TRT ortak yapımı "Kanto" filmi, aile konusu üzerinden izleyicilere sorular soruyor
Aile sevgisi ile kişisel fedakarlıklar arasındaki hassas dengeyi kurmak zorunda kalan genç bir kadının hikayesini konu alan TRT ortak yapımı "Kanto" filmi vizyona girdi.
İstanbul
Ödüllü belgeselleriyle tanınan yönetmen Ensar Altay'ın ilk kurmaca filmi olan yapımda, Didem İnselel, Sinan Albayrak, Yıldız Kültür, Ece Bağcı ve Züleyha Yıldız rol alıyor.
Film, uluslararası birçok festivalden ödül almasının yanı sıra Türkiye prömiyerini yaptığı 62. Antalya Film Festivali'nde "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü"nü Yıldız Kültür ile 13. Boğaziçi Film Festivali'nde ise "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü Didem İnselel ile kazandı.
Yapımcılığını Altay ve Süleyman Civliz'in birlikte üstlendiği filmin görüntü yönetmenliğini TRT Sinema personeli Kürşat Üresin yaparken, TRT İç Yapımlar Dairesi çalışanları ise filmin prodüksiyon sürecinde görev aldı.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
"Kanto, Kodokushi'den ilhamla Türk toplumunun kendi dinamikleri içerisinde kurmaca bir film haline geldi"
Filmin yönetmen koltuğuna oturan ve senaryosunu Oktay Berber ile kaleme alan Ensar Altay, AA muhabirine, filmin başlığı olan kantonun, Türk kadınının sosyal alanda ilk defa "ben buradayım" dediği sanat performansı olduğunu söyledi.
Altay, kantonun zamanla unutulduğuna işaret ederek, "Kanto, batıcı aydınlar tarafından fazla alaturka, halk tarafından da fazla rahat bulunmuş. Kanto, doğuyla batı arasına sıkışmış bir sanat. Bizim toplumsal anlamda ailede birçok yerde temel olarak sıkıntımızın bu modern ve gelenek arasına sıkışmış kültürel farklılıklardan olduğu kanaatindeyim. (Hikaye) doğuyla batı arasında sıkışmış insanların bir türlü mutlu olamamasını anlattığı için de filmin adı bu sebeple (Kanto)." dedi.
%2FAA-40476005.jpg)
Filmin ortaya çıkış hikayesinin "Kodokushi" adlı belgeselle başladığını belirten Altay, şöyle devam etti:
"(Kodokushi), yalnız ölmek ve bir süre bulunamamak anlamına gelen Japonca bir ifade. Japonya'da karşılaştığım yalnız ölümler beni çok etkilemişti ve bunun üzerine düşünmeye başlamıştım. Çünkü şehir yaşamı insanları zorunlu bir yalnızlığa mahkum ediyor. Bu yalnızlık sonucu kodokushi oluyor ve bizim de hızla oraya doğru gittiğimizi düşünüyorum. Bununla ilgili de bazı hakiki sorular sormak gerektiğine inandım ve hareket noktası buydu. Kanto da Kodokushi'den ilhamla Türk toplumunun kendi dinamikleri içerisinde kurmaca bir film haline geldi."
"Sinemanın en masum halinin belgesel olduğuna inanıyorum"
Ensar Altay, Kanto'nun hayatın içinden bir hikayeyi anlattığına aktararak, şöyle devam etti:
"Eve bir kayınvalide gelir ve evde huzursuzluk başlar. Kayınvalide gider sonra ne olur? Asıl odaklandığımız nokta orası. İşin aslı seyirciye filmde bazı sorular sormak istedik. 'Bakın aile iyidir' gibi düz bir yerden değil de daha provokatif bir yerden, 'Varlığında huzur bulamadığımız insanlar bir gün ortadan yok olursa ne olur?', bu soruyu sorduk. 'İnsanlar olarak birbirimize ihtiyacımız var. Ama neden mutlu olamıyoruz?', bu soruyu sorduk. Hikayede o mutlu olamamanın türevleriyle yüzleşiyoruz. Sebeplerini sorguluyoruz. Yani film bir mesaj vermiyor, tam tersine izleyicilere soru soruyor."
Belgeselin hayatının bir parçası olduğunu vurgulayan Altay, yeni projesine dair şunları kaydetti:
"Sinemanın en masum halinin belgesel olduğuna inanıyorum. Hayatım boyunca belgesel hep var olacak. Hep Kürşat Üresin ile çalışırım. Çok kıymetli bir görüntü yönetmeni. Kürşat'la beraber bir kamerayla gideriz, herhangi bir yerde bir 10, 20 gün sonra bir filmle döneriz. Abbas Kiarostami'nin de çok güzel bir cümlesi var 'Her sinemacı kendini belgesel çekerek, arındırmalıdır.' Ben de buna inanıyorum. Kurmaca olarak da bir yandan nazar üzerine yaklaşık 3 yıldır bir proje çalışıyorum. Senaryosu neredeyse şekillenmeye başladı. Fakat epey bir mesafe aldığımı düşünüyorum. Senaryosunu kendim yazacağım. Korku ve gerilim türünde bir film olacak."
"Oynarken nasıl bir nehrin içerisinde yol aldığımızı filmi izlerken gördük"
Filmde rol alan Sinan Albayrak ise "Kanto"da aile içi dinamikleri patlamaya hazır olan bireylerin yer aldığını söyleyerek, "Film, bireylerin her biri patlıyor. Erişkin bir kızımız, gelin ve kaynana arada kalan oğul yani benim hikayem... Hepimizin iç cebinde dediğim dinamitler var. Evin temellerine yerleştirilmiş dinamitler de var ve patlıyor. Ama ev yıkılmadan, kurumun kendisini kılmadan hikayenin gittiği yer çok ilginç bir hal alıyor. Oynarken nasıl bir nehrin içerisinde yol aldığımızı filmi izlediğimizde gördük. Umuyorum ki seyirci de aynı şeyi görecek." diye konuştu.
Filmin hikayesinde de geçen demans ve alzheimerın hem hasta hem de yakınları tarafından zor bir süreç olduğuna dikkati çeken Albayrak, şunları anlattı:
"Bu hastalıklarda bizlerin karşı tarafa gösterdiği ilgi, alaka, kavrayış ve sabır çok önemli. Ben de kendi ailemde bunu yaşıyorum. Halalarımda, teyzelerimde, dayımda maalesef kayıplar yaşadım. Filmde de bu sürecin içerisinde ailenin dağılmaya girdiği zaman gelin kaynağına çatışması, çocuğun hasta olan aile bireyine olan tahammülsüzlüğü, ortaya çok ciddi travmalar çıkartıyor. Benim karakterim, bunun içerisinde savaş veren ve ayakta durmaya çalışan bir karakter oldu."
Dram türündeki filmin hikayesi özetle şöyle:
"Yıllarını ailesine adayarak geçiren Sude, sonunda düzenli bir işe başlamak üzeredir. Ancak kayınvalidesinin gizemli bir şekilde ortadan kaybolması her şeyi alt üst eder. Bu beklenmedik olay uzun zamandır gizli kalan sırların ortaya çıkmasına neden olur. Sude hem kayınvalidesini bulmak hem de sevgiyle fedakarlık arasındaki kırılgan dengeyi korumak zorundadır."

