Almanya, Avrupa'nın koruyucusu mu olacak?
Almanya, tek başına değil ancak Fransa, İngiltere ile kuracağı ve hatta zamanla Türkiye’nin de dahil olacağı güçlü askeri işbirliği çerçevesinde Avrupa’nın güvenliğinin sağlanmasında ciddi rol oynayabilir.
Istanbul
Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Enes Bayraklı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Paris’te düzenlenen Gönüllüler Koalisyonu toplantısındaki açıklamaları ışığında, Almanya’nın Ukrayna’ya yönelik olası güvenlik garantilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
"Almanya, Ukrayna’ya asker gönderecek mi?" sorusu, bugün Almanya'nın Avrupa'daki rolünü, ABD ile ilişkilerini ve Rusya karşısındaki konumunu yeniden tanımlayan stratejik kırılma noktasını ifade ediyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 6 Ocak Salı günü Paris’te düzenlenen Gönüllüler Koalisyonu görüşmeleri sırasında yaptığı açıklamalar, Berlin’in artık bu sorudan kaçamayacağını gösteriyor. Zira, mesele artık yalnızca Ukrayna değil Avrupa’nın güvenliğinin bundan sonra kim tarafından, nasıl ve hangi bedelle sağlanacağı sorusu etrafında şekilleniyor. Bu bağlamda Merz, Paris’te düzenlenen Gönüllüler Koalisyonu görüşmeleri sırasında Ukrayna’da sağlanacak bir ateşkes sonrasında Almanya’nın askeri bir rol üstlenebileceğini ifade etti.
Ukrayna tartışması: Berlin'in asker gönderme konusundaki hassasiyetleri
Almanya’nın Ukrayna’da nasıl bir rol üstleneceği, doğrudan Ukrayna’ya Alman askerlerinin gönderilip gönderilmeyeceği ya da Alman askerlerinin Polonya veya Romanya gibi Ukrayna’ya komşu bir NATO ülkesinden ateşkes operasyonlarını destekleyip desteklemeyeceği meselesi, Almanya'da da yoğun biçimde tartışılan bir konu.
Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir boyut daha var: Alman askerlerinin doğrudan Ukrayna topraklarında konuşlandırılması, yalnızca askeri ve siyasi değil aynı zamanda derin tarihsel hassasiyetler barındıran bir mesele.
İkinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı miras, Doğu Avrupa’da ve Ukrayna'da Alman askerlerinin varlığına ilişkin toplumsal ve siyasal refleksleri hala güçlü kılıyor. Bu nedenle, Berlin açısından mesele sadece "asker gönderip göndermemek" değil aynı zamanda bu askeri varlığın nerede ve nasıl görünür olacağı sorusu etrafında da şekilleniyor.
Tercihten mecburiyete: Avrupa’nın güvenlik eşiği
Kesin olan bir şey var ki ABD Başkanı Donald Trump’ın transatlantik ilişkilerde gerçekleştirdiği radikal kırılma sonrasında sadece Almanya değil diğer Avrupalı aktörler de hem Rusya-Ukrayna Savaşı'nda hem de Avrupa’nın güvenliği konusunda askeri olarak ellerini daha fazla taşın altına koymak, daha fazla sorumluluk almak zorundalar.
Zira Trump, hem ilk hem de ikinci döneminde güvenliğini ABD’ye ihale eden ve ticarete yoğunlaşan Avrupa’nın bu beleşçiliğini (free rider) bitirme konusunda kararlı olduğunu açık biçimde ortaya koydu.
Trump, attığı adımlarla ABD'nin stratejik önceliklerinin değiştiğini, Avrupa’nın kendi başının çaresine bakması gerektiğini, savunma harcamalarını artırmasının zorunlu olduğunu ve ABD’nin stratejik çıkarları söz konusu olduğunda müttefiklik hukukunu da hiçe sayabileceğini çok net şekilde gösterdi. Hatta Trump'ın bir NATO üyesi olan Danimarka’nın Grönland’daki topraklarına yönelik söylemleri, bu yeni yaklaşımın ne kadar sert olabileceğini açıkça ortaya koydu.
Bu durumun transatlantik ilişkilerde yarattığı kırılma ve travma, Avrupa açısından son derece büyük ve yapısal dönüşüme işaret ediyor.
Dolayısıyla, Avrupa’nın güvenliğini kendi kendine sağlaması, artık bir tercih değil bir mecburiyet. Avrupa’nın artık Trump’ın birinci döneminde olduğu gibi, Trump döneminin sonunu beklemek gibi bir lüksü de yok. Zira üç yıl daha devam edecek olan Trump dönemi içerisinde öyle ya da böyle Amerikan baskısıyla Ukrayna’da bir ateşkesin ortaya çıkacağını öngörebiliyoruz. Böyle bir ateşkes sonrasında ortaya çıkacak denklemde ise Avrupalı aktörler, ister istemez Rusya’yı dengelemek zorunda kalacaklar.
Bunun da ötesinde Avrupalı aktörler, bu üç yılı bir şekilde idare edebilseler bile sonrasında ABD'de Trump politikalarının devam etmeyeceğini garanti edemezler. Zira Trump’ın da ötesinde, ABD’de Çin meselesine ve Asya-Pasifik’e yönelme konusunda ciddi bir mutabakat bulunuyor. Bunun nasıl gerçekleştirileceği konusunda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler hatta Trump kendi içinde farklı düşünüyor olabilir ancak sonuçta ABD’nin ağırlığını giderek Asya-Pasifik’e kaydırdığı gerçeği tartışmasız.
Bu nedenle Avrupa Birliği’nin (AB) motor gücü olan Fransa ve Almanya’nın güvenlik alanında liderlik üstlenmekten başka bir seçenekleri yok gibi görünüyor. Bu iki aktöre İngiltere’nin de katılmak istediği açıkça görülüyor. Zira İngiltere de ABD’de yaşanan radikal politika değişiklikleri sonrasında Washington’a bağımlılığının kendisini Rusya karşısında ne kadar kırılgan bir pozisyona sürüklediğinin farkında.
Tarihsel hassasiyetler ile jeopolitik zorunluluk arasında Almanya
Bu çerçevede Almanya içinde yapılan tartışmalar, Berlin’in Ukrayna’ya doğrudan asker göndermekten özellikle kaçındığını gösteriyor.
Bunun temel nedenlerinden biri, Alman askerlerinin Ukrayna’da görünmesinin hem Rusya ile doğrudan çatışma algısını güçlendirecek olması hem de tarihsel hafızada ciddi yankılar uyandırma potansiyeli taşımasıdır.
Bu nedenle Almanya’nın önceliği, ateşkesin uygulanmasını Ukrayna dışından destekleyen, lojistik, komuta, eğitim ve caydırıcılık unsurlarını içeren bir misyon modeli etrafında şekilleniyor.
Dolayısıyla Almanya, tek başına değil ancak Fransa, İngiltere ile kuracağı ve hatta zamanla Türkiye’nin de dahil olacağı güçlü bir askeri işbirliği çerçevesinde Avrupa’nın güvenliğinin sağlanmasında ciddi bir rol oynayabilir.
Böyle bir ateşkes senaryosunda Fransa, İngiltere ve Türkiye gibi aktörlerin, Ukrayna’da ateşkesin sağlanmasına yönelik askeri misyonun parçası olmaları, yüksek bir olasılık olarak değerlendiriliyor. ABD'nin ise bu süreci asker göndermeden, siyasi, teknik ve istihbari destekle dışarıdan desteklemesi, en güçlü senaryo olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak Almanya, Ukrayna barış misyonuna asker gönderip göndermemeyi tartışıyor olsa da yeni jeopolitik denklem, Ukrayna konusunda Almanya'nın artık olayları kenardan izleme lüksüne sahip olmadığına işaret ediyor.
Kısacası, Almanya askerlerini tarihsel hassasiyetler nedeniyle doğrudan Ukrayna’ya konuşlandırmayabilir ancak Avrupa’nın güvenliği söz konusu olduğunda Rusya-Ukrayna Savaşı'nda Almanya’nın askeri, siyasi ve iktisadi sorumluluktan tamamen kaçması artık mümkün görünmüyor.
[Prof. Dr Enes Bayraklı, Türk Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı'dır.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

