15 Temmuz Darbe Girişimi, Darbe Girişimi Çatı Davası

Darbe girişiminin çatı iddianamesi

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili 221 şüpheli hakkında hazırlanan çatı iddianamesi tamamlandı.

08.03.2017
Darbe girişiminin çatı iddianamesi

ANKARA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, 26'sı general 221 şüpheli hakkında hazırlanan 2 bin 581 sayfalık çatı iddianamesi, Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbegirişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili 221 şüpheli hakkında hazırlanan çatı iddianamesine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "mağdur-müşteki", Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ise "mağdur" olarak yer aldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanarak Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianamede Cumhurbaşkanı Erdoğan "mağdur-müşteki" olarak gösterildi.

İddianamedeki "Genelkurmayda mağdur olan askerler" başlığı altında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Yaşar Güler, eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı emekli Orgeneral İhsan Uyar, Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Metin Gürak, Genelkurmay Başkanlığı Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri Komutanı Korgeneral Uğur Tarçın, Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü ile Osman Tolga Kılınçarslan, Burak Akın, Yunus Can, Atilla Gökesaoğlu, Göksel Sevindik ve Fikret Tayfur Erbilgin sıralandı.

"Karargah dışı mağdurlar" başlığı altında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı (EDOK) emekli Orgeneral Kamil Başoğlu, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı ile Mehmet Şanver, Hasan Küçükakyüz, Ati̇lla Gülan, Mehmet Özlü, Bahri̇ Biber, Ahmet Biçer, Haluk Şahar ve Fethi Alpay yer aldı. "Genelkurmayda şehit olan siviller" başlığı altında ise Celalettin İbiş, Erhan Dural, Gökhan Yıldırım, Mehmet Şengül, Mesut Acu, Mucip Arıgan, Mustafa Avcu, Resul Kaptancı, Yıldız Gürsoy, Yusuf Çelik ve Ziya İlhan Dağdaş'ın, "Genelkurmayda şehit olan asker" başlığı altında da Bülent Aydın'ın ismine yer verildi.

Ayrıca "Genelkurmayda mağdur olan polis" Mikail Alıcı ile 42 mağdur, AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün de arasında bulunduğu 26 müşteki, ülke genelinde şehit olan askerler Sait Ertürk, Halit Yaşar Mine ve Ömer Halisdemir, şehit düşen 63 polis, "tüm ülkede şehit olan" 172 kişi, yaralı 21 asker, yaralı 153 polis, darbe girişimi sırasında ülke genelinde yaralanan 2 bin 558 sivilin isimleri de iddianamede tek tek yer aldı.

Şüpheliler

İddianamede, general rütbesindeki şüpheliler ile eski Cumhurbaşkanı Başyaveri Ali Yazıcı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'ın eski emir subayı Levent Türkkan ve Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü görevlisi Muhammet Uslu'nun da arasında yer aldığı asker ve sivil diğer zanlılar şöyle sıralandı:

"Fetullah Gülen, Abdulkadi̇r İlhan, Abdullah Şevki̇ Güngör, Abdulvahap Berke, Abdurrahi̇m Aksoy, Abdurrahman Aydoğan, Adem Özer, Ahmet Albayrak, Ahmet Durmaz, Ahmet Özçetin, Ahmet Yıldız, Ahmet Bi̇can Kırker, Ahmet İlhan Ayşan, Akın Öztürk, Ali Çakır, Ali Gültekin, Ali Irmak, Ali Kalyoncu, Ali Yazıcı, Ali Emre Eral, Ali Feyyaz Beydağ, Ali Osman Gürcan, Alpaslan Çetin, Anıl Koç, Asım Şanöz, Ayhan Carık, Aziz Onur, Baki Kavun, Barış Erdemir, Bayram Akpan, Bayram Aydemir, Bilal Akyüz, Birol Kurubaş, Bünyamin Tuner, Cahit Kükey, Cemal Turğut, Cemil Turhan, Cengiz Aydın, Cihangir Şenlik, Deniz Aydın, Derviş Taş, Doğan Öztürk, Doğan Üstüntaş, Emin Anar, Emrah Ilgaz, Emre Karslı, Erdem Eraslan, Erhan Caha, Erhan Metin, Erman Can, Ersin Eker, Ersoy Öz, Ertan Özmen, Ertuğrul Terzi, Fahri Kafkas, Fatih Ekici, Fatih Koç, Fatih Misir, Fatih Okutur, Fatih Sarımehmet, Fatih Üner, Fatih Yanıkkaya, Fazlı Özşahin, Fevzi Sönmez, Fırat Alakuş, Furkan Akbenli, Furkan Çetiner, Gökhan Akdağ, Gökhan Balcı, Gökhan Çetin, Gökhan Eski, Gökhan Şahin Sönmezateş, Güven Keskin, Hakan Evrim, Hakan Toprak, Halil Gül, Halil İbrahim Ataalp, Halil İbrahim Karabal, Halis Ahmet Özer, Halit Kazancı, Hamza Er, Hasan Demirci, Hasan Sevimli, Hasan Hüseyin Sarıtarla, Hüseyin Ömür, Hüseyin Yıldırım (1972 doğumlu), Hüseyin Yıldırım (1980 doğumlu) Hüseyin Hakan Öcal, İbrahim Çölkesen, İbrahim Karadağ, İlhan Talu, İlker Çetinkaya, İlyas Akyar, İlyas Bilgiş, İsa Akın, İsmail Aydın, İsmail Yolaçıcı, Kadir Bozan, Kamil Ilgaz, Kenan Şimşek, Kenan Yıldırım, Kubilay Selçuk, Kübra Yavuz, Levent Türkkan, Lütfi Karaca, Lütfullah Taşyumruk, Mahmut Tuncer, Mehmet Emin Tüzel, Mehmet Adıgüzel, Mehmet Akçara, Mehmet Aytaç, Mehmet Demir, Mehmet Dişli, Mehmet Partigöç, Mehmet Şahin, Mehmet Uslu, Mehmet Arif Pazarlıoğlu, Mesut Ürkmez, Mete Kıçılarslan, Metin Demir, Metin Gümüşburun, Muhammet Uslu, Muhammet Yılmaz, Muhsin Kutsi Barış, Murat Aletirik, Murat Aygün, Murat Bingül, Murat Engin, Murat Ertaş, Murat Koçyiğit, Murat Korkmaz, Murat Mala, Murat Pekgüler, Murat Can Avtan, Mustafa Akyıldız, Mustafa Çakmaktaşı, Mustafa Çiçek, Mustafa Demir, Mustafa Duygulu, Mustafa Kocaaslan, Mustafa Mengi, Mustafa Özsoy, Mustafa Sözer, Mustafa Temir, Mustafa Barış Avıalan, Mutlu Burak Uyar, Muzaffer Çoban, Muzaffer Düzenli, Nahsen Fıstıkcı, Necati Güneş, Nejdet Eroğlu, Neşet Gülener, Nuri Gayır, Oğuz Serhad Habiboğlu, Oğuzhan Konuk, Okan Ataoğlu, Okan Kurt, Oktay Felekoğlu, Orhan Yıkılkan, Osman Aktaş, Osman Kardal, Osman Kılıç, Osman Ünlü, Ömer Faruk Harmancık, Ömer Gürsel Çetin, Özay Yılmaz, Özcan Karacan, Özcan Kurt, Özgür Solakoğlu, Özkan Aydoğdu, Ramazan Cömert, Ramazan Gözel, Recep Aktürk, Recep Özkan, Recep Yıldız, Sadık Kazancı, Salih Ulusoy, Samet Yıldız, Satı Bahadır Köse, Savaş Kabaklı, Sedat Taşkın, Selçuk Topal, Serdar Tekin, Serhat Pahsa, Serkan Candal, Serkan Coşkun, Serkan Kılıç, Serkan Sağ, Sinan Sürer, Sinan Yılmaz, Suat Sağlam, Suat Kürşat Gün, Şener Doğrugören, Şener Kısak, Şevket Samet Okyay, Talha Atlanel, Tayfun Özek, Temel Can Köroğlu, Tevfik Gök, Turgay Er, Turgay Sökmen, Turğay Perişan, Uğur Bostan, Uğur Kent, Uğur Şahin, Ümit Bayık, Ümit Keskin, Ünsal Coşkun, Vahap Kavaker, Vahit Güllü, Veysel Tokmak, Veysel Özmen, Vural Akyıldırım, Yalçın Gür, Yalçın Toker, Yener Yılmaz, Yusuf Akdemir, Yusuf Güleç, Yusuf Karşil, Yusuf Yalçın ve Yusuf Yedidağ." 

İddianamenin giriş bölümünde, terör örgütünün kuruluşu, genişlemesi ve stratejisi, teşkilat yapısı, şekli, organları, hizmet birimleri, idaresi ve iletişim araçları geniş bir şekilde ele alınırken, örgütün emniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, bürokrasi, diplomasi gibi alanlarda nasıl yapılandığı yıllar içindeki gelişimi anlatıldı.

İddianamede, 15 Temmuz 2016 gecesi meydana gelen darbe teşebbüsünde, egemenliğin sahibi olan millet ve demokratik anayasal düzenin tüm unsurlarının, darbe teşebbüsünü kararlı bir direnişle kısa sürede engellememesi halinde ya bir grup zorbanın mutlak egemenliğinin kabul edilerek, onun hiçbir demokratik denetime tabi olmayan iradesine tabi olunacağı ya da direnmeye devam edileceği kaydedildi.

Birinci ihtimalin bir milletin demokratik açıdan ölümü anlamına geleceği vurgulanan iddianamede, şu satırlara yer verildi:

"Çok az sayıda kötülük, iradesi ve egemenliği gasbedilen bir milleti bu derece aşağılayabilir. İkinci ihtimal olan çatışmaların uzaması ve yaygınlaşması, devlet otoritesinin, hatta devletin tamamen ortadan kalkması riskinin yakın, ciddi ve açık bir tehdit olarak ortaya çıkmasına neden olacaktı. Son zamanlarda tanık olunan yakın çevremizdeki ülkelerin durumu, devlet otoritesinin ortadan kalkması halinde bırakın demokratik bir düzende yaşamayı insanların en temel haklarının her gün saldırı altında olduğu bir düzensizlik ve kargaşa ortamının acı örnekleri olarak dünya kamuoyunun gözü önünde durmaktadır."

Darbe teşebbüsünün, Türkiye'nin birçok terör örgütünün açık hedefi olduğu günlerde gerçekleştirilmesinin bu riski daha da ağırlaştırdığı ifade edilen iddianamede, "Darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan 'milli güvenlik' yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğu anlaşılmaktadır. 15 Temmuz darbeteşebbüsünün demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine ve milli güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri, belki de en ağırı olduğu sonucuna varmak gerekir." ifadesine yer verildi. 

FETÖ'nün yaklaşık yarım asırdır Türk milletinin muhafazakar duyarlılıklarını istismar ettiği belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Sözde dini referanslar üzerinden legal görüntüye önem vererek, kendisine sorgulanamaz biçimde tahkim edilmiş bir meşruiyet alanı sağlayan, liderine mistik bir inanmışlık, yapıya sürekli ve karşılıksız bir sadakatle bağlı olma prensibiyle eylemlerini gerçekleştiren, hedef uğruna her türlü suç işlenebilir anlayışından hareketle; yapılan sınavlarda soru çalan, bu yöntemle haksız olarak kurumlara mensuplarını yerleştiren, böylelikle devletin kılcal damarlarına kadar sızan, masumiyet karinesini çiğneyip, haklarında yapılan suçlamalar dahi bildirilmeden insanları yıllarca ceza infaz kurumlarında tutarak hürriyetlerini kısıtlayan, kamusal alanı ele geçirme hedefiyle hareket ederek, yargıda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet birimlerinde ve eğitim kurumlarında, kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleriyle devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve devlet içinde ayrı bir paralel devlet yapısı oluşturan ve nihayet; devletin bu yapıyla etkin bir mücadeleye başlaması sonrasında, kadroları tasfiye sürecine giren Fetullahçı Terör Örgütü, yabancı dostlarının da bilgisi ve yardımı dahilinde, örgüt mensuplarının adeta istilasına uğrayan milli ordumuzu kullanarak, 15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişiminde bulunmak suretiyle ihanette sınır tanımadığını göstermiştir."

İddianamede, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, darbe girişiminin devam ettiği sırada derhal harekete geçerek, darbeci hainler hakkında resen soruşturmaya başlattığı, süratle gözaltı işlemlerinin gerçekleştirildiği ve ardından Genelkurmay Karargahı'ndaki darbe faaliyetlerinin soruşturmasına başlandığı hatırlatıldı.

Kendisini kısaca "hizmet" olarak tanımlayan FETÖ'nün ne olduğu şöyle anlatıldı:

"FETÖ; paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve büyüyüp güçlenen, hedeflerine üç aşamalı bir plan doğrultusunda ulaşmayı arzulayan, bu planın ilk iki aşamasında güce hükmetmeyi hedefleyen, her aşamaya uygun bir tez geliştirerek, din, devletçilik, milliyetçilik, liberalizm veya İran düşmanlığı, yolsuzluk, hukuk gibi kavramları araçsallaştıran ve nihai emellere ulaşma yolunda konjonktürel şartlara göre kullanan, dış dünyaya 'hizmet erleri' ve 'ötekiler' olmak üzere keskin bir ayrımla bakan, 'ötekileri' ise 'kazanılabilecekler' ve 'hasım cephe' olarak ikiye ayıran, kendisine daima hasım cephe bularak, yoksa icat ederek ve kendisini bu düşman üzerinden tanımlayarak hedefleri için kendisine haklılık gerekçesi sağlayan, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, 'altın nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlette tabandan tavana kadrolaşan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra soruları çalarak veya hasım cephe olarak adlandırdığı kendisinden olmayanları çeşitli hukuk dışı yöntemlerle tasfiye ederek, devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve böylece sisteme sahip olmayı planlayan, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan yasa dışı örgütün adıdır."

İddianamede, Fetullah Gülen'in fikir ve düşünceleri doğrultusunda şekillenen FETÖ'nün ideolojisi, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmek ve bu süreç tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri, FETÖ'nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik (aristokratik) özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek" olarak tanımlandı.

Toplanan deliller

İddianamede, soruşturma kapsamında bazı başsavcılıklarca alınan gizli tanık, tanık ifadeleri ile toplanan delillerin ayrıntılarına da yer verildi.

Buna göre, ifadesi alınan bir gizli tanık, darbeden 10 gün önce hazırlıklara başlandığını, Çayyolu'nda 3 katlı villada buluşulduğunu, salonda şüphelilerden Kurmay Albay Bilal Akyüz, Kurmay Albay Barış Avıalan, Tuğgeneral Mehmet Partigöç, Havacı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş ve Koramiral Ömer Faruk Harmancı ile 4-5 kişinin olduğunu anlattı.

Evde toplantı devam ederken Adil Öksüz'ün namaz kıldırdığını, namaz sonrası dini konuşmalar yaptığını, bir konuşmasında 15 Temmuz akşamını kastederek, "15 Temmuz akşamında yapılacak ilk işlerden biri, görevlendirme verilecek kuvvetlerle cezaevlerinde tutuklu bulunan cemaat mensubu kişileri vakit kaybetmeksizin cezaevlerinden çıkarmak" dediğini aktaran gizli tanık, Öksüz'ün ayrıca "Arkadaşlar biraz önce içerideki odada büyüğümüzle (örgüt lideri Fetullah Gülen) görüştüm, sizlere selamı var. Arkadaşlar ben cumartesi veya pazar İstanbul'da olacağım, oradan yurt dışına uçacağım, bir aksilik olmazsa salı günü büyüğümüzle görüşüp çarşamba veya perşembe döneceğim" dediğini belirtti.

Gizli tanık ifadesinde, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili villada darbenin hazırlığı, görev ve sorumluların belirlenmesi konularını içeren konuşmaların yapıldığını kaydetti.

İddianamede yer verilen gizli tanık ifadelerinde ayrıca, darbenin 15 Temmuz 2016 gece 03.00'e planlandığı, ancak aynı gün akşam 20.00'de çekilen bir mesajla saatin öne alındığının haber verildiğini ve "harekata başlayın" mesajının geldiğini, ardından "Yurtta Sulh" adı altında kurulan Whatsapp grubu ile direktiflerin geldiğini anlattı.

Üç gün önce Tandoğan'da toplantı

İddianamede, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada itirafçı olan Fazıl Ergün ifadesine de yer verildi. Buna göre Ergün ifadesinde, darbe teşebbüsünden 12 Temmuz 2016'da haberdar olduğunu, aynı gün akşam saat 22.00 sıralarında yapı mensuplarıyla Tandoğan'da bulunan Magnet Tıp Merkezi yakınlarındaki Koza Eczanesinin yanındaki binanın bir numaralı ofiste buluştuğunu belirtti.

Ergün, Hakan kod adlı örgüt mensubunun burada, "Yakın zamanda askeriye içerisindeki cemaat mensuplarına yönelik büyük bir operasyon yapılacağını, böyle bir operasyon yapılırsa cemaatin kökten biteceğini, bunu engellemek için de 15 Temmuz Cuma gününü Cumartesiye bağlayan gece saat 03.00 sıralarında askeriyenin yönetime el koyacağını, talimatın Fethullah Gülen'den geldiğini, batı illerinden birkaç tugayın destek amacıyla Ankara'ya geleceğini, harekatın Genelkurmay Karargahı'nın ele geçirilmesiyle başlayacağını, bütün karargahların ele geçirileceğini, akabinde bütün illerde Sıkıyönetim Komutanlıklarının kurulacağını, darbenin emir komuta zinciri dahilinde olmayacağı"nı söylediğini aktardı. 

İtirafçı olan eski Albay Arif Kalkan da ifadesinde, darbeden 8-9 gün önce Ankara'da örgüt mensuplarıyla toplantı yaptıklarını, "Yüksek Askeri Şura Toplantısında cemaat mensubu yaklaşık 3 bin kadar subayın ihraç edileceğini, bu sebeple Gülen'in bu Yüksek Askeri Şuranın toplanmasını istemediğini, darbe yaparak cemaat mensubu subayların TSK ve devlet yönetimini ele geçireceklerini" söylediğini belirtti.

Diğer deliller

İddianameye, darbe girişimini engellemek amacıyla Genelkurmay Başkanlığı çevresine ve karargah içerisine girerek şehit olan vatandaşların yakınları ile yaralanan vatandaşların beyanları, darbeye hazırlık içerikli mesajların ilgili birliklere gönderildiği hususunda bilirkişilerce düzenlenen raporlar, Genelkurmay Başkanlığınca, Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan darbegirişimi olayları ile ilgili olayları anlatan olay tutanağı, ayrıca görüntüler izlenerek düzenlenen Komisyon Bilirkişi Raporları, şüphelilerin ev ve iş yeri aramaları yapılarak el konulan dijital materyaller ile belge ve dokümanlar delil olarak girdi.

İddianamedeki deliller arasında, şüphelilerden Mehmet Partigöç ile Cemil Turhan'ın ofisinden çıkan evrak ve dokümanların üzerinde inceleme yapmak üzere oluşturulan heyetin hazırladığı bilirkişi raporu da yer aldı. Buna göre, Partigöç ve Turhan'da ele geçen evrakta, askeri personel, 15 Temmuz gecesi Genelkurmay MEDAS sisteminden ilgili birliklere mesaj olarak çekilen "Sıkıyönetim Direktifi, Atama listeleri" ile ilgili ayrıntılı bilgiler ve FETÖ/PDY mensubu olan kişiler hakkında bilgilerin bulunduğu belirlendi. Evrak üzerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan ve başsavcılığa gönderilen bilirkişi raporunda, "darbeyi planlayanların, atama listelerini hazırlamadan önce bütün general ve amirallerin darbe esnasında gösterecekleri tutumu inceledikleri, değerlendirdikleri ve darbeye iştirak etmeyeceğini düşündükleri kendi mensupları ile örgüt mensubu olmadığı için darbekarşılarında yer alacağını düşündükleri kişilere görev vermediklerinin değerlendirildiği" tespiti yapıldı.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Yaşar Güler'in eski emir subayı şüpheli Murat Akkurt'un evinde yapılan aramada ayakkabı kutusu içinde, üzerinde el yazısı ile not ve krokiler bulunan 7 adet A4 kağıt ele geçirildiği, kağıtlarda, darbe planlaması ve Genelkurmay İkinci başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in derdest edilerek götürülmesi planı ile ilgili notların yazılı olduğunun anlaşıldığı da belirtildi.

İddianamede şüphelilerden suç tarihinde tuğgeneral rütbesiyle Personel Plan Yönetim Daire Başkanı olan Partigöç'ün, darbe girişimi sırasında Genelkurmay karargahında olduğuna, darbe girişimine katıldığına ilişkin görüntülere yer verildi.

Tüm delillere göre Partigöç'ün FETÖ üyesi olduğu, 6, 7, 8 ve 9 Temmuz 2016 tarihlerinde Ankara Konutkent'te bulanan villada, Adil Öksüz yönetiminde darbe planı organizasyonunun yapıldığı toplantılara katıldığı kaydedilen iddianamede, Partigöç'ün 13 Temmuz'da şüpheli Gökhan Eski'ye darbe girişiminde bulunacaklarını söyleyerek, görevlendirme yaptığı belirtildi.

Olay günü karargahta bulunan şüphelinin, 13.43'ten saat 20.21'e kadar sırasıyla, darbeyi planlayan ve icra eden ekipte yer alan ve olay akşamı faaliyetlerini Akıncı Üssü'nden sürdüren bazı şüphelilerle görüştüğü anlatıldı.

 Partigöç'ün kimi şüphelilere daha dikkatli olmaları yönünde talimatlar verdiği ifade edilen iddianamede, şüphelilerden bazılarıyla çeşitli zamanlarda görüşen Partigöç'ün, saat 21.03'te 58. Topçu Tugay Komutanı Murat Aygün'ü arayarak harekete geçme emri verdiği bildirildi.

İddianamede, saat 21.30'da Personel Plan Yönetim Daire Başkanı sıfatıyla Partigöç ve General Amiral Şube Müdürü sıfatıyla Cemil Turhan'ın imzaladığı, "Atama", "Katılışlar" ve "Sıkıyönetim Direktifi" konulu mesajların, saat 21.43 ile 21.55 arasında ilgili birliklere çekildiği aktarılarak, Partigöç'ün saat 21.48'de Nuri Gayır ve darbeci Özel Kuvvet personeli ile birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı ve mahiyetinin içeri girmesinden itibaren darbeci personelin açtığı ateş sonucu çıkan çatışma ortamında bulunduğu ifade edildi.

Bu çatışma sonucunda şehit olan Bülent Aydın'ın cesedi üzerinde incelemeler yaptığı anlar da dahil olmak üzere, Partigöç'ün bütün gece ve sabah saatlerinde karargahta etkin şekilde darbe faaliyetlerinde bulunduğu belirtilen iddianamede, Partigöç'ün, kendisine ait telefondan Akın Öztürk'ün emir astsubayı İsmail Keskin'in kullandığı telefonla irtibata geçtiği vurgulandı.

İhdas edilmemiş görev öngörüldü

Partigöç'ün, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın ikna edilememesi üzerine, darbe girişiminin başarılı olması halinde örgütün Genelkurmay Başkanlığına getirilmesine karar verdiği Öztürk'e, gece boyunca derdest edilen komutanların toplanacağı ve darbe faaliyetlerinin sürdürüleceği Akıncı Üssü'ne geçebileceğini söylediği ifade edilen iddianamede, Partigöç'ün, örgüt tarafından hazırlanan atama listesinde, "şimdiye kadar ihdas edilmemiş Genelkurmay 2. Başkan Yardımcısı" görevine getirilmesine karar verildiği ve karargah sorumlusu olarak tayin edildiğine dikkat çekildi.

İddianamede, 28 Temmuz 2016'da 667 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname hükümleri uyarınca Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihracına karar verilen Partigöç'e ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"(Partigöç'ün) darbe girişiminin başarılı olması halinde örgüt tarafından yeniden şekillendirilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel yapısıyla ilgili çalışmalar yapan, FETÖ mensubu darbeci cuntanın atama listesini hazırlayan, hukuka aykırı nitelikte, görünüşte darbe emirleri içeren, gönderildiği yer ve düzenleyenlerin sıfatı dikkate alındığında, aslında askeri hiyerarşi içinde ciddiye alınıp uygulanması mümkün olmayan, hücre tipi yapılanmaya sahip örgütün mensupları için darbe faaliyetine başlama talimatı olarak değerlendirilmesi gereken mesajları hazırlayan, FETÖ'nün gerçekleştirdiği darbe girişimini ülke çapında planlayan ve organizasyonunu yapan Yurtta Sulh Konseyi içinde yer aldığı, konsey içinde yer alan şüphelilerin eylemlerinin, "terör örgütü yöneticisi" kapsamında değerlendirilmesine ve ülke çapında darbe faaliyeti kapsamında işlenen tüm suçlardan sorumlu tutulmasına yetecek boyuta ulaştığı anlaşılmıştır."

Eşine ve kızlarına yazdığı not

Öte yandan iddianamede, Partigöç'ün yakalanmasının ardından Genelkurmay Başkanlığında elde edilen sırt çantası içerisinde, küçük kağıtlara elle yazılmış iki not bulunduğu bildirildi.

İddianameye göre bu notlardan birinde, "1. Sevgili eşime ve kızlarıma, hayatım, ülkem ve milletim için mücadele ile geçti. 2. Geldiğimiz aşamada ülkemizin kötü gidişine dur demek de bize düştü. 3. Hakkınızı helal edin" diğerinde ise "Canım eşim, seni gerçekten her şeyden çok sevdim. Ama bu başkaldırıyı yapmasaydım da beni hayatımın sonuna kadar hapse atacaklardı, beni affet." ifadelerinin imzalı şekilde bulunduğuna yer verildi.

Öztürk'e ilişkin değerlendirmeler 

İddianamede FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in ardından 2 numaralı şüpheli olan eski YAŞ üyesi Akın Öztürk'e, örgüt tarafından hazırlanan sözde atama listesinde Genelkurmay 2. Başkanlığı görevi verildiği bildirildi.

Öztürk'ün, tüm gece boyunca ve sabah saatlerinde eylemlerini Akıncı Üssü'nde sürdürdüğü bildirilerek, şüphelinin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ı darbe girişiminin başında olması için ikna etmeye çalışan ekibin içinde yer aldığı kaydedildi.

Örgüt tarafından, Akar'ın ikna edilememesi üzerine, darbe girişimininbaşarılı olması durumunda, kendisinin de rızasıyla, Genelkurmay Başkanlığına ve Yurtta Sulh Konseyi Başkanlığına Akın Öztürk'ün getirilmesine karar verildiği aktarılan iddianamede, Öztürk'e ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Darbe girişiminin başarılı olması halinde örgüt tarafından yeniden şekillendirilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel yapısıyla ilgili çalışmalar yapan; FETÖ mensubu darbeci cuntanın atama listesini hazırlayan; hukuka aykırı nitelikte, görünüşte darbe emirleri içeren, gönderildiği yer ve düzenleyenlerin sıfatı dikkate alındığında, aslında askeri hiyerarşi içinde ciddiye alınıp uygulanması mümkün olmayan, hücre tipi yapılanmaya sahip örgütün mensupları için darbe faaliyetine başlama talimatı olarak değerlendirilmesi gereken mesajları hazırlayan; Fetullahçı Terör Örgütü'nün gerçekleştirdiği darbe girişimini ülke çapında planlayan ve organizasyonunu yapan Yurtta Sulh Konseyi içinde yer aldığı kanaatine varılmaktadır."

İddianamede, "Darbeye hazırlık aşaması" başlığı altında yer alan bilgilerde, örgütün, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde 30 yılı aşkın süreden beri gayrimeşru yöntemlerle elde ettiği kazanımları korumak için her türlü yola başvurduğu, bununla birlikte Aralık 2013'ten itibaren tüm devlet kurumlarında başlatılan örgüt üyelerinin tespitine yönelik soruşturmaların TSK içinde de başlatılacağını anladığı belirtildi.

FETÖ'nün yasa dışı faaliyetlerine ilişkin geçmişten bugüne, içinde askeri personelin de bulunduğu çok sayıda soruşturma ve kovuşturma açıldığı ifade edilen iddianamede, son süreçte, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2016 Nisan ayında "İzmir'deki askeri casusluk soruşturmasında çeşitli usulsüzlükler yaparak sahte delil üretildiği" iddialarıyla ilgili "FETÖ yapılanmasına" yönelik 81 sanık hakkında hazırlanan iddianamenin İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği hatırlatıldı. 

İddianamede, İzmir'de yürütülen FETÖ davası kapsamında 6 TSK personelinin ifadeye çağrılması, bu konuda devam eden sürece ve adalete yardımcı olma iradesi gösterilmesi, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek amacıyla karargahta basın duyurusu hazırlığı yapılması ile bu konuda basında, sosyal medyada çıkan çok sayıda haber, 600 kişinin tutuklanacağı, örgüt mensubu oldukları iddia edilen kişilerin isimlerinin yayımlanması, görsel medyada da bu konudaki yayımlar ve örgüte yönelik yayımlanan kitapların bu gruba mensup kişilerde tedirginlik ve telaş yarattığı anlatıldı.

Milli Güvenlik Kurulunun 26 Şubat 2016 ile 26 Mayıs 2016 tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplantılarda, FETÖ'nün, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile iş birliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapıldığı ve bu terör örgütü ile devletin tüm kurum ve birimleriyle etkin mücadele yapılmasına dair kararların alındığının görüldüğü ifade edildi.

Genelkurmay Başkanlığında da Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT'ten alınan bilgiler ve kurum içi değerlendirmelere göre, 2016 Ağustos ayında icra edilecek Yüksek Askeri Şura'ya yönelik çalışma yapıldığı belirtilen iddianamede, bu çalışmayla FETÖ ile iltisakı olan personelin TSK'dan ilişiğinin kesilmesinin hedeflendiği anımsatılarak, şu tespitler yapıldı:

"Nihayet, özellikle yüksek yargı organlarındaki hakimlerin görev süresini kısıtlayarak, belli bir süre görev yapan hakimlerin değiştirilmesini öngören 1 Temmuz 2016 tarihli ve 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un çıkarılmasıyla yargıdaki gücünü kaybedeceğini ve geçmişte yargı eliyle gerçekleştirdiği ve müteakip dönemde gerçekleştirmeyi planladığı operasyonların açığa çıkacağını ve akamete uğrayacağını anlayan FETÖ, devlet içinde 40 yıldır elde ettiği kazanımları kaybetme riskini göze alamamış ve bir an önce darbe yapılması için TSK'da yuvalanmış terör örgütü mensuplarını yüreklendirmiştir. Gerek bu teşvik ve yüreklendirme, gerekse de kendilerine karşı yürütülecek tasfiyenin kaçınılmaz olduğunu anlayan örgüt, son çare olarak darbe girişiminde bulunmaya karar vermiştir.

Örgüt mensupları için eyleme başlama emri olarak değerlendirilen mesajlarda, darbenin fiilen başlayacağı saat haricinde, darbeye iştirak edenlere yönelik olarak kimin nerede, ne yapacağına dair herhangi bir talimat yer almamaktadır. Buna rağmen planlanandan 5 saat önce başlatılan darbeye iştirak edenler, organize biçimde örgüt tarafından görevlendirildikleri yerlere gitmiş ve kendilerine tevdi edilen vazifeleri yapmaya çalışmışlardır. Bu kapsamda darbe planının çok önceden detaylı olarak hazırlandığı ve örgüt elemanlarına görevlerinin önceden tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu da söz konusu planın, kısa sürede hazırlanabilecek bir plan olmadığını, asgari birkaç hafta önceden hazırlık yapılarak ve örgüt içinde detaylı olarak koordine edilmeyi müteakip son şekli verilerek kaleme alındığını göstermektedir. Bu kapsamda örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatıyla Mahrem Hizmetler Yapılanması içinde üst düzey yönetici konumunda bulunan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103583 numaralı soruşturma dosyasında şüpheli olarak yer alan Adil Öksüz'ün, darbe girişimine yönelik yapılacak planlama çalışmaları için ilk olarak 27 Aralık 2015 tarihinde Akıncı Üssü'nün de bulunduğu Ankara'nın Kazan ilçesine geldiği, bu ilk gelişin ardından şüphelinin darbegününe kadar tam 12 kez, 27 Aralık 2015, 9 Ocak 2015, 16 Ocak 2015, 30 Ocak 2015, 20 Şubat 2015, 29 Şubat 2015, 14 Mart 2015, 30 Mart 2015, 5 Mayıs 2015, 27 Mayıs 2015, 4 Haziran 2015, 15 Haziran 2015, günü tam olarak tespit edilmeyen Temmuz ayının ve 13 Temmuz 2015 tarihlerinde yine aynı yere seyahatte bulunduğu belirlenmiştir."

Adil Öksüz başkanlığındaki toplantılarda planlama yapıldı

İddianamede, Ankara ile herhangi bir bağlantısı bulunmayan ve darbegirişimindeki rolü dikkate alınarak, Öksüz'ün örgüt tarafından kendisine verilen darbe plan ve organizasyonu şekillendirmek amacıyla bu şehre geldiği kanaatine varıldığı, şüphelinin ayrıca, aynı veya yakın tarih aralıklarında yurt dışına, özellikle örgütün merkezinin bulunduğu ABD'ye de ziyaretlerde bulunduğu anlatıldı.  

Adil Öksüz'ün, 11 Temmuz 2016'da Kemal Batmaz ile aynı uçakla ABD'ye gittiği, 13 Temmuz 2016'da ise Batmaz ile aynı uçakla ABD'den döndüğü belirtilen iddianamede, Öksüz'ün yurt dışına giriş çıkış tarihlerine yer verildi.

İddianamede, "Öksüz'ün özellikle 17 Mart 2016 tarihinde ABD'ye gidip 21 Mart 2016'da ülkeye döndüğü seyahatinde, darbe girişiminingerçekleştirilmesi konusunda nihai kararın alındığı, sembollere ve gizli haberleşmeye çok önem veren örgüt elebaşının, aynı tarihte, uyuyan hücre sistemiyle yapılandırılan örgüt üyelerinin karşısına haki renkli cübbeyle çıkıp, bu kararı örgüt diliyle üyelerine tebliğ ettiği" de aktarıldı.

Bu tarihten sonra Ankara'nın değişik bölgelerinde darbe planlamasına ve tarihine ilişkin toplantılar yapıldığı, bu toplantılardan en geniş katılımlı olanının Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi'nde bulunan, örgüte ait "Empati Danışmanlık" adlı şirket adına, başka soruşturmanın şüphelilerinden Serkan Aydın tarafından kiralanan üç katlı villada yapıldığı, toplantıların temmuz ayının başında başlayıp 10 Temmuz 2016 Pazar gününe kadar devam ettiği bildirildi. 

İddianamede, toplantılara her kuvvetten rütbeli asker ile üst düzey örgüt imamlarının katıldığı, toplantıya katılanlardan tespiti yapılabilen şüpheliler arasında Adil Öksüz, Birol Kurubaş, Bilal Akyüz, Mustafa Barış Avıalan, Sinan Sürer, Gökhan Şahin Sönmezateş, Ömer Faruk Harmancık, Turgay Sökmen, Fırat Alakuş, Ali Osman Gürcan ve Murat Koçyiğit ve Orhan Yıkılkan'ın bulunduğu ifade edildi.

Adil Öksüz'ün başkanlık ettiği toplantılarda öncelikle her kuvvetten darbeci askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaptığı, ardından darbe girişiminin en önemli eylemlerinin detayları, bu eylemlerde görev alacak darbecilerin görev ve sorumluluklarının belirlendiği anlatılan iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın alınması ve bir yerde muhafaza edilmesi, (Huber Köşkünden alınarak hava yolu ile İstanbul’da kısa süre bekletilip, yine hava yolu ile denize açılacak olan gemiye indirilerek muhafaza edilmesi), Başbakan Binali Yıldırım ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın Ankara'dan Özel Kuvvetler timlerince alınarak Akıncılar Hava Üssü'ne getirilerek burada muhafaza edilmesi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın MİT'ten Özel Kuvvetler timlerince alınarak Akıncılar Hava Üssü'ne getirilerek muhafaza edilmesi, Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, TEM Daire Başkanı Turgut Aslan'ın, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç'in, Özel Harekat Daire Başkanı'nın konutlarından jandarma görevlileri tarafından alınarak, Akıncılar'a götürülmesi konularının konuşulduğu, yapılan bütün çalışmalarda TSK içindeki FETÖ mensubu komutanlara aktif görevler verildiği, darbe girişimine katılacak birliklerin komutanlarının örgüt mensuplarından seçildiği, görevlendirilen darbeci unsurlara mümkün olduğu kadar birlik bütünlüğü içinde görev verildiği ancak Özel Kuvvetler Komutanlığından görevlendirilen unsurların tek tek FETÖ mensuplarından yeniden oluşturulduğu, Çakırsöğüt'te bulunan komando tugayının Ankara'ya hava yoluyla getirilmesi ve getirilecek birliklerin Ankara'nın güvenliğini sağlamak ve ihtiyaç olan diğer kuvvetlere takviye verilmesinin kararlaştırıldığı belirlenmiştir."

İddianamede, planlama çalışmalarında ayrıca TSK içinde darbeye ve örgüte destek vermeyecek personelin listesinin yapıldığı, bu konuyla ilgili "Mahrem Hizmetler Yapılanması"ndaki sivil örgüt üyelerinin görüşünün alındığı, isimlerin tespitinden sonra bu isimleri alıkoyacak darbecilerin görevlendirmesinin yapıldığının da tespit edildiği aktarıldı.

Deniz Kuvvetleri ile ilgili darbe girişimine yönelik genel anlamdaki planlamaların, şüpheliler Ömer Faruk Harmancık ve Sinan Sürer tarafından yapıldığı, bu planlamalar kapsamında Türk Donanması'nın yüzde 70'ini oluşturan fırkateyn, korvet ve hücumbot olmak üzere 29 ana muharip gemisinin darbe faaliyetlerine katılmak üzere hazır hale getirildiği belirtildi. 

İzmir'de ayrı toplantılar

İddianamede, İzmir'de gerçekleştirilecek darbe girişimiyle ilgili planlamanın ise genel hatlarıyla ele alındığı, darbe karşıtı askeri personelden kimlerin alınacağı ile ilgili listenin WhatsApp üzerinden gönderilmesinin kararlaştırıldığı, detayların ise İzmir'in değişik semtlerinde yapılan toplantılarda ele alındığı vurgulandı.

Bu çalışmalar sırasında toplantıların lideri konumunda görünen Adil Öksüz'ün, toplantılara katılan örgüt üyelerine namaz kıldırdığı, darbegirişimi günü yapılacak ilk işlerden birinin halen cezaevlerinde bulunan örgüt mensuplarını vakit geçirmeksizin kurtarmak olduğu konusunda talimat verdiği, darbenin halka rağmen başarılı olmayacağını söyleyenleri ise "Bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım. Allah'ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır." mealinde, dini ağırlıklı sohbetlerle cesaretlendirdiği, telefonla görüştüğü Fetullah Gülen'e darbeplanıyla ilgili bilgi verdiği anlatıldı.

İddianamede, toplantıların Ankara Keçiören'de şüpheli Neşet Gülener'in kiraladığı evde, 11 Temmuz 2016 Pazar günü, asker şüpheliler Ertuğrul Terzi, Savaş Kabaklı, Ali Kalyoncu, Orhan Yıkılkan, Bilal Akyüz ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/83705 numaralı soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan Murat Yanık'ın katıldığı toplantıda, darbegirişiminde Ankara'ya yönelik olarak kullanılacak tank ve zırhlı araçların organizasyonunun yapıldığı, plan çerçevesinde başkentin iki bölgeye ayrıldığı, bir bölümünün Zırhlı Birlikler Komutanlığının kontrolünde, diğer bölümünün de Mamak'taki 28. Mekanize Tümen Komutanlığının kontrolünde bulunacağının kararlaştırıldığı bildirildi.

İddianamede, darbenin planlama faaliyetleri kapsamında yapılan toplantılardan birinin de Ankara Batıkent'teki bir evde, 12 Temmuz 2016 Salı günü yapıldığı belirtilerek, asker şüpheliler Muzaffer Düzenli ve Bilal Akyüz ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmanın şüphelileri Uzay Şahin ve Murat Çelebioğlu'nun katıldığı bu toplantıda, darbe girişiminin İstanbul'a yönelik planlamasının yapıldığı bildirildi.

Planlama kapsamında, 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü İstanbul 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantıya ise şüpheliler Özkan Aydoğdu, Uzay Şahin, Murat Çelebioğlu ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında şüpheli sıfatıyla yer alan Kurmay Albay Mehmet Kapan'ın yer aldığı, bu toplantıda "Sabiha Gökçen Havaalanı'nın kontrol edilmesi, kontrolü Kuleli Askeri Lisesi'ne verilen iki boğaz köprüsünün takviye edilmesi, Üsküdar Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün kontrol altında tutulması, Telekom Acıbadem Şubesinin ablukaya alınması, TEM ve E-5 yollarının bağlantılı noktalarının kontrol altında tutulması"na ilişkin stratejiler belirlenip, kararlar alındığı aktarıldı.

Cumhurbaşkanlığı Muhafız alayında, 15 Temmuz 2016 tarihinden önceki günlerde şüpheli Muhsin Kutsi Barış'ı ziyaret edenler ve toplantı yapanlar arasında, hepsi darbe faaliyetine katılmaktan şüpheli durumda bulunan Ümit Gencer, Orhan Yıkılkan, Osman Kılıç, Bilal Özmen, Harun Olgun, Halit Kazancı, Ertuğrul Bozçal, Fırat Alakuş, Muhammet Tanju Poshor, Ali Yazıcı, Tarık Görener, Bilal Bayram, Ertuğrul Yavuz, Uğur Karaca ve Ahmet Otal'ın yer aldığı bilgisi de iddianamede yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik girişimlerin planlanması 

İddianamede, darbe planının Kara Havacılık Komutanlığı ile ilgili bölümüne yönelik toplantılarından birinin, 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü, Aşağı Yahyalar Mahallesi Yenimahalle'de bir evde yapıldığı, bu toplantıya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başka bir soruşturmasının asker şüphelileri Taha Fatih Çelik, Özcan Karacan, İlkay Ateş, Erdal Başlar ve kimliği belirlenemeyen bir şahsın katıldığı, bu toplantıda, darbe faaliyetinin 16 Temmuz 2016 Cumartesi saat 03.00'de başlayacağı bilgisinin paylaşıldığı kaydedildi.

Bu toplantının ertesi günü 14 Temmuz 2016'da yine aynı evde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü başka soruşturmanın asker şüphelileri Murat Bolat, Halil Gül, Özcan Karacan, Okan Kocakurt ve özel kuvvetlerden kimliği tespit edilemeyen 4 asker şahsın toplandığı belirtilen iddianamede, toplantıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öncelikle İstanbul'dan SAT/SAS komandolarınca alınmasının planlandığı aktarıldı.

Ancak Erdoğan'ın Marmaris'e gitmesi nedeniyle bu planın bozulduğu, bunun üzerine yapılan yeni plana göre, İstanbul'da bulunan 4. Kara Havacılık Alayından kalkacak Skorsky helikopterlerin İzmir Çiğli'ye ineceği, 3. Kara Havacılık Alayı'ndan 3 adet Cougar personel taşıyıcı helikopterin de bu ekiple Çiğli'de buluşacağı ve ayrıca Çiğli'deki 3 Cougar helikopterinin de bu ekibe dahil olup yaklaşık 80-90 kişilik bir filo oluşturulacağı aktarılan iddianamede, böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'te tatil yaptığı otelden alınacağı, yer tespitinde sorun yaşanırsa Amerikalılardan yardım alınabileceğinin tasarlandığı kaydedildi.

MİT Müsteşarının Yeni Mahalle'de bulunan konutundan 1 Skorsky ve 2 Cougar helikopterinin personeli tarafından alınacağı, ikamete girerken konutun iki metrelik demir bahçe kapısının saldırı tipi bir helikopter olan Kobradan yapılan atışlarla vurulacağı, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Başbakan Binali Yıldırım'ın ise yine konutlarından alınacağına yönelik planlara ilişkin görüşmeler yapıldığı kaydedildi.

 Diğer bir toplantının ise Ankara'da tespit edilemeyen bir evde, şüpheliler Gökhan Şahin Sönmezateş, Osman Kılıç ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma dosyasıyla ilgili hakkında Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan Şükrü Seymen'in katılımıyla gerçekleştiği, yapılan bu toplantıda da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kaçırılma planının detaylarının görüşüldüğü bildirildi.

Ayrıca Yenimahalle, Keçiören Ayvalı Mahallesi, Mebusevleri Mahallesi, Çankaya Cevizlidere Mahallesinde belirlenen adreslerde de darbe planının detaylarına yönelik, katılımcıları tespit edilmeyen toplantılar yapıldığının belirlendiği kaydedildi.

Hava Kuvvetleri planlaması Akıncı Üssü'nde yapıldı

İddianamede, Hava Kuvvetleri ile ilgili darbe girişimine yönelik genel anlamdaki planlamaların ise Akıncı Üssü'nde, şüpheliler Akın Öztürk, Kubilay Selçuk, Hakan Evrim ve Ahmet Özçetin tarafından yapıldığı, bu ayrıntıların Akıncı Üssü'ne yönelik soruşturma dosyasında incelendiği bildirildi. 

Muharip Hava Kuvveti Komutanlığının, 13 Temmuz 2016 tarihli "Temmuz 2016 Ayı Karşılıklı Hizmet Planı Değişiklik-2" yazısıyla aylık planı yapılan ve yayımlanan "Aylık Karşılıklı Hizmet Planı"nda değişiklik yapıldığının tespit edildiği de vurgulanan iddianamede, bu değişikliğe ilişkin bilirkişi raporunda, aylık karşılıklı hizmet planının bir önceki ay sonuna kadar veya ilgili ayın ilk günlerinde yayımlanmasının gerektiği, bu planın bir eğitim planı olduğu, pilotların farklı meydanlara iniş eğitimleri ve iniş yapılan meydandaki uçak bakım personelinin söz konusu uçaklara bakım yapması ve mühimmat yüklemesi eğitimlerinin tazelenmesi maksadıyla uygulandığı belirtildi.

İddianamede, değişiklikle aylık karşılıklı hizmet planına 4. Ana Jet Üs Komutanlığından iki adet ikili F-16 kolunun ilave edildiği, ayrıca bu uçaklar ile 4. Ana Jet Üs Komutanlığına, 8. (Diyarbakır) ve 9. (Balıkesir) Ana Jet Üs Komutanlıklarından havadan yere atış yapılırken, hedef işaretlenmesinde kullanılan sniper podlarının, darbe girişiminde kullanılmak üzere transfer edildiği anlatıldı.

Darbe gecesi kullanmak için 10 hat ve telefon 

İddianamede, ayrıca, sivil örgüt üyesi şüpheli Ali Irmak'ın, örgütün eylemlerinde kullanmak üzere sürekli olarak açık telefon hattı satın aldığı şüpheli Ramazan Cömert'ten 10 adet başka kişiler adına kayıtlı telefon hattı ile cep telefonu cihazı satın aldığı, daha sonra bu hat ve cihazları darbegirişiminde etkin rol alan şüphelilere dağıttığı bildirildi.

Bu hatlardan Bekir Küçük adına kayıtlı GSM hattının, 15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde Genel Kurmay Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Albay olarak görev yapan Konsey Üyesi şüpheli Osman Kılıç tarafından kullanıldığı, yine Küçük adına kayıtlı bir başka hattın aynı tarihlerde Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Yarbay olarak görev yapan ve Genelkurmay Karargahında darbe faaliyetlerini gerçekleştiren Murat Korkmaz'ın kullandığı ortaya çıktı.

Alınan bu telefonlardan Uğur Cömert adına kayıtlı hattın ise 15-16 Temmuz 2016'da Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Albay olarak görev yapan ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında darbe faaliyetlerini gerçekleştiren şüpheli Harun Olgun tarafından kullanıldığı belirlendi. 

Yine Uğur Cömert adını alınan üç telefonun darbe gecesi Özel Kuvvetler Komutanlığında Albay olarak görev yapan ve aynı yerde darbefaaliyetlerini gerçekleştiren Ümit Bak, Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Albay olarak görev yapan konsey üyesi şüpheli Fırat Alakuş, diğer hattın ise Cumhurbaşkanlığı Yaveri Kurmay Albay olarak görev yapan konsey üyesi şüpheli Ali Yazıcı tarafından kullanıldığı tespit edildi.

Berna Dündar adına kayıtlı GSM hattını 15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Albay olarak görev yapan ve Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunan ekipte yer alan Şükrü Seymen'in, Hatice Kara adına kayıtlı diğer iki hattın ise darbegecesi, Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanlığında Tuğamiral olarak görev yapan konsey üyesi şüpheli Sinan Sürer, diğerinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Tuğamiral olarak görev yapan konsey üyesi şüpheli Ömer Faruk Harmancık tarafından kullanıldığı belirlendi. Hatice Kara adına kayıtlı bir hattın ise kullanıcısının tespit edilemediği aktarıldı. 

İddianamede, "Darbe girişiminin başlama tarih ve saatinin, darbe planlarını onaylayan örgüt elebaşı Fetullah Gülen tarafından, 16 Temmuz 2016 günü saat 03.00 olarak belirlenip, Pensilvanya'daki ikametinden örgüte Adil Öksüz aracılığıyla tebliğ edildiği anlaşılmıştır" tespiti yer aldı.

"FETÖ'nün 27 Mayıs Darbesinden örnekler aldığı anlaşılmaktadır"

İddianamede, soruşturma sırasında Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin kimlerden oluştuğuna yönelik bir belge veya ifadeye rastlanmadığı, ancak bazı şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçen 27 Mayıs Darbesine ilişkin belge ve kitapların incelenmesinde örgütün, bu darbenin organizasyonu ile ilgili bazı örneksemeler yaptığı, ideolojileri dışında her iki olay arasında şekli bakımdan benzerlikler bulunduğunun görüldüğü kaydedildi.

Darbe girişiminin planlama ve icra safhalarında 27 Mayıs Darbesinden örnekler alındığı açıklanan iddianamede, "TSK personeli FETÖ mensuplarının başında, kalkışmanın başarıya ulaşması için gerekli olan, önceden kesin olarak belirlenmiş orgeneral seviyesinde bir komutanın bulunmaması, darbenin planlaması, organizasyonu, sevk ve idaresinde genellikle kurmay yarbay, kurmay albay ve tuğgeneral rütbesindeki personelin görev alması, her iki darbenin başlangıç saatinin normal koşullarda saat 03.00 olması, 27 Mayıs darbe bildirisindeki 'Yurtta Sulh' vurgusu, Yurtta Sulh Konseyinin üye sayısının da Milli Birlik Komitesindeki gibi 38 olması gibi hususlar dikkate alındığında, FETÖ'nün yine askeri hiyerarşiye uyulmadan yapılan ancak başarıya ulaşan 27 Mayıs Darbesinin planlama ve icra safhalarından örnekler aldığı anlaşılmaktadır." ifadelerine yer verildi. 

Her iki olay arasında ideolojik açıdan kesin olarak farklılıklar bulunduğunun ise tartışma götürmez bir olgu olduğu tespitine yer verilen iddianamede, şunlar kaydedildi: 

"15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren, asker elbisesi giymiş ve örgütsel bağı olan terörist robotların amacı, her türlü silahı da kullanmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek ve bu süreç tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri, FETÖ'nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik (aristokratik) özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek iken, 27 Mayıs darbesini yapan ve herhangi bir örgütsel bağı bulunmayan cuntacı askerlerin amacı ise kısmen rejim içinde kalarak, uygulamalarından memnun olmadıkları demokratik yöntemlerle ve milli iradeyle seçilmiş meşru hükümeti devirmektir. Hal böyle olunca, darbenin başarılı olmasından sonra Milli Birlik Komitesinin isim isim oluşturulmasında olduğu gibi 15 Temmuz darbe girişiminin başarılı olması halinde Yurtta Sulh Konseyinin içinin doldurulacağı yönünde bir kanaat oluşmuşsa da, 15 Temmuz 2016 akşamı darbe girişimi adı altında Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısını gerçekleştiren ve hücre tipi yapılanmaya sahip FETÖ'nün, böylesine büyük çaplı bir eylemi planlayan, sevk ve idare eden mensuplarının, tam bir dayanışma ve birliktelik içinde, Yurtta Sulh Konseyi adını verdikleri yapılanmanın birer üyesi olarak fiillerini işledikleri ve örgütün yapısının ayrıntılı olarak incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, her biri 'öğrenci' konumunda bulunan şüpheli askerlerin, örgüt tarafından verilen emirleri harfiyen yerine getirme yükümlülüklerinin bulunması ve görev yaptıkları birimlerin stratejik önemi dikkate alınarak, tıpkı atama listelerinin hazırlanmasında olduğu gibi, Konsey üyelerinin de üst düzey sivil örgüt yöneticileri tarafından, darbe eylemlerini organize, sevk ve idare etmek için belirlendikleri kanaatine varılmıştır."

İddianamede, Konseyde sivillerin de olabileceği düşünülse de bu yapılanmanın tamamen askerlerden teşekkül edildiğinin anlaşıldığı ve darbegirişiminin başarılı olması halinde, Türkiye'yi yönetme aşamasına gelinceye kadar Konseyin başkanlığını üstlenecek kişinin devlet başkanı olarak görev yapacağı konusunda kesin bir kanaat oluştuğu belirtilerek, "Sözde sıkıyönetim direktifi ve darbe girişimine yönelik diğer bildirilerde, 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbe bildirilerinde açıkça vurgulanan, 'yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar, geçici bir süre için yasama ve yürüme yetkilerinin kullanılacağı' açıklamasının yapılmaması, örgütün Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsızlığını zayıflatmak ve birliğini bozmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve bu düzen yerine kendi ideolojisi ile donatılmış oligarşik (aristokratik) özellikler taşıyan bir zümre eliyle devleti yönetmek amacıyla menfur darbegirişiminde bulunulduğunun en büyük kanıtı olmuştur." değerlendirmesinde bulunuldu. 

Yurtta Sulh Konseyi'nin, 84 darbeci askeri "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirdiği, 413 kişilik sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesi ile kritik askeri ve sivil makamlar için 450 kişilik atama listesi hazırladığına işaret edilen iddianamede, atamaların örgütün en üst düzeydeki sivil ve askeri mensuplarınca ortaklaşa hazırlandığı, yüzlerce örgüt mensubunun mesleki ihtisas ve tecrübeleri göz önüne alınarak görevlendirilmesinin örgütün en üst düzey üyelerinin koordinesi olmadan mümkün olmadığı belirtildi. 

Şüpheliler Cemil Turhan ve Mehmet Partigöç'ün atama listelerine ilişkin darbe mesajını hazırlayan ve müsaade eden bölümünde imzaları bulunduğu ifade edilen iddianamede, bu iki personelin, bu listelerin hazırlanmasında görev aldıkları ve örgüt içerisindeki hiyerarşilerinin üst düzeyde olduklarının ortaya çıktığı da aktarıldı. 

Bazı personelin TSK içerisindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaşı, tecrübesi ve mevcut rütbesi ile son derece uyumsuz çok üst düzey sivil ve askeri görevlere atandığının tespit edildiği, bu durumun TSK'nın resmi hiyerarşisi ile örgütün hiyerarşisinin farklı olduğunu ve söz konusu personelin, örgütün sivil otoriteleri tarafından özellikle seçildiğini ortaya koyduğu kaydedildi.

FETÖ'nün darbe için harekete geçme saatinin 16 Temmuz 2016 saat 03.00 olarak belirlendiği, bu minvalde darbeyi planlayan ve icra eden ekipte yer alan Kurmay Albay Mustafa Barış Avıalan'ın saat 13.38'de mesaiye gelerek çalışma odasında Mehmet Partigöç ve Cemil Turhan ile görüştüğü belirtildi.

Avıalan'ın daha sonra gece boyu faaliyetlerini sürdüreceği 4. Ana Jet Üssü'ne gittiği aktarılan iddianamede, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığında görevli Korgeneral Metin İyidil, şüpheliler Doğan Öztürk, Orhan Yıkılkan, Cemil Turhan, Gökhan Eski ve Partigöç arasında sıklıkla görüşmeler yapıldığı anlatıldı.

İddianamede, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak'ın, YAŞ hazırlıkları kapsamında Genelkurmay Başkanı Orgenaral Hulusi Akar ile çalışma yapmak üzere karargaha giriş yaptığı saat 16.10 sıralarında örgüt üyesi bir subayın MİT Müsteşarlığına giderek, "örgüt üyesi askerler tarafından Müsteşar Hakan Fidan'ın alınmasına ve kuruma bir saldırı olacağına" yönelik ihbarda bulunduğu belirtildi.

Fidan'ın ihbarı ciddiye alarak Orgeneral Yaşar Güler ile görüştüğüne yer verilen iddianamede, Fidan'ın karargaha çağrıldığı, karargahta Orgeneraller Salih Zeki Çolak, Hulusi Akar, Yaşar Güler ile bir araya geldiği ve Akar'ın Çolak'tan Kara Havacılık Komutanlığına giderek uçuşlara izin vermemesini istediği kaydedildi.

İddianamede, Hulusi Akar'ın, saat 18.30'da Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezini arayarak, "havada bulunan araçlarının indirilmesi" emrini verdiği, bu hususların, Başbakanlık Koordinasyon Merkezi ile Devlet Bilgi Koordinasyon Merkezine iletildiği, söz konusu emrin hava sahasının kapatılmasına yönelik değil, havadaki araçların indirilmesine yönelik olduğu aktarıldı.

Bu emir üzerine o sırada havada bulunan 4 İHA/İKU, 2 ulaştırma, 7 helikopter, eğitim uçuşu yapan 14 araç, 2 Suriye CAP uçağı, 2 kurye ve 2 F16 olmak üzere toplam 33 hava aracının inişinin sağlandığı, 4 İHA/İKU ve 2 Suriye CAP uçağının da terörle mücadele kapsamındaki görevleri nedeniyle uçuşlarına izin verildiği bildirildi.

MİT Müsteşarı Fidan'ın da bu esnada Marmaris'te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı bilgilendirmek amacıyla aradığı, ulaşamayınca koruma müdürüyle görüşerek Erdoğan'ın güvenliği ile ilgili bir problemin olup olmadığını ve ilave güvenlik tedbirine ihtiyaç duyup duymadıklarını sorduğu belirtilen iddianamede, saat 19.26'da Yaşar Güler'in Özel Kalem Müdürü şüpheli Kurmay Yarbay Bünyamin Tuner’in, Partigöç'ün odasına giderek komutanlar ile Fidan arasındaki görüşmeler hakkında bilgi verdiği kaydedildi.

İddianamede, Genelkurmay Başkanlığı Karargahında yaşananlar şöyle anlatıldı:

"Saat 20.09'da Hulusi Akar'ın makamından çıkan Fidan'ı gören İlhan Talu, Cemil Turhan'a Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Çolak'ın Kara Havacılık Komutanlığına gittiğini, FETÖ mensubu personelle ilgili tutuklamaların hemen başlayacağını söylemiştir. Tüm bu olanlar karşısında yapmış oldukları darbe planının sekteye uğraması ve bundan daha önemlisi, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında alınan itirafların Kara Havacılık Komutanlığı personelinin deşifre olmasını sağlamaya yönelik olması ve Kara Kuvvetleri Komutanı'nın Kara Havacılık Komutanlığına gitmesi, ayrıca Genelkurmay Başkanı'nın askeri savcıları karargaha davet etmesi nedenleriyle, karargah içindeki darbeci grup paniğe kapılmıştır. Kendilerinin ve darbe hazırlığı yapan diğer örgüt üyelerinin tutuklanacağı endişesi içinde, Adil Öksüz ve diğer sivil örgüt üyelerinin de bilgisi dahilinde FETÖ mensubu olan Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin koordinesiyle, 16 Temmuz saat 03.00 olarak belirlenen darbe faaliyeti, 15 Temmuz saat 20.30 sıralarında başladı."

Tümgeneral Mehmet Dişli'nin darbenin gece saat 03.00’te başlayacağını düşünerek karargahtan saat 20.07’de ayrıldığı, saat 20.46'da özel aracıyla yeniden karargaha döndüğü belirtilen iddianamede, Dişli'nin elinde "bond tipi" çantayla 4 numaralı kapıdan kartını okutmadan geçtiği, bu saatten sonra faaliyetin Mehmet Partigöç, Orhan Yıkılkan, Ramazan Gözel, Mehmet Dişli tarafından organize edildiği bildirildi.

İddianamede, şu tespitlere yer verildi:

"Saat 20.51'de ise Dişli ve Yıkılkan'ın komuta katına doğru çıktıkları, saat 21.00 sıralarında önce Mehmet Dişli'nin, Hulusi Akar’ın makam odasına girdiği, burada kendisine, 'Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz.' diyerek darbeyi tebliğ ettiği, bunun üzerine Hulusi Akar'ın söylenenlere tepki göstererek bu girişimi hiçbir şekilde desteklemediğini net olarak belirttiği, Genelkurmay Başkanı'nın bu duruş ve söyleminin, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının en büyük nedenlerinden biri olduğu, buna rağmen Dişli’nin geri adım atmadığı, odanın dışına çıkarak hazır durumda bekleyen ekibe komutana müdahale etmeleri emrini verdiği anlaşıldı."

Akar'ın Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Ramazan Gözel, Kurmay Albay Orhan Yıkılkan, Yüzbaşı Serdar Tekin, Başçavuş Abdullah Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Emir Subayı Yarbay Levent Türkkan tarafından derdest edildiği belirtilen iddianamede, Akar'ın derdest edildiği sırada havlu benzeri bir cisimle ağzı ve burnunun kapatıldığı, ellerinin plastik kelepçeyle bağlandığı, Akar'ın elindeki tabancayı kendisine doğrultup tehdit içeren sözler söyleyen Türkkan'a, "Sık ulan." diyerek tepki gösterdiği anlatıldı.

Akıncılar Üssü'nden gelen 33 Özel Kuvvetler personeline şüpheli Korgeneral İlhan Talu tarafından yol gösterildiği aktarılan iddianamede, darbecilerin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'i makam odasında etkisiz hale getirdiği, Güler'in, komuta katından elleri ve gözleri bağlı şekilde 5 Özel Kuvvet personeli eşliğinde koridorda yerlerde sürüklenerek götürüldüğü bildirildi.

İddianamede, o gece nöbetçi olan ve durumu fark eden Muhafız Tabur Komutanı Yarbay Osman Tolga Kılıçarslan'ın darbecilere direnmesi neticesinde vurulduğu, bunu gören Nizamiye Takviye Nöbetçi Subayı Üsteğmen Muhammet Reşit Budak'ın da Kılıçarslan'ı vuran darbeci Mehmet Akkurt'u vurarak öldürdüğü kaydedildi.

Komuta Harekat Merkezi ele geçirildi

Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Özkürkçü'nün darbeci Ramazan Gözel'in talimatıyla saat 21.24'te derdest edildiği, bu saatten sonra da Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezi ve Muhabere Merkezinin darbecilerce ele geçirildiği ifade edilen iddianamede, darbecilerin emirlerinin de bu merkezlerin ele geçirilmesiyle birliklere, bakanlıklara gönderildiği belirtildi.

Kara Havacılık Komutanlığında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar ile denetim yapan Salih Zeki Çolak'ın da karargaha girdikleri sırada darbeci Özel Kuvvet personelinin desteğiyle derdest edildiği vurgulanan iddianamede, bu sırada Çolak'ın koruma müdürü Yüzbaşı Burak Akın'ın bacağından yaralandığı, Özel Kuvvet personeli Binbaşı Adnan Arıkan tarafından hedef gözetilerek yapılan atış sonucunda da Akın'ın tekrar vurulduğu bildirildi.

Bu olaylar yaşanırken Akıncı Üssü'nden kalkan 4 F-16 uçağının darbefaaliyeti kapsamında Ankara üzerinde alçak uçuş yapmaya başladığı, saat 22.17'de derdest edilen generaller Salih Zeki Çolak, İhsan Uyar, Ertuğrul Gazi Özkürkçü ve Yunus Can'ın helikopterle Akıncı Üssü'ne götürüldüğü, aynı helikopterin ikinci kez geldiği Genelkurmay Karargahından ise bu sefer darbecilere direnen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın, darbeci Mehmet Dişli nezaretinde Akıncı Üssü'ne götürüldüğü bilgisine yer verildi.

"Hukuki dayanaktan yoksun"

İddianamede, bazı şüphelilerin kendilerinin tatbikat yapılacağı bahanesiyle olayın içine sokulduğuna dair savunmalarının, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere hukuki dayanaktan yoksun olduğu vurgulandı.

Hulusi Akar'ın karargahtan tahliyesinin ardından Mehmet Partigöç'ün, Akın Öztürk'ün emir Astsubayı İsmail Keskin'in telefonunu aradığı belirtilen iddianamede, "Partigöç'ün, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın ikna edilememesi ihtimaline göre, darbe girişiminin başarılı olması halinde darbeci teröristlerin atama listesinin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, örgütün Genelkurmay Başkanlığına getirilmesine karar verdiği YAŞ Üyesi Akın Öztürk'e gece boyunca derdest edilen komutanların toplanacağı ve darbe faaliyetlerinin sürdürüleceği Akıncı Üssü'ne geçebileceğini söylediği anlaşılmıştır." denildi.

Daha sonra Orgeneral Akar ve Güler'in, Akıncı Üssü'ne götürüldüğü ifade edilen iddianamede, bu sırada TRT'den zorla darbe bildirisinin okutulduğu anımsatıldı.

Karargahta ise saat 00.17'de rehin alınan 42 personelin sosyal tesisler bölgesinden spor salonu istikametine tek sıra halinde götürüldükleri, saat 00.21'de diğer komutanların da Akıncı Üssü'ne götürüldüğü anlatılan iddianamede, personelin rehin alınması ve etkisiz hale getirilmesi eylemlerinin, TCK’nın 317. maddesinde düzenlenen "askeri komutanlıkların gasbı" suçunun unsurları içinde değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

"Korsan darbe bildirisi"

İddianamede, TRT'de okutturulan korsan darbe bildirisinin tam metninin saat 00.45’de Genelkurmay Başkanlığının resmi internet sitesinden yayımlandığı anlatılarak, "Bu metnin Ramazan Gözel'e ait olduğu değerlendirilen 'ramazangozel@yahoo.com' adresinden, 'ozlklmbsn@gmail.com' adresine, bu adresten Muzaffer Çoban’a ait 'cobanmuzaffer@gmail.com' adresine gönderildiği, saat 23.48'de ise yayınlanan korsan darbe bildirisinin metninin, 'cobanmuzaffer@gmail.com' adresinden 'basin@kkk.tsk' adresine gönderildiği belirlenmiştir." ifadelerine yer verildi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın saat 00.24'te televizyon kanallarına bağlanarak halkı meydanlara davetinin ardından karargahın çevresinde toplanan vatandaşların sayısının arttığına işaret edilen iddianamede, saat 00.52'de 28. Mekanize Tümen Komutanlığına ait tankların güney nizamiye girişine geldiği, bu sırada dışarıda bulunan polis aracının bir tank tarafından ezildiği belirtildi.

İddianamede, güney nizamiyenin batı yönünde darbe faaliyetine karşı çıkmak amacıyla tankların karşısında duran "Yusuf Çelik" isimli vatandaşın ise darbeci tank personelinin açtığı ateş sonucu sol göğüs bölgesine aldığı tek isabetle şehit olduğu, ardından saat 01.32'de 'Kobra' aracına alınarak karargah içinde bulunan Ayyıldız Caddesi üzerine bırakıldığı anlatıldı.

Saat 01.18’de Kara Harp Okulunda görevli Bando Başçavuş Ziya İlhan Dağdaş'ın ise darbe faaliyetini öğrenir öğrenmez silahsız olarak karargahın önüne geldiği, burada tankların önüne geçerek darbecilerle mücadeleye başladığı aktarılan iddianamede, nizamiye önünde bekleyen darbeci personelle tartışmaya girdiği, karargahın içinden açılan yoğun ateşe rağmen darbecilere karşı direnişini sürdürdüğü, saat 01.29’da şehit olduğu bildirildi.

Saat 01.45’te Genelkurmay Destek Kıtaları Komutanı Albay Cengiz Aydın’ın, darbe faaliyetine katılmak için Kara Harp Okulu ve Muhafız Alayından gelen personele, nöbet kulelerinin takviye edilmesi amacıyla personeline silah ve hücum yeleği dağıttığı aktarılan iddianamede, saat 02.21'de darbegirişimine karşı mücadele eden sivil halkın Genelkurmay Karargahına girdikleri, saat 02.25’te de doğu çıkış kapısında toplanan vatandaşların büyük demir kapıyı kırarak kışlaya giriş yaptığı kaydedildi.

İddianamede Genelkurmay Kışlasına helikopterle 7 sorti yapıldığı, Kara Harp Okulunda eğitim gören 161 kursiyerin, darbe faaliyeti kapsamında helikopterle kışlaya indirildiği, burada Gökhan Eski ile Oktay Felekoğlu tarafından yönlendirildikleri belirtildi.

Karargaha giren ve genel sekreterlik katına çıkan vatandaşlara 02.45'te Sinan Sürer, Abdurrahim Aksoy, Gökhan Balcı ve Mustafa Mengi tarafından açılan ateş sonucu Resul Kaptancı ve Mesut Acu'nun şehit olduğu anlatılan iddianamede, eyleme, diğer şüpheliler Recep Özkan, Asım Şanöz, Vahap Kavaker, Bünyamin Tuner, Emin Anar, Talha Atınel, Suat Sağlam, Murat Bingül, Serhat Pahsa, Fırat Alakuş, Serkan Cancan, Cahit Kukey ve Ahmet Yıldız'ın da maktulleri fiili hakimiyetleri altına almak suretiyle "fail" olarak katıldıkları kaydedildi.

Darbeci personelin açtığı ateş sonucu yaralananların vatandaşlarca dışarı çıkarıldığı, saat 02.37'de halkın büyük kısmının, saat 02.47'de ise karargah içinde kalan son grup vatandaşın kışladan çıktığı ifade edildi.

İddianamede aynı saatlerde Jandarma Genel Komutanlığı ile Genelkurmay Kışlası arasında toplanan vatandaşlara helikopterlerden ateş edildiği, karargah içinde vurularak şehit olan ve yaralanan 7 vatandaşın doğu çıkış kapısı önüne bırakıldıkları belirtildi.

Saat 03.10’da Genelkurmay Başkanlığının resmi internet sitesinden Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimine bütünüyle el koyduğu, uluslararası anlaşmaların geçerli olduğuna dair üçüncü korsan basın açıklamasının yayımlandığı anımsatılan iddianamede, gece boyunca karargaha helikopterlerce 16 sorti yapıldığı bildirildi.

"Görüntüler imha edildi"

İddianamede saat 06.11'de poşet, kutu gibi muhtelif taşıma vasıtalarıyla Genelkurmay Karargah binasına ait görüntülerin kaydedildiği belleklerin, tankların park halinde bulunduğu Ayyıldız Caddesi'ne getirildiği ve 092660 plakalı tank altında ezildikleri, daha sonra ise doldur boşalt istasyonu bölgesine götürülerek yakıldıkları anlatıldı.

Saat 06.50'de Genelkurmay Başkanlığının resmi internet sitesinden Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yurtta Sulh Harekatı’na kararlı bir şekilde devam ettiğine dair dördüncü korsan basın açıklamasının yayımlandığına yer verilen iddianamede, darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını kabul eden bir kısım darbeci personelin saat 10.22'de kışlayı terk etmeye başladıkları, saat 10.25’de Polis Özel Harekat görevlilerinin darbecilerin gözaltı işlemlerini yapmak üzere güney nizamiyeden kışlaya girdiği belirtildi.

Daha sonra teslim olmaların başladığı anımsatılan iddianamede, darbeci personelin etkisiz hale getirilmesi ve darbe eylemlerini sonlandırmak üzere Albay Oğuz Tozak komutasındaki Özel Kuvvetler personelinin kışlaya gönderildiği, saat 13.22'de gözaltı işlemlerinin başladığı ifade edildi.

Darbe girişiminde 8 binden fazla askeri personelin, 35 uçağın, 37 helikopterin, 74 tankın, 246 zırhlı aracın ve 4 bine yakın hafif silahın kullanıldığı bilgisine yer verilen iddianamede, bu eylemler sonucunda 172'si sivil, 4'ü asker, 63'ü polis olmak üzere 250 vatandaşın şehit olduğu, 23'ü asker, 154’ü polis 2 bin 735 vatandaşın yaralandığı bildirildi.

Darbe girişimiyle başta Genelkurmay Karargahı olmak üzere devletin demokratik değerleri ve kurumlarına ait binalar bombalanarak ülkenin teslim alınmaya çalışıldığına işaret edilen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Bu girişim, TSK'nın tarihine kara bir leke olarak sürülmüş olmakla birlikte, TSK’nın vatansever, milli, demokrasiye inanan ve ettiği yemine sadakatle bağlı komutanları ve personelinin üstün gayreti, kahraman Türk milletinin demokrasiye inancı ve bağlılığının TSK’ya güveniyle birleşmesi neticesinde örgüte destek veren yabancı güçlerin de her türlü müdahalesine rağmen akamete uğratılmıştır. Türk tarihi içerisinde devlet ve ordu bürokrasisi, devletin, tarikat ve benzeri yapıların etkisinden uzak tutulmasına özen gösterildiği bir geleneğe sahiptir.

Osmanlı tarihinde aynı zamanda halife unvanını taşıyan padişahların bile devlet kurumlarında belli bir inancın egemen olmasını engellemeye yönelik tedbirler aldığına dair birçok örnek bulunmaktadır. Başlangıçta kendi halinde, Nakşibendi/Halidi gelenekten gelen, 'Nur talebeliği' iddiası ve görünümüyle ortaya çıkan ancak hem kurucusunun en başından beri taşıdığı sapkın ideoloji hem ilham aldığı geleneğin kendi iç dinamikleri hem de çok çeşitli harici faktörler sonucu devletin başına bela olan, onun varlığına tasallut edecek kadar cüret kazanan FETÖ, ülkeyi 15 Temmuz sürecine taşımıştır. Bu husus küresel devletlerin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti üzerindeki hesaplarından ve çıkarlarından bağımsız değerlendirilmemelidir."

FETÖ’ye mensup hainlerin tarih boyunca başka hiçbir milletin maruz kalmadığı bir ihanet örneği sergilediğine işaret edilen iddianamede, "Köprülüler dönemi Kadızadeliler Hareketi, II. Abdülhamit döneminde Said-i Nursi'nin zararlı faaliyetlerinden dolayı bizzat padişah direktifi ile tutuklanması ve akıl hastanesine kapatılması, bu hususa örnek gösterilebilir." ifadelerine yer verildi.

TSK içinde 40 yılı aşkın süredir yuvalanan hain terör örgütü mensuplarının, TSK’nın sahip olduğu silah gücü nedeniyle, bu olayda en önemli ve öncelikli vasıta olarak TSK'yı kullandığı vurgulanan iddianamede, "Evlatlarını eline kına yakarak vatanına kurban olsun diye askere gönderen, şehitlerini 'Vatan sağ olsun.' diyerek karşılayan milletimiz, her türlü fedakarlığı yaparak ödedikleri vergilerle alınan silahların namlularından çıkan kurşunlarla şehit olmuştur." değerlendirmesinde bulunuldu.

İddianamede "haşhaşi" nitelemesi yapılan FETÖ'nün faaliyetlerinden en çok etkilenen kurumun TSK olduğuna işaret edilerek, silah arkadaşlarına, korumaya yemin ettiği vatandaşlarına, sadakat yükümlülüğü taşıdığı devletine silah kullanacak hale gelmiş/getirilmiş bu militan kadronun tasfiyesi yanında, gelecek nesillerin aynı tehlikelere düçar olmasını önleyecek tedbirlerin alınmasının TSK için hayati önem taşıyan zorunluluk olduğu vurgulandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, darbecilerin "Yurtta Sulh Konseyi"nin, şehit Astsubay Ömer Halisdemir'in vurduğu darbeci tuğgeneral Semih Terzi ile 38 isimden oluştuğu belirtildi.​ 

Yurtta Sulh Konseyi içinde yer alan şüphelilerden Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Ahmet Bican Kırker, örgüt tarafından hazırlanan sözde atama listesinde Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığına getirildi.

Darbe planı içinde iki bölgeye ayrılmasına karar verilen Ankara'yı kontrol edecek birliğin başına ataması yapılan Bican, darbe girişimi sırasında Zırhlı Birlikler'e giderek komutayı devraldı.

İddianamede şüphelilerden Ahmet Özçetin'in 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı, darbecilerin önemli güçlerinden olan Hava Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonunu, sevk ve idaresini gerçekleştiren ekibin içinde bulunduğu, olay günü hava harekatının merkezi olan Akıncı Üssü'nde, ülke çapında eyleme katılan uçak ve pilotları yönlendirmek suretiyle darbe girişimine aktif olarak katıldığı belirtildi.

İddianameye göre, firari şüpheli eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel İşlem Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Kalyoncu hakkında, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga'nın kaçırılması eyleminden dolayı kamu davası açıldı. 

Örgüt tarafından hazırlanan sözde atama listesinde 28. Mekanize Tugay Komutanlığına, ayrıca Ankara İl Sıkıyönetim Komutan Yardımcılığına getirilen Kalyoncu'nun, darbe planı ile organizasyonun yapıldığı toplantılara aktif olarak katıldığı, olay günü de sözde atama yeri olan ve darbe günü şehri işgale yönelik çok sayıda zırhlı araç ve tankın çıktığı 28. Mekanize Tugay Komutanlığına gidip, birliğin komutasını alarak darbe faaliyetlerini gerçekleştirdiği bildirildi.

Jandarma Genel Komutanlığında 1. Jandarma Komando Tugay Komutanı olarak Tuğgeneral rütbesiyle görev yapan Ali Osman Gürcan, örgüt tarafından hazırlanan sözde atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğüne getirildi. İddianameye göre Gürcan, 6-7-8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde Ankara Konutkent'te bulanan villada, darbe girişimini Akıncı Üssünden yöneten firari Adil Öksüz liderliğinde gerçekleştirilen ve darbe planı ile ilgili organizasyonun yapıldığı toplantılara katıldı.

Başında bulunduğu birliğin darbe emirleriyle Ankara'ya çağrılması üzerine Gürcan'ın, yaklaşık 300 komandonun bulunduğu 2 taburu da alarak Cizre'ye doğru yola çıktığı anlatılan iddianamede, bu durumun ve atama listesindeki konumunun, Ali Osman Gürcan'ın darbe planı ve organizasyonun planlayıcıları arasında yer aldığının kanıtı olduğu ifade edildi.

Erdoğan'ın yerini öğrenmeye çalıştı

İddianamede suç tarihinde Cumhurbaşkanlığı Başyaveri olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan şüphelilerden Ali Yazıcı'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimini planlayan ekibin içinde yer aldığı ve suikast planının başarılı olabilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yerini öğrenmeye çalıştığı bildirildi.

16 Temmuz'da saat 00.30 civarında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast eylemini gerçekleştirecek şüpheli grubun hazırlık yaptığı Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığına giden Yazıcı, burada şüphelilere Erdoğan'ın kaldığı yerle ilgili bilgi verdi.

İddianameye göre, Yazıcı'nın bilgi verdiği ana kadar şüpheliler, Erdoğan'ın Marmaris Okluk Körfezi'nde bulunan Cumhurbaşkanlığı'na ait tesiste bulunduğunu zannediyordu ve planlarını bu yere göre yapmışlardı. Şüpheliler, şüpheli Ali Yazıcı'dan aldıkları bu bilgiyi teyit ederek Erdoğan'a suikast için Marmaris'te bulunan otele gittiler. 

Yazıcı'nın FETÖ üyesi olduğuna ilişkin, şüpheli Levent Türkkan'ın beyanlarına da iddianamede yer verildi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığında Teşkilat Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan şüphelilerden Bilal Akyüz, Konutkent'teki villada, Adil Öksüz başkanlığında yapılan toplantı ile Ankara Mamak'ta bir evde düzenlenen darbe planı ve organizasyonlarının yapıldığı toplantılara aktif olarak katıldı. Olay günü Akıncı Üssü'ne giden Akyüz, Ankara'nın çeşitli bölgelerindeki darbe faaliyetini yönlendiren isimler arasında yer aldı.

Darbe emirlerini gönderdi

Suç tarihinde Genelkurmay Başkanlığı General Amiral Şube Müdürü olarak görev yapan şüpheli Cemil Turhan, darbe girişiminden bir gün önce, darbegirişimine hazırlık kapsamında, şüpheliler Hüseyin Ömür ve Kenan Şimşek'e talimat vererek, MEDAS'tan nasıl mesaj gönderildiği konusunda bilgi toplamalarını ve mesaj gönderilen odanın anahtarından bir kopya yaptırmalarını istedi.

Darbeyi planlayan ve icra eden ekipte yer alan Turhan, saat 20.09'dan itibaren de diğer şüpheliler İlhan Talu, Mehmet Partigöç ve Gökhan Eski ile bir çok kez görüştü.

Saat 21.27'de, karargaha gelen darbeci Özel Kuvvet personeli ile birlikte hareket ederek, söz konusu personelin muhabere merkezine girmesini sağlayan Turhan, saat 21.29 civarında MEDAS sistemi vasıtasıyla hukuka aykırı darbe mesajlarının çekildiği Orbay Salonuna geldi ve mesajların çekilmesinin ardından elinde silahla buradan çıkıp, saat 21.42'de güney nizamiye köşesine geçerek, Nuri Gayır, Doğan Öztürk ve Özay Yılmaz ile darbeci Özel Kuvvet personeline çeşitli emirler verdi.

Saat 21.47'de, Bülent Aydın'ın şehit edildiği çatışma ortamında bulunan Turhan, ardından tüm gece boyunca karargah içinde darbeye yönelik eylemlerine devam etti. Turhan, saat 06.13'de, Mustafa Çiçek ve Cemal Turğut ile güvenlik kamera kayıtlarını içeren belleklerin tanklar tarafından ezilmesine refakat etti.

Suç tarihinde Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığında Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan şüpheli Doğan Öztürk, olay günü kendi görev alanıyla ilgili olmayan şüpheliler Mehmet Partigöç, Orhan Yıkılkan ve Cemil Turhan ile görüşmeler yaptı.

Öztürk, saat 21.26'da altı darbeci Özel Kuvvet personeli ile Mehmet Akkurt, Ömer Gürsel Çetin ve Bünyamin Tuner eşliğinde elleri arkadan plastik kelepçeyle, gözleri bir bantla bağlanmış ve kafasına da siyah bir başlık giydirilmiş halde Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'i odasından çıkarttı. Öztürk, darbe faaliyetlerini Akıncı Üssü'nden yürüten Kurmay Albay Mustafa Barış Avıalan ile helikopterlerin yönlendirilmesi ve mühimmat nakli gibi konuları da koordine etti.

İddianamede, şüphelilerden Ertuğrul Terzi'nin darbe planı ile organizasyonun yapıldığı toplantılara aktif olarak katıldığı, darbe girişimininönemli güçlerinden olan ve olay günü şehri kuşatan tank ve zırhlı araçların mühimmat ve personel organizasyonunu yapan ekip içinde yer aldığı bildirildi. 

Genelkurmayı ele geçirmekle görevlendirildi

Şüpheli Fırat Alakuş'un Gölbaşı 2. Özel Kuvvet Komutanlığındaki odasında yapılan arama sonucu ele geçirilen bir zarf içerisinde, küçük not kağıdının ön yüzünde "Darbe.1231 Sstb.1234" arka tarafında "oyhZUCiduk" yazan not kağıdı bulundu.

Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığında Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan Alakuş, Ankara Konutkent'teki villada, Öksüz liderliğinde yapılan toplantılara katıldı. Buradaki iş bölümünde Alakuş'a Genelkurmay Karargahının ele geçirilmesi görevi verildi.

Darbe girişiminin saat 20.02'de başlamasına karar verilmesi üzerine, şüphelinin başını çektiği 32 kişilik darbeci Özel Kuvvet personeli, Akıncı Üssü’nden, Genelkurmay Karargahına saat 21.21'de intikal etti. Kışlanın hakimiyetini tamamen ele geçiren şüphelinin başını çektiği grubun, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in güney nizamiyeden kaçırılmaya çalışılması, Destek Kıtaları Tabur Komutanı Tolga Kılıçaslan'ın yaralanması, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki Çolak'ın ekibi ile birlikte karargaha girişi sırasında koruma personeli Bülent Aydın'ın şehit edilmesi, yine Salih Zeki Çolak ve İhsan Uyar'ın derdest edilmesi, bu sırada koruma müdürü Burak Akın'ın yaralanması, başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve diğer üst düzey komutanların enterne edilerek Akıncı Üssü'ne götürülmeleri, darbe girişimini engellemek amacıyla kışlaya giren vatandaşların şehit edilmesi ve yaralanması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1 numaralı karargahı olan Genelkurmay Karargahının işgal edilmesi eylemlerini gerçekleştirdiği iddianamede yer aldı.

Sönmezateş'e MİT Müsteşarlığı görevi

Suç tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanlığı görevini yürüten şüpheli Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'e örgüt tarafından hazırlanan sözde atama listesinde MİT Müsteşarlığı görevi verildi.

Öksüz'ün liderliğinde yapılan toplantılara aktif olarak katıldığı belirlenen Sönmezateş'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik Marmaris'te gerçekleştirilen suikast girişimi eyleminin planlayıcılarından olduğu, bu organizasyon kapsamında Marmaris'e gelen ekibe liderlik ettiği, eylemi helikopterden takip ederek yerde bulunan grup liderleri Şükrü Seymen ile Taner Berber'e talimatlar verdiği tespit edildi.

Gülen ile görüştürmeyi teklif etti

4. Ana Jet Üssü Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim'in, Levent Türkkan'ın beyanlarına göre Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olduğu iddianamede yer aldı.

Hava Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonu ile sevk ve idaresini yapan ekibin içinde bulunan Evrim, bir yandan darbe girişimine yönelik eylemlerde bulunurken, diğer yandan da derdest edilerek Genelkurmay Karargahından Akıncı Üssü'ne getirilen Genelkurmay Başkanı Akar'ı, Mehmet Dişli, Kubilay Selçuk ve Ömer Faruk Harmancık ile birlikte darbe girişiminin başına geçmesi için ikna etmeye çalışan ve sözde darbebildirisini televizyonlarda okuması için zorlayan Konsey Üyeleri içinde yer aldı.

Evrim, ikna olmayan Hulusi Akar'a, örgütün elebaşı ve 1 numaralı şüpheli Fetullah Gülen ile görüştürme teklifinde bulundu.

Suç tarihinde Kara Havacılık Komutanlığında Tabur Komutanı olarak yarbay rütbesiyle görev yapan Halil Gül, darbe girişiminden yaklaşık 1 hafta önce Ankara Ostim'deki bir evde, darbe planının en etkili unsurlarından olan Kara Havacılık Komutanlığı ile ilgili organizasyonun yapıldığı toplantılara katıldı. Gül, plan uyarınca darbe girişimine iştirak edecek personeli temine yönelik eylemlerde bulundu, akabinde pilotluğunu yaptığı helikopterle gece boyunca Genelkurmay Karargahına 4 kez iniş yaparak, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'ın aralarında bulunduğu derdest edilen üst düzey komutanları Akıncı Üssü'ne götürdü. 

Darbe saati öne çekildi

Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanı olarak Korgeneral rütbesiyle görev yapan şüpheli İlhan Talu, saat 20.09'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'ın makamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı gördü. Talu, bunun üzerine şüpheli Cemil Turhan'a, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak'ın Kara Havacılık Komutanlığı'na gittiğini, FETÖ mensubu personelle ilgili tutuklamaların hemen başlayacağını söyledi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında alınan itirafların Kara Havacılık Komutanlığı personelinin deşifre olmasını sağlamaya yönelik olması ve Genelkurmay Başkanının askeri savcıları karargaha davet etmesi nedenleriyle paniğe kapılan darbeci grup, tutuklanacakları endişesiyle saat 03.00 olarak belirlenen darbe faaliyetinin daha erken bir saate çekti.

Talu'nun, darbeci Özel Kuvvet görevlilerinden bir gruba bina içinde yol gösterdiği, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in derdest edilmesine nezaret ettiği ve emre alınacak personel yönünden yapılacak adli işlemlerle ilgili toplantılar yaptığı belirlendi.

Şüphelilerden Kubilay Selçuk'a, örgüt tarafından hazırlanan atama listesinde Genelkurmay Harekat Başkanlığı görevi verildiği, şüphelinin, darbecilerin önemli güçlerinden olan Hava Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonunu, sevk ve idaresini yapan ekibin içinde bulunduğu tespit edildi.

"Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız"

Suç tarihinde Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı olan Korgeneral Mehmet Dişli'nin, Genelkurmay tahkikat raporu ile Orgeneral Akar, Ertuğrul Gazi Özkürkçü, Levent Türkkan ve Osman Kılıç'ın beyanlarında Fetullahçı Terör Örgütü üyesi olduğu bilgisi ididanamede yer aldı.

Darbenin gece saat 03.00'da başlayacağını düşünen ve bu sebeple karargahtan saat 20.07'de ayrılan Dişli, saat 20.46'da özel aracıyla yeniden karargaha döndü. Dişli, aracını park etmesinin ardından elinde bir çantayla 4 numaralı kapıdan kartını okutmadan içeri girdi.

Saat 20.49'da Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan'ın odasına geçen Dişli, bu saatten sonra faaliyeti, darbecilerin atama listesinde karargah sorumlusu olarak belirledikleri Mehmet Partigöç, Orhan Yıkılkan ve Ramazan Gözel ile organize etti.

Mehmet Dişli, Saat 21.00 sıralarında odasına girdiği Orgeneral Akar'a "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" dedi. Hulusi Akar'ın söylenenlere tepki göstererek bu girişimi hiçbir şekilde desteklemediğini net olarak belirtmesine rağmen Dişli, geri adım atmadı ve odanın dışına çıkarak hazır durumda bekleyen ekibe komutana müdahale etmeleri emrini verdi.

Bu emirle birlikte Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Ramazan Gözel, Kurmay Albay Orhan Yıkılkan, Yüzbaşı Serdar Tekin, Başçavuş Abdullah Erdoğan ve elinde silah bulunan Genelkurmay Başkanı emir subayı Yarbay Levent Türkkan içeri girdi.

Türkkan, içeri girer girmez, Orgeneral Akar'a bağırarak oturup sakin olmasını ve zorluk çıkarmamasını istedi. Bu sırada içeri giren ekiptekiler, Akar'ı iterek koltuğa oturmasını sağladı, ardından havlu gibi bir cisimle komutanın ağzını ve burnunu kapatarak nefes almasını engellediler.

Ekipten biri kolunu komutanın boğazına doladı. Bu sırada askeri kıyafete ait ip türü bir cisim komutanın boğazına sürtüldü. Elleri plastik kelepçeyle bağlanan komutanın, etkin direniş gösterip can havliyle kalkmasıyla birlikte, Levent Türkkan, elindeki tabancayı doğrultup "sıkarım, vururum" gibi tehdit içeren sözler söyledi. Bunun üzerine Akar, "sık ulan" diyerek tepki gösterdi ve ellerindeki kelepçenin çözülmesini istedi.

Mehmet Dişli'nin onayıyla, Akar'ın ellerindeki plastik kelepçe bir bıçak vasıtasıyla kesildi. Akar'ın darbe girişiminin başına geçmesi yönündeki teklifi kesin bir tavırla reddetmesinin ardından, Akıncı Üssü ile irtibat halinde bulunan şüpheli, komutanın üsse tahliyesi konusunda emir verdi.

Bu emir üzerine Hulusi Akar, saat 23.04'de Mehmet Dişli, Abdullah Erdoğan, Fırat Alakuş, Onur Özdemir, Mehmet Aytaç ve Halit Kazancı gözetiminde karargahtan tahliye edildi. Mehmet Dişli, beraberindeki 7 darbeci Özel Kuvvet personeli ile Genelkurmay Başkanı Akar'ı helikoptere bindirerek Akıncı Üssü'ne götürdü. 

Darbe girişiminin başlarında Akar olmadan başarılı olamayacağını fark eden içinde Mehmet Dişli'nin de bulunduğu şüpheliler, komutanı ikna etmek için yoğun çaba harcadı. 

Akar'ın ikna edilmemesi ihtimaline göre darbe girişiminin başarılı olması halinde, örgütün Genelkurmay Başkanlığına getirilmesine karar verdiği YAŞ Üyesi Orgeneral Akın Öztürk de Akıncı Üssü'ne geldi.

Sabah saatlerinde durumun belli olması üzerine darbeciler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile Başbakan Binali Yıldırım'ı telefonla görüştürdüler. Orgeneral Akar'ın, telefonda, Yıldırım'a "hiçbir pazarlık söz konusu olmayacak, askeri savcı, Cumhuriyet savcısı, polis ve inzibata teslim olacaklar" dedi ve akabinde MİT Müsteşarını da arayarak bilgi verdi.

Hulusi Akar, Çankaya Köşkü'ne gitmek için helikoptere bineceği sırada, Dişli'ye Akıncı Üssü'nde kalmasını söyledi. Ancak Dişli, güvenliği sağlamak bahanesiyle helikoptere bindi. Orgeneral Akar'ı taşıyan helikopter, Çankaya Köşkü'ne indi. Köşkte yapılan bazı toplantılara katılan şüpheli, Hulusi Akar'ın talimatıyla 16 Temmuz'da gözaltına alındı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, "Yurtta Sulh Konseyi" üyelerinden Mehmet Şahin'in, suç tarihinde 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı, darbecilerin önemli güçlerinden olan Hava Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonunu, sevk ve idaresini yapan ekibin içinde bulunduğu belirtilerek, olay günü Akıncı Üssü'nde, ülke çapında eyleme katılan uçak ve pilotları yönlendirmek suretiyle darbe girişimine aktif olarak katıldığı kaydedildi.

Şüphelilerden Muhsin Kutsi Barış'ın suç tarihinde Kurmay Albay olarak Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı yaptığı hatırlatılan iddianamede, Barış'ın, darbe girişiminin hemen öncesinde gizli toplantılar yaptığı, görüştüğü askerlerin tamamının darbe girişiminde aktif rol üstlendikleri, bunun, şüphelinin darbe teşebbüsü öncesinde ismi geçen askerlerle planlamalar yapmak üzere bir araya geldiğinin kanıtı olduğu anlatıldı. 

Barış'ın komutanı olduğu Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nın darbeteşebbüsünde aktif rol oynadığı ifade edilen iddianamede, görevi dolayısıyla aynı zamanda kendi amiri olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri'ni koruması gerekirken, Fahri Kasırga'nın derdest edilerek alıkonulmasına ilişkin eylemlerin planlanması dahil tüm aşamalarında bizzat yer aldığı vurgulandı.

Şüphelilerden Murat Aygün'ün, 58. Topçu Tugay Komutanı olarak tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı, örgüt tarafından hazırlanan atama listesinde Topçu ve Füze Okul Komutanlığına atanmasına karar verildiği bildirilen iddianamede, 6-16 Temmuz arasında izinli olmasına rağmen 10 Temmuz'da iznini keserek birliğinin başına geçtiği, ancak başlama yazısını Kuvvet Komutanlığına göndermediği anlatıldı.

İddianamede Aygün'ün, darbe girişiminin planlamalarına katıldığı, darbegirişiminde de Ankara'da 10 kavşağın trafiğe kapatılması ve kontrol altına alınması, ayrıca TÜRKSAT ile TİB'in ele geçirilmesi görevlerini üstlendiği ifade edildi.

"27 Mayıs darbe planı üzerinde çalışmış"

Suç tarihinde kurmay albay olarak Jandarma Okullar Komutanlığında görevli Murat Koçyiğit'in, 6-9 Temmuz arasında Ankara Konutkent’teki villada Adil Öksüz liderliğinde yapılan darbe planı toplantılarına katıldığı kaydedilen iddianamede, Koçyiğit'in, Jandarma Genel Komutanlığının darbe eylemlerini organize eden ekibin içinde yer aldığı, olay günü eylemlerini darbenin harekat merkezi olan Akıncı Üssü'nde yürüttüğü belirtildi.

İddianamede, Mustafa Barış Avıalan'ın da suç tarihinde Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı aktarıldı. Avıalan'ın 6-9 Temmuz arasında Konutkent'teki villada, Adil Öksüz liderliğinde yapılan darbe planı toplantılarına katıldığına yer verilen iddianamede, Avıalan'ın, 27 Mayıs 1960 darbe planı ve atama listeleri üzerinde çalıştığı, olay günü Akıncı Üssü'ne gidip, Genelkurmay ile irtibat halinde olmak suretiyle darbe faaliyetini yönlendiren isimler arasında olduğu ifade edildi.

Şüphelilerden Muzaffer Düzenli'nin Kara Kuvvetleri Komutanlığında Kurumsal Dönüşüm Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı bildirilen iddianamede, şüphelinin darbe planının İstanbul organizasyonunu yaptığı, 15 Temmuz'da saat 20.00 sıralarında Murat Çelebioğlu’nu arayarak, gece saat 03.00'te başlaması planlanan girişimin erkene çekildiği ve İstanbul’da darbe faaliyetinin vakit geçirmeden başlatılması talimatını verdiği, ardından tüm gece boyunca, Akıncı Üssü’nden İstanbul’daki eylemleri yönlendirdiği anlatıldı.

Orhan Yıkılkan'ın faaliyetleri

Şüphelilerden Orhan Yıkılkan'ın, Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı belirtilen iddianamede, 6-9 Temmuz arasında, Adil Öksüz liderliğinde Konutkent’te yapılan toplantılara katıldığı, yine 11 Temmuz'da Mamak’ta bulunan evde, Ali Kalyoncu, Erhan Caha, Bilal Akyüz ve Muhsin Kutsi Barış ile darbe toplantılarına iştirak ettiği kaydedildi.

Darbenin 15 Temmuz'da saat 03.00'te başlamasının belirlenmesinin ardından Yıkılkan'ın 14 Temmuz'da, saat 10.00 sıralarında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın emir subayı Levent Türkkan'a "darbeplanladıklarını, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve orgenerallerin tek tek alınacağını, sessiz sedasız işin biteceğini" söylediği anlatılan iddianamede, olay günü karargahta bulunan Yıkılkan'ın, öğleden sonra Türkkan ile birlikte Mehmet Dişli'nin odasına giderek darbeyle ilgili son ayrıntıları konuştukları ifade edildi.

Yıkılkan'ın, saat 20.51’de Mehmet Dişli ile darbe girişiminin başında yer alma teklifinde bulunacakları, reddetmesi halinde de derdest edecekleri Orgeneral Akar'ın bulunduğu komuta katına çıktığı anlatılan iddianamede, Yıkılkan'ın, bu girişimi hiçbir şekilde desteklemediğini net olarak belirten ve darbe planlarını en başından bozan Akar'ı etkisiz hale getiren ekip içinde olduğu, akabinde tüm gece boyunca, darbeyi planlayan ve icra eden ekipte yer aldığı vurgulandı.

Darbeye hazırlık emirleri

Şüphelilerden Osman Kardal'ın suç tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Cari Harekat Dairesinde Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı bildirilen iddianamede, Kardal'ın darbe girişiminden iki gün önce aynı dairede görev yapan ve o tarihte izinli olan şüpheli Kurmay Yüzbaşı Sedat Taşkın'a 15 Temmuz'da darbe yapacaklarını söyleyerek, iznini kesmesini ve göreve dönmesini söylediği aktarıldı. Kardal'ın, şüphelilerden Erhan Metin ile "Zırhlı Muharebe Aracı İntikali” ve “Hazırlık İkazı ve Birlik İntikali” konulu darbeye hazırlık emirlerini imzaladığı kaydedilen iddianamede, Kardal'ın, darbegirişimi sırasında başka çeşitli eylemlerde de bulunduğu belirtildi.

Şüphelilerden Osman Kılıç'ın Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğünde Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı belirtilen iddianamede, Kılıç'ın, şüphelilerden Muhsin Kutsi Barış'ın organizasyonunda darbe planıyla ilgili yapılan toplantılara aktif olarak katıldığı; Cumhurbaşkanına suikast, TÜRKSAT’a saldırı, Genelkurmay Karargahı'nın ele geçirilmesi, Özel Kuvvetler Karargahı'nın ele geçirilmesi, TRT baskını, Kara Havacılık Karargahı'ndaki faaliyetlerle ilgili planlamalar yapan ve uygulayan ekibin içinde yer aldığı bildirildi.

Kılıç'ın, olay günü saat 10.00'dan itibaren öncelikle Zırhlı Birliklere, ardından sırasıyla Genelkurmay Karargahı'na, Jandarma Okullara, yeniden Genelkurmay Karargahı'na, Kara Havacılık Komutanlığına, yeniden Zırhlı Birliklere uğrayıp denetimlerini tamamladıktan sonra Akıncı Üssü’ne gittiği ve gece boyunca faaliyetlerini burada sürdürdüğü anlatıldı.

Şüphelilerden Osman Ünlü'nün suç tarihine kadar tuğgeneral rütbesiyle Topçu ve Füze Okulu Komutanı olarak görev yaptığı ifade edilen iddianamede, Ünlü hakkında örgüt tarafından hazırlanan atama listesinde 4. Kolordu Komutanlığının yanında, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına da atanmasına karar verildiği, darbe girişiminden yaklaşık 1 ay önce diğer şüpheliler Bilal Akyüz ve Murat Aygün ile birlikte darbe planlamalarına ilişkin hazırlık faaliyetlerini yürüttüğü kaydedildi.

Harmancık da Adil Öksüz'ün toplantılarına katılmış

İddianamede, darbe girişimi sırasında tuğamiral olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı olan Ömer Faruk Harmancık'ın, örgüt tarafından hazırlanan atama listesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı göreviyle terfi ettirilmek istendiği belirtildi.

Harmancık'ın, 6-9 Temmuz arasında, Konutkent’teki villada, Adil Öksüz liderliğinde yapılan darbe planı ile ilgili organizasyonun toplantılarına katıldığı, ayrıca Deniz Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonunu, sevk ve idaresini yapan ekibin içinde bulunduğu kaydedilen iddianamede, olay günü izinli ya da raporlu olmamasına rağmen darbe girişimi kapsamındaki hava harekatının merkezi olan Akıncı Üssü’ne gelerek, bir yandan darbe girişimine yönelik görüşmeler yaparken, diğer yandan derdest edilmek suretiyle Genelkurmay Karargahı'ndan Akıncı Üssü’ne getirilen Genelkurmay Başkanı Akar'ı; Mehmet Dişli, Kubilay Selçuk ve Hakan Evrim ile birlikte darbe girişiminin başına geçmesi için ikna etmeye çalıştığı, sözde darbe bildirisini televizyon kanallarında okuması için zorladığı, Hulusi Akar'ın ikna olmaması üzerine, kendisini Fetullah Gülen ile görüştürmeyi teklif eden konsey üyeleri içinde yer aldığı belirtildi.

Şüphelilerden Özcan Karacan'ın yarbay rütbesiyle Kara Havacılık Komutanlığında Tabur Komutanı olduğu ifade edilen iddianamede, Karacan'ın, olaydan yaklaşık 1 hafta önce Ankara OSTİM'de bulanan evde, darbe planı ile ilgili organizasyonun yapıldığı toplantılara aktif olarak katıldığı, olay günü, darbe girişiminin en etkili unsurlarından Kara Havacılık Komutanlığındaki saldırı tipi helikopterlerin uçuş ve personel koordinasyonunu sağladığı kaydedildi.

Şüphelilerden Özkan Aydoğdu'nun İstanbul 2. Zırhlı Tugay Komutanı olarak tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı, hakkında İstanbul'da soruşturma olduğu kaydedilen iddianamede, genel darbe planının İstanbul organizasyonunu yapan ekibin içinde yer aldığı, bu minvalde; Sabiha Gökçen Havalimanı'nın kontrol altında tutulması, kontrolü Kuleli Askeri Lisesine verilen iki boğaz köprüsünün takviye edilmesi, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün ele geçirilmesi, Telekom'un ablukaya alınması, çevre yolu bağlantılarının kontrol altında tutulması eylemlerini uygulayan ekibe liderlik ettiği bildirildi.

İddianamede şüpheli Ramazan Gözel'in, Genelkurmay Başkanı'nın Özel Kalem Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yaptığı belirtildi. Gözel'in, darbe öncesi Orhan Yıkılkan ve Mehmet Dişli ile eylemlerin organizasyonu ile ilgili görüşmeler yaptığı, Hulusi Akar'ı etkisiz hale getirenler arasında bulunduğu, Yıkılkan ve Partigöç ile birlikte kışla içi idareyi gece boyunca hakimiyet altına aldığı kaydedildi.

Suç tarihinde 28. Mekanize Tümen Komutanlığında tabur komutanı olan Yarbay Savaş Kabaklı'nın darbe planı ile organizasyonun yapıldığı toplantılara katıldığı belirtilen iddianamede, Kabaklı'nın darbe girişimininönemli güçlerinden olan ve olay günü şehri kuşatan tank ve zırhlı araçların mühimmat ve personel organizasyonunu yapan ekipte yer aldığı anlatıldı.

ByLock kullanan tuğamiral

Şüphelilerden, tuğamiral rütbesiyle Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı yapan Sinan Sürer'in, 2014'ten beri FETÖ/PDY örgüt üyelerinin örgütsel haberleşme aracı olan ByLock uygulamasını kullandığının belirlendiğine yer verilen iddianamede, Adil Öksüz liderliğindeki darbe planı toplantılarına katılan Sürer'in, yıllık izinde olmasına rağmen, 15 Temmuz'da saat 10.13'de güney nizamiyeden karargaha girdiği bildirildi.

 Sürer'in saat 21.40'da "Ataşeler" isimli WhatsApp Grubu üzerinden, yurt dışında bulunan askeri ataşelere, "Arkadaşlar, TSK yönetime el koymuştur. Bunu tüm muhataplarınıza iletin." şeklinde talimat verdiği, askeri ataşelerin çoğunun da bu talimatı "Emrederseniz" diye yanıtladığı kaydedildi.

Sürer'in, Partigöç, Yıkılkan ve Gözel ile karargahı yönetmeye ve darbefaaliyetinin icra edildiği Akıncı Üssü ile irtibat ve koordineyi sağlamaya başladığına yer verilen iddianamede, üniforma da giyen şüphelinin saat 02.45'te, darbeyi engellemek için karargaha gelen ve o sırada genel sekreterlik katında bulunan vatandaşlara bazı şüphelilerle birlikte ateş açtığı, ateş sonucu Resul Kaptancı ve Mesut Acu'nun şehit olduğu ifade edildi.

Sürer'in yerde yatan ve kim olduğu tespit edilemeyen bir vatandaşa tekme attığına dikkat çekilerek, gece boyunca darbe faaliyetlerine devam eden Sürer'in, 16 Temmuz saat 18.24'de emir astsubayı Emin Anar ile nizamiyeden çıktığı anlatıldı. 

Jandarma Genel Komutanlığında Kurmay Yarbay rütbesiyle görev yapan şüphelilerden Turgay Sökmen'in de Konutkent'te, Adil Öksüz'ün liderliğinde yapılan toplantıya katıldığı ve Jandarma Genel Komutanlığının darbeeylemlerini organize eden ekibin içinde yer aldığı bildirildi. 

Tuğgeneral rütbesiyle Kara Havacılık Okulu Komutanı olan Ünsal Coşkun'un, darbe girişiminin en etkili unsurlarından olan Kara Havacılık Komutanlığının, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast girişimini de kapsayan darbe planı dahilindeki organizasyonunu yaptığı ve olay günü de sözde atama yerine gidip, birliğin komutasını da alarak, yapılan plan uyarınca pilot ve helikopterleri yönlendirdiği aktarıldı.

Semih Terzi

İddianamede, Özel Kuvvetler Komutanlığı 1. Tugay Komutanı olarak Tuğgeneral rütbesiyle görev yapan şüpheli Semih Terzi'ye sözde atama listesinde Özel Kuvvetler Komutanlığı görevi verildiği belirtildi. 

Genelkurmay Karargahı'nın ele geçirilmesi, başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar olmak üzere üst düzey komutanların derdest edilerek Akıncı Üssü'ne götürülmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast girişiminde bulunulması, TÜRKSAT'a saldırılması gibi eylemleri gerçekleştiren ve darbegirişiminin en önemli unsurlarından birisi olan Özel Kuvvetler Komutanlığının darbeci personelinin planlama ve organizasyonunu yapan Terzi'nin, darbe saatinin geriye alınması üzerine, komutayı almak üzere, o sırada görevli olduğu Silopi'den önce Diyarbakır'a, ardından da Ankara Gölbaşı'nda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığına geldiği anlatılan iddianamede, Terzi'nin, burada Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın talimatı üzerine, Astsubay Ömer Halisdemir tarafından öldürüldüğü anımsatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan bilgi notundan:

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimi kapsamında, Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, 26'sı general 221şüpheli hakkında hazırlanan çatı iddianamesine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan bilgi notunda, "Darbe girişiminin talimatını veren örgüt elebaşı Fetullah Gülen, darbe planlamasının, darbe mesajlarının, atama listelerinin ve Yurtta Sulh Konseyinin çözümlendiği bu soruşturma sonucunda hazırlanan 'çatı iddianamenin' bir numaralı şüphelisi konumunda yer almıştır." ifadesine yer verildi.

Bilgi notunda, 15 Temmuz 2016'da Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde örgütlenen FETÖ mensuplarınca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak ve bu düzen yerine başka bir düzen getirmek amacıyla hain darbe teşebbüsünde bulunulduğu anımsatıldı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük terör ve işgal saldırısında FETÖ'nün 8 binden fazla asker elbisesi giyen teröristi ile 35 uçak, 37 helikopter, 74 tank, 246 zırhlı araç ve 4 bine yakın hafif silah kullandığı belirtilen bilgi notunda, şunlar kaydedildi:

"Bu eylemlerin sonucunda evlatlarının eline kına yakarak vatanına kurban olsun diye askere gönderen, şehitlerini 'Vatan sağ olsun' diye karşılayan milletimizin, 183'ü sivil, 4'ü asker, 63'ü polis olmak üzere 250 evladı, her türlü fedakarlığı yaparak ödedikleri vergilerle alınan silahların namlularından çıkan kurşunlarla şehit olmuş, 23'ü asker, 154'ü polis olmak üzere 2 bin 735 vatandaşımız da yaralanmıştır.

Tarih sahnesinde onurlu bir biçimde yerini almış 16 Türk devletinin mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Büyük Atatürk'ün 'Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır' sözünden hareketle Türk milleti, 15 Temmuz 2016 gecesi, kendisine karşı gerçekleştirilen bu hain darbe girişimini, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, başta demokrasiye inanmış, Cumhuriyet değerlerine bağlı, karakteri bağımsızlık olan halkımızın, TBMM'nin, hükümetimizin, milli ordumuz içinde darbe girişimine katılmayan askerlerimizin, emniyet güçlerimizin, yargı organlarımızın kararlı ve etkili mücadelesiyle bastırarak, tarihimize yeni bir kahramanlık destanı yazmıştır."

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, darbe girişiminin devam ettiği sırada derhal harekete geçtiği, darbeci hainler hakkında resen soruşturmaya başlayarak, süratle gözaltı işlemlerini gerçekleştirdiği ve iddianamenin konusu Genelkurmay Karargahı'ndaki darbe faaliyetlerinin soruşturmasının 2016/103566 numaralı soruşturma dosyası üzerinden yapıldığı bildirilen notta, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, soruşturma devam ederken dosyaya şikayet dilekçesi verdiği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Jandarma Genel Komutanı Orgenaral Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ve diğer komutanlar, ülke çapında darbe girişiminde bulunan şüpheliler hakkında ayrı ayrı şikayetçi olduklarını beyan etmişlerdir." ifadesi kullanıldı. 

Bilgi notunda, soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamenin 2 bin 354 sayfadan oluştuğuna işaret edilerek, 3 ana bölüme ayrılan iddianamenin birinci bölümünde FETÖ'nün genel yapısının ayrıntılı incelendiği, ikinci bölümde örgütün TSK'daki yapılanmasının anlatıldığı, üçüncü bölümde ise olay ve şüphelilerin eylemleri, planlama, GenelkurmayKarargahı'ndaki darbeye kalkışma eyleminin anlatımı, şüphelilerin hukuki durumları ve eylemleri, güvenlik kamera kayıtlarından elde edilen fotoğraflarla desteklenecek şekilde alt başlıklarda anlatılıp, değerlendirildiği anlatıldı.

254 şüpheli hakkında işlem yapıldı

Bu kapsamda 254 şüpheli hakkında işlem yapıldığı kaydedilen notta, bunlardan 199'unun tutuklandığı, firari 15 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, soruşturma sonucunda ise 221 zanlı hakkında kamu davası açıldığı ifade edildi. Bilgi notunda, soruşturma sonucunda 33 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, zanlılardan Semih Terzi'nin ise darbe girişimi sırasında öldürüldüğü hatırlatıldı.

Bilgi notunda şu bilgilere yer verildi:

"Darbe girişiminin talimatını veren örgüt elebaşı Fetullah Gülen, darbe planlamasının, darbe mesajlarının, atama listelerinin ve Yurtta Sulh Konseyinin çözümlendiği bu soruşturma sonucunda hazırlanan 'çatı iddianamenin' bir numaralı şüphelisi konumunda yer almıştır. Fetullah Gülen ile örgütün askeri kanadından oluşan ve 'Yurtta Sulh Konseyi' üyesi olarak tespit edilen 38 şüpheli (ölü Semih Terzi'nin dışında) hakkında da 'anayasayı ihlal', 'cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs', 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs', 'silahlı terör örgütü yönetme' suçları dışında, darbe girişimi kapsamında Türkiye'de işlenen 'Cumhurbaşkanına suikast', '250 vatandaşımızı şehit etme', '2 bin 735 vatandaşımızı öldürmeye teşebbüs' ve 'üst düzey komutan ve devlet yöneticilerinin hürriyetini sınırlama' suçlarından da şehit ve mağdur sayısınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları istemiyle kamu davası açılmıştır."

Plan ve organizasyon ev toplantılarında gerçekleştirildi

Yurtta Sulh Konseyi üyeleri tespit edilirken, her kuvvetten şüphelinin, darbenin planlamasında, ülke çapında organizasyon yapılmasında, sevk ve idare edilmesinde, atama listeleri ve darbe emirlerinin hazırlanmasındaki rolü ve etkinliğinin dikkate alındığı vurgulanan notta, kamu davasında, diğer şüpheliler hakkında da eylemlerinin derecesine göre, çeşitli miktarlarda hapis cezaları talep edildiğine dikkat çekilerek, şu bilgiler paylaşıldı:

"Darbe planlarının eklerinde yer alan atamaların birbirinden habersiz hücreler şeklinde yapılanan FETÖ'nün gizliliğe azami önem vermesi ve yıllarca örgüt içerisinde yer alan bir kişinin ancak çok sınırlı sayıda örgüt mensubunu tanıyabildiği göz önüne alındığında, örgütün en üst düzeydeki sivil ve askeri mensuplarınca ortaklaşa hazırladığı, örgüt içinde yer alan her 2 veya 3 askerin sivil bir imam veya abi sorumluluğunda faaliyet gösterdiği dikkate alındığında, yüzlerce örgüt mensubunun mesleki ihtisas ve tecrübeleri de göz önüne alınarak görevlendirilmesinin, örgütün en üst düzey üyelerinin koordinesi olmadan mümkün görülmediği, planın eklerindeki atama planlaması incelendiğinde bu eklerin bir iki gün içinde hazırlanamayacak kadar kapsamlı ve önemli görevleri içerdiği, tüm örgüt mensubu askerlerin bilgilerinin tutulduğu, örgütün ABD'de bulunan merkezindeki üst düzey yöneticileri tarafından genel taslağın oluşturulduğu, teknik düzenlemesinin yapılması ve son halinin verilmesinin ise üst düzey sivil ve askeri personelin katıldığı, darbe plan ve organizasyonunun yapıldığı ev toplantılarında gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

Bu sözde atama listelerinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli jandarma hariç 326 general ve amiralden 94'ünün Genelkurmay Başkanlığı ya da mensubu bulunduğu kuvvet komutanlıkları emrine alındığı, 167 generalin görevine devam ettiği, 61 generalin üst görevlere atandığı, 3 generale ise herhangi bir atama planlaması yapılmadığı görülmektedir.

Sıkıyönetim ilanı, atama listesi gibi darbe mesajlarının, mesajların çekilme yeri, biçimleri ve içeriği dikkate alındığında hücre tipi yapılanmaya sahip örgütün mensupları için darbe faaliyetlerine başlama talimatı, bu emirlere uyan personelin ise 'FETÖ örgüt üyesi' olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır."

1960 darbesi arasında benzerlik

Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman ile iddianameyi hazırlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Necip Cem İşçimen, Cumhuriyet Savcıları Kemal Aksakal ve İstiklal Akkaya, Ankara Adliyesinde görev yapan gazetecilere bilgi verdi.

Kocaman, "Yurtta Sulh Konseyi" içinde yer aldığı belirlenen, suç tarihinde tuğgeneral rütbesiyle Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığı yapan Mehmet Partigöç'ün "en önemli teröristlerden biri olduğu"nu söyledi.

"Yurtta Sulh Konseyi"nin tamamen askerlerden oluştuğunu ve darbe girişiminin planlamasıyla 1960 darbesi arasında benzerliklere ulaştıklarını ifade eden Kocaman, "Yurtta Sulh Konseyi de Milli Birlik Komitesi gibi sırf askerlerden oluşuyor. İpleri ise başkalarının elinde." diye konuştu.

Adil Öksüz gibi darbenin organizasyonunda görev alan siviller hakkında ayrıca dava açılacağını vurgulayan Kocaman, "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hain darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü üyelerinin hak ettikleri cezaları almaları için etkin ve kararlı şekilde görevini yapmaya devam edecektir. Birinci tehdidimiz FETÖ." değerlendirmesinde bulundu.

Başsavcıvekili İşçimen ise darbe girişiminin plan ve icraat safhasında daha çok kurmay albaylar ve tuğgenerallerin bulunduğunu aktardı.

İddianameyi yazan Cumhuriyet Savcıları Aksakal ve Akkaya ise darbenin hazırlıklarına ilişkin, "27 Aralık 2015'e kadar gittik." dedi.

Muhabir: Barış Kılıç, Serdar Açıl

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın