Euro
6.52
Dolar
5.90
BIST 100
93,638.27
Altın
1,483.14
Analiz

Hindistan seçimlerinde sona doğru

Modi seçimden yine zaferle çıkarsa, önemli bir dış politika açılımı olan ‘Doğuya Hareket’ politikasından vazgeçmeyecek.

Duygu Çağla Bayram   | 09.05.2019
Hindistan seçimlerinde sona doğru

İstanbul

72 yıllık cumhuriyet tarihinde 17. genel seçimin yapılmakta olduğu Hindistan’da seçmenler, iki meclisli federal parlamentonun alt kanadı olan Halk Meclisi’ndeki (Lok Sabha) 545 sandalyenin 543’ünün sahibini belirlemek için oy kullanmaya devam diyor. Kalan 2 sandalyenin milletvekilleri ise ülkedeki Anglo-Hint topluluğunun temsili çerçevesinde cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Halk Meclisi, Hint parlamentosunda üst kanattan daha güçlü konumda. Hükümeti sorumlu tutar ve tüm vergi, borçlanma, harcama faturaları olmak üzere parasal işlemlerden sorumlu merci durumunda. Buna ilave olarak parlamentonun üst kanadından daha fazla sandalyeye sahip olduğundan yasama müzakerelerinde de daha fazla güce sahip.

1.3 milyar nüfusa sahip ülkede dünyanın en uzun soluklu seçimleri yapılıyor. Hindistan'da yaklaşık 900 milyon seçmenin bulunduğu ve ülkenin 29 eyalet ile 7 Birlik Toprağı’ndan oluştuğu dikkate alındığında, herkesin belirli bir günde oyunu kullanması imkansız. Bu nedenle ülke, birbirini izleyen birkaç aşamada oy verme işlemini icra ediyor ve bu süreç ortalama beş hafta sürüyor. Dolayısıyla 11 Nisan’da başlayan genel seçim maratonunun 19 Mayıs’ta nihayete ermesi bekleniyor. 39 günlük oy verme sürecinde 7 aşama bulunuyor. Şu ana kadar, 11, 18, 23 ve 29 Nisan olmak üzere bu aşamaların 4’ü tamamlanmış durumda. İlk dört etapta da katılım oranlarının yüzde 70’lere yakın olduğu gözlendi. 6, 12 ve 19 Mayıs tarihlerindeki diğer seçimlerin tamamlanmasının ardından Hindistan’da oy kullanma işlemleri son bulacak. Sonuçların 23 Mayıs’ta açıklanmasıyla ülkedeki seçim sürecinin tamamlanması ve yeni hükümetin haziran başında kurulması öngörülüyor.

Karmaşık seçim sistemi

Hindistan’ın seçim mevzuatı çerçevesinde her yerleşim yerinde 2 km içerisinde bir oy kullanma merkezinin bulunması gerekiyor. Bu durum, oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan ve ulaşımın da bir o kadar düzensiz ve yetersiz olduğu Hindistan'da ülkeye mahsus uygulamaları da beraberinde getiriyor. Sözgelimi, ulaşım imkanlarının yetersiz olduğu Assam eyaletinde yetkililer, seçmenlere ulaşabilmek için filleri kullanırken, ülke genelinde kayıklardan helikopterlere kadar bütün ulaşım imkanlarına başvuruluyor.

8 binin üzerinde adayın ve 500’ün üzerinde siyasi partinin katıldığı Hindistan genel seçimlerinde oy pusulaları kağıttan düzenlenmiyor. Her oy elektronik olarak veriliyor ve toplamda 1,72 milyon elektronik oylama makinesi kullanılıyor. 2014 yılında yapılan bir önceki genel seçimlerde parti ve adayların harcamalarının 5 milyar doların üzerinde olması bakımından da Hindistan seçimleri ABD’den sonra dünyanın ikinci en masraflı seçimleri unvanına sahip durumda.

Yerel partilerin ve bölgesel meselelerin de oldukça etkili olduğu seçim sürecinde Hint siyasetine yön veren başlıca iki parti ve bu partilerin liderlerinin yine ön planda olduğu görülüyor. Seçimlerde, iktidardaki Hindistan Halk Partisi (BJP) lideri ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile ana muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongre Partisi (kısaca Kongre) ve partinin genel başkanı Rahul Gandhi kıyasıya rekabet içinde. Parti manifestolarında ve kampanya söylemlerinde BJP’nin ulusal güvenlik ve terörle mücadele üzerinde odaklandığı dikkat çekerken, Kongre’nin ise ekonomi, yoksulluk ve işsizlik konularına öncelik verdiği görülüyor. Nitekim seçim arifesinde Modi’nin yolsuzluk ve sosyal sorunlara atfen sosyal medya hesabında isminin önüne ‘Chowkidar’ (bekçi) ifadesini eklemesi ve diğer BJP mensuplarının da aynı şekilde hareket etmesine Gandhi'nin ‘Chowkidar Chor Hai’ (hırsız bekçi) ifadesiyle karşılık vermesi muhalefetin esas olarak ekonomiye odaklandığının işareti. Modi ise Gandhi’yi yalancılıkla ve halka gerçekleştiremeyeceği seçim vaatlerinde bulunmakla itham ediyor.

Pulwama saldırısının yankıları

14 Şubat’ta düzenlenen Pulwama saldırısı Başbakan Narendra Modi'nin seçim kampanyası üzerinde belirleyici bir etki bıraktı. Saldırılara misilleme olarak Pakistan sınırındaki Balakot'a saldırı emri veren Modi, şubat ve mart ayları boyunca, yani Pulwama’dan seçimlerin başlangıcına kadar geçen iki aylık süreçte Modi, Pulwama saldırısını başlıva gündem maddesi yaparak Pakistan'ı hedef alan terörle mücadele ve ulusal güvenlik söylemlerine odaklandı.

Pakistan'la yaşanan gerilim sırasında Modi'nin başarılı bir kriz yönetimi uyguladığı söylenebilir. Uluslararası kamuoyunda her ne kadar ülkesinin Pakistan ile yeni bir savaşın eşiğinde olduğu izlenimi vermiş olsa da böyle bir savaşın şu aşamada düşünülemeyeceği açıktı. Modi’nin bu süreçteki sert tutumunun seçmen nezdinde işe yaradığı ve karşılık bulduğu görülüyor.

Seçim sürecinde partisi BJP’den ziyade bilhassa Narendra Modi vurgusunun yapılıyor olması da dikkatlerden kaçmaması gereken bir husus. Yani seçmenlere, "Modi için BJP’ye oy vermelisiniz" tarzındaki çağrılar, halk nezdinde olumlu bir karşılık buluyor. Bugün Hindistan’da Modi’nin geniş bir seçmen tabanı var. Diğer taraftan, BJP ve Modi’yle birlikte ülkede milliyetçilik duygusunun da oldukça tırmandırıldığına şahit olunmuştu. Merkez-sağ yelpazesindeki partisi ve Hindu milliyetçiliğinin (Hindutva) temeli olan Ulusal Gönüllü Organizasyonu (RSS) bağlılığı ile Modi, bir yandan ülkenin temel dini Hinduizm ile bu dine mensup Hindu vatandaşlarının desteğini alırken, diğer yandan ülkenin önemli bir azınlığı konumundaki Hint Müslümanları açısından da ayrıştırıcı, daha da önemlisi ötekileştirici bir atmosferin yayılmasına yol açtı. Hindistan’daki Müslümanlar her ne kadar azınlığı teşkil ediyorsa da 200 milyona varan sayılarıyla, Endonezya’dan sonra dünyanın ikinci büyük Müslüman nüfusu. Öte yandan seçim öncesinde Modi’nin Cammu-Keşmir eyaletindeki özel hakların ve özerk statünün kaldırılacağına yönelik açıklaması, halkının çoğunlukla Müslüman olduğu bölgenin daha da güvensizleşmesine kapı aralayacak tehlikeli bir adım niteliğinde. Bu tarz kutuplaştırıcı siyaset nihayetinde, Hindistan'ın "çeşitlilik içinde birlik" şiarını zedelemekle kalmayacak, yerel ve bölgesel güvenlik açısından da ciddi sorunlara yol açacak.

Ülkenin kurucu partisi Kongre ve lideri Rahul Gandhi oldukça aktif bir seçim kampanyası yürütmüş olsa da Modi'yi geriden takip etiği görülüyor. Ancak Gandhi’nin, "seçimlerin ideolojiler arasında olacağı, bir tarafta ülkede birliği korumak mücadelesinde olan Kongre Partisi bulunuyorken diğer tarafta ülkeyi din ve kast temelinde bölmek isteyen BJP-RSS-Modi" vurgusu yabana atılmamalı.

Seçimlerin uluslararası siyaset

Hindistan'daki seçim sonuçlarının küresel dengeler açısından da etkileri olacak. Modi seçimden yine zaferle çıktığı takdirde, önemli bir dış politika açılımı olan ‘Doğuya Hareket’ politikasından vazgeçmeyecek. Bunun anlamı, Modi’yle birlikte Hindistan, Çin de dahil olmak üzere, Doğu Asya ve bilhassa Güneydoğu Asya ülkeleriyle sürdürdüğü ekonomik, ticari, güvenlik ve savunma ilişkilerini geliştirme yolunda uğraş vermeye devam edecek. Ancak diğer yönden, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yakın ilişkilerini de korumaya çalışacak.

Beyaz Saray’ın Hindistan’ı kilit konuma taşıyan Hint-Pasifik stratejisi ile her anlamda hissettiği ABD desteği, Hindistan’ın ekonomik kalkınması ve savunması için önemli. Ancak diğer taraftan Çin’i de karşısına almak istemeyen bir Hindistan söz konusu. İşte bu sebeple Modi, bir yandan ABD’yi yanında tutmak, diğer yandan Pekin’le ilişkilerini geliştirmek için hassas bir denge kurmaya ve uluslararası ilişkilerini bu hassas denge üzerinde şekillendirmeye çalışıyor. ABD yakınlığından ötürü, ülkenin geleneksel dış politika yapısı olan ve askeri ittifaklara imkan tanımayan ‘Bağlantısız’ karakteri Modi’yle birlikte yeniden yorumlanmıştı. Modi hükümetinin Washington tarafına yakın durması ancak askeri bir ittifaka da sıcak yaklaşmamış olması ‘Stratejik Özerklik’ olarak lanse edilmiş ve bununla da ülkenin ‘Bağlantısızlık’ geleneğine halel getirilmediği görüşü savunulmuştur. Modi başbakanlık görevine devam ettiği takdirde, Hint Dış Politikasındaki bu gidişat değişmeyecektir. Diğer yönden, seçimleri Modi’nin ana rakibi Gandhi’nin kazanması da aslında dış siyasetteki bu genel gidişatı fazla değiştirmez ancak ABD yakınlığı bağlamında Modi hükümetine kıyasla biraz mesafe söz konusu olabilir. Zira Gandhi’nin geleneksel ‘Bağlantısızlık’ politikasına daha çok atıf yaptığı açıktır.

Genel tablo gösteriyor ki ülke siyasetinde az ve yavaş bir ilerleme kaydeden Kongre, eski gücüne kavuşma ihtimalinin oluşabilmesi için beklenilenden daha fazla zamana ve çabaya ihtiyaç duymaktadır. Salt çoğunluğun 272 ile sağlandığı Halk Meclisi’nde bugün BJP sahibi olduğu 282 sandalyeyi korumanın mücadelesini verirken bu sayı Kongre için 44’tür. Son genel seçimlerde Hint seçmeninin kabaca yarısına yakınının BJP veya Kongre dışındaki bir partiye oy verdiği de dikkatlerden kaçmamalıdır. Bugün Halk Meclisi’nde 146 sandalyeye sahip bu partiler çoğunlukla tek bir eyalette veya bölgede kampanya yürüten, kast temelindeki veya yerel/bölgesel nitelikteki partilerdir. Hiçbir partinin çoğunluğu sağlayamaması ve koalisyon müttefiklerine ihtiyaç duyması durumunda bölgesel partilerin önemi büyüktür. Burada yine Kongre Partisi’nin yerel ittifaklıkları kurmadaki başarısızlığı hatırda tutulmalıdır.

[Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdüren Duygu Çağla Bayram aynı zamanda Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (GASAM) Hindistan uzmanı olarak çalışmaktadır]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.