Dolar
43.65
Euro
52.02
Altın
5,075.82
ETH/USDT
1,988.00
BTC/USDT
68,123.00
BIST 100
14,133.82
Analiz

Dijital platformlar: İletişim aracından stratejik savaş alanına

Sosyal ağların küresel iletişim alanındaki artan yaygınlığı, yalnızca belirli söylemlerin radikalleşmesini değil aynı zamanda yeni siyasal müdahale ve etki biçimlerinin ortaya çıkmasını da beraberinde getiriyor.

Dr. Muhammed Ersin Toy  | 12.02.2026 - Güncelleme : 12.02.2026
Dijital platformlar: İletişim aracından stratejik savaş alanına

İstanbul

Medya stratejisti Dr. Muhammed Ersin Toy, sosyal ağların birer iletişim aracı olmaktan çıkarak kitlesel etki silahına dönüşümünü AA Analiz için kaleme aldı.

***

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

2010’lu yıllarla birlikte dijital medya platformları, hayatımıza yalnızca yeni bir iletişim imkanı sunmakla kalmamış; aynı zamanda duyguların, algıların, toplumsal reflekslerin ve kamusal alanın dijital ağlar üzerinden yeniden inşa edildiği yeni bir dijital düzenin kurucu unsurlarından biri haline gelmişti. Bugün ise dijital platformlar, bireylerin bilişsel ve psikolojik süreçlerinin hedef alındığı, algıların yönlendirildiği ve davranışların biçimlendirildiği çok katmanlı bir savaş alanına dönüşmüştür.

Gelişmiş algoritmik yapılar ve yapay zeka destekli içerik sıralama sistemleri sayesinde bu platformlar, kullanıcıları kişiselleştirme mantığı temelinde filtre balonları ve yankı odaları içine çekmiş, dünya siyasetinden ülke içi politikalara uzanan geniş bir alanda anlatı üretme, çoğaltma ve yönlendirme kapasitesi kazanmışlardır. Bu süreç, kişiselleştirilmiş içerik akışlarının farklı görüşlerle karşılaşma imkanını azaltarak kamusal tartışma alanını daralttığı ve toplumsal müzakereyi parçaladığı yönündeki erken uyarılarla da akademik literatürde karşılık bulmuştur.

Bu dönüşüm, esas itibarıyla neoliberal kapitalizmin tüketim kültürünü ve hedonist yaşam anlayışını, sosyal medya ağları ile algoritmik yapılar üzerinden hegemonik biçimde yeniden üretmesini mümkün kılmıştır. Hedonist yaşam anlayışı, bireysel haz ve zevki merkeze alan, normları esnetmeyi ve toplumsal kısıtları asgariye indirmeyi hedefleyen bir değerler sistemi üzerine kuruludur. İdeolojik, kimliksel ve dinî siyaset biçimlerini aşan bu hedonizm, günümüzde küresel teknoloji oligarklarının benimsediği ve yaygınlaştırdığı bir hayat tasavvuruna karşılık gelmektedir. Bu tasavvurun yıkıcı, çürütücü ve sınırsızlaştırıcı etkisi ise sosyal medyayı ve dijital platformları, salt birer iletişim ve eğlence alanı olmaktan çıkararak algıların yönlendirildiği, davranışların biçimlendirildiği ve toplumsal reflekslerin hedef alındığı yeni bir savaş mecrası haline getirmiştir.

Stratejik risk alanı ve güvenlikleştirme

Bu çerçevede sosyal medya, egemen devletler açısından salt bir "kültür endüstrisi" ya da "ticari şirketler alanı" olarak ele alınamaz. Aksine, platformların sahip olduğu algoritmik dağıtım gücü ve küresel ölçek etkisi, bilişsel güvenlik, dezenformasyon, hibrit tehditler ve toplumsal psikoloji düzeyinde sonuçlar üreten yeni bir stratejik risk alanı ortaya çıkarmaktadır. Klasik iletişim mecralarının sınırlarını aşan bu yapı, siber uzayda fiziksel olmayan fakat etkisi son derece yüksek bir çatışma hattı üretmiş; anlatı üstünlüğü, algı yönetimi ve davranış yönlendirme pratikleri bu hattın başlıca araçları haline gelmiştir. Özellikle çocuklar ve gençler, bilişsel gelişim süreçleri ve psikolojik kırılganlıkları nedeniyle algoritmik yönlendirme, bağımlılık döngüleri, çevrim içi zorbalık ve zararlı içeriklere maruz kalma gibi riskler karşısında en savunmasız grupları oluşturmaktadır. Bu durum, “çocukların korunması” başlığının giderek daha belirgin biçimde kamu düzeni ve ulusal güvenlik söylemiyle eklemlenmesini hızlandırmaktadır.

Nitekim bu güvenlikleştirme (securitization) çizgisinin siyasal düzeyde açık biçimde görünür hale geldiği örneklerden biri İspanya’dır. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, 16 yaş altındaki bireylerin sosyal medya platformlarına erişiminin sınırlandırılmasına yönelik planları tartışırken büyük teknoloji aktörlerini "teknoloji oligarkları" olarak nitelendirmiş ve demokratik süreçlerin algoritmik iktidar tarafından yönlendirilmesine izin verilmeyeceğini şu sözlerle ifade etmiştir: “Demokrasi, elbette teknoloji oligarklarının algoritmaları tarafından yönlendirilmeyecektir.”

Bugün İsrail-Filistin, Rusya-Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri-İran hattında açıkça görüldüğü üzere saldırılar, çoğu zaman önce iletişim/enformasyon alanında, dijital platformlarda ve uzay tabanlı haberleşme ağlarında başlamaktadır. Fiziksel çatışma ise genellikle bu ilk safhada kurulan algı ve meşruiyet çerçevesinin ardından gelmektedir. Bu nedenle “iletişim cephesi”, artık savaşın tali bir boyutu değil çatışmanın başlangıç anından itibaren kurulan asli ve belirleyici cephe haline gelmiştir. Algıları yönlendirmek, bilinçleri ve psikolojileri etkilemek, artık savaşların ilk cephesini oluşturmaktadır.

İsrail, Filistin’de yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü soykırım pratiğini meşrulaştırmak ve görünmez kılmak amacıyla sosyal medyayı, dijital ağları, uzay tabanlı iletişim sistemlerini, video paylaşım platformlarını ve ana akım haber mecralarını sistematik biçimde araçsallaştırmaktadır. Bu çok katmanlı iletişim sistematiği aracılığıyla sahadaki yıkım, küresel kamuoyuna “meşru müdafaa”, “güvenlik tehdidi” ve “kaçınılmaz kayıplar” söylemleri eşliğinde sunulmakta, böylece fiziksel şiddet, bilişsel ve enformasyonel bir örtüyle tamamlanmaktadır.

İspanyol Stratejik Araştırmalar Enstitüsü: Sosyal medya bir savaş alanıdır

Sanchez’in açıklamalarının arka planında, 15 Eylül 2025 tarihinde İspanyol Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayımlanan "Sosyal Ağlar Kitlesel Etki Silahları Olarak ve Bir Enformasyon Doktrinine Duyulan İhtiyaç" başlıklı rapor yer almaktadır. Bu rapor, sosyal ağların çağdaş çatışma ortamındaki konumunu kökten biçimde yeniden tanımlamaktadır. Rapora göre sosyal ağlar ve dijital platformlar, artık yalnızca bir iletişim aracı değil kitlelerin algılarını, tutumlarını ve davranışlarını yönlendirme kapasiteleri nedeniyle "kitlesel etki silahları" (weapons of mass influence) niteliği taşıyan stratejik araçlar haline gelmiştir.

Günümüzde sosyal ağlar, 5 milyardan fazla aktif kullanıcıya sahip. Bu gerçeklik, onları devletler ve şirketler için vazgeçilmez stratejik araçlar haline getirmiştir. Artık yalnızca bağlantılı olmak yeterli değildir, mevcut tüm kanallarda konumlanmak gerekmektedir. Bu nedenle, artan jeopolitik gerilimlerin yaşandığı günümüz bağlamında, sosyal ağların erişim gücü ve etkisi, onları yeni bir dijital muharebe alanı olarak konumlandırmıştır. Bu ortam, içeriklerin tarihte görülmemiş bir hız ve yaygınlıkla dolaşıma girmesini mümkün kılarken doğrulamanın da ciddi bir meydan okumaya dönüşmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak sosyal ağlar, güç enstrümanları ve kitlesel etki silahları olarak konumlanmaktadır.

Bu nedenle sosyal ağlar, yurttaş etkileşimi ve toplumsal mobilizasyon platformları olmaktan çıkarak bilişsel alandaki askeri operasyonların yeni bir merkezine dönüşmüştür. Hiper-bağlantılı dünyada savaşın başlıca manevra alanı haline gelen bu yeni operasyon sahasında sosyal ağlar, kamuoyu algısını şekillendirebilen, siyasal kararları etkileyebilen ve kimi durumlarda hükümetleri istikrarsızlaştırabilen güçlü araçlar olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm bu özellikleriyle sosyal ağlar, potansiyel "kitlesel etki silahları" olarak konumlanmaktadır. Bu gücün farkında olan devlet ve devlet dışı aktörler, sosyal ağları iletişim stratejilerinin merkezine yerleştirerek kamuoyunun dikkatini çekmek, anlatıyı kontrol altına almak ve hatta gerçekliği manipüle etmek amacıyla kötü niyetli faaliyetler yürütmektedirler.

Sosyal ağların küresel iletişim alanındaki artan yaygınlığı, yalnızca belirli söylemlerin radikalleşmesini değil aynı zamanda yeni siyasal müdahale ve etki biçimlerinin ortaya çıkmasını da beraberinde getiriyor. Bu bağlamda öne çıkan temel araçlardan biri, yanlış ya da yanıltıcı içeriklerin stratejik ve sistematik biçimde dolaşıma sokulması yoluyla kamuoyunu yönlendirmeyi amaçlayan dezenformasyon kampanyalarıdır. Üretken yapay zeka teknolojilerinin devreye girmesiyle birlikte bu kampanyalar, yalnızca yanlış bilgi üretimiyle sınırlı kalmamakta, tamamen kurgulanmış, görsel ve metinsel açıdan ikna gücü yüksek içeriklerle yeni bir boyut kazanmaktadır.

Bu dezenformasyon kampanyalarına ilişkin en kritik risklerden biri, etkilerinin yalnızca kamuoyu algısıyla sınırlı kalmaması, güvenlik alanındaki karar alma süreçlerini doğrudan etkileyebilmesidir. Seçimler, referandumlar ve uluslararası krizler gibi hassas bağlamlarda dezenformasyon, hibrit savaşın stratejik bir silahına dönüşmekte, toplumsal bütünlüğü zayıflatmakta, kurumsal meşruiyeti aşındırmakta ve devletlerin tepki kapasitesini sınırlayan bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı üretmektedir.

Bu bağlamda, bugün çocukların korunması gerekçesiyle gündeme gelen ve hayata geçirilen sosyal medya düzenlemelerinin, yakın gelecekte yalnızca bir sosyal politika meselesi olarak değil ulusal güvenlik, kamu düzeni ve milli çıkarlar ekseninde şekillenen daha geniş bir güvenlik çerçevesi içinde ele alınacağı görülmektedir.

[Dr. Muhammed Ersin Toy, medya stratejistidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2