Dolar
16.76
Euro
17.48
Altın
1,811.22
ETH/USDT
1,063.00
BTC/USDT
19,290.00
BIST 100
2,443.77
Gündem

'Postmodern sözü benim icat ettiğim bir kelime değil'

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın yargılandığı davada savunması alınan dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Özkasnak, "Postmodern sözü benim icat ettiğim bir kelime değildir, isim babası ben değilim." dedi.

16.02.2018
'Postmodern sözü benim icat ettiğim bir kelime değil'

ANKARA

28 Şubat dönemine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in de aralarında bulunduğu 103 sanığın, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren düşürmeye, devirmeye iştirak" suçundan yargılandığı davaya, sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınması ile devam edildi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve sanıklar ile müştekilerle tarafların avukatlarının katıldığı duruşmanın öğleden sonraki bölümünde savunmasını yapan emekli Tuğgeneral Ünal Akbulut, üzerine atılı suçları reddetti, yasa dışı hiçbir faaliyette bulunmadığını söyledi.

1994-1997 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı İç Güvenlik Harekat Dairesinde plan proje subayı olarak görev yaptığını ve bu göreve teamüllere göre atandığını anlatan Akbulut, "Göreve başladığım 1994 yılında ne Refahyol vardı ne de 28 Şubat kararları. Görevden ayrıldığım dönemde de 54. hükümet görevinin başındaydı. Dolayısıyla atanmama farklı anlamlar yüklenmesi beyhude bir çabadır." dedi.

Batı Çalışma Grubu (BÇG) faaliyetleri kapsamında tarikat ve ibadet yerlerini takiple görevlendirildiği iddiasını kabul etmeyen Akbulut, 10 Nisan 1997 tarihli emirle kurulan BÇG'nin, görev yaptığı plan şubeyle ilgisinin bulunmadığını, şubesinin PKK ile ilgilendiğini, BÇG'nin ise irtica iç tehdidine karşı kurulduğunu söyledi.

BÇG'nin kurulduğu tarihlerde Genelkurmay Başkanlığındaki görevinden başka bir yere atandığını dile getiren Akbulut, BÇG'nin görev yaptığı yere giriş yetkisi bulunan personele ilişkin dosyada bulunan belgenin düzmece olduğunu savundu.

28 Şubat davasının FETÖ kumpası olduğunu öne süren Akbulut, iddianameyi hazırlayan FETÖ sanığı eski savcı Mustafa Bilgili'nin kendileri gibi düşük rütbeli subayları, komuta kademesine ulaşmak için araç olarak kullanıldığını savundu.

28 Şubat davası da dahil FETÖ'nün kumpas davalarında büyük benzerlikler bulunduğunu anlatan Akbulut, örgütün kendi mensuplarını ordu içine yerleştirmek için bu davaları kurguladığını, nihayetinde ordu içine yerleştirilip önü açılarak hızla yükseltilen FETÖ mensuplarının 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulunduklarını ifade etti.

"İrticayla ilgili brifinglere katılmadım"

Sanıklardan emekli Albay Ruşen Bozkurt, BÇG içinde yer alıp bu yolla hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirdiği iddiasını kabul etmediğini söyledi.

Genelkurmay Başkanlığı İç Güvenlik Harekat Dairesine atanma sürecini anlatan Bozkurt, harp okulundan mezun olduktan sonra gönüllü olarak Şırnak'a gittiğini, bu sürede yurt içi ve yurt dışında birçok operasyonu planladığını, başarılı çalışmalarından dolayı 1996'da Genelkurmay karargahına tayin edildiğini belirtti.

Genelkurmay'da PKK ve bu örgütle bağlantılı diğer örgütlerle ilgili görevlendirildiğini söyleyen Bozkurt, irticayla mücadele konusunda bir bilgisinin olmadığını, dolayısıyla bu alanda görevlendirilmesinin söz konusu olamayacağını öne sürdü.

BÇG'nin görev yaptığı yere giriş yetkisi bulunan kişilere ilişkin listenin sahte olduğunu öne süren Bozkurt, 28 Şubat döneminde irticayla ilgili brifinglere katılmadığını, Irak'ın kuzeyine düzenlenen operasyonu da hatırlatarak, kendisinin terörle mücadeleyle ilgili aralarında yabancıların da olduğu heyetlere brifingler sunduğunu dile getirdi.

"Kimin mürteci olduğuna devlet mi karar verir?"

Sanıklar Akbulut ve Bozkurt'un avukatı Avukat Coşkun Özbudak, savunma sırasında, Nazi Almanyası döneminden örnekler verip "Kimin Yahudi olduğuna ben karar veririm." sözünü kullanınca, savcı Mehmet Hanifi Yıldırım, "Kimin mürteci olduğuna devlet mi karar verir?" diye sordu.

Bunun üzerine avukatla savcı arasında tartışma oldu. Savcının, Mehmet Akif Ersoy'un konuyla ilgili şiirini de okumasını istediği avukat, "Takdir, ödüller kime, neye göre suç, kime, neye göre değil? Kimin Yahudi olduğuna kim karar verdi? Ben burada kimseyi rencide etmek istemiyorum, savunmamı renklendirmek istiyorum." dedi.

Mahkeme Başkanı Mustafa Yiğitsoy araya girerek, "Burası tartışma programı değil. Şimdi savcılık size cevap verirse tartışma programına döner. Savcı kamu görevi yapıyor, babasının hayrına burada durmuyor. Mütalaasını verdi, beğen beğenme." diye konuştu.

Daha sonra söz alan savcı Yıldırım, "Cumhuriyetin savcısı olmaktan gerçekten iftihar ediyorum. Ayrıca şunu söylemek isterim. Şerefli Türk ordusunun Mete Han'dan beri Türk benliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olduğuna tüm benliğimle inanıyorum." dedi.

"19 yıl önce söyledik"

Daha sonra savunma yapan sanıklardan dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, iddianamenin bütünüyle FETÖ'cüler tarafından hazırlandığını, FETÖ sanığı eski savcı Bilgili'nin iddianameyi yazdığı dönemde "Fetullah Gülen cemaatinin" el üstünde tutulduğunu, bu nedenle Genelkurmay'ın, brifing ve bilgi notlarında "Gülen cemaatinin" ülkenin başına ileride nasıl belalar açacağından bahsetmesinin savcı tarafından iddianameye suç delili olarak konulduğunu söyledi.

Genelkurmay Başkanlığının FETÖ yapılanmasına ilişkin raporlarından iddianameye delil olarak konulan bölümleri okuyan Özkasnak, şunları ifade etti:

"Bu örgütün ne kadar tehlikeli olduğu 15 Temmuz darbe girişiminden 19 yıl önce Genelkurmay tarafından tespit edilip ortaya konuldu. Geldiğimiz nihai aşamada her şey apaçık ortadayken süreç, BÇG üzerinden sözde darbe suçu haline getirildi. Duruşmaların sadece son dördüne katılan savcı, eski savcı Bilgili'nin her yanı kumpas olan iddianamesinin özetini çıkararak 60 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti. Savcının hazır bulunmadığı diğer duruşmalarda ortaya çıkan gerçekleri dikkate almadığı anlaşılıyor."

İddianameyi düzenleyen Bilgili'nin, Genelkurmay'ın bu çabalarını irticayla değil, hükümetle mücadele olarak gösterebilmek için sahte deliller ürettiğini savunan Özkasnak, bu yapının gerçek yüzünün daha sonra görüldüğünü, TSK'nın o dönemde gerçekleştirdiklerini hükümetin bugün yaptığını söyledi.

28 Şubat dönemini postmodern darbe olarak nitelendirdiği iddiasına değinen Özkasnak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2001’de bir televizyon programına bağlanıp açıklamada geçen postmodern sözü benim icat ettiğim bir kelime değildir, isim babası ben değilim. Daha önce bazı gazeteciler de bu ifadeyi kullanmıştı. Ben bunun bir darbe olmadığını ifade etmeye çalıştım ama zaman kısıtlı olduğu için meramımı anlatamadım. Ben 'Postmodern darbedir.' demedim. 'Bu postmodern darbedir.' diyenlere bunun darbe olmadığını, toplumun, çağdaş değerlerini yok edilmesine yönelik bir tepkisi olduğunu dile getirmeye çalıştım ama bunun darbe olduğuna inananlar hemen bu sözün üzerine atladı ve söylediklerimi çarpıttı."

Özkasnak, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'e hakaret ettiğinin öne sürüldüğünü, böyle olmadığının mahkemede ortaya çıktığını, Sincan'da yürütülen tankları komuta ettiği iddiasının da aynı şekilde gerçek dışı olduğunu söyledi.

Erol Özkasnak, "Başbakana söyle istifa etsin." sözünü söylediği iddiasını kabul etmedi ve "Böyle bir laf söylemiş olsam merhum Erbakan bundan en azından yakın arkadaşlarına bahsetmez miydi?" dedi.

Özkasnak, ABD kongresine başvurarak darbe için izin istedikleri iddiasını da "gülünç" olarak nitelendirdi.

Duruşma, sanık savunmalarıyla devam etti.

Muhabir: Serdar Açıl

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.