ABD'nin İran saldırılarını "kendi savaşı" görmeyen Avrupa liderleri, temkinli tavırlarını sürdürüyor
ABD'nin kıtadaki müttefiklerine danışmadan başlattığı İran saldırılarını "kendi savaşı" olarak görmeyen Avrupa ülkeleri, savaşa dahil olmaktan kaçınmaya devam ediyor.
Brüksel
ABD Başkanı Donald Trump'ın yüksek sesli tepki ve tehditlerine rağmen Avrupalı ülkelerin birçoğu ABD'ye saldırılarında hava sahaları ve üslerinin kullanımına izin vermezken, Washington'un Hürmüz Boğazı'na ilişkin yardım çağrılarını da ancak gerginlik sona erdikten sonra cevaplayabileceklerine işaret ediyor.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Trump ise bir yandan Avrupa ülkelerinin temkinli tavrına karşı "Unutmayacağız." mesajı verirken, diğer taraftan tarihin en uzun ömürlü askeri ittifakı NATO'nun meşruiyetini hedef almaya devam ediyor.
“Artık kendi başınızın çaresine bakmayı öğrenmek zorunda kalacaksınız." diyen Trump, "ABD sizin için orada olmayacak, tıpkı sizin bizim için olmadığınız gibi.” uyarısında bulundu.
"Bizim savaşımız değil"
ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılar başlattıktan sonra Avrupa Birliği (AB) üst yönetimi ve Avrupa başkentlerinden "Bu bizim savaşımız değil." mesajları gelmeye başladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, birliğin diplomasi ve gerginliğe düşürmeye odaklanacağını belirterek, "Bu çatışmanın tarafı değiliz. Bu Avrupa'nın savaşı değil." ifadelerini kullandı.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise daha net mesaj vererek, "Bu bizim savaşımız değil, biz başlatmadık." açıklamasında bulundu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, "Uluslararası hukuku ihlal eden bir savaşı desteklemeyeceğiz." mesajı verirken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da diplomatik çözüm ısrarını sürdürdü.
"Danışılmadık"
Avrupalı liderler, aynı zamanda ABD ve İsrail'in hiçbir şekilde kendilerine danışmadan saldırılar başlatmasına da tepki vererek, müttefikler arasında koordinasyon sağlanması gerektiğine işaret etti.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına ilişkin, “İsrail ve ABD tarafından tek taraflı olarak kararlaştırılan müdahalenin, bunun için öngörülen kolektif platformlarda görüşülmesi gerekirdi." dedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “Washington bize danışmadı ve Avrupa'dan yardım gerekeceğini söylemedi. (Danışsaydı) Bu yolun izlenmesine karşı tavsiyede bulunurduk." ifadelerini kullandı.
Kallas da "ABD ile müttefikiz ancak son hamlelerini anlamıyoruz. Bize danışılmadı ve savaşın hedefleri net değil." açıklamasını yaptı.
Üslerin kullanımına karşı çıktılar
Trump'ın tüm tehditlerine rağmen Avrupalı ülkelerin birçoğu İran'a yönelik saldırılar için üslerinin kullanılmasına izin vermedi.
Savaşa en sert tepkilerden birini veren İspanya, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına katılan ABD uçaklarına hava sahasını kapatma kararı verdiğini duyurdu.
ABD uçaklarının Rota (Cadiz) ve Moron de la Frontera (Sevilya) deniz ve hava üslerini kullanmasını yasaklayan İspanya hükümeti, ayrıca Avrupa ülkelerinde konuşlanmış ABD uçaklarına İspanyol hava sahasını kapattığını duyurdu.
ABD, ülkenin güneyinde bulunan Rota ve Moron askeri üslerinden 15 uçağı başka yerlere taşımak zorunda kaldı.
Fransa, saldırıların en başından itibaren hava üslerinin saldırılara dahil olan hava araçlarının kullanımına açılmayacağını bildirdi.
Diğer taraftan, Fransız yetkililerine dayandırılan haberlerde Paris'in ABD'nin İsrail’e silah taşımak için kullandığı askeri uçakların hava sahasından geçişine izin vermediği ifade edildi.
İtalya ise ABD'nin ikili anlaşmaya uygun olarak İtalya'daki üslerini saldırı amacı olmayan normal operasyonlar için kullanmaya devam edebileceğini ancak bu kapsamın ötesindeki herhangi bir kullanımın parlamento tarafından onaylanması gerektiğini duyurdu.
İsviçre de hava sahasını kapatan Avrupa ülkeleri arasında yer aldı.
İsviçre Federal Konseyinden yapılan açıklamada, ülkenin tarafsızlık yasası kapsamında askeri amaçlı uçuşlar için İsviçre hava sahasının kapalı olduğunu duyurdu.
Polonya da yardım taleplerine karşı çıkan ülkelerden oldu. Polonya Başbakanı Donald Tusk, İran'a asker göndermeyeceklerini bildirdi.
Polonya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz da ABD'nin Polonya'dan Patriot hava savunma sistemlerini Orta Doğu’ya konuşlandırmasını istediğine dair haberlerin ardından ülkelerinin güvenliğinin mutlak öncelik olduğunu belirterek, "Patriot bataryalarımız Polonya hava sahasını ve NATO’nun doğu kanadını korumaya hizmet ediyor. Bu konuda hiçbir değişiklik yok ve onları başka bir yere konuşlandırmayı planlamıyoruz. Müttefiklerimiz burada ne kadar önemli görevler üstlendiğimizi çok iyi biliyor ve anlıyor." ifadelerini kullandı.
Almanya ve İngiltere baskıya boyun eğdi
Son gelişmeleri "korkunç bir hata" olarak tanımlayan Almanya Başbakanı Merz, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla Orta Doğu’ya savaş gemileri gönderme çağrılarını reddetti.
Ancak doğrudan saldırılara dahil olmayacağının altını çizen Almanya, ABD’nin Ramstein Hava Üssü’nü İran’a karşı dron ve füze saldırılarını koordine etmek için kullanmasına izin verdi.
Diğer taraftan, İngiltere Başbakanı Keir Starmer başta sert bir tutum takınarak üslerinin kullanımına uluslararası hukuku ihlal edebileceği kaygısıyla geçit vermezken, Trump'ın yoğun baskısı ve "Karşımızda Churchill yok." gibi ifadelerinin ardından Chagos Takımadaları'ndaki üslerini kullanımına açtı.
Starmer ayrıca, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını görüşmek üzere yaklaşık 35 ülkenin katılacağı bir toplantıya ev sahipliği yapacağını kaydetti.
Portekiz de Azorlar’daki Lajes Hava Üssü’nün ABD tarafından kullanılmasına ilişkin temkinli bir tutum benimseyerek, mevcut ikili ve NATO düzenlemeleri çerçevesinde erişim izni vereceğini duyurdu.
Savaşa dahil olmayacağının altını çizen Portekiz, kullanımın "savunma amaçlı ve orantılı operasyonlarda" mümkün olacağını bildirdi.
"Stratejik değerlendirmeler ve iç siyasi baskılar etkili"
AA muhabirine konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İtalya'daki Trieste Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler Profesörü Federico Donelli, "Avrupa’nın, ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri tırmanışına uyum sağlama konusundaki isteksizliği, stratejik değerlendirmeler ile iç siyasi baskıların bir kombinasyonundan kaynaklanıyor." dedi.
Bazı Avrupa ülkelerinin ABD’nin duruşu ve kararlarına yönelik mesafe koymaya çalıştığına işaret eden Donelli, bunu ülkelerin çok temkinli ve dikkatli bir şekilde yaptıklarını ifade etti.
Donelli, "Bu yaklaşım tüm Avrupa başkentlerinde aynı şekilde benimsenmiş olmasa da genel olarak belirli bir stratejik özerklik göstermek niyeti söz konusu." açıklamasını yaptı.
Diğer taraftan iç baskıların da önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Donelli, "Avrupa kamuoyu, İsrail politikaları ve ABD yönetiminin İran konusundaki tutumu konusunda giderek daha eleştirel olmaya başladı." ifadelerini kullandı.
Donelli, bu durumun yalnızca artan gerginliğin günlük yaşam üzerindeki somut ekonomik maliyetlerine dair kaygılardan kaynaklanmadığını belirterek, Gazze ve Lübnan’da süregelen şiddet ile İran’ın da dahil olmasıyla daha fazla bölgesel istikrarsızlık riskinin endişe yarattığını kaydetti.
"Uluslararası hukukun temel ilkeleri, Amerikan emperyalizmine karşı"
York Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Heidi Matthews ise ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü "saldırgan savaş karşısında", birçok Avrupa ülkesinin Başkan Trump’ın savaşa dahil olma baskısına karşı dururken, uluslararası hukukun temel ilkelerine ve kurumlarına yöneldiğine işaret etti.
Fransa'nın saldırıların ele alınması için acil Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplantısı çağrısıyla İspanya'nın savaşın "derinden yasa dışı" olduğunu vurgulamasının bu çerçevede değerlendirebileceğinin altı çizen Matthews, şunları vurguladı:
"Birçok Avrupa ülkesi uluslararası hukukun temel ilkelerini, Amerikan emperyalizmine karşı bir direnç aracı olarak yeniden benimsemeyi seçiyor. Özellikle güç kullanımının yasaklanması, BM Şartı sisteminin ortaya çıkışından bu yana en aşırı tehditle karşı karşıya olduğu bir dönemde önem kazanıyor."
