ODAK: ABD'nin Venezuela'ya Müdahalesi
ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik uyuşturucu suçlamaları, 2025 yılı boyunca sertleşen söylem ve askeri hamlelerle krize dönüştü. Süreç, 3 Ocak 2026’da Venezuela'ya düzenlenen operasyonda Maduro’nun alıkonulmasıyla sonuçlandı.
Ankara
ABD ile Venezuela arasındaki ilişkiler, 2025 yılı boyunca atılan siyasi ve askeri adımlarla giderek gerildi. Donald Trump yönetimi, Venezuela’ya yönelik uzun süredir dile getirdiği “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” söylemini somutlaştırarak, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve bazı üst düzey yetkililerin bağlantılı olduğunu öne sürdüğü “Cartel de los Soles” yapılanmasını Yabancı Terör Örgütleri listesine aldı.
Washington yönetimi, Maduro’nun tutuklanması veya mahkum edilmesine ilişkin bilgi sağlanması karşılığında daha önce 25 milyon dolar olarak belirlenen ödülün Ağustos 2025'te 50 milyon dolara yükseltildiğini duyurdu. ABD ayrıca, Maduro’yu Venezuela’nın meşru devlet başkanı olarak tanımadığı ve 2024 seçimlerinin sonuçlarını kabul etmediğini açıkladı.
Venezuela hükümeti ise bu kararı reddederek, suçlamaların hukuki temeli bulunmadığını ve ülkeye yönelik bir müdahaleyi meşrulaştırma amacı taşıdığını savundu.
Siyasi gerilime eş zamanlı olarak Karayipler çevresinde olağan dışı bir askeri hareketlilik yaşandı. ABD’nin bölgeye uçak gemileri, amfibi hücum gemileri, nükleer denizaltılar ve savaş uçakları sevk etmesi, 1989’daki Panama işgalinden bu yana Karayipler’de görülen en kapsamlı askeri yığınaklardan biri olarak değerlendirildi.
Bu askeri yoğunlaşma, Venezuela’nın çevresindeki ülkelerde de hissedilmeye başladı. ABD’nin bu süreçte Porto Riko’daki askeri varlığını artırdığı ve Trinidad ve Tobago ile ortak askeri faaliyetler yürüttüğü bildirildi. Venezuela, özellikle Trinidad ve Tobago açıklarında ABD ile birlikte yapılan tatbikatların ülkenin doğu kıyılarına yönelik bir baskı unsuru olduğunu savundu.
Artan askeri baskıya karşı Venezuela yönetimi savunma tedbirlerini genişletti. Devlet Başkanı Maduro, ülke genelinde teyakkuz seviyesinin yükseltildiğini duyururken, sınır bölgeleri ve stratejik noktalarda askeri ve güvenlik önlemlerinin artırıldığı açıklandı.
Tarihler 3 Ocak 2026'yı gösterdiğinde ise, yaşanan kriz askeri müdahale aşamasına taşındı. ABD, Venezuela tarafından daha önce ağır silahların yerleştirildiği Fuerte Tiuna Askeri Üssü’ne geniş çaplı bir askeri operasyon düzenlediğini ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin alıkonulduğunu duyurdu.
Son gelişmeler
- 12 Ocak - ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya paylaşımında kendisini "Venezuela'nın Başkan Vekili" şeklinde tanımladı.
- 9 Ocak - Trump, Venezuela ile işbirliği dolayısıyla beklenen ikinci dalga saldırıların iptal edildiğini duyurdu.
- 9 Ocak - Venezuela’da geçici devlet başkanlığı görevini üstlenen Delcy Rodriguez, ABD'nin Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini hedef alan askeri müdahalesine ilişkin, "Kaçırılan Başkan Nicolas Maduro'ya sadakatle bağlıyız." dedi.
Başlıklar
ABD – Venezuela hattında gerilim > Karayipler'de askeri hareketlilik > Venezuela’dan savunma hamleleri > Söylemlerin sertleşmesi > ABD'nin askeri müdahalesi > Venezuela’da olağanüstü durum > Müdahaleye uluslararası tepkiler > ABD kamuoyundan tepkiler > Müdahale sonrası yaptırımlar
ABD - Venezuela hattında gerilim
ABD ile Venezuela arasındaki ilişkiler 2025 yılı boyunca, atılan siyasi adımların etkisiyle bir gerilim sürecine tanıklık etti. Trump yönetimi, Venezuela’ya yönelik uzun süredir dile getirdiği “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” söylemini bu dönemde daha açık adımlarla somutlaştırdı. Bu kapsamda ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve üst düzey Venezuelalı yetkililerin yönettiğini ileri sürdüğü “Cartel de los Soles” adlı yapılanmayı Yabancı Terör Örgütleri (FTO) listesine aldığını açıkladı. Söz konusu karar, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir kırılma noktası olarak kayda geçti.
Venezuela hükümeti ise ABD’nin suçlamalarını kesin bir dille redderek, “Cartel de los Soles” kararının hukuki bir temele dayanmadığını, bu adımı ülkeye yönelik dış müdahaleyi meşrulaştırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Maduro, Venezuela’nın uyuşturucuyla mücadelede uzun yıllardır aktif rol oynadığını ve bu çabaların Birleşmiş Milletler raporlarında da yer aldığını hatırlattı.
Trump yönetiminin attığı adımlar yalnızca suçlamalarla sınırlı kalmadı. Trump, yaptığı açıklamalarda Venezuela’daki gelişmeleri ABD’nin ulusal güvenliği ve bölgesel istikrar açısından risk unsuru olarak tanımladı. Bu çerçevede, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde uyuşturucu kartelleriyle “yerinde ve etkin mücadele” gerekçesiyle ordunun daha geniş yetkilerle kullanılmasını öngören başkanlık kararnamesi yürürlüğe konuldu. Kararname, ABD ordusuna Venezuela’yı da kapsayan daha geniş bir operasyonel alan tanınmasının önünü açtı.

(Grafik: Mehmet Yaren Bozğun/AA)
Venezuela cephesinde bu gelişmeler, ülkenin egemenliğine yönelik açık bir tehdit olarak yorumlandı. Maduro, Trump yönetiminin söylem ve kararlarının yalnızca diplomatik baskı niteliği taşımadığını, askeri boyutlar da içerdiğini savundu. ABD’nin Venezuela’daki siyasi iktidarı devirmeyi hedefleyen bir strateji izlediğini öne süren Maduro, bu yaklaşımın petrol başta olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarını kontrol altına alma hedefiyle bağlantılı olduğunu dile getirdi.
Karayipler'de askeri hareketlilik
Trump yönetiminin Venezuela’yı hedef alan adımlarının ardından, Karayipler ve Venezuela çevresinde askeri faaliyetlerde belirgin bir artış yaşandı. Bu süreçte Trump yönetimi, Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele gerekçesiyle yürürlüğe koyduğu başkanlık kararnamesi kapsamında ABD ordusunun bölgedeki operasyonel alanını genişletti. Kararname, Karayipler ve Güney Karayipler havzasında deniz ve hava unsurlarının daha aktif biçimde kullanılmasına imkan tanıdı.
Bu kapsamda ABD, Venezuela açıklarına bir denizaltı ile destroyerlerden oluşan bir deniz gücü konuşlandırdı. ABD Donanmasına ait USS Gravely, USS Jason Dunham ve USS Sampson adlı savaş gemilerinin Karayipler’e sevk edildiği bildirildi. Sevkiyatın ilerleyen aşamasında, ABD Donanmasının en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford ve ona bağlı saldırı grubunun da bölgeye ulaştığı açıklandı.
ABD Başkanı Donald Trump, söz konusu askeri yığınağa ilişkin yaptığı açıklamada, “Venezuela, Güney Amerika tarihinin en büyük donanması tarafından tamamen kuşatılmıştır. Bu donanma giderek büyüyecek ve onlara daha önce hiç görmedikleri bir şok yaşatacaktır.” ifadelerini kullandı.

(Grafik: Mehmet Yaren Bozğun/AA)
Askeri hareketliliğe ilişkin açıklamalar, ABD Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray kaynakları tarafından eş zamanlı olarak kamuoyuna duyuruldu. Trump yönetimi, Venezuela çevresindeki deniz trafiğinin daha sıkı denetleneceğini ve şüpheli görülen unsurlara müdahale edileceğini bildirdi.
Bu adımlara paralel olarak, Venezuela hava sahasında da fiili bir kısıtlama süreci başlatıldı. ABD kaynakları, “uçuş güvenliği” gerekçesiyle sivil ve ticari uçuşların askıya alındığını duyururken, Venezuela hükümeti, bu uygulamanın Venezuela hava sahasının fiilen ABD kontrolüne girmesi anlamına geldiğini ve tüm bu adımların doğrudan ülkeyi hedef alan bir hazırlık olarak değerlendirdi.
Trump yönetiminin askeri adımlarına eşlik eden açıklamalar, sürecin yalnızca denetim faaliyetiyle sınırlı olmadığını ortaya koydu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, yaptığı açıklamalarda ABD ordusunun Venezuela’ya yönelik “rejim değişikliği dahil” tüm operasyonlara hazır olduğunu belirtti. Trump yönetimi ayrıca, Merkezi Haberalma Teşkilatına (CIA) Venezuela topraklarında operasyon yürütme yetkisi verildiğini doğruladı.
Venezuela’dan savunma hamleleri
Trump yönetiminin Karayipler ve Venezuela çevresindeki askeri yığınağını artırmasının ardından Venezuela, süreci doğrudan ulusal güvenliği tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirdi. Devlet Başkanı Maduro, ABD’nin Venezuela’ya yönelik söylem ve hamlelerinin ülkenin siyasi düzenini hedef alan daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu savunarak, ABD'nin medya ve diplomatik kanallar üzerinden yürüttüğü sistematik anlatıyla olası bir askeri müdahaleyi meşrulaştırmayı amaçladığını ileri sürdü.
“Venezuela’ya karşı bir savaşı meşrulaştırmak için bir anlatı dayatmak istiyorlar. Rejim değişikliğine zemin hazırlamak ve ülkenin muazzam doğal zenginliklerini yağmalamak için bir plan yürütüyorlar.”
- Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro
Venezuela’nın egemenliğinden taviz vermeyeceğini belirten Maduro, ülkesinin herhangi bir dış müdahaleye karşı savunulacağını yineledi. ABD’nin dünyanın en büyük uyuşturucu tüketicilerinden biri olduğunu hatırlatan Maduro, Washington’un kendi iç sorunlarını çözmek yerine Venezuela’yı hedef aldığını öne sürdü.
Bu söylemlerin ardından Venezuela yönetimi, askeri ve iç güvenlik alanında somut ve yapısal adımlar atmaya başladı. Maduro, ülke genelinde savunma hazırlıklarının artırılacağını duyurarak, silahlı kuvvetler ve güvenlik birimlerine teyakkuz seviyesinin yükseltilmesi talimatını verdi. Bu kapsamda, “Bağımsızlık 200 Tatbikatı” çerçevesinde sınır bölgeleri ve stratejik noktalarda askeri ve güvenlik unsurlarının konuşlandırıldığı, kara, hava ve kıyı hatlarında koordinasyonun güçlendirildiği bildirildi.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro, 'Independencia 200 Planı'nı yönetiyor
Tatbikat kapsamında özellikle Kolombiya sınırına yakın eyaletlerde askeri birliklerin takviye edildiği, kritik altyapı tesislerinin çevresinde güvenlik önlemlerinin artırıldığı ve hava sahasının daha sıkı denetlendiği açıklandı. Venezuela yönetimi, bu adımların savunma amaçlı olduğunu ve ülkenin egemenliğini korumaya yönelik tedbirler çerçevesinde hayata geçirildiğini vurguladı.
Venezuela İçişleri, Adalet ve Barış Bakanı Diosdado Cabello, halihazırda 11 eyalette uygulanan yüksek güvenlik tedbirlerinin başkent Caracas ve Miranda eyaletini de kapsayacak şekilde genişletileceğini açıkladı. Cabello, güvenlik önlemlerinin hem olası dış tehditlere hem de iç istikrarı bozabilecek girişimlere karşı alındığını belirtti.
“Ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl yaparlarsa yapsınlar, Venezuela’yı ele geçiremeyecekler. Venezuela halkı emperyalizme boyun eğmeyecek.”
- Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro
Maduro, savunma hazırlıklarının yalnızca düzenli orduyla sınırlı olmadığını, halkın da bu sürecin bir parçası olduğunu vurguladı. Bu kapsamda 4,5 milyon kişilik milis gücünün seferber edildiği açıklandı. Maduro, olası bir dış müdahale durumunda ordunun, polisin ve sivil savunma unsurlarının ülkenin dağlarını, kıyılarını, şehirlerini ve stratejik tesislerini korumakla görevli olacağını ifade etti.

Caracas’ta sivil ve askeri polis seferberliği - Fotoğraf: Ivan McGregor/AA
Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez de yaptığı açıklamalarda, ABD’nin Karayipler’deki askeri yığınağının doğrudan Venezuela’yı hedef aldığını belirterek, bunun “benzeri görülmemiş bir askeri tehdit” oluşturduğunu söyledi. Padrino Lopez, silahlı kuvvetlerin savunma kapasitesinin artırıldığını ve ülkenin egemenliğinin korunması için gerekli tüm hazırlıkların yapıldığını dile getirdi.

Caracas'ta Venezuela ordusunun askeri tatbikatı - Fotoğraf: Ivan McGregor/AA
Söylemlerin sertleşmesi
Trump yönetimi ile Maduro arasındaki gerilim, askeri hazırlıkların yanı sıra diplomatik ve söylemsel düzlemde de belirgin biçimde sertleşti. Trump, Venezuela’daki yönetimin “gayrimeşru” olduğunu söyleyen ifadeler kullanırken, ülkenin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde askeri seçeneği dışlamadığını açık biçimde dile getirdi. ABD basınına yansıyan haberlerde, Trump’ın Aralık 2025’te Maduro ile bir telefon görüşmesi yaptığı ve bu görüşmede Maduro’dan ülkeyi terk etmesini istediği ileri sürüldü.
Trump, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Venezuela ile ilgili “kolay yol” ve “zor yol” ifadelerini kullanarak, çözümün niteliğinin Maduro hükümetinin atacağı adımlara bağlı olduğunu söyledi. Bu söylem, ABD’nin diplomatik baskıyla birlikte askeri güç kullanımını da bir seçenek olarak masada tuttuğunu gösteren ifadeler arasında yer aldı.
“İşleri kolay yoldan halledebilirsek bu harika olur. Eğer zor yoldan halletmemiz gerekiyorsa, o da sorun değil.”
- ABD Başkanı Donald Trump
Venezuela cephesinde ise bu açıklamalar, açık bir tehdit olarak değerlendirildi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump yönetiminin söylemlerinin bir “psikolojik savaş” unsuru taşıdığını belirterek, ABD’nin Venezuela’yı uluslararası kamuoyu önünde yalnızlaştırmayı hedeflediğini savundu. Maduro, “rejim değişikliği” kavramının ABD tarafından bilinçli şekilde dolaşıma sokulduğunu ve bu söylemin askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacı taşıdığını ifade etti. ABD’nin suçlamalarının ve kullandığı dilin, geçmişte farklı ülkelerde yaşanan müdahaleleri hatırlattığını dile getirdi.
Maduro, ABD’nin Venezuela’ya yönelik tutumunun bir “gerilim” olarak tanımlanmasına da karşı çıktı. Uluslararası medyada sıkça kullanılan bu ifadelerin gerçeği yansıtmadığını savunan Maduro, ortada iki taraflı bir gerilimden ziyade tek taraflı bir saldırgan tutum bulunduğunu söyledi. ABD’nin attığı adımlara karşı Venezuela’nın savunma refleksi geliştirdiğini vurgulayan Maduro, bu durumun çarpıtılarak kamuoyuna sunulduğunu ileri sürdü.
“Haberlere bakıyorum, ‘ABD ile Venezuela arasında gerilim var’ deniyor. Ortada gerilim yok, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırgan bir tutumu var."
- Venezuela Başkanı Nicolas Maduro
Söylemlerin sertleştiği bu sürecin sonunda ise Trump, "Venezuela ile ilgili sorunun uyuşturucu mu yoksa Maduro'nun gitmesi mi" olduğu sorusunu geçiştirirken, "Maduro'nun günleri sayılı mı?" şeklindeki soruya ise "Evet, öyle diyebilirim." yanıtını vererek doğrudan Nicolas Maduro’yu hedef aldı.
ABD'nin askeri müdahalesi
3 Ocak 2026, yerel saatle gece 02.00 sularında Venezuela’nın başkenti Caracas’ta ve ülkenin çeşitli bölgelerinde patlama ve savaş uçağı sesleri duyuldu. Kısa süre içinde Venezuela hükümeti tarafından yapılan ilk resmi açıklamada, saldırıların ABD tarafından gerçekleştirildiği bildirildi.
ABD kaynaklarına göre, aylar süren hazırlıkların ardından başlatılan ve “Kesin Çözüm” adı verilen operasyon kapsamında, Venezuela genelinde eş zamanlı hava ve deniz unsurlarını içeren geniş çaplı bir askeri harekat yürütüldü. Operasyonun ilk aşamasında, savaş, bombardıman, keşif ve istihbarat uçaklarından oluşan yaklaşık 150 hava aracı devreye sokuldu. ABD’ye ait F-35 ve F-22 savaş uçaklarıyla B-1 tipi bombardıman uçaklarının da kullanıldığı hava harekâtının, stratejik askeri noktalarla birlikte başkent Caracas çevresinde yoğunlaştığı bildirildi.

(Grafik: Mehmet Yaren Bozğun/AA)
Venezuela hükümeti, patlamaların ardından saldırıların “dış müdahale” kapsamında değerlendirildiğini duyurdu. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, yaşanan gelişmeler üzerine ülke genelinde “dış müdahaleden kaynaklanan olağanüstü durum” ilan eden kararnameyi imzaladı. Bu kararnameyle birlikte güvenlik güçleri ve kamu kurumları en üst düzey alarm durumuna geçirildi.

Trump, alıkonulan Maduro ve eşi Cilia Flores’i taşıyan uçağın New York’a inişini takip ederken
Saldırıların hemen ardından Trump yönetiminden de açıklamalar geldi. Trump, yaptığı açıklamada Venezuela’da “geniş çaplı bir askeri operasyon” düzenlendiğini doğruladı. Trump, operasyonun doğrudan Maduro yönetimini hedef aldığını belirterek, Maduro ve eşi Cilia Flores’in alıkonularak ülke dışına çıkarıldığını duyurdu.
Venezuela makamları ise saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını savundu. Venezuela Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, düzenlenen saldırılarda güvenlik güçlerinin yanı sıra sivillerin de hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, sivil yerleşimlerin hedef alınmasının uluslararası insancıl hukukun ihlali anlamına geldiği belirtilerek, söz konusu saldırıların “savaş suçu” kapsamında soruşturulacağı duyuruldu.

Maduro, New York'ta mahkemeye sevk edilirken
Askeri müdahaleyle eş zamanlı olarak ABD yönetimi süreci hukuki bir zemine taşıyan adımlar attı. ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, New York Güney Bölgesi Savcılığı tarafından Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında iddianame düzenlendiğini açıkladı. Bondi, iddianamede Maduro’ya "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlamalarının yöneltildiğini bildirdi. ABD tarafı, hukuki sürecin Amerikan yargı sistemi içinde yürütüleceğini ve suçlamaların uzun süredir devam eden soruşturmaların sonucu olduğunu savundu.
“Maduro ve eşi, Amerikan mahkemelerinde Amerikan adaletinin tüm gücüyle karşı karşıya kalacak.”
- ABD Adalet Bakanı Pam Bondi
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan belgelerde, Nicolas Maduro’nun yıllardır “yolsuz ve gayrimeşru bir hükümeti yönettiği” öne sürüldü. Belgede, Maduro’nun hükümet gücünü uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere çeşitli hukuksuz faaliyetler için kötüye kullandığı, bu eylemlerden Venezuela’daki askeri ve siyasi elitin maddi kazanç sağladığı iddia edildi. Ayrıca belgelerde, Maduro’nun dünyanın en tehlikeli uyuşturucu kaçakçıları ve narko-teröristlerle işbirliği yaptığı ifadelerine yer verildi.
Venezuela yönetimi ise ABD’nin hem askeri hem hukuki adımlarını sert bir dille reddetti. Yapılan açıklamalarda, bir ülkenin görevdeki devlet başkanının askeri güç kullanılarak alıkonulmasının ve ABD mahkemeleri tarafından yargılanmaya çalışılmasının uluslararası hukukun açık ihlali olduğu vurgulandı. Venezuela hükümeti, ABD’nin kınanması için uluslararası topluma çağrıda bulunurken, Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunulacağını duyurdu.
Venezuela’da olağanüstü durum
Maduro’nun alıkonulmasının ardından ülkedeki anayasal sürece ilişkin adımlar da hızla atıldı. Venezuela Yüksek Adalet Mahkemesi (TSJ), Devlet Başkanının görevini fiilen yerine getiremediği gerekçesiyle Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’in geçici Devlet Başkanı olarak görevi üstlenmesine karar verdi. Mahkeme kararında, bu düzenlemenin anayasal çerçeve içinde ve devlet işleyişinin kesintiye uğramaması amacıyla yapıldığı belirtildi.

Maduro'nun yardımcısı Delcy Rodriguez, Geçici Devlet Başkanlığı için yemin ederken
Yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, başkent Caracas başta olmak üzere birçok eyalette güvenlik tedbirlerinin en üst seviyeye çıkarıldığı ifade edildi. Devlet kurumlarının, askeri ve sivil unsurların eşgüdüm içinde çalıştığı ve kamu düzeninin korunmasına öncelik verildiği bildirildi.
Geçici yönetimin göreve başlamasıyla birlikte devlet kurumlarının işleyişinin sürdürüldüğü açıklanırken, ülke genelinde hem iç güvenlik hem de dış tehditlere karşı teyakkuz halinin devam ettiği bildirildi.
Müdahaleye uluslararası tepkiler
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun alıkonulduğunun duyurulmasının ardından, uluslararası toplumdan peş peşe tepkiler geldi. Müdahale sonrası açıklamalar, özellikle egemenlik, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı vurguları etrafında yoğunlaştı. Birçok ülke ve uluslararası kuruluş, Trump yönetiminin attığı adımların bölgesel ve küresel istikrar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Avrupa Birliği
Avrupa cephesinde ilk değerlendirmeler, Avrupa Birliği kurumlarından geldi. AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Venezuela’daki gelişmeleri “büyük bir endişeyle” takip ettiklerini belirterek gerilimin düşürülmesi çağrısında bulundu. Costa, her türlü çözümün uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na tam saygı çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Avrupa Birliği, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan ilkelere tam saygı çerçevesinde gerilimin düşürülmesi ve bir çözüme ulaşılması çağrısında bulunmaktadır.”
- Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Antonio Costa
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, durumu yakından takip ettiklerini belirtirken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, önceliklerinin Venezuela’daki AB vatandaşlarının güvenliği olduğunu söyledi.
Yanı sıra, AB Komisyonu Başsözcüsü Paula Pinho, Trump’ın Venezuela’nın ABD tarafından yönetileceğine dair açıklamalarına tepki göstererek ülkenin geleceğinin Venezuelalılar tarafından belirlenmesi gerektiğini vurguladı.
Latin Amerika
Latin Amerika’dan gelen tepkiler ise daha sert bir dil içerdi. Meksika Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin askeri müdahalesini BM Şartı’nın 2. maddesinin açık ihlali olarak nitelendirdi ve tek taraflı askeri eylemleri kınadı.
“Meksika hükümeti, ABD silahlı kuvvetlerinin Venezuela topraklarına karşı tek taraflı gerçekleştirdiği ve BM Şartı’nın 2. maddesini açıkça ihlal eden askeri eylemleri şiddetle kınamaktadır.”
- Meksika Dışişleri Bakanlığı
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, askeri çözümün krizi derinleştireceği uyarısında bulunarak, müdahalenin bölgesel istikrarsızlığı ve göç baskısını artıracağını söyledi.
Brezilya yönetimi de güç kullanımına karşı olduğunu yineleyerek çok taraflı diplomasi çağrısını sürdürdü.

Brezilya'da ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesine yönelik protesto - Fotoğraf: Fabio Teixeira/AA
Bolivya ise egemenlik ilkesinin ihlal edildiğini belirterek ABD’nin adımlarının Latin Amerika’yı yeni bir kriz sarmalına sürükleyebileceği uyarısında bulundu.
Güney Afrika, BM Güvenlik Konseyinin toplanması çağrısında bulundu
Güney Afrika hükümeti, ABD’nin tek taraflı güç kullanımının uluslararası düzenin istikrarını zedelediğini belirterek BM Güvenlik Konseyi’nin acilen toplanması çağrısında bulundu.
“ABD’nin yasa dışı ve tek taraflı güç kullanımı, uluslararası eşitlik ilkesini ve uluslararası düzenin istikrarını baltalamaktadır.”
- Güney Afrika Hükümeti
Papa 14. Leo: Venezuela halkının iyiliği, diğer değerlendirmelerin önünde gelmeli
Vatikan’da pazar duası sonrası konuşan Papa 14. Leo, Venezuela’da egemenliğin korunması ve şiddetin sona erdirilmesi çağrısında bulunarak, insan haklarına saygı temelinde barışçıl bir çözüm bulunması gerektiğini vurguladı.
BM Güvenlik Konseyi’ne Resmi Başvuru
Müdahalenin ardından Venezuela yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne resmi başvuruda bulunarak ABD’nin askeri eylemlerinin kınanmasını talep etti. Venezuela, başvuruda egemenliğin ihlali, güç kullanımının yasaklanması ve uluslararası hukuka aykırılık vurgularını öne çıkardı. Venezuela, Konsey’in acil toplanarak duruma müdahil olmasını istedi.
Türkiye'den itidal çağrısı
Türkiye, Venezuela’da yaşanan son gelişmeleri yakından takip ettiğini bildirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ABD’nin Venezuela’da düzenlediği geniş çaplı saldırılara dikkat çekilerek, ülkenin istikrarı ile Venezuela halkının huzur ve esenliğinin önemsendiği vurgulandı. Açıklamada, mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmaması için tüm taraflara itidal çağrısında bulunuldu.Türkiye’nin, krizin uluslararası hukuk çerçevesinde çözümü için yapıcı katkı sunmaya hazır olduğu belirtildi.
ABD kamuoyundan tepkiler
Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi ve Maduro’nun alıkonulduğunun açıklanmasının ardından, ABD kamuoyunda da müdahaleye yönelik tepkiler ortaya çıktı.
Müdahalenin duyurulmasından kısa süre sonra, başkent Washington’da Beyaz Saray çevresinde protesto gösterileri düzenlendi. Gösterilere katılan gruplar, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri eylemlerini eleştirerek müdahalenin hukuki ve siyasi sonuçlarına dikkat çekti.

San Francisco’da Venezuela’ya yönelik saldırılara protesto - Fotoğraf: Tayfun Coşkun/AA
Beyaz Saray önünde toplanan göstericiler, ABD’nin Latin Amerika’daki askeri müdahalelerinin geçmişte yol açtığı sonuçları hatırlatan sloganlar attı.

Washington'da ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesine protesto - Fotoğraf: Celal Güneş/AA
Protestolarda, müdahalenin petrol ve doğal kaynaklar üzerinden yürütüldüğü öne çıkarılırken, Trump yönetiminin attığı adımların Kongre denetimi dışında gerçekleştiği yönünde eleştiriler dile getirildi. Göstericiler, ABD’nin Venezuela’daki askeri operasyonunu “yasa dışı” olarak nitelendiren pankartlar taşıdı.
“Petrol için kan dökülmesin.”
“Bu savaş yasal değil.”
“ABD ellerini Latin Amerika’dan çek.”
Gösteriler sırasında bazı protestocular, ABD Kongresi’ne çağrıda bulunarak Trump yönetiminin Venezuela politikasının durdurulmasını istedi. “Kongre, Trump’ın savaşını durdur” ifadelerinin yer aldığı pankartlar, müdahalenin ABD iç siyasetinde de tartışma konusu haline geldiğini ortaya koydu.

New York'ta Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yakalanmasına karşı protesto düzenlendi - Fotoğraf: Selçuk Acar/AA
Müdahale sonrası siyasi ve ekonomik yaptırımlar
Trump yönetimi, müdahale sonrasında Venezuela’da ABD’nin yönlendireceği bir geçiş süreci ve buna bağlı geçici bir idari yapı oluşturulduğunu duyurdu. Trump, sürecin kısa vadeli olmayacağını vurgulayarak, ABD’nin Venezuela’daki rolünün uzun vadeli olacağını ifade etti.
Trump, Venezuela’da 30 gün içinde seçim yapılmayacağını, ülkenin önce istikrara kavuşturulması gerektiğini söyledi. Trump, “Önce ülkeyi düzeltmemiz gerekiyor. Seçim yapılamaz. Halkın oy kullanabilmesi mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
Bu dönemde Trump, Venezuela’nın enerji kaynaklarına ilişkin de dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Trump, Venezuela’nın petrol ve enerji altyapısının yeniden inşası için Amerikan petrol şirketlerinin yürüteceği projelerin ABD tarafından sübvanse edilebileceğini, bu sürecin ise 18 aydan kısa sürede tamamlanabileceğini öne sürdü. Trump, “Muazzam miktarda para harcanması gerekecek. Bu parayı petrol şirketleri harcayacak, ardından biz ya da elde edilecek gelirler üzerinden kendilerine geri ödeme yapılacak.” dedi.
Trump, müdahale sonrası kurulan geçici yönetimin, ABD’ye 30 ila 50 milyon varil petrol teslim edeceğini belirtti. Açıklamada, söz konusu petrolün piyasa fiyatından satılacağı ve elde edilecek gelirin ABD Başkanı olarak kendisinin kontrolünde olacağını söyledi. Trump ayrıca, bu düzenlemenin hem Venezuela halkının hem de ABD halkının yararına olacağını ifade etti.
“Venezuela’daki geçici yönetim, ABD’ye 30 ila 50 milyon varil petrol teslim edecek. Bu petrol piyasa fiyatından satılacak ve gelir hem Venezuela halkının hem de ABD halkının yararına kullanılacak.”
Trump, askeri müdahalede bulunduğu Venezuela'nın geleceğine ilişkin diğer açıklamalarda ise, ABD'nin Venezuela'yı "yönetmeye ve devasa rezervlerinden petrol çıkarmaya" yıllarca devam etmesini beklediğini söyledi.
Trump, Venezuela'yı "çok karlı şekilde yeniden inşa edeceğini" öne sürerek "Petrolü kullanacağız ve petrol çıkaracağız. Petrol fiyatlarını düşüreceğiz ve Venezuela'ya çok ihtiyaç duydukları parayı vereceğiz." dedi.
Ülkede alıkonulan Devlet Başkanı Nicolas Maduro yönetimindeki eski yetkililerden oluşan geçici hükümetin de ABD ile işbirliği yaptığına işaret eden Trump, ABD'nin "gerekli olduğunu düşündüğü her şeyi" mevcut yönetimden aldığını belirtti.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.











