Euro
6.47
Dolar
5.79
BIST 100
111,101.30
Altın
1,470.75
Analiz

Demokratların başkan adaylığı yarışı karışık ve belirsiz

Demokrat Parti'nin 2020’de yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde Trump’ın karşısına çıkaracağı rakip, bazı isimler öne çıkmış olsa da belirsizliğini koruyor.

Dr. Oğuzhan Yanarışık   | 29.11.2019
Demokratların başkan adaylığı yarışı karışık ve belirsiz

İstanbul

Demokrat Parti uzunca bir süredir 3 Kasım 2020’de gerçekleştirilecek ABD başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın karşısına çıkaracağı adayın kim olacağını tartışıyor. Halen 18 kişi Demokrat Parti’nin adayı olabilmek için yarışıyor. Her ne kadar bazı adaylar diğerlerinden ayrışmış olsa da ipi kimin göğüsleyeceği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Mevcut adaylardan hiçbirinin Trump’ı alt edemeyeceği görüşü, Hillary Clinton gibi yeni adayların ortaya çıkma ihtimalini gündeme getiriyor. 24 Kasım günü yarışa katılmaya karar verdiğini duyuran milyarder Michael Bloomberg’in tabandaki kaygıları giderecek ve Demokrat Parti’yi birleştirecek isim olup olamayacağını görmek içinse zaman gerekiyor.

2020 Şubat’ında başlayacak ön seçimlere kadarki süreçte, Demokrat Parti’nin resmi yürütme organı Demokratik Ulusal Komite'nin (DNC) onayıyla yürütülen ve televizyonlardan canlı olarak yayımlanan tartışma programları önemli bir rol oynuyor. DNC adayların yarışta yoluna devam edebilmesi için, belirli sayıda tekil bağışçıya sahip olmak veya tanıdığı anketlerde belirli seviyede kamuoyu desteğine ulaşmak gibi sürekli güncellenen kriterler belirliyor.

Adaylığı şimdilik söylentiden ibaret olsa da Clinton söylemleriyle gündemde kalmayı başarıyor. Demokrat başkan aday adaylarından Tulsi Gabbard’ı “Rusya ile bağlantılı olmakla” suçlamak gibi çıkışlar yapıyor. Trump’a yönelik iddialar konusunda da epey saldırgan bir tutum sergiliyor. Nitekim Trump’ın Ukrayna cumhurbaşkanıyla yaptığı telefon görüşmesine dair açıklaması epey sert bir ton içeriyor: “ABD başkanı ülkemize ihanet etti. O bizi güçlü ve özgür tutan şeylere karşı açık ve mevcut bir tehlike. Başkanlıktan azlini destekliyorum.”

DNC tarafından belirlenen kriterleri sağlayarak yola devam etmeyi garantileyen altı aday bulunuyor: Eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren, Vermont Senatörü Bernie Sanders, South Bend Belediye Başkanı Pete Buttigieg, California Senatörü Kamala Harris ve Minnesota Senatörü Amy Klobuchar. Kamuoyu yoklamalarında şimdilik Joe Biden yüzde 27’lik destek oranıyla birinciliğini devam ettirirken, Elizabeth Warren yüzde 22'lik destekle yakın takibini sürdürüyor. Onu yüzde 18 ile Bernie Sanders izliyor. Bir sonraki aday olan Pete Buttigieg’in anketlerde sadece yüzde 8 oy aldığı göz önünde bulundurulursa, ilk üç adayın arayı epey açmış olduğu anlaşılıyor.

Demokratların 2020 başkan adaylığı yarışı şimdilik oldukça sönük geçiyor; özellikle son birkaç haftadır epey durağan seyrediyor. İlk üç sıradaki adayın kamuoyu destekleri yatay bir seyir izliyor. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, ABD siyasetinde bütün dikkatlerin Donald Trump’ın azil soruşturması sürecine odaklanmış olması. Bu soruşturma gündemi o kadar meşgul ediyor ki Demokrat Parti adayları arasındaki mücadele büyük oranda gölgede kalıyor.

Trump azil süreci krizinden güçlenerek çıkabilir

Hem Donald Trump’ın başkanlık seçimi öncesinde hem de başkanlık döneminde yaşanan krizler ve skandallar, 2020 seçimlerine normal koşullarda gidilmeyeceğini belli etmişti. Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine müdahale ettiğine yönelik ithamlar, Trump’ın bir porno oyuncusuyla ilişkiye girdiğine ve susması karşılığında para ödediğine dair iddialar, kendisi gibi meşhur kişilerin kadınlara rahatça cinsel istismarda bulunabileceğiyle övündüğü eski ses kayıtlarının basına sızdırılması gibi olaylar bunlardan sadece birkaçıydı. Her ne kadar şimdi ilk kez somut adımlar atılıyor olsa da, Trump’ın azledilmesi meselesi daha önce de birçok kez gündeme gelmişti.

Rakibe bel altı vuruşlar yapmak, son dönemdeki ABD siyasetinin yeni normu haline geldi. Donald Trump’ın da bundan pek de rahatsız olmadığı anlaşılıyor. Tam tersine, siyasetin bu mecraya sürüklenmesinden memnuniyet duyan ve karşılıklı skandal iddialarına boğulmuş bir seçim sürecine girmekten çekinmeyecek bir siyasetçi profili çiziyor. Zaten seçim öncesinde ve sonrasında kendisine yöneltilen ithamların hem Trump’ın başkan seçilmesini hem de görev sürecinde kamuoyu desteğini artırmasını engelleyemediği görülüyor.

Trump Demokratların azil süreci başlatmak gibi hamlelerinin kendi seçmen tabanını daha da konsolide etmesine yardımcı olduğunu düşünüyor. Demokratlar iddialarını ispatlayamaz ve azil hedefine ulaşamazsa, Trump’ın bu süreçten çok daha güçlenerek çıkacağı aşikâr. Trump’ın “Beni demokratik yollardan yenemeyeceklerini anlayan Demokratlar gayrimeşru yollara saparak ve iftiralar atarak önümü kesmeye çalışıyor” argümanı çok daha inandırıcı hale gelecek. Bu da müstakbel Demokrat başkan adayının işini daha da zorlaştıracak faktörlerin başında geliyor. Şu anda hiçbir aday adayı, Demokrat Parti tabanında birliği ve yeterli heyecanı sağlayamadığı gibi, Trump’ı alt etme konusunda da güven telkin edemiyor. Bu da "Acaba yeni aday adaylarına mı ihtiyaç var?" sorusunu akıllara getiriyor.

Clinton yeniden aday olur mu?

Bu noktada ilk düşünülen isimlerden biri, önceki başkanlık seçiminde Donald Trump’a karşı kaybeden Hillary Clinton. Her ne kadar önceleri böylesi bir duruma ihtimal verilmese de, mevcut aday adaylarının hissettirdiği güvensizlik, Clinton ismini yeniden gündeme getiriyor. Clinton da bu konuda kapıyı şimdilik açık bırakmış görünüyor. Hatta özel görüşmelerde, aday olabileceğinden emin olsa yarışa girmek istediğini söylediği iddia ediliyor.

Adaylığı şimdilik söylentiden ibaret olsa da Clinton söylemleriyle gündemde kalmayı başarıyor. Demokrat başkan aday adaylarından Tulsi Gabbard’ı “Rusya ile bağlantılı olmakla” suçlamak gibi çıkışlar yapıyor. Trump’a yönelik iddialar konusunda da epey saldırgan bir tutum sergiliyor. Nitekim Trump’ın Ukrayna cumhurbaşkanıyla yaptığı telefon görüşmesine dair açıklaması epey sert bir ton içeriyor: “ABD başkanı ülkemize ihanet etti. O bizi güçlü ve özgür tutan şeylere karşı açık ve mevcut bir tehlike. Başkanlıktan azlini destekliyorum.”

Fakat Clinton’ın adaylığına karşı da Demokrat cepheden ciddi itirazlar yükseliyor: Clinton’ın adaylığının ancak Biden’ın yarıştan çekilmesiyle mümkün olabileceği, yaşlılık ve sağlık sorunları gibi Biden’ı başarısız kılabilecek bütün sebeplerin Clinton için de geçerli olduğu, önceki seçimde başarısız bir kampanya yürüttüğü, aday olmak için çok geç kaldığı ve adaylığının partiyi daha da böleceği dillendiriliyor.

Netice itibarıyla, ön seçimlere yaklaşık üç aylık bir süre kalmış olmasına rağmen, Demokrat Parti başkan adaylığının güçlü isimlerini belirlemekte zorlanıyor. Bu aşamada bile yeni aday adaylarının yarışa dahil olabilmesi ve hatta yenilerinin katılabileceğinin konuşulması, gelinen noktanın iyi bir özeti. 

Milyarder Bloomberg yarışa heyecan getirebilir

Demokrat Parti aday adaylığı için gündeme gelen son sansasyonel isim ise eski New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg oldu. Uzunca süren söylentilerin ardından, 77 yaşındaki milyarder iş adamı Bloomberg geçtiğimiz pazar günü adaylığını şu sözlerle ilan etti: “Donald Trump’ı yenmek ve Amerika’yı yeniden inşa etmek için başkanlığa adayım. İş, devlet ve hayırseverlik konusundaki eşsiz deneyimlerimin, kazanmamı ve liderlik etmemi sağlayacağına inanıyorum. Dört yıl daha Başkan Trump’ın düşüncesiz ve etik dışı eylemlerini göze alamayız. Bu seçimi kazanmak zorundayız.”

Diğer aday adaylarının Trump karşısında yetersiz kalacağını düşündüğü için yarışa dahil olan Bloomberg, yarışın ikincisi Warren ve üçüncüsü Sanders ile derin bir tezat teşkil ediyor. Bernie Sanders ve Elizabeth Warren’ın başını çektiği ilericiler (progressives) mevcut sistemin, esasen zenginlerin ve iyi bağlantılara sahip olan elitlerin çıkarlarını koruduğuna inanıyor. Her ikisi de zenginleri, siyasetteki yolsuzluğu ve toplumdaki eşitsizliği tetikleyen kötü aktörler olarak görüyor; milyarderlerin çok daha fazla vergilendirilmesi gerektiğini savunuyor; büyük şirketleri, kendi çıkarları peşinde koşan ve vatanseverlik duygusundan yoksun parazitler olarak tanımlıyor. Hatta Sanders “Aslında milyarderler var olmamalı” diyecek kadar ileri gidebiliyor. Bu iki ilerici Demokratın (yaklaşık 54 milyar dolarlık servetiyle ABD’nin en zengin sekizinci kişisi olan) Bloomberg ile nasıl bir mücadeleye gireceklerini görmek için biraz beklemek gerekiyor.

2001-2013 yılları arasında üç dönem boyunca New York Belediye Başkanlığı görevini yürüten Bloomberg’in ABD başkanlığına aday olması ihtimali aslında yıllardır konuşuluyordu. Böylesi geç bir aşamada yarışa dahil olması başarı şansı konusunda soru işaretlerine neden olsa da, bu riski alabilecek finansal güce sahip olduğu da biliniyor. Başkan adayı olamasa bile, Bloomberg’in Demokrat Parti’yi aşırı sola kaymaktan koruyacak ve daha iş dünyası yanlısı bir çizgiye çekebilecek bir etkisi olacağı öngörülüyor.

Netice itibarıyla, ön seçimlere yaklaşık üç aylık bir süre kalmış olmasına rağmen, Demokrat Parti başkan adaylığının güçlü isimlerini belirlemekte zorlanıyor. Bu aşamada bile yeni aday adaylarının yarışa dahil olabilmesi ve hatta yenilerinin katılabileceğinin konuşulması, gelinen noktanın iyi bir özeti. Sansasyonel haberlere, ciddi ithamlara ve azil soruşturması sürecine rağmen, Donald Trump Cumhuriyetçi tabandaki desteğini sağlamlaştırıyor. Hal böyleyken, Demokrat Parti’nin böylesine dağınık bir tablo sergilemesi, pek çok Demokratın uykusunu kaçırmaya devam ediyor.

[Doktora çalışmalarını İngiltere Warwick Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde tamamlayan Dr. Oğuzhan Yanarışık Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesidir]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.