Euro
6.31
Dolar
5.71
BIST 100
100,338.80
Altın
1,499.20
Analiz

ABD'nin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan çekilmesi

INF Anlaşması, dünyanın en önemli iki devleti arasında sadece nükleer silahlar değil balistik füzeler konusunda da silahlanma yarışının önünde duran bir engeldi.

Doç. Dr. Şebnem Udum   | 05.09.2019
ABD'nin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan çekilmesi

İstanbul

Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (Intermediate Nuclear Forces [INF]) Anlaşması 1987 yılında, ABD ve Sovyetler Birliği’nin 500 ila 5 bin 500 kilometre menzilli, karadan fırlatılan nükleer başlıklı ve konvansiyonel balistik ve seyir (kruz) füzelerini ortadan kaldırmalarını öngörmüş, bunun için de yerinde doğrulama denetimleri getirmişti. Bu anlaşma ile süper güçler ilk kez, nükleer silahların sayısını azaltma konusunda anlaşmışlardı. 1970’lerin ortasında Sovyetler Birliği SS-20 adlı, birden fazla başlık taşıyabilen orta menzilli füzeler konuşlandırmış ve Avrupa sahasında stratejik üstünlük elde etmişti. Buna karşılık bir çift aşamalı karar alan NATO, hem Sovyetler Birliği’ni silahların kontrolü müzakerelerine teşvik etmiş hem de Avrupa’ya, onu karşı tarafın stratejik üstünlüğüne karşı eşit hale getirecek orta menzilli nükleer başlıklı füzeler yerleştirmişti.

ABD’nin anlaşmadan çekilme kararında sadece uluslararası etkenler değil, karar vericilerin inanışları ve tavırları da etkili oldu.

SSCB’deki yönetim değişikliğiyle birlikte Moskova 1985 yılında SS-20 savaş başlıkları ve Avrupalı müttefiklerin füze başlıkları arasında denge sağlanmasına yönelik bir öneride bulunmuştu. Daha sonra taraflar, müzakerelerin kapsamını genişletmiş ve tüm orta menzilli füzeleri içeren INF Anlaşması’nı 1987 yılında imzalamışlardı. Uygulama süreci sonrasında anlaşmanın normatif bir etkisi olmuş, taraf olmasalar bile Soğuk Savaş’ın bitiminde pek çok Avrupa ülkesi topraklarında bulunan ve INF Anlaşması’na konu olan orta menzilli füzeleri ortadan kaldırmışlardı. Anlaşmayla ilgili bir diğer önemli husus ise taraf devletlerin taahhüt ettikleri füze başlığı sayısının azaltılmasıyla ilgili atmaları gereken adımların yerinde denetlenebilmesiydi. Her ne kadar bu hak 2001’de sona ermiş olsa da, anlaşma doğrultusunda kurulan Özel Doğrulama Komisyonu uygulama organı olarak görev yapmakta ve gerekli adımların atılması konusundaki sorunları ele almaktaydı.

Çekilme konusunda Trump yönetiminin gerekçelerinden bir diğeri de Çin oldu. Çin’in konvansiyonel başlıklı orta menzilli füzeleri kaygı yaratıyordu, çünkü ABD Asya-Pasifik’te Çin’le girdiği rekabette INF’nin füze menzili kısıtlaması nedeniyle Çin’e simetrik karşılık veremiyordu.

Karşılıklı güven

Denetleme (inspection) ve doğrulama (verification; anlaşma ile uyumlu davranıldığının doğrulanması) uluslararası hukuk ve uluslararası siyaset için kilit önemdedir. Bu sistem, anlaşmalarla belirlenmiş kurallara uyulmasını, birbirinden tehdit algılayan taraflar arasında teknik ve/veya bilimsel yöntemler kullanılarak güven tesis edilmesini ve en önemlisi de zamanla davranış standartları (normlar) oluşturulmasını sağlar. Uluslararası ilişkilerin doğası gereği, devletlerin arasında karşılıklı güven oluşturmak uzun zaman alan bir süreçtir; bu güveni sarsarak yeniden bir tehdit algılaması yaratmak ise kısa bir sürede mümkündür.

Belli bir kategorideki silahın tamamen ortadan kaldırılmasını ve karşılıklı doğrulama kontrollerini öngördüğü için, INF Anlaşması silahların kontrolü alanında bir ilkti. INF ile başlayan bu uygulamalar daha sonraki benzer anlaşmaların uygulanması için de temel oluşturmuştu. Anlaşmanın sonlanması, yukarıda belirtildiği üzere, büyük devletlerin şüphe ve belirsizlik nedeniyle birbirine duyacağı güvensizliği artırarak karşılıklı tehdit algılanan bir uluslararası ortamı tekrar yaratma riski taşımaktadır.

2000’lerin ortasından başlayarak özellikle Çin’in askeri gücünün artması ve 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Avrupa’ya füze savunma sistemleri yerleştirme kararı nedeniyle Rusya anlaşmadan çekilebileceğinin sinyallerini vermişti. 2013 ve 2014 senelerinde de ABD Rusya’nın anlaşma ile uyumsuz davrandığına dair endişelerini dile getirmiş, Rusya ise 2017’de bunu reddederek Washington’ın anlaşmayı benzer şekilde deldiğine dair iddialarda bulunmuştu. 

Yeni bir nükleer silahlanma yarışı kapıda mı?

ABD’nin anlaşmadan çekilme kararında sadece uluslararası etkenler değil, karar vericilerin inanışları ve tavırları da etkili oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetim anlayışı, devletin iktisadi, siyasi ve askeri gücünü artırmayı amaçlıyor ve dış politika kararları da bu yönde şekilleniyor. Bununla ilintili olarak, kendi döneminden önce yapılan, kendi iktisadi, siyasi ve askeri görüşüyle uyumlu olmayan her türlü düzenlemeyi “eksik” buluyor ve “düzeltilmesi” gerektiğini ifade ediyor. Düzeltmeden kasıt ise ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu hâle getirilmesi. Burada da varsayılan, kendinden önceki yönetimlerin ABD’nin ulusal güvenlik ve refahını yeteri kadar düşünmediğidir. Bu nedenle, Trump ve ekibi uluslararası taahhütleri ve normları sorguluyor ve bunlara uymakta gönülsüz davranıyor. Bunun yerine, ABD’nin gücünü vurgulamak için uluslararası kamuoyuna semboller ve söylemlerle etki edebilecek kısa süreli ama net sonuç ve hedef içermeyen adımları tercih ediyorlar.

INF Anlaşması, dünyanın en önemli iki devleti arasında sadece nükleer silahlar değil balistik füzeler konusunda da silahlanma yarışının önünde duran bir engeldi. Ancak değişen askeri koşullar, özellikle de Rusya ve Çin’in askeri adımları nedeniyle ABD’nin anlaşmaya bağlı kalmasının artık bir anlam taşımayacağını ifade eden uzmanlar da vardı.

Çekilme konusunda Trump yönetiminin gerekçelerinden bir diğeri de Çin oldu. Çin’in konvansiyonel başlıklı orta menzilli füzeleri kaygı yaratıyordu, çünkü ABD Asya-Pasifik’te Çin’le girdiği rekabette INF’nin füze menzili kısıtlaması nedeniyle Çin’e simetrik karşılık veremiyordu.

ABD’nin INF Anlaşması’ndan çekilmesi, bir diğer silahların kontrolü anlaşması olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (Strategic Arms Reduction Treaty [ START]) da riske atıyor. Eğer iki taraf da anlaşmaya varamazsa, Yeni START 2021’de sona erecek. ABD başkanının Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, sırf elde bir anlaşma olsun diye Yeni START’ın uzatılmasını sorgulamıştı. Eğer Yeni START da ortadan kalkarsa, yeni bir nükleer silahlanma yarışı beklenebilir. Halihazırda, Yeni START’ın doğrulama mekanizmaları, Rusya ve ABD arasında birbirlerinin nükleer silah yetenekleri konusundaki belirsizlikleri, şüpheden ve yanlış anlamadan doğabilecek gerginliği azaltmaktadır. Böylece gelecekte nükleer silah yeteneklerini artırma motivasyonunu da baskılamaktadır.

Yatay ve dikey yayılma

Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi (nuclear non-proliferation) ve silahların kontrolü (arms control) farklı kavramlar olmakla birlikte, birbirleriyle ilintili oldukları noktalar da var. Nükleer silahların yayılmasını önleme iki düzlemde gerçekleşir: Birincisi yatay yayılma, yani daha önce nükleer silahı olmayan bir devletin nükleer silah ve bunu iletme kabiliyeti olarak balistik füze elde etmesidir. İkincisi ise dikey yayılma, yani daha önce nükleer yeteneği bulunan bir devletin nükleer silahlarının sayısının ve/veya niteliğinin artmasıdır. Silahların kontrolü, dikey yayılmanın tersine çevrilmesi açısından ve yatay yayılma motivasyonunun düşürülmesi açısından önemlidir. Birbiriyle siyaseten sorunlu ve rakip devletlerin tansiyonu yükseltmesini ve silah yarışından tehdit algılayabilecek diğer devletlerin de güvenlik ikilemine düşmesini engeller. Bölgesel ve uluslararası anlamda savaş ve çatışma riskini azaltır. Bu anlaşmalar ve doğrulama mekanizmaları, temelde devletlerin realist ortamda birbirleriyle girebilecekleri bir nükleer savaş riskini de azaltır. Silahların kontrolü anlaşmaları, siyaseten azalan gerginliğin askeri alana yansımasıdır. Tehdit seviyesi nedeniyle eldeki nükleer başlık ve füze sayısını da azaltmayı öngörür ve devletlerin birbirlerini caydırma gücünü elde tutmalarına izin verir.

Anlaşmanın sona ermesi, nükleer silaha sahip olmayan devletler için hem uluslararası güvenlik hem de uluslararası yükümlülükler ve hukuk açısından endişe vericidir: Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) VI. maddesine göre, bu silahlardan tamamen arınmak için müzakerelere başlaması gereken nükleer silaha sahip devletler, tam tersine silahların kontrolü anlaşmalarını sona erdirmiş ya da erdirmeye meyilli davranıyorlar. Fakat nükleer silaha sahip olmayan devletlerin, bu silahlara sahip olması siyasi ve teknik açıdan zor ve riskli.

Gündemdeki en sıkıntılı konulardan biri İran ve ABD’nin Ortak Kapsamlı Hareket Planı’ndan çekilmesi ve İran’ın hassas teknolojilerle ilgili attığı adımlardır. ABD’nin İran’a karşı bölgede Suudi Arabistan’ı öne çıkardığı ve hassas nükleer teknolojilerin ticaretini öngördüğü gözlemleniyor. Fakat bölgesel ve uluslararası etkileri büyük ve zararlı olacak bu adımların devamının ABD tarafından daha detaylı incelenmesi bekleniyor.

[Doç. Dr. Şebnem Udum Hacettepe Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.