydı. Sistemdeki hata şuydu, insanlara eğer ulaşabilirseniz bunu sağlarsınız." ifadelerini kullandı.

Yeni Şafak İnternational Haber Direktörü Ömer Kablan'ın moderatörlüğündeki "Belirsizlik Çağında Stratejik İletişim: Krizler ve Yeni Dengeler" panelinde, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan, Malezya Kriz Yönetim Merkezi Kurucusu Nordin Abdullah ve Center for international Policy Üst Yöneticisi ve Kurucusu Dr. Nancy Okail de konuşmacı olarak yer aldı.

Malezya Kriz Yönetim Merkezi Kurucusu Abdullah, panelde yaptığı konuşmada, geleneksel hikaye anlatıcılığındaki "çatışma ve çözüm" dengesinin bugünün küresel krizlerinde bozulduğunu ifade ederek "Çocuklarımıza anlattığımız hikayelerde bir çatışma ve sonunda bir çözüm vardır. Ancak şu an İran krizi gibi örneklerde gördüğümüz şey, çatışmanın var olduğu ama garanti edilmiş bir çözümün olmadığıdır. Çözümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz." dedi.

Abdullah, İsrail/ABD-İran gerilimi üzerinden stratejik iletişim taktiklerini örneklendirerek İran'ın enerji tedarik zincirini hedef almada önemli adımlar attığı ancak kendisi için asıl manevranın Amerikan medyasını, ülkelerine saldırı düzenleyen Amerikan siyasetçilerine karşı kullanması olduğunu ileri sürdü.

Modern bilgi savaşlarında aktör yapısının değiştiğine işaret eden Abdullah, özel sektörün ve bireysel aktörlerin gücüne vurgu yaparak "Bu oyunun ana oyuncuları artık sadece hükümetler değil. Sürecin büyük oranda özel sektör odaklı olduğunu anlamalıyız. Dünyanın en büyük organizasyonlarından, Ukrayna'da bir evde dizüstü bilgisayarıyla çalışan üç kişiye kadar uzanan muazzam bir yetenek yelpazesiyle karşı karşıyayız." diye konuştu.

Abdullah, stratejik iletişimin tedarik zincirlerine yönelik saldırılarda kilit rol oynadığına dikkati çekerek "Gayri demokratik yapılar ve devlet dışı aktörler, belirli tedarik zincirlerine saldırmak için STK'leri ve iletişim araçlarını birer silah gibi kullanıyor. Artık sadece fiziksel saldırılara değil, zihinlerdeki bu altıncı boyut saldırılarına karşı da hazırlıklı olmalıyız." ifadelerini kullandı.

"Stratejik iletişim, dürüstlük, güvenilirlik ve hesap verebilirlik ilkelerine dayanmalı"

Dünyanın farklı bölgelerindeki krizlere verilen tepkilerin adaletsizliğine dikkati çeken Center for International Policy Üst Yöneticisi Okail ise İran'daki protestoları hayranlıkla izleyen ve destek mesajları gönderen dünyanın, aynı İran'da ABD ve İsrail saldırılarında tek bir saldırıda 168 çocuğun öldürülmesine sessiz kaldığını söyledi.

Okail, askeri çözümlerin dünyayı daha güvenli hale getirmediğine işaret ederek "2024 verilerine göre dünyada askeri harcamalara 2,7 trilyon dolar harcandı. Peki bu bizi daha güvenli kıldı mı? Şu an dünyada 36 ülkeyi kapsayan 61 aktif çatışma var. Trilyonlarca dolar harcanırken insanlar kendilerini istikrarlı bir dünyada hissetmiyor. Stratejik iletişim, küresel güvenliğe hizmet etmek istiyorsa önce dürüstlük, güvenilirlik ve hesap verebilirlik ilkelerine dayanmalıdır." diye konuştu.

Liderlerin oluşturduğu anlatıların hayat pahalılığı ve sivil ölümleri karşısında etkisini yitirdiğini savunan Okail, "Ne kadar zekice ve baskın bir mesaj kurgularsanız kurgulayın, bu anlatı gerçeklikle karşılaştığında bir sınıra toslar. İnsanlar artan fiyatları ve ölen sivilleri gördüklerinde, mesajın etkisi kaybolur. Tıpkı Kovid-19 dönemindeki gibi ülkeler rakamları değiştirmeye çalışsa da insanlar gerçeği kendi hayatlarında yaşayarak görüyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

"İnsanlığın yüzyıllardır biriktirdiği değerler büyük bir sınavdan geçiyor"

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Babacan da insanlığın yüzyıllardır biriktirdiği değerlerin büyük bir sınavdan geçtiğini vurgulayarak "Gazze, Ukrayna ve son olarak İran-İsrail-ABD savaşına baktığımızda demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi insanlık adına biriktirdiğimiz ne kadar pozitif değer varsa hepsinin anlamsızlaştığı bir döneme tanıklık ediyoruz. 20. yüzyıla ait bildiğimiz her şey, bugün yerini devasa bir boşluğa bırakmış durumda." dedi.

Babacan, bölge ülkelerinin ve Türkiye'nin geçmişteki iletişim yaklaşımını eleştirerek artık kendi hikayelerini anlatma vaktinin geldiğini söyledi. Prof. Dr. Babacan, şunları söyledi:

"Geçmişte kendine oryantalist bir tavırla bakan bir pozisyondaydık. Ancak tarihin ve gerçekliğin bize yüklediği misyon, artık çok daha ötesinde proaktif bir rol üstlenmemiz gerektiğini söylüyor. Kendi kavram setimizi oluşturma çabamız, sadece ulusal sınırlarımızla değil, gönül coğrafyamızın tamamına karşı olan sorumluluğumuzdur."

Dijitalleşmenin toplum tarifini de değiştirdiğini ifade eden Babacan, "Yapay zeka, genetik ve robotik teknolojilerle birlikte insanlığın bu evren içerisindeki konumu nedir gibi makro varoluşsal sorular orta yerde duruyor. Zihnimiz gerçekten çok karışık, çoğumuzun tam olarak tarif edemediği bir toplum ve insanın hikayesi var." değerlendirmesinde bulundu.

"Kadın Liderler Perspektifinden Küresel Krizler ve Gelecek Arayışı" paneli 

Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) Üyesi ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Eminoğlu'nun moderatörlüğünde yapılan panele, Lübnan Parlamento Üyesi Halima Kaakour, Bosna Hersek Milletvekili Rejhane Derviseviç, Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Majda Alfallah, Forward Thinking'den Cecily Baylıss ve AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat konuşmacı olarak katıldı.

Kanat, buradaki konuşmasında, STRATCOM'un "yerinde ve zamanında" yapıldığını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Birçok küresel krizin yaşandığı bir dönemde bir araya geldiklerinin altını çizen Kanat, bunların kadınları da etkilediğine dikkati çekti.

Gazze'deki durum

Kanat, mevcut durumun en büyük sonuçlarından birinin; uluslararası düzenin çökmesi olduğunu ve bunun savaşları, zulümleri ve felaketleri engellemeyen bir düzen içerisinde yaşandığını dile getirdi.

Dünyada yaşanan mevcut krizlerden örnekler veren Kanat, uluslararası hukuka uyulmamasının bir meşruiyet krizine sebep olduğunu söyledi.

Kanat, bunun en çok Gazze'de görüldüğüne dikkati çekerek, "Gazze'de uluslararası toplumun eylemsizliği, tarihin en büyük soykırımlarından birine neden olmuştur." dedi.

İsrail'in Lübnan'a saldırıları

Lübnanlı Milletvekili Kaakour, İsrail'in ülkesine yönelik saldırılarını anlatarak, bu saldırılarda birçok çocuğun hayatını kaybettiğinin altını çizdi.

Lübnan'daki sağlık sisteminin tamamen çökmüş durumda olduğuna işaret eden Kaakour, 1 milyondan fazla insanın yerlerinden edildiğini anımsattı.

Kaakour, ülkedeki kadın ve çocukların temel ihtiyaçlardan mahrum kaldığını ifade ederek, İsrail'in ihlallerinin çoğunun "savaş suçu" olduğunu bildirdi.

Kadın liderlerin önemi

Alfallah da kadınların barışın sürdürülmesi ve korunması noktasında çok önemli bir sorumluluğa sahip olduğunu belirterek, kadınların liderliğinin etkisinin önemine değindi.

Kadın liderlerin, çok önemli ve gerekli bir perspektif sunduğunu anlatan Alfallah, bu perspektifin oldukça kapsamlı olduğunu aktardı.

Derviseviç de etkinlikte olmanın kendisi için bir onur olduğunu ifade ederek, kalıcı çözümlerin uygulanması için katılımcı süreçlerin işletilmesi gerektiği mesajını verdi. Bosna Hersekli milletvekili, toplumun gerçekten daha istikrarlı ve dirençli bir gelecek istemesi durumunda, kadınların güçlendirilmesi ve değişimin ortakları olması gerektiğini söyledi.

Baylıss de "farkındalık" kavramının tek başına değişim yaratmadığına işaret ederek, kadın ve kız çocuklarına yönelik fonların artması gerektiğinin altını çizdi. Kadınların toplum tarafından bakılmayan yerlerde "zaten liderlik" yaptığını vurgulayan Baylıss, bu duruma ilişkin örnekler verdi.

"Yumuşak Gücü Yeniden Düşünmek" paneli 

Belçika Stratejik İletişim ve Politika Danışmanı İpek Tekdemir'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Bulgaristan Kültür Bakanı Nayden Todorov, Economyfirst Limited London'da Yönetici Klaus Jurgens, Başkent Üniversitesi, TÜBİTAK Bilim Diplomasisi ve Arabuluculuk Alanında Misafir seçkin Profesör Nancy Snow ve Güney Kore'de yazar Myeongmook Lim konuşmacı olarak katıldı.

Ömüraliyev, yumuşak gücün önemine değinerek, "TDT tarafından bakıldığında tarihi değer ve geleneklerle zengin bir medeniyet mirası paylaşıyoruz." dedi.

Bunun yapay bir diplomasi olmadığını, kimliğin özünde bulunan bir yumuşak güç olduğunu aktaran Ömüraliyev, TÜRKSOY'un yanı sıra son 10 yılda Türk Akademisinin ve Kültür Miras Vakfının kurulduğunu hatırlattı.

Ömüraliyev, TDT'nin kurumsal işbirliğinin güçlendiğine dikkati çekerek, ortak kültür haftalarının, sergilerin ve çok sayıda programın düzenlenerek Türk dünyasının zenginliğinin kamuoyuna hatırlatıldığını söyledi.

Yumuşak gücün geliştirilmesinin öneminin altını çizen Ömüraliyev, yumuşak gücün ancak "güvenilir" ve "özgün" olduğunda etkili olduğunu dile getirdi.

"Kültür, bir iletişim aracı olarak çatışmaları arkamızda bırakmamıza yardımcı olur"

Todorov, kültür diplomasisinin nasıl etkili kalabildiğine dair, "Kültürün sorunları çözebileceğine inanmıyorum, kültür bunları önleyebilir, engelleyebilir." diye konuştu.

Stratejik iletişimin ve kültürün önemine değinen Todorov, kültürün parçalanmanın zıttı olduğunu, insanları bir araya getirmeye hizmet ettiğini belirtti.

Todorov, kültürün köprüler oluşturduğunu, insanların bilinmezlikten korktuğunu, agresyonun korkudan ve açlıktan kaynaklandığını söyleyerek, "Kültür, bir iletişim aracı olarak çatışmaları arkamızda bırakmamıza yardımcı olur." ifadesini kullandı.

En tehlikeli krizlerde bile insanlar arasındaki en güçlü köprünün "kültür" olduğuna ve yıkılmaması gerektiğine dikkati çeken Todorov, dünyanın birçok yerinde çatışmaların yaşanmasının sebebinin ülkeler arasındaki kültürel iletişimin azalmasıyla bağlı olup olmadığını sorguladığını kaydetti.

"Tırmandırma" ifadesi barış için kullanılmalı

Snow da "tırmandırma" kelimesinin hep savaşta duyulduğunu, barışın hizmetine sokulması gerektiğini ifade ederek, "Savaş çıkartmak isteyenlerin dünyasındayız." dedi.

Barışı tesis etmek isteyen insanların çoğunluk olduğunu belirten Snow, "istikrarın kırılması", "kutuplaşma" gibi kelimelerin kullanımının mevcut dünyada yaygınlaştığını söyledi.

Snow, bunu bir hastalığa benzeterek, insanların birbirine karşı anlayışının günden güne azaldığında daha büyük sorunlar çıkacağını anlattı.

"Yumuşak güç" kavramının soyut kavram olmadığını vurgulayan Snow, "Yumuşak güç eğitimdir, diyalogdur." ifadesini kullandı.

Güney Koreli yazar Myeongmook, sert gücün her zaman yumuşak güce ihtiyaç duyduğunu kaydederek, iki güç arasında büyük bir ayrım olduğunu aktardı.

Yumuşak gücün genellikle sert gücün ortaya konmasına da imkan sağlayabildiğine işaret eden Myeongmook, ABD'nin mevcut dünyada yumuşak gücünün azaldığını belirtti.

Myeongmook, Türkiye’de Kore kültürünün giderek artmasına değinerek, her iki ülkenin de sınırlar arası erişim gücüne sahip olduğunu dile getirdi.

Kültürel tüketim şeklinin yıllar içerisinde değiştiğini vurgulayan Myeongmook, aynı zamanda kesişen yönler olduğunu söyledi.

Jurgens de zirveyi düzenleyen İletişim Başkanlığına teşekkür etti, STRATCOM'un bir marka haline geldiğini vurguladı. Dünya siyasetinde başarının araçlarını ele alan bir kitaba atıfta bulunan Jurgens, sunum yaptı.

"Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi" paneli

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca İstanbul'da düzenlenen zirvede yapılan panele katılan Euro-Med Human Rights Monitor'dan Gazeteci ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan-Bokongo, Anadolu Ajansı Kıdemli Foto Muhabiri Mustafa Mohammed Albadri Hassouna, İngiliz gazeteci Chris White ve Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber konuşma yaptı.

STRATCOM Zirvesi 2026 kapsamında gerçekleştirilen "Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi" panelinin moderatörlüğünü, Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz yaptı.

Alnaouq, Gazzeli olmayı, kimliğini ve ırkını kendisinin seçmediğini belirterek, "1994 yılında bu hayata geldiğimden beri dehşet, acı, ıstırap, işgal, cinayetler, 2014'te erkek kardeşimi kaybetmek, 2020'de annemi kaybetmekten başka bir şey görmedim. Kendi kimliğimin ne olduğuna dair hiçbir söz hakkım olmadı. İsrail'in Gazze'yi işgal etmesini seçmedim. En başından beri Gazze'de yaşamayı da ben seçmedim." ifadelerini kullandı.

Medyanın, Filistin meselesinin nasıl ele aldığını görünce gazeteci olmaya karar verdiğini ve 19 yaşında mesleğe başladığını anlatan Alnaouq, "Bu, Filistin halkının tamamen insanlıktan çıkarılmasıydı; bu durum 7 Ekim'le başlamadı, çok daha öncesinden, bu işgalin, onların deyişiyle bu çatışmanın en başından beri Filistin halkı, her zaman insanlıktan çıkarıldı ve boyunduruk altına alındı." diye konuştu.

Alnaouq, Filistinli bir gazeteci olarak yüz binlerce insanın 2018-2019'da yaklaşık 2 yıl boyunca işgale ve ablukaya karşı gerçekleştirdiği barışçıl eylemleri takip ettiğini vurgulayarak, İsraillilerin buna şiddetle karşılık verdiğini söyledi.

Batı medyasının bu eylemleri takip ederken, Filistinlileri saldırgan, İsraillileri kendini savunan taraf olarak betimlediğine dikkati çeken Alnaouq, Filistinlilerin katledilmekle kalmayıp olduğundan farklı gösterildiğinin altını çizdi.

Alnaouq, ailesinin ve binlerce ailenin katledilmesinin hiçbir haklı gerekçesi olamayacağına işaret ederek, Filistinlilerin öldürülmesinin istatistik verisine indirgendiğini söyledi.

"7 Ekim'deki saldırılar öncesinde de abluka nedeniyle sıkıntı çekiyorduk"

Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini belirterek, fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu aktardı.

Hassouna, "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." dedi.

Fotoğraf çekmenin zorluğundan bahseden Hassouna, foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini dile getirdi.

Çatışma ortamlarında yaşamanın bir tercih değil kader olduğunu ve böyle bir ortamda doğduğunu vurgulayan Hassouna, "Savaşlar bizim için rutin bir hal aldı. Biri bitiyor, diğer başlıyor. 7 Ekim'deki saldırılar çok ses getirdi ama biz onun öncesinde de abluka nedeniyle çok sıkıntı çekiyorduk. Savaş öncesinde de masum insanlar ölüyordu." ifadesini kullandı.

Hassouna, "Fotoğrafı çekerken canını korumak zorundasın. Yakıt yok, araç yok ama suçun işlendiği yere ulaşmak zorundasın. Yol da yok. Bölgenin coğrafyasını bile değiştirdiler. İnternet kesintileri başka bir sorun." diyerek, saldırılar devam ederken çektikleri fotoğrafları dünyaya ulaştırma konusunda yaşadıkları sıkıntılara işaret etti.

Hassouna, yaptığı işin gazeteciliğin ötesinde insani bir görev olduğunu kaydetti.

Bilginin gerçekliği ve farklı bakış açıları

Gaber de Ukraynalıların, bölgenin barış ve istikrar içinde olmasını istediğini belirterek, Rusya'nın barış ve müzakere istediğini dillendirirken Ukrayna şehirlerine saldırılar düzenlediğini ifade etti.

Bilginin, gerçeklik algısını şekillendirdiğinin altını çizen Gaber, Ukrayna'nın başkaları tarafından desteklenip desteklenmeyeceğinin bile oluşturulan söylemlere bağlı olduğunu anlattı.

Gaber, Rusya'nın imparatorluk veya Sovyetler Birliği dönemindeki eski gücünde olmadığı değerlendirmesinde bulunarak, sahadaki gerçeklere kulak verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

White da yapay zekanın yararlı olduğunu ancak haberciliği kötü etkileyebildiğini anlatarak, yapay zekaya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğine ve insanların bunu doğru kabul ettiğine işaret etti.

Matbaanın icadının çok sayıda gazetenin üretimine imkan tanıdığını ve bu şekilde halkın bilinçlendiğini söyleyen White, sosyal medyanın tam aksi şekilde olumsuz yönde propaganda için kullanılabildiği konusunda uyarıda bulundu.

Fiankan-Bokongo da farklı ve karşıt görüşlerin takip edilmesinin, gazetecilik açısından önem arz ettiğinden söyleyerek, bir basın toplantısı düzenlediklerinde farklı milletlerden birçok kişiyi davet ettiklerini anlattı.

Basın toplantılarını takip eden her gazetecinin, olayı kendi ülkesinin ve medya kuruluşunun bakış açısından ele aldığını belirten Fiankan-Bokongo, bunun çok sesliliğe imkan tanıdığını kaydetti.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.