Dolar
43.60
Euro
51.77
Altın
5,003.03
ETH/USDT
2,028.70
BTC/USDT
69,100.00
BIST 100
13,782.09
Analiz

Ürdün Kralı İkinci Abdullah'ın İstanbul ziyareti: Orta Doğu'da Türkiye merkezli yeni güvenlik arayışı

Ürdün, artan İsrail tehdidi ve bölgede derinleşen istikrarsızlık karşısında yeni bir denge arayışına girmiş durumda. Bu arayış, tıpkı Mısır ve Suudi Arabistan'da olduğu gibi Amman'ı da Türkiye eksenli bir güvenlik yapılanmasına yöneltiyor.

Doç. Dr. Necmettin Acar  | 09.02.2026 - Güncelleme : 09.02.2026
Ürdün Kralı İkinci Abdullah'ın İstanbul ziyareti: Orta Doğu'da Türkiye merkezli yeni güvenlik arayışı

İstanbul

Doç. Dr. Necmettin Acar, Ürdün Kralı İkinci Abdullah'ın Türkiye ziyaretinin arka planını ve ziyaretin Orta Doğu'daki güvenlik dengeleri açısından ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 3-4 Şubat'ta gerçekleştirdiği Riyad ve Kahire ziyaretleri, Orta Doğu'nun güvenlik mimarisinde yeni bir dönemin habercisi olan diplomatik temaslar olarak kayıtlara geçti. Her ne kadar bu görüşmelerin vitrininde ekonomik işbirliği, ticaret hacminin artırılması ve karşılıklı yatırımlar yer alsa da kapalı kapılar ardında çok daha köklü ve stratejik bir güvenlik ajandasının şekillendiği aşikar. Bu yakınlaşmanın temelinde, bölgede hızla değişen dengelerin Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın çıkar ve tehdit algılarının tarihte az rastlanır bir biçimde aynı noktada buluşturması yatıyor. Bu denklemi tamamlayan bir diğer kritik gelişme ise Ürdün Kralı İkinci Abdullah'ın 7 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti oldu.

📲 Artık haberler size gelsin
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.

🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı

Kral İkinci Abdullah'ın bu ziyareti, bölgesel aktörler arasındaki tehdit algısı örtüşmesini teyit eden en somut göstergelerden biri olarak okunmalıdır. İsrail'in özellikle Batı Şeria'da yoğunlaşan saldırgan eylemleri ve bu bölgeyle tarihsel bağları bulunan Ürdün'ün hissettiği varoluşsal endişe, Amman yönetimini yeni ve güçlü bir güvenlik şemsiyesi arayışına itmiş görünüyor. Bu noktada, Türkiye'nin savunma sanayindeki atılımlarının, terörle mücadele tecrübesinin ve bölgesel krizlerdeki dengeleyici rolünün Orta Doğu için "güvenlik sağlayıcı" bir aktör olarak Ankara'yı ön plana çıkardığı söylenebilir. Bölge ülkelerinin hissettiği bu ortak güvensizlik duygusu, Türkiye'nin askeri endüstriyel kapasitesiyle birleştiğinde, Ankara ile bölge başkentleri arasında savunma ve güvenlik odaklı yeni bir işbirliği zeminini kaçınılmaz kılıyor. Orta Doğu'nun bu üç önemli aktörüyle Ürdün'ün Türkiye eksenli geliştirdiği bu yeni diyalog, bölgenin kendi güvenliğini yine bölge aktörleriyle sağlama iradesinin en net dışavurumu olacaktır.

Bölge güvenlik mimarisinde köklü dönüşüm

Orta Doğu bölge güvenlik mimarisi son yıllarda derin ve çok katmanlı bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. Bu dönüşümün en belirgin dinamikleri arasında çökmüş ve işlevsiz devlet yapılarını yaygınlaşması ve bölgesel istikrarı tehdit eden İsrail'in caydırılamayan saldırgan eylemleri yer alıyor. Bununla birlikte, geçmişte bölge ülkeleri için temel güvenlik garantisi olarak görülen ABD'nin giderek azalan bölgesel angajmanı ve müttefiklerine sağladığı fiili güvenlik şemsiyesinin anlamını yitirmesi, mevcut mimarinin sarsılmasında kritik bir rol oynuyor. Tüm bu gelişmeler, bölge ülkelerinin güvenlik algılarını köklü biçimde yeniden şekillendirerek bu ülkeleri yeni arayışlara itiyor.

Bu kırılgan ortamda yaşanan dönüşüm, bölgedeki aktörler üzerinde benzer sonuçlar doğurmuyor. Bazı ülkeler artan tehditler karşısında ciddi güvenlik açıklarıyla karşı karşıya kalırken, güçlü askeri tecrübeye, savunma kapasitesine ve üretken bir ekonomik altyapıya sahip aktörlerin bölgedeki stratejik ağırlığı belirgin biçimde artıyor. Özellikle son dönemde bölgesel krizlerde etkin rol oynayabilme kapasitesine sahip olduğunu gösteren Türkiye'nin, yeni güvenlik mimarisinde belirleyici aktörleri haline geldiğini söyleyebiliriz. Bu dönüşüm bölgesel çapta yeni güvenlik arayışlarının Ankara merkezli olarak şekillenmesine yol açıyor. Sonuç olarak, Orta Doğu'da yaşanan dönüşüm, sadece tehditlerin niteliğini değil, aynı zamanda bölge ülkelerinin birbirleriyle geliştirdiği stratejik ilişkileri ve ittifak yapılarını da köklü biçimde değiştiren bir süreci beraberinde getiriyor.

İsrail saldırganlığının Amman-Kahire-Riyad hattında yol açtığı kırılganlık

İsrail'in genişleyen saldırganlığı Mısır ve Suudi Arabistan'ı ciddi bir güvenlik ve istikrar krizine sürüklüyor. Mısır, Etiyopya'nın Nil nehri üzerine inşa ettiği Rönesans Barajı nedeniyle su kaynaklarının azalması, ekonomik daralma, Sudan‑Libya hattındaki istikrarsızlık ve Kızıldeniz'de artan risklerin yol açtığı güvensizlikle karşı karşıya. Suudi Arabistan ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yaşadığı rekabet, Somali'deki gelişmeler, BAE'nin Yemen ve Sudan'daki ayrıştırıcı faaliyetleriyle İran‑İsrail, İran-ABD gerilimlerinin Körfez'de tetikleyebileceği çatışma ihtimali nedeniyle derin bir güvensizlik hissediyor.

Ürdün de Mısır ve Suudi Arabistan gibi son dönemde bölgesel güvenlik krizlerinin merkezinde yer alan bir başka ülke olarak öne çıkıyor. Ancak Amman'ın güvensizlik hissi çok daha doğrudan ve derin bir kaygıya dayanıyor. Ürdün'ün yaşadığı güvenlik endişesinin temel kaynağı İsrail’in giderek tırmanan saldırgan eylemleri ve Batı Şeria’da sürdürdüğü revizyonist politikalarıdır. Ürdün ile Batı Şeria arasındaki tarihsel, kültürel ve coğrafi yakınlık, Ürdün’ün Kudüs'teki Harem-i Şerif'in yönetimi konusundaki yasal hakları bölgedeki her gerilimin kolaylıkla ülke içine taşınabileceği kırılgan bir ortama yol açıyor. Ülke nüfusunun önemli bir kısmının Filistin kökenli olması ve Batı Şeria'daki akrabalarının İsrail şiddetine maruz kalması, Ürdün kamuoyunda hem İsrail’e hem de kendi yönetimlerine yönelik tepkileri artırıyor. Bu durum ülkenin sosyal dokusunda ciddi bir baskıya yol açıyor. Geçtiğimiz yıl Müslüman Kardeşler hareketine bağlı İslami Hareket Cephesi’nin ülke içindeki faaliyetlerinin yasaklanması Amman'ın bu toplumsal baskıyı yönetmeye yönelik bir adımıydı.

İsrail'in uzun yıllardır dile getirdiği Ürdün Vadisi'nin ilhakı yönündeki stratejik hedefi de Amman açısından doğrudan varoluşsal bir tehdit niteliği taşıyor. Kral İkinci Abdullah'ın 2020'de Alman Der Spiegel'e verdiği röportajında, "Ürdün Vadisi ilhak edilirse bu, Ürdün Silahlı Kuvvetleri ile İsrail arasında doğrudan bir çatışmaya yol açabilir" şeklindeki açıklaması, bu tehdidin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyordu. Ayrıca İsrailli yetkililerin zaman zaman Ürdün sınırının "geçirgenliğinden" şikayet etmesi ve Ürdün'deki bazı unsurların Batı Şeria'daki silahlı gruplara destek verdiği yönündeki söylemler, Ürdün'ün ileride İsrail’in hedefi haline gelmesi riskini artırıyor. İsrail'de güç kazanan aşırı sağcı aktörlerin Ürdün topraklarını İsrail sınırları içinde gösteren revizyonist açıklamaları ise Amman'ın güvensizlik hissini daha da derinleştiriyor.

Türkiye merkezli bir güvenlik mimarisi mi?

Kral İkinci Abdullah'ın Türkiye ziyareti tam da bu kırılgan siyasal atmosferin içinde gerçekleşti. Ürdün, artan İsrail tehdidi ve bölgede derinleşen istikrarsızlık karşısında yeni bir denge arayışına girmiş durumda. Bu arayış, tıpkı Mısır ve Suudi Arabistan'da olduğu gibi Amman'ı da Türkiye eksenli bir güvenlik yapılanmasına yöneltiyor. Bugün bölge güvenlik mimarisinin yeniden şekillenen yapısı, Türkiye merkezli işbirliğinin bölgedeki aktörlerin ihtiyaçlarına en etkili yanıtı verdiği yönünde ortak bir kabul oluşturmuş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Riyad ve Kahire ziyaretleri, bu kabulün hem görünürlüğünü artırdı hem de ortak güvenlik kaygılarının Ankara’da buluştuğunu teyit etti. İşte tam bu nedenle Kral İkinci Abdullah'ın Erdoğan'ın Orta Doğu turunun hemen sonrasında gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti, bölgenin yeni güvenlik mimarisinin Ankara ekseninde şekillendiğine dair güçlü ve dikkat çekici bir işaret olarak okunmalı. Bu temas, Orta Doğu'da güvenliğin yeniden tanımlandığı bir dönemde Türkiye'nin "dengeleyici ve güvenlik sağlayıcı" rolünün daha da pekiştiğini gösteriyor.

[Doç. Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2