Euro
7.23
Dolar
6.70
BIST 100
89,730.12
Altın
1,614.96
Dünya

Koronavirüs AB için varoluşsal bir sınav haline geldi

Avrupa Birliğinin hazırlıksız yakalandığı koronavirüs salgınıyla varoluşsal bir sınav verdiğini belirten uzmanlar, Euro bölgesi, Schengen alanı ve Ortak Pazar'ın geniş ölçekli bir kriz etkisiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

Gülsüm İncekaya   | 26.03.2020
Koronavirüs AB için varoluşsal bir sınav haline geldi

İstanbul

Avrupa Birliğinin hazırlıksız yakalandığı koronavirüs salgınıyla varoluşsal bir sınav verdiğini belirten uzmanlar, Euro bölgesi, Schengen alanı ve Ortak Pazar'ın geniş ölçekli bir kriz etkisiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

Koronavirüs nedeniyle 24 Mart 2020 itibarıyla İtalya'da vaka sayısı 69 bini geçerken ölenlerin sayısı ise 6 bin 820’ye ulaştı. Bu durum AB üyesi İtalya için ciddi bir krize dönüştü. Yaşanılan süreçte AB, İtalya’ya gereken desteği sağlamayarak kendi kaderine terk etti. AB üye ülkeleri başta Almanya ve Fransa olmak üzere kendi topraklarında virüsten korunma tedbirlerini arttırırken, İtalya’ya destek yönünde ortak bir adım atmadı. Uzmanlar, AA muhabirine yaptıkları değerlendirmede, AB'nin kendi kaderine terk ettiği İtalya'nın yardım çağrılarına Çin'den cevap gelmesinin yeni bir dönemin başlangıcı olabileceği üzerinde duruyor.

Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinem Ünaldılar Kocamaz, Kovid-19 salgının uluslararası sistemi Avrupa Birliğini sorgulamaya açtığını söyledi.

Salgının AB için aynı zamanda varoluşsal bir sınav haline geldiğini savunan Doç. Dr. Kocamaz, "Salgın ile mücadele için ulusal çözümlerden ziyade uluslararası dayanışmanın gerekliliğinin açık olmasına rağmen bugüne kadar yapılan uygulamalar, devletlerin işbirliğine yönelmekten ziyade kendi ulusal tedbirlerini alarak ve sınırlarını kapatarak krizle baş etmeye çalıştıklarını gösterdi. AB ise uzun yıllardır 'dayanışma' ilkesi üzerinde varlığını sürdüren bir entegrasyon biçimi olarak bu krizde ciddi bir hasar aldı. Daha önce de Anayasa krizi, 2008 ekonomik krizi, mülteci krizi ve Brexit gibi pek çok krizle karşılaşan ve tarihinde de pek çok krizle baş etmiş olan AB için bu kez daha ciddi bir tehdit söz konusu. Dünyanın geri kalan ülkeleri gibi AB’nin de salgına hazırlıksız yakalandığını söylemek mümkün." diye konuştu.

Doç. Dr. Kocamaz, salgında İtalya'nın en büyük desteğin Çin’den almasının AB'nin geleceği açısından ciddi bir dönüm noktasına işaret ettiğinin altını çizerek şu değerlendirmede bulundu:

"İtalya’nın sağlık sistemi ve özellikle yoğun bakım üniteleri, artan hasta sayısı karşısında yetersiz kaldı. Ülkenin koruyucu maske talebine diğer AB üyesi devletlerden olumlu yanıt gelmemesi, AB’nin kriz yönetimi konusundaki başarısızlığını gözler önüne sererken, dayanışma ilkesi de ciddi bir hasar almış oldu. Bununla birlikte salgın öncesi sıklıkla konuşulan ve tartışılan Çin’in hem Doğu Avrupa hem de Balkanlar’da artan etkisi, İtalya’da olan yatırımları ve İtalya’nın Tek Kuşak Tek Yol projesine dahil olması, salgın sona erdiğinde AB’nin geleceği ve Çin rekabeti konusunda da tartışılacak çok konunun olacağının göstergesi."

"AB kriz yönetimi konusunda sınıfta kaldı"

İtalya ile dayanışmayı gerçekleştiremeyen ve kriz yönetimi konusunda sınıfta kalan AB'nin, Komisyon Başkanı Ursula Von der Leyen’in çabalarıyla telekonferans ile 16 Mart’ta bir araya geldiğini hatırlatan Doç. Dr. Kocamaz, bu toplantının AB sınırlarının kapatılması açısından oldukça önemli sonuçlar doğurduğunu aktardı.

Doç. Dr. Kocamaz, 17 Mart tarihinde Konsey tarafından onaylanan öneriler paketi çerçevesinde 30 gün süreyle Birliğe ilk defa seyahat yasağı getirirken zorunlu görevliler dışında AB’ye giriş çıkışın yasaklanması, ilaç, gıda ve tıbbi teçhizata AB vatandaşlarının kolayca ulaşabilmeleri için gerekli tedbirlerin alınması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve finanse edilmesi, bütçe disiplininin sağlanması ve sıkı para politikası uygulanması gibi kararların alındığını belirtti.

Doç. Dr. Kocamaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aşı geliştirmek için bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve bu alana 80 milyon avro civarında bir ödenek ayrılması da ayrıca önemli tedbirlerden. Ancak önlem paketi, AB’nin dayanışma ve kriz yönetimi konularında gösterdiği kötü performansı ve imajı düzeltmeye yetecek gibi görünmüyor. Zira mesele çok daha derinde. AB’nin askeri operasyonlar yürütme, ortak dış politika geliştirme gibi alanlardaki kötü sicili malum olmakla birlikte dayanışma ilkesini çalıştırabileceği bir alan olan salgın hastalık konusunda bile ulusal düzenlemelere bel bağlaması kendisi açısından ciddi bir soruna işaret ediyor. Üstelik bu sorun taşımacılığın zarar gördüğü, malların ulaştırılmasında sorunlar yaşandığı ve açık biçimde çok yakında ekonomik bir krizle hatta kıtlık gibi sorunlarla da baş etmek zorunda kalacak Birlik için pek çok sorunu beraberinde getiriyor.

"AB koronavirüs salgınına hazırlıksız yakalandı"

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Emre Gönen, Avrupa Birliği ülkelerinin böylesi bir pandeminin yaratabileceği sorunlar ve verilebilecek karşılık konusunda yeterli hazırlığa sahip olmadığının ortaya çıktığını söyledi.

Pandemin hazırlığının olmamasının ötesinde çok daha vahim durumların ortaya çıktığına vurgu yapan Gönen şunları aktardı:

"AB’nin önde gelen ülkelerinde delokalizasyon ve endüstriyel üretimin azalması gibi hususlardan ötürü, kısa vadede büyük miktarlarda üretim yapabilecek altyapı artık yok. Bütün tıbbi ucuz cihazlar, aparatlar vb. dünyanın basit endüstriyel ürünleri üretim merkezi olan Çin Halk Cumhuriyeti’nde ve Vietnam, Malezya, Tayland gibi uzak Asya ülkelerinde üretiliyor. Bir basit koruma maskesinin üretimi AB için hiç sorun değil, ancak bunları dış ülkelerde üretmek çok daha ucuz, bu nedenle alarm anında ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek, ya da onu dahi karşılayamayacak bir üretim kapasiteleri var.

Bu gelişmeler sonrasında yerel ya da ulusal üretime nasıl dönülür ya da dönülür mü, tartışılabilecek en önemli konu. AB'nin bazı boyutlarıyla çok derin bir iktisadi ve sosyal entegrasyon olmasına rağmen esas olarak bir ulus devletler topluluğudur. Bir dizi alanda yönetişim, tümüyle ulus devletlerin hükümranlığındadır. Kamu sağlığı bunların başında gelir. AB içinde ortak bir sağlık politikası olmadığı gibi, var olan iş birliği esasen standartlaşma ve iyi uygulamaların paylaşılması esasına yöneliktir. Bunun dışında her ülke kendi sağlık sistemini kurar."

Dünyada bugün itibarıyla virüsün nasıl durdurulacağı, nelere yol açabileceği, aşı ve tedavi edici ilaçların ne zaman bulunabileceği tartışıldığını söyleyen Gönen, her kriz sonrası AB'nin sistemini reforme ederek bütünleşme sağladığını savundu.

Kovid-19 felaketinden sonra, AB’nin dağılmasının söz konusu olmayacağını tam tersine sağlık ve Ar-Ge başta olmak üzere iş birliğinin derinleştirmesini beklediğini iddia eden Gönen, şöyle konuştu:

"Nitekim bu hengame içinde Bakanlar Konseyi, Arnavutluk ve Makedonya için üyelik müzakerelerine yeşil ışık yakmayı başardı. Önemli bir işarettir. AB içinde de her üye ülke ayrı ve çoğunda birbirine hiç benzemeyen tedbirler alıyor. Ancak virüsün yayılmasıyla gelinen noktalarda tecrit, sokağa çıkmama ve yalnızca temel üretimin ve hizmetlerin verilmesi noktasına geliniyor. Bu aşamada mesele Schengen alanında seyahat olmanın çok ötesine geçti, insanların evlerinden acil ihtiyaçlar için 1 kilometreden fazla uzaklaşmaması isteniyor. Dolayısıyla mesele AB içinde kişilerin gümrük kontrolü olmadan iç sınırları rahatlıkla geçebilmeleri değil, insanların sokağa çıkabilmesi. Bu defaki kriz, daha önce yaşanan hiçbir şeye benzemiyor. Burada AB de, dünyanın diğer ülkeleri de, ulus devletlerin kimi zaman güçsüz kalabildiklerini gördü. Giderek çok daha fazla uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyuyoruz."

"Euro bölgesi, Schengen alanı ve AB pazarı krizde"

Başkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Sezgin Mercan, Avrupa bütünleşmesinin mevcut koşullarda sınandığı konulardan birinin de virüs salgını olduğunu vurguladı.

Bu salgınla mücadelede AB’nin güçlü bir profil sergileyememesinin doğal bir durum olduğuna dikkati çeken Mercan, "Çünkü sağlık sektörü ya da işleri devletlerin ya da hükümetlerin yönettiği bir alandır. AB kurumları düzeyinde niyet beyanlarında bulunulsa da, alınacak kararlar ve uygulanması nihayetinde devletlerin ve hükümetlerin inisiyatifindedir." dedi.

Euro bölgesi, Schengen alanı ve AB pazarının geniş ölçekli bir kriz etkisiyle karşı karşıya olduğunu aktaran Mercan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Oluşan ve oluşacak olan ekonomik kriz dalgası sadece üye ülkelerin göğüslemesi gereken ya da sadece üye ülkelerin baş etmesi beklenebilecek olan bir konu değildir. Bu etki AB içinde ya derinleşmeyi tetikleyici ya da derinleşmeyi iyice duraklatıcı bir sonuca yol açacaktır. Bir yandan ulusal ayrılıklar AB’nin ortak alanlarını ve kriz yönetme potansiyelini zayıflatmaktadır. Gerek siyasi, gerek ekonomik gerekse de askeri krizlerle karşı karşı kaldığında tepki geliştirmekte zorlanan AB, sağlık krizini yönetmekte de zorluk yaşamaktadır. Beklenen ekonomik durgunluk ve gerileme karşısında Avrupa İstikrar Mekanizması’na büyük iş düşecektir. Her ne kadar AB desteğinden söz etsek de, bu bağlamda Almanya’nın tutumu belirleyici olacaktır."

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın