İstanbul
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oktay F. Tanrısever, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin küresel enerji jeopolitiği üzerindeki etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump’ın dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olan Venezuela’ya askeri müdahalesi, gerek küresel enerji piyasaları gerekse ABD’nin enerji jeopolitiği üzerindeki olası etkileri uluslararası gündemin en önemli konularını oluşturmuştur. Trump’ın Venezuela’nın enerji kaynaklarına el koyarak küresel enerji jeopolitiğinde ABD hakimiyetini güçlendirmesinin o kadar kolay ve hızlı olamayacağı ise kısa sürede ortaya çıkmıştır.
- Müdahalenin ardındaki küresel enerji rekabeti
Trump, Venezuela’ya yaptığı askeri müdahaleyle ABD’nin dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip olmasının önünü açacağını beklemektedir. Bu nedenle müdahaleden çok kısa bir süre sonra bu müdahalenin ana hedeflerinden birisinin enerji kaynaklarının ABD tarafından kontrol edilerek Venezuela halkının ve ABD’nin ortak çıkarları için kullanılması olduğunu açıkça dile getirmiştir.
Trump’ın hızlı bir şekilde Venezuela'nın eskimiş ve verimsiz petrol endüstrisine büyük yatırımlar yapacağını belirtmesi üzerine bu yatırımları yapması beklenen Chevron gibi ABD’li büyük petrol şirketlerinin uluslararası borsalardaki hisselerinin değeri yüzde 10 kadar artmıştır. Trump hiç vakit kaybetmeden önde gelen petrol şirketlerinin yöneticileri ile de bir toplantı yaparak hem Venezuela enerji kaynaklarına dair planlarını ortaya koymuş hem de petrol şirketlerinin bu planlarına destek vermesini istemiştir. Ancak bu toplantıdan sonra uluslararası basında çıkan yorumlara göre petrol şirketlerinin yöneticileri maliyetlerin ve risklerin yüksek olması nedeniyle çok güçlü bir destek vermeyerek temkinli bir tutum sergilemişlerdir. Küresel enerji piyasalarına bakıldığında da ABD’nin askeri müdahalesinin jeopolitik riskleri artırması nedeniyle fiyatlarda yukarı doğru bir hareket gözlemlenmiştir. Bu hareket sonucunda ABD’li petrol şirketlerinin yanı sıra petrol üreticisi olan tüm ülkelerin şirketleri de gelirlerini artırmıştır.
ABD’nin en önemli jeopolitik rakipleri olan Rusya ve Çin’in bu kapsamdaki gelişmelerden nasıl etkileneceği sorusu ise önem kazanmıştır. ABD’nin Venezuela petrolünün uluslararası ticaretine dönük uyguladığı yaptırımlar kapsamında Rusya’nın kendisine ait olduğunu belirttiği bir tankere ABD askerlerinin uluslararası sularda el koyması iki ülke arasında zaten yüksek düzeyde seyreden gerilimin daha da büyümesine yol açmıştır. Trump, bu yolla Venezuela’nın en önemli ortağı olan Rusya’yı pasifize ederek, Rusya’nın Venezuela’nın enerji sektöründen uzaklaşıp kendisi için daha önemli olan Ukrayna Savaşı kaynaklı enerji sorunlarına odaklanmasını beklemektedir.
ABD Venezuela’ya dönük askeri müdahale ile Çin’nin de bu ülkenin enerji sektörüne dönük ilgisini azatmasını beklemektedir. Dünyanın en büyük petrol ithalatçılarından biri olan Çin, Venezuela’nın petrol ihraç ettiği en önemli pazarlardan biridir. ABD’nin askeri müdahalesinden kısa bir süre önce Çinli heyetlerin Venezuela’yı ziyaret etmesi bir rastlantı olsa da, Trump’ın Çin’in ne Venezuela’da ne de Kuzey ve Güney Amerika’nın başka bir ülkesinde petrol ve diğer stratejik doğal kaynakların ticaetine ilişkin güçlü bağlantılar kurmasını istemediği de herkes tarafından bilinmektedir. Trump, Çin’nin Venezuela’nın enerji sektöründeki etkisini en aza indirmeye çalışmaktadır.
- Trump’ın Venuzela’ya dönük enerji politikasının zorlukları
Trump’ın Venezuela’ya askeri müdahalesinden sonra enerji alanındaki bölgesel ve küresel beklentilerini kısa vadede gerçekleştirebilmesinin önünde çok sayıda zorluk vardır. Trump’ın karşılaştığı en önemli zorluk Venezuela yönetimi ve halkından bu politikalarına henüz bir destek bulamamış olmasıdır. Ayrıca Venezuela halkının da mevcut ekonomik zorluklarına rağmen petrol kaynaklarının millileştirilmesi politikasını desteklemeyi kısa sürede bırakması da beklenmemektedir. Bu nedenlerden dolayı ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’ya yatırım konusunda temkinli tutumlarını değiştirmeleri mevcut koşullarda biraz zor görünmektedir.
Trump’ın Venezuela’ya dönük enerji politikasının karşı karşıya olduğu diğer bir zorluk da bizzat Venezuela’nın petrol kaynaklarının niteliğinden kaynaklanmaktadır. Venezueladünyanın kanıtlanmış en zengin petrol kaynaklarına sahip olsa da; Venezuela petrolü işlenmesi çok zor ve maliyetli olan ağır petrol niteliğindedir. Körfez petrolü gibi tüm petrol ürünlerinin elde edilebileceği kalitede olmayan Venezuela petrolünü işleyecek petrol rafinerisi de çok değildir. ABD’li petrol şirketleri biraz da bu zorluk nedeniyle maliyeti yüksek ve verimliliği de az olan Venezuela petrol sektörüne yatırım konusunda tereddüt yaşamaktadır.
Venezula petrolü ağır sanayi üretiminde yakıt olarak kullanılmaya daha elverişli olduğundan bu petrolü en çok Çin talep etmektedir. Venezuela petrolü tamamen ABD kontrolünde olsa da Çin bu petrolü alabilecek en uygun alıcı olmaya devam edecektir. Bu durumu Trump da farkederek yeni dönemde de Çin’e Venezuela petrolünü satılmasını desteklediğini belirtmiştir. Ancak, bu yaklaşım Trump’ın Çin’i Venezuela'nın enerji sektöründen uzaklaştırma politikasıyla da çelişmektedir.
- Trump’ın Venuzela’ya dönük enerji politikası hangi riskleri içeriyor?
Trump'ın askeri müdahale sonrası enerji alanında büyük beklentileri olsa da bu politikasının orta ve uzun vadede ABD’li küresel enerji politikaları açısından önemli riskleri bulunmaktadır. Öncelikle, diğer petrol üreticisi olan ve askeri açıdan zayıf olan ülkeler benzeri askeri müdahalelerin kendilerine karşı da yapılabileceği endişesiyle ABD ile enerji alanındaki işbirliklerini gelecekte azaltabilir. Bu ülkeler aynı zamanda benzer düşüncelerle Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) etrafında işbirliklerini artırarak ABD’nin istemeyeceği bir şekilde küresel enerji piyasalarını etkilemeye çalışabilir. Bu riskler ABD’nin küresel enerji piyasalarına dair 1973 petrol krizinden bu yana izlediği politikaları da zayıflatabilecek niteliktedir. Bu risk aynı zamanda Rusya ve Çin gibi ABD’nin küresel enerji jeopolitiğindeki en önemli rakiplerinin konumlarını da güçlendirebilecek niteliktedir.
ABD’nin küresel enerji piyasalarındaki lider konumu ve enerji jeopolitiğindeki rolü petrol kaynaklarını doğrudan kontrol etmesinden değil de daha çok enerji ticaretine yön veren kuralları ve pazar dinamiklerini etkilemesinden kaynaklanmaktadır. ABD’nin kendisine bu alanlarda duyulan güvenin azalması ABD açısından uzun dönemli en önemli risk olduğu belirtilebilir.
Sonuç olarak, Trump, Venezuela’ya askeri müdahale ile gerek Venezuela enerji sektörüne gerek küresel enerji pazarları ve jeopolitiğine dair büyük beklentiler içine girse de; izlediği politikaların kısa sürede beklenilen sonuçları vermesinin önünde büyük zorluklar vardır.
Ayrıca, gerek diğer enerji üreticisi ülkelerin gerek küresel enerji piyasalarının ABD’ye dönük güveninin azalması da uzun dönemli çok önemli bir risk ortaya çıkarmaktadır. Trump’ın, ABD’nin enerji politikalarını küresel enerji piyasalarının beklentileri doğrultusunda şekillendirerek uluslararası işbirliğini güçlendirmesi ve piyasanın kurum ve kurallarına dayalı politikalara ağırlık vermesi, hem ABD’nin hem de diğer uluslararası aktörlerin ortak çıkarlarına daha uygun olacaktır.
[Prof. Dr. Oktay F. Tanrısever, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.