Ankara
Elektrikli araçların (EV) yaygınlaşmasıyla birlikte küresel otomotiv sektöründe rekabetin odağı, otomobillerden batarya teknolojilerine kayıyor.
Üretim maliyetleri, tedarik zincirleri ve jeopolitik dengeler, enerji depolama teknolojileri etrafında yeniden şekillenirken bataryalar, otomotiv endüstrisinin stratejik bileşeni haline geliyor.
AA muhabirinin Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Küresel Otomotiv Endüstrisinin Geleceği: Enerji Teknolojileri Perspektifleri başlıklı özel raporundan derlediği bilgilere göre, bataryalar bir elektrikli aracın toplam maliyetinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu durum, batarya teknolojilerini sektördeki rekabetin merkezine yerleştiriyor.
Raporda, lityum-iyon bataryaların elektrikli araç pazarındaki hakimiyetini koruduğu ancak lityum, nikel ve kobalt gibi kritik minerallerin arzına ilişkin endişelerin alternatif teknolojilere yönelik yatırımları hızlandırdığı belirtiliyor. Daha bol bulunan ham maddelere dayanan sodyum-iyon bataryalar kısa menzilli araçlar için düşük maliyetli bir seçenek olarak öne çıkarken daha yüksek enerji yoğunluğu ve güvenlik avantajı sunan katı hal bataryaların henüz ticari aşamaya ulaşmadığı ifade ediliyor.
- Rekabet batarya paketlerinde yoğunlaşıyor
Elektrikli araç şarj endüstrisindeki üreticileri ve kuruluşları bir araya getiren Avusturya merkezli Güvenilir Şarj Birliğinin (Trusted Charging Alliance) Başkanı Christian Phillip, AA muhabirine, elektrikli araçlarda rekabetin bataryalara kaymasının temel nedeninin, batarya paketlerinin hem en pahalı hem de tedariki en kısıtlı bileşenler arasında yer alması olduğunu söyledi.
Phillip, bataryanın maliyetinin ve bulunabilirliğinin fiyatlandırmayı, karlılığı ve model stratejilerini doğrudan etkilediğini belirterek, otomobil üreticilerinin maliyet, menzil ve performans dengesini sağlamak amacıyla araçlarını batarya kimyasına göre ayrıştırdığını dile getirdi.
Batarya paketlerinin giderek karmaşıklaşmasının araç tasarımını sınırlandırdığını ve maliyetleri artırdığını vurgulayan Phillip, "Üreticiler bu büyük ve karmaşık sistemlerde tedarik güvenliğini sağlamak ve fiyat dalgalanmalarını azaltmak için hücre fabrikalarına doğrudan yatırım yapıyor, uzun vadeli ham madde anlaşmaları imzalıyor ve batarya paketlerini, teşvikler ve yerli üretim kurallarına uyacak şekilde bölgesel olarak entegre ediyor." ifadelerini kullandı.
Phillip, kritik minerallerdeki tedarik yoğunlaşmasının alternatif teknolojilere ilgiyi artırdığını kaydederek, "Sodyum-iyon bataryalar, enerji yoğunluğu daha düşük olmasına rağmen lityum ve kobalt bağımlılığını azaltarak fiyat şoklarına ve jeopolitik risklere karşı daha dayanıklı bir seçenek sunuyor." dedi.
Katı hal bataryaların ise kritik minerallere bağımlılıktan kurtulma aracı olmaktan ziyade performans ve güvenlik avantajlarıyla öne çıktığını aktaran Phillip, mevcut hiçbir batarya teknolojisinin kitlesel mobilitenin tüm ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını ifade etti.
- Çin’in batarya tedarikindeki ağırlığı stratejik risk oluşturuyor
Phillip, Çin’in batarya tedarik zincirindeki baskın konumunun açık bir stratejik risk oluşturduğunu ancak kısa ve orta vadede küresel otomotiv sektörü açısından büyük ölçüde kaçınılmaz olduğunu belirterek, "Çin, elektrikli araç bataryası üretim kapasitesinin yaklaşık üçte ikisini elinde bulunduruyor. Lityum, kobalt ve grafit gibi kritik minerallerin işlenmesinde de benzer ya da daha yüksek bir paya sahip. Bu da fiyatlar, teknolojiye erişim ve ihracat politikaları üzerinde ciddi bir güç anlamına geliyor." diye konuştu.
Otomobil üreticileri ve hükümetlerin bu bağımlılığı bir kırılganlık olarak gördüğünü aktaran Phillip, "Bölgesel gigafabrikalar, tedarikçi çeşitlendirmesi ve daha sıkı sanayi politikalarıyla bu bağımlılığı azaltmaya çalışıyorlar. Ancak Çin'in yıllar içinde oluşturduğu bu kapasitenin kısa sürede ikame edilmesi mümkün değil." değerlendirmesinde bulundu.
Phillip, Avrupa Birliği’nin tedarik zincirine yönelik çevresel ve yönetişim standartlarını sıkılaştırma planlarının Çinli üreticileri büyük yatırımlara zorlayabileceğini, aksi durumda Çin’in Avrupa batarya ve otomotiv pazarında pay kaybı riskiyle karşı karşıya kalabileceğini ifade etti.
Bu yatırımların uzun vadede fiyatları dengeleyerek rekabet koşullarını eşitleyebileceğini dile getiren Phillip, "Ancak çevresel kaygılar ile ticari etkiler arasındaki denge nedeniyle AB, bu düzenlemelerin uygulanmasını erteledi. Bu da Avrupa otomotiv sektörünü, Çinli üreticilerle büyük ölçüde haksız bir rekabet ortamında bırakmış oldu." dedi.
Phillip, yeni gigafabrikalar, sübvansiyonlar ve ticaret engellerinin kısa vadede maliyetleri artırdığını ancak ölçek ekonomisi, batarya kimyalarının standartlaşması ve yabancı oyuncuların "bölge için bölgede üretim" anlayışıyla yatırım yapması halinde bu farkın zamanla azalabileceğini söyledi.
- Gelecek 10 yılda rekabet batarya stratejileriyle şekillenecek
Phillip, gelecek 5 ila 10 yılda elektrikli araçlarda rekabet avantajının tek bir batarya teknolojisinden ziyade üretim ölçeği ve sistem entegrasyonu kapasitesinden kaynaklanacağını vurgulayarak, "Rekabet avantajı, tek bir devrimsel batarya teknolojisinden ziyade üç alandaki ustalıktan gelecek. Bunlar, yüksek hacimli lityum-iyon üretimi, premium segmentler için katı hal gibi yeni nesil teknolojiler ve sistem seviyesinde entegrasyon. sağlanacaktır." ifadelerini kullandı.
Daha ucuz ve güvenli lityum demir fosfat (LFP) teknolojisinin ölçekli üretiminin kritik önemde olduğunu belirten Phillip, LFP’yi düşük maliyetle sanayileştiren, katı hal bataryaları yüksek katma değerli alanlarda kullanan ve geri dönüşüm destekli yerelleşmiş tedarik zincirleri kuran üreticilerin kalıcı rekabet avantajı elde edeceğini kaydetti.
Phillip, elektrikli araçların kitlesel pazarlarda yaygınlaşmasının ise toplam mobilite maliyetlerinin fiilen düşmesine bağlı olduğunu sözlerine ekledi.