Barış Gündoğan
24 Ekim 2015•Güncelleme: 25 Ekim 2015
GAZİANTEP
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi tarafından kendisine verilen Fahri Doktora takdim ve 2015-2016 akademik yılı açılış törenine katıldı.
Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Suriye meselesinin uluslararası toplumun gündeminde her gün daha üst sıralara tırmandığını belirterek, şunları söyledi:
"Türkiye'nin başından beri savunduğu terörden arındırılmış bölge, uçuşa yasak bölge, eğit-donat uygulamalarının gerekliliği her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başlanıyor. Ama dert başka. Dert aslında Türkiye'yi bölmek, atılan adım bunun için. Şu anda 911 kilometre Suriye'ye sınırı olan, öbür tarafta Irak'a 350 kilometre sınırı olan bir ülke, akrabalık bağları olan bir ülkeden bu gelişmeleri daha iyi değerlendirebilecek birileri olabilir mi? Ama birileri adeta 'Bu işi biz daha iyi biliriz, daha iyi değerlendirebiliriz' mantığıyla öne geçmenin gayreti içindeler. Bundan dolayıdır ki başaramadılar, başaramıyorlar ve başaramayacaklar. Er veya geç bizim tezimize gelmek durumundalar. Aksi takdirde biz adımımızı atmak durumundayız."
"PYD terör örgütüdür"
"Şu andaki gelişmelere baktığımız zaman, son gelişmelerde çok açık ve net hep söyledim söylüyorum. Nedir o söylediğim, 'PYD bir terör örgütüdür.' Ama bunlar ne söylüyorlar, (Hayır, PYD siyasi organizasyondur)" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Halbuki olay hiç de öyle değil, tam aksine bunlar PKK'nın Kuzey Suriye'deki uzantılarıdır. Bunu bir defa bilmemiz lazım. Bu adımı da zaten birbirleriyle organize atıyorlar. Şu anda PYD'nin içinde bin 400 PKK mensubu var. Bunu gözden kaçırmanın hiçbir anlamı yok. Bu bir vakıa, bir gerçek. Ama bunu maalesef bize dost görünen ülkelerin hepsi de tam aksi istikamette ifade etmeye çalışıyorlar. Bunlara silah yardımı geliyorsa bunlardan geliyor ve bu silahların hangi ülkelerin silahları olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Kendileriyle ikili görüşmelerimizden bunu söylüyoruz. Bakın diyoruz, şuraya şu silahı gönderdiniz, buraya bu silahı gönderdiniz. Artık dünyada hiçbir şeyi gizlemek mümkün değil. Eğer Türkiye şu anda bulunduğu konum itibariyle bir NATO ülkesi olduğu için bütün bu envanterlerdeki hareketliliği, onlar bizim envanterimizde ne varsa bunu bildiklerine göre, biz de onların envanterinde ne varsa bunu biliyoruz. Ne giriyor, ne çıkıyor hepsini biliyoruz ve şu anda da gelişmeler onu gösteriyor."
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Moskova ziyaretini de eleştiren Erdoğan, "İşte en son Rusya'daki görüşme. Düşünebiliyor musunuz? 370 bin insanın kanına giren bir kişiyi kırmızı halıyla karşılamanın devlet arası diplomaside yeri olabilir mi? Maalesef insanlık bunu da gördü. Görüşmelerimizde farklı konuşup, farklı uygulamalara girenleri gördük. Aynı şeyi Kuzey Suriye'deki gelişmelerde görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
"Nobel'i hak edenler Suriyeli kardeşlerimizdir"
"Bir de Nobel ödülü meselesi çıktı ortaya. İşte falanca ülke '30 bin kişiyi ağırlayabiliriz' öyleyse 'oraya bir Nobel verelim' demeye başladılar" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Kardeşlerim, Nobel'i asıl hak edenler, sınırlarına gelen insanlara kapılarını kapatanlar değil, yıllardan beri vakur bir şekilde ülkelerinin özgürleşmesini bekleyen Suriyeli kardeşlerimizdir ve onlara sahip çıkan Gaziantepli, İstanbullu kardeşlerimdir. Şanlıurfa'daki, Hatay'daki, Mardin'deki, buralardaki kardeşlerimdir."
'Tehdide Türkiye olarak 'evet' dememiz mümkün değildir'
Kuzey Suriye'deki gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, "Şu anda Tel Abyad'da hemen bir kanton ilan etme olayı var. Kanton ilan ederken, acaba orada terör örgütü mensuplarının dışında, sivil vatandaş olarak kim var? Sivil vatandaş olarak orada, yüzde 90'ı Arap ve yüzde 5 gibi Türkmen var. Ama buna rağmen orayı kanton ilan edebiliyorlar. Dert, tamamen kuzey Suriye'yi ele geçirmek. Şunu buradan açık söylüyorum; biz Kuzey Suriye'yi bir defa bunların yaptıkları planlamaya asla kurban etmeyeceğiz. Zira bu bizim için bir tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu tehdide Türkiye olarak 'evet' dememiz mümkün değildir" diye konuştu.
Muhabir: İlhan Toprak, Seval Güler