Euro
10.03
Dolar
8.24
BIST 100
1,441.33
Altın
1,831.30
Dünya, Müslümanların kırmızı çizgisi Kudüs

Filistin meselesi Arap ülkeleri nezdinde ivme mi kaybediyor?

ABD Başkan Trump'ın sözde barış planının ardından Arap liderlerinin tutumları, Filistin meselesini öncelik almaktan meseleleri arasında yer almadığı yorumlarını gündeme getirdi.

Serdar Bitmez,Halime Afra Aksoy   | 03.02.2020
Filistin meselesi Arap ülkeleri nezdinde ivme mi kaybediyor?

Doha

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Ocak'ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Beyaz Saray'da düzenlediği ortak basın toplantısında sözde Orta Doğu barış planını kamuoyuna açıkladı. Trump'ın Kudüs'ün, İsrail'in "bölünmez" başkenti olarak kabul edileceği, planın bağımsız bir Filistin devleti ve Filistinliler için "son şans" olduğunu iddia ettiği toplantıda, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Umman'ın Washington büyükelçileri de hazır bulundu.

Üst düzey Arap yetkililerin, sözde barış planının ardından yaptıkları açıklamalar, önceki söylemlerine göre farklılıklar barındırıyor.

Arap devletlerinin Filistin meselesine ilişkin tutumlarında sergiledikleri hassasiyet ve güçlü dayanışma, artık görülmüyor.

Toplantının ardından Arap ülkelerinin, sözde barış planı karşısındaki açıklamaları açık bir eleştiriden yoksundu. Hatta bazı ülkeler, planı memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, Filistin-İsrail müzakerelerinin başlaması çağrısında bulundu.

Söz konusu planı, "yüzyılın karanlığı" olarak nitelendirmesi göz önüne alındığında, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in tutumu bu durumda istisna tutulabilir.

Liderlerin tutumlarına rağmen Arap halkları, kısıtlanan protestolarının gölgesinde sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla "Yüzyılın Anlaşması" planını reddeden tavırlarını net bir şekilde ifade ediyor.

"Yokluk hali"

Katarlı yazar Abdulaziz bin Muhammed el-Hatır, söz konusu planı, "Arap varlığını sonlandıran bir yokluk hali" olarak niteledi.

"Bugün siyaset sahnesinde artık gerçek ve etkin bir Arap varlığı yok. Hatta mevcut Arap rejimleri düzeyinde bir irade bile yok." diyen Hatır, bu anlaşma karşısındaki resmi tutumların adeta tarihin ve Arap-Filistin meselesi uğruna şehit olanların ruhları karşısında utanç verici olduğunu söyledi.

Hatır, artık Arap rejimlerine güven duyulamacağını ancak Arap halklarına ve onların planlar karşısındaki mücadelesine güvenildiğini aktardı.

Bu rejimlerin, "Siyonizm'in derin projesi ve boyutlarını algılayamadığını, takındıkları durağan tutumla değişimden kaçabileceklerini düşündüklerini" ifade eden Hatır, "Tarihi gerçekler, onur ve saygınlıktan vazgeçilmemesi, ilkelerin kurban edilmemesi ve bunların dışında mücadele edilmemesi gerektiğini söylüyor." dedi.

Hatır, karşı çıkma ve mücadelenin yaşayan Arap kültürünün bir parçası olduğunu ve söz konusu rejimlerin, halklarının verdiği mücadele neticesinde, kendi kendilerini imha edeceklerini savundu.

"Siyasi şizofreni"

Washington'daki George Mason Üniversitesi'nde Uluslararası Çatışma Çözümü Profesörü Muhammed eş-Şarkavi de, planın "siyasi şizofreni" içerdiğini belirtti.

Şarkavi, sözde barış planının sadece, İsrail'in aşırı sağına hizmet etme ve İsrail'de sıkıntılı bir süreçten geçen Netanyahu ve partisi Likud'a bu kritik aşamada destek verme çabası olduğunu vurguladı.

"Trump'ın yaptığı, söylediklerinin aksine pratikte iki devletli çözüm fikrini yok etmek." diyen Şarkavi, ABD Başkanı'nın, tam egemen bir devlet değil de İsrail'in kontrolü altındaki Filistin topluluklarından bahsettiğini dile getirdi.

Ürdün Vadisi meselesi

Şarkavi, Trump'ın kriz yönetirken başka bir problem çıkarmasına alışıldığını söyleyerek, Yüzyılın Anlaşması planını detaylarıyla açıkladığında Ürdün Vadisi'ni İsrail'e açmak için, yeni bir sorun cephesi oluşturduğuna dikkati çekti.

Trump'ın Ürdün ile İsrail arasında 1994'te imzalanan barış anlaşmasını tehdit ettiğine işaret eden Şarkavi, söz konusu metnin Arap siyasetinde geçerliliğini kaybetmemiş nadir anlaşmalardan biri olduğunu hatırlattı.

Şarkavi, sözde barış planı çerçevesinde Ürdün Vadisi ve İsrail-Ürdün barış anlaşması meselesine pek değinilmediğini ancak bu meselenin gelecekte krize neden olabilecek önemli bir nokta olduğunu sözlerine ekledi.

Arap halklarının net tutumu

Trump'ın sözde barış planını açıklamasının ardından Arap halklarının, sosyal medya üzerinden paylaştığı görüşleri dikkat çekiciydi.

Tek taraflı barış planını net şekilde kabul etmediklerini ifade eden halk, bu durum "Mescid-i Aksa'nın satılması" şeklinde nitelendirildi.

Lübnanlı meşhur şarkıcı Elissa el-Huri de, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Arap ülkelerinin plan karşısındaki sessizliğini eleştirdi.

Elissa, "Yüzyılın Anlaşması'nın barış getireceğini söylüyorlar. Milyonlarca insanın kanı üzerinden. Adaletten yoksun siyaset ne kadar da kötü. Kudüs bizimdir. Kudüs'e barış, bizim elimizle gelecektir. Arap yöneticiler, ne görüyor ne de duyuyorlar." ifadelerini kullandı.

Sözde barış planı açıklanırken ABD'deki büyükelçisi de orada hazır bulunan Bahreyn'den siyasi aktivist İbrahim Şerif de şunları kaydetti:

"Bu kirli anlaşmanın imza törenine büyükelçilerini sahte şahitler olarak gönderen Arap ülkelerinin liderlerinden, iktidar koltuğunda kalmaları karşılığında ülke topraklarının yüzde 90'ından feragat etmeleri istense kabul ederler mi? Cevapları ne olurdu?"

Ummanlı akademisyen Abdullah Baabud da, Yüzyılın Anlaşması'nı, "İsrail'in Filistin-Arap topraklarını, Arapların parasıyla satın alması" şeklinde değerlendirdi.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın