Euro
6.40
Dolar
5.75
BIST 100
99,785.16
Altın
1,493.63
Türkiye, arşiv

Hamas İsrail devletini tanıyacaktı

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, "Hamas'ı bir çözüm olduğu zaman bağımsız bir İsrail devletini tanıma noktasına dahi ikna etmiştik" dedi.

12.01.2015
Hamas İsrail devletini tanıyacaktı

ANKARA

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ile Hamas arasındaki ilişkilerin ABD tarafından eleştirilmesine yönelik olarak, "Hamas’ın daha önceki ile şimdiki çizgisi arasında ne kadar fark var herkes görüyor. Buna en çok katkı sağlayan ülke Türkiye. Hamas'ı bir çözüm olduğu zaman bağımsız bir İsrail devletini tanıma noktasına dahi ikna etmiştik" dedi.

AA Editör Masası'na konuk olan Çavuşoğlu, Hamas liderinin Türkiye’ye ilk geldiğinde gösterilen tepkileri hatırlattı. Ancak daha sonra Türkiye’nin yapmak istediğinin ne olduğunun herkes tarafından anlaşıldığını dile getiren Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Türkiye Ortadoğu'daki barış için katkı sağlamak istiyor ve katkı sağlayacak herkesle diyalog kuruyor. Herkesi ikna etmeye çalışıyor. Hamas'ın daha önceki ile şimdiki çizgisi arasında ne kadar fark var herkes görüyor. Buna en çok katkı sağlayan ülke Türkiye. Bir çözüm olduğu zaman Hamas'ı bağımsız bir İsrail devletini tanıma noktasına dahi ikna etmiştik. Bizim Hamas ile olan diyaloğumuz aslında barış ve diyalog için önemlidir. Bunu anlamalarına rağmen hala 'Hamas liderinin Türkiye’ye gelmesine karşıyız' diyenleri anlamıyoruz, kusura bakmasınlar. Türkiye'ye gelen insanlar, kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin uluslararası hukuk ve Türkiye kanunları üzerinden girerler, çıkarlar. Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Dolayısıyla kimin gireceği, ne kadar kalacağı kanunlarla bellidir. Bir de uluslararası hukuk da var tabi. Dolayısıyla bu açıklamaları doğru bulmuyoruz. Türkiye'ye kimin gireceğine ilişkin kararları kanunlar verir. Üçüncü ülkelerin siyasetçilerinin karar vermemesi lazım. Hepimizin bu konuda dikkatli davranmamız lazım. Nezaket kuralları var. Buna da riayet etmemiz lazım. Başka bir ülkeye kim giriyor, kim çıkıyor, onlara biz karışmayız. Terör amaçlıysa giremez ama kanunlar çerçevesinde vizeyle mi vizesiz mi kimin girip çıkacağı bellidir. Buna da herkesin saygı göstermesi lazım."

Çavuşoğlu, Türkiye'nin Filistin'de ulusal birlik hükümetinin kurulmasında da öncü bir rol oynadığını ifade etti. Bu hükümetin kurulmasını, bağımsız Filistin devletinin önemli bir sinyali olması nedeniyle İsrail'in istemediğini anlatan Çavuşoğlu, "Onun dışında Filistin'in birlik ve beraberliğine itiraz eden var mı? Varsa o zaman bizim Hamas ve El Fetih nezdinde yaptığımız çalışmalara karşı olabilir ama Filistin'in birliğini isteyen herkesin Hamas ile bu anlamdaki görüşmelerimize karşı çıkmaması lazım" ifadelerini kullandı.

Hamas'a karşı çıkanların bile, kalıcı barış ve çözüm için "Hamas'ın mutlaka masada olması lazım" dediklerini aktaran Çavuşoğlu, "O zaman Türkiye'nin Hamas ile bu anlamdaki diyaloğuna neden karşı çıkıyorsunuz. Zamanında ilişkilerimiz bozulmasaydı, Hamas da iki devletli bir çözüm durumunda İsrail devletini tanıyacaktı. Çözüm süreci maalesef aksadı gitti. Bizim söylemeye çalıştığımız oynadığımız yapıcı rol" dedi.

"Dünyada terörle mücadelede maalesef bir kararlılık yok"

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa'da düzenlenen son terör saldırılarına ilişkin, "Dünyada terörle mücadelede maalesef bir kararlılık yok" dedi.

Bakan Çavuşoğlu, Fransa'da bir süpermarkete saldırı düzenleyen Amedy Coulibaly'nin eşi Hayat Boumedienne'nin 2 Ocak'ta Madrid üzerinden Türkiye'ye geldiğinin ve 8 Ocak'ta Suriye'ye geçtiğinin tespit edildiğini söyleyerek "2 Ocak'ta Madrid üzerinden Türkiye'ye gelmiş. Havaalanında görüntüleri var. Daha sonra beraberinde başka bir insanla Kadıköy'de bir otelde kalmış, sonra 8 Ocak'ta da Suriye'ye geçmiş. O da telefon kayıtlarından belli oluyor" dedi.

Yabancı savaşçılar konusunun Türkiye için ciddi bir mesele olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, "Daha Fransa sormadan, biz bu bilgeleri elde eder etmez paylaştık. 'Bakın aradığınız şahıs gelmiş, burada kalmış ve Suriye'ye kaçak bir şekilde geçmiş' dedik" ifadesini kullandı.

Çavuşoğlu, 911 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırının korunmasının, Türkiye'ye gelen her şahsın terör şüphesiyle tutulmasının ya da takip edilmesinin mümkün olmadığını ancak uyarı geldiğinde hemen gereğinin yapıldığını söyledi. Böylece bugüne kadar yaklaşık 7 bin 250 kişinin Türkiye'ye giriş yasağı listesine konulduğunu, bin 100'e yakın kişinin de yakalanıp sınır dışı edildiğini ifade eden Çavuşoğlu, sınır dışı edilenlerin belli bir süre sonra üçüncü ülkeler gibi farklı yollardan tekrar sınıra gelebildiğini ancak sınırda tespit edildiğini vurguladı.

Bu konu hakkında ilgili ülkelerdeki muhataplarıyla görüştüklerini belirten Çavuşoğlu, bazı suçlardan dolayı arananların tutuklandığı ancak bu kişilerin çoğunun yakından takip edildiği bilgisinin kendilerine verildiğini söyledi. Bakan Çavuşoğlu, bu kişilerin tam anlamıyla kontrol altında tutulamadığını, özellikle Schengen ülkelerinde giriş-çıkış için sadece pasaport göstermenin yeterli olduğunu ifade etti. 

Türkiye'nin, yabancı savaşçıların kaynağı olan ülkelerin birçoğuyla çok yakın işbirliği yaptığını ancak bu ülkelerin özellikle kendi sınırlarında kontrolü daha iyi sağlamaları gerektiğini ifade etti. Çavuşoğlu, bu konuda hassasiyetle çalışıldığını, ülke içinde de toplu taşımanın yapıldığı yerlerde ve sınır bölgelerinde tedbirlerin artırıldığını ancak mücadele edebilmek için işbirliğinin sıkılaştırılması ve söz konusu ülkelerin tedbirlerini artırması gerektiğinin altını çizdi.

Terörle mücadele 

Suriye ve Irak'ta teröristler arasında tercih yapılmaması gerektiğini sürekli söylediklerini vurgulayan Çavuşoğlu, "Dünyada terörle mücadelede maalesef bir kararlılık yok. Terörün uluslararası alanda kabul edilmiş bir tanımı bile yok" diye konuştu. 

Çavuşoğlu, terörü tetikleyen unsurların değişik coğrafyalarda farklılık arz ettiğini, Nijerya, Somali ve Afrika'da da terör saldırılarının devam ettiğini ve bu ülkelerin iç çatışmaya kadar sürüklendiğini ifade ederek "Bizim verdiğimiz mesaj her zaman aynıdır, her zaman ilkelidir. Terör nereden gelirse gelsin, kimi hedef alırsa alsın, hangi iddiayla ya da inançla yola çıkarsa çıksın biz hepsine karşıyız ve hepsiyle de kararlı bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Bizim verdiğimiz mesaj budur" ifadesini kullandı.

Daha önce de terörü kınadıklarını ve lanetlediklerini belirten Çavuşoğlu, kendisine, Avrupa'daki ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi ve her türlü ayrımcılığın terörü tetikleyip tetiklemediğine ilişkin soru geldiğini söyledi. İkisinin de birbirini tetiklediğini ifade eden Çavuşoğlu, şu anda Avrupa'da insanları, ülkeleri, toplumları ve Avrupa'nın değerlerini tehdit eden iki ana unsurun bulunduğunu, bunlardan birinin terör, diğerinin ise artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi ve antisemitizm olduğunu kaydetti. İkisinin de hem insanları hem de Avrupa'yı birleştiren temel değerleri ortadan kaldırdığını vurgulayan Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği'nin bir daha çatışma yaşanmaması için kurulduğunu söyledi. Bu amacı tehdit eden gelişmeler olduğunu belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Bunlardan biri terör, biri bu ayrımcılık, nefret, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, göçmen düşmanlığı. İkisiyle de mücadele etmemiz ve her zamankinden daha kararlı olmamız gerekiyor. Özellikle bölgemizde ve Avrupa'da bu akımlara karşı hepimizin birleşmesi lazım. İslam dünyası da Batı da Hristiyan dünyası da yani tüm insanlığın kararlı bir şekilde mücadele etmek için bir strateji etrafında birleşmesi lazım."

Bakan Çavuşoğlu, terör saldırısı olan her yerde, özellikle Suriye ve Irak'ta terör örgütlerine katılan ve bir kısmı Türkiye üzerinden geçen yabancı savaşçılardan dolayı incelemelerin ve bilgi paylaşımının yapıldığını ifade etti.

Son zamanlarda Avrupa ve Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyada terör saldırılarının arttığını belirten Çavuşoğlu, İstanbul'da iki terör saldırısı düzenlendiğini hatırlattı. Saldırıda hayatını kaybeden iki polis için rahmet dileyen Çavuşoğlu, Suudi Arabistan ve Yemen'de de terör saldırıları düzenlendiğine işaret etti. 

Çavuşoğlu, Paris'te önce bir karikatür dergisine saldırı düzenlendiğini, daha sonra da bunun devamı niteliğinde saldırılar olduğunu ifade ederek "Terörden çok çekmiş bir ülke olarak, 30 yıldır yaklaşık 40 bin insanını kaybetmiş bir ülke olarak terörle etkili mücadele edilmediğine inanıyoruz. Terörün her türlüsünü kınadığımızı her zaman vurguluyoruz" dedi.

Almanya'da PEGIDA tehdidi

Bakan Çavuşoğlu, Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) hareketine ilişkin bir soru üzerine, "Almanya ve Avrupa'da ırkçılığın, yabancı düşmanlığının arttığını söyleyince oradaki dostlarımız alınıyor. Ama maalesef bu bir gerçek" dedi. 

Sadece PEGIDA'nın değil, birçok siyasi partinin de buna ön ayak olduğunu, son zamanlarda merkez partilerin bile o popülist, aşırı partilerin söylemlerine ve eylemlerine tevessül ettiğini ifade eden Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

"Bu, endişelerimizi maalesef haklı çıkarıyor. Yıllardır bu uyarıları yapıyorduk. Avrupa'da artan ırkçılık var, yabancı düşmanlığı var. Bunun değişik sebepleri olabilir. Ekonomik kriz, işsizlik, bir bakıyorsunuz göçmen. Göçmen sayısına baktığınızda, en çok Müslüman göçmen var. 'Bizim işimizi elimizden alan bunlardır' diye gazetelerde haberler çıktığı zaman ya da bazı radikal partiler bu söylemler içine girdiği zaman ister istemez halklar da etkileniyor. 'Bizim ekmeğimizi, işimizi elimizden alan göçmenler, Müslümanlar. Diğer taraftan maalesef retorik her yerde artıyor. Son zamanlarda Avrupa'da artan ırkçılık var. Geçenlerde bir Avrupalı bakan bana 'Avrupa'daki artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve islamofobiye karşı nasıl mücadele edebiliriz' diye sordu. Ben bunun içine antisemitizmi de koyuyorum. Çünkü antisemitizm her ne kadar yasalarla koruma altına alınsa da Avrupa'daki antisemitizmin ne kadar yüksek olduğunu siz de orada yaşayan arkadaşlarımız olarak biliyorsunuz. Ama hepsi insanlık suçudur. Dedim ki her şeyden önce sizlerin mensup olduğu sağda veya solda merkez partiler her zamankinden daha güçlü durabilmeli. Avrupa'nın değerlerini savunmada ve bu tür akımlara karşı mücadelede güçlü durabiliyor musunuz? Hayır, duramıyorsunuz. Sizin partiniz de yalpalıyor, halk tabiriyle söyleyeyim ve o yollara tevessül ediyor ve o oyları geri almaya çalışıyor. O yüzden sizinki bir taklit. O partiler ona inanmış, o yola çıkmış. Siz o yollarla o desteği geri alamazsınız ama Avrupa'nın değerlerini yok edersiniz. Buradaki esas sorun, merkezdeki siyasi partilerin ve siyasetçilerin daha da oy kaybederim diye bu konuda zayıf durması. Belki bugün oy kaybedebilirsin, meclisteki veya Avrupa Parlamentosu'nda sandalye sayın azalabilir ama Avrupa halklarının geleceğini kurtarırsın. Maalesef tüm bu sebeplerden dolayı Avrupa'da islamofobi, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret artmaktadır ve geleceğimizi tehdit etmektedir."

"DEAŞ'ın, sadece Suriye ve Irak için değil, herkes için tehdit olduğunu tüm dünya anladı"

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, DEAŞ'la mücadelede herkesin samimi olduğuna inandığını söyleyerek, "DEAŞ'ın, sadece Suriye ve Irak için değil, herkes için tehdit olduğunu tüm dünya anladı" dedi.

Paralel yapının, bulunduğu her yerde Türkiye’yi karalamak, küçük düşürmek ve Türkiye'ye zarar vermek için tüm imkanlarını seferber ettiğini söyleyen Çavuşoğlu, "Paralel yapı, Ermeni meselesinde bile Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. 2015 olayları (Ermeni olaylarının 100. yıl dönümü), diğer olaylar... Türkiye’nin aleyhine ne kadar unsur varsa onlarla işbirliğine giriyorlar" değerlendirmesinde bulundu. 

Rusya'nın Suriye'de muhalefet ve rejimle temasları konusuna değinen Çavuşoğlu, "Moskova'nın muhalefeti bir araya getirmesi, toplantı yapması önemli, biz bunu önemsiyoruz. Kendileriyle ve muhalefetle de görüşme halindeyiz. Bu anlamda çaba sarf eden her ülkenin girişimlerine destek oluruz. İran da yapsa, Rusya da yapsa, Batı ülkeleri de yapsa destek oluruz" dedi. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 1 Aralık'taki Türkiye ziyareti sırasında konunun ayrıntılı bir biçimde ale alındığını anımsatan Çavuşoğlu, Suriye Ulusal Konseyi'nin (SUK) 114 ülke tarafından desteklendiğini ve meşru kabul edildiğini söyledi. Esed'in yerini alacak muhalefetin güçlü ve birlik içinde olması gerektiğini ve buna katkıda bulunan her çabayı Türkiye'nin de destekleyeceğini kaydeden Çavuşoğlu, şöyle konuştu:  

"Putin'in illa Esed kalsın demediğini, ancak sonrasında ne olacağına dair endişe duyduğunu gördük. Biz de detaylı olarak anlattık, herkesi kapsayan bir yönetim olsun, neticede Suriye halkına güvenildiği zaman ve herkesi kapsayan bir yönetim olduğu zaman işler yoluna girebilir. DEAŞ'la mücadelede birlikte çalışalım önerisini cumhurbaşkanımız açıkça yaptı."

IŞİD'le mücadele 

Çavuşoğlu, DEAŞ'la mücadelede herkesin samimi olduğuna inandığını söyleyerek,  "DEAŞ'ın, sadece Suriye ve Irak için değil, herkes için tehdit olduğunu tüm dünya anladı. DEAŞ'la mücadelede Körfez ülkeleri de, Türkiye de, Rusya da, İran da samimi" dedi. 

DEAŞ'la mücadelede herkesin farklı kaygıları olabileceğini ifade eden Çavuşoğlu, "Kimisi rejime karşı tehdit olarak görebilir, kimisi mezhepçi bakabilir, ama Batı da DEAŞ'ın ne kadar tehdit olduğunu görüyor" değerlendirmesinde bulundu. Yabancı savaşçılar konusunun önemli olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, Suriye'de kaos devam ettikçe ülkede radikalleşmenin her zaman olacağını, radikal unsurların güçleneceğini ve bunun sadece bir din olgusu olmadığını vurguladı. Ukrayna'daki gelişmelerden örnek veren Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Ukrayna'ya bakınca bugün doğusunda 35 bin yabancı savaşçı var. Çatışma varsa başka bölgelerdeki çatışmalara da bakıyoruz. Yabancı savaşçılar hangi dinden olursa olsun, hemen oraya gidiyor çatışmaya başlıyor. DEAŞ'ın içinde de Müslüman olmayan unsurlar var. Yabancı savaşçılar da o ülkeleri tehdit ediyor. Döndükten sonra ne olacak, endişe bu."

DEAŞ'ın kendisini bir İslam devleti olarak kabul ettiğini anımsatan Çavuşoğlu, şunları kaydetti: 

"Biz, bunlar insan bile olmaz diyoruz. Bunlar, İslam'ı temsil edemez, devlet de değildir diyoruz. DEAŞ'la mücadelede bir samimiyet, arzu var ama problem, kararlılık ve kapsamlı strateji yok. Bir terör örgütü istemiyorsunuz fakat nasıl mücadele edelim, kim mücadele edecek, hava saldırıları DEAŞ'ı durdurabilir mi, 'hayır'. Kara operasyonu lazım mı, bazıları 'evet' diyor, bazıları 'evet ama biz yapmayız' diyor, bazıları 'gerek yok' diyor. Biz de başından beri nasıl mücadele edilmesi gerektiğine dair düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Kararlılık ve kapsamlı strateji yok, o nedenle de hala gücünü koruyor." 

Paralel yapıyla mücadele 

Paralel yapıyla mücadele konusunda ise Çavuşoğlu, "Paralel yapı, Ermeni meselesinde bile Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. 2015 olayları, diğer olaylar... Türkiye’nin aleyhine ne kadar unsur varsa onlarla işbirliğine giriyorlar" dedi.

Paralel yapının, bulunduğu her yerde Türkiye'yi karalamak, küçük düşürmek ve Türkiye'ye zarar vermek için tüm imkanlarını seferber ettiğini söyleyen Çavuşoğlu, şunları söyledi: 

"Bu kişiler 'biz Türküz' diyor ama bu ülkeyi zayıflatmak için her türlü şeyi yapıyor. TUSKON ve diğerleri, Afrika'ya gidiyorlar, Türkiye aleyhinde propaganda yapıyorlar, Avrupa'da Türkiye karşıtı makale yazdırma gayreti içindeler. ABD'de Türkiye aleyhinde karar aldırmak için yoğun çaba sarf ediyorlar. İşte 'Türkiye terörü destekliyor'... O gün işte ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'ne sordukları soruya bakın. Arzularını aslında soruyorlar ama cevabını aldılar, gönüllerinden geçen bu."

Paralel yapının her yerde çalıştığını ve çok para harcadıklarını söyleyen Çavuşoğlu, "Bunları biliyoruz, her yerde çalışmalar yapıyorlar. Senatolar, Kongre üyeleri, belediye başkanları, yerel yöneticiler....Çok para harcıyorlar, yani o paralar nereden geliyor bilmiyorum. Artık onun değerlendirmesi size ait ama bu kadar parayı nasıl harcadıklarını görüyoruz" dedi. Paralel yapının Ermeni meselesinde bile Türkiye aleyhinde çalıştıklarını vurgulayan Çavuşoğlu, Türkiye aleyhine ne kadar unsur varsa onlarla işbirliği yapıldığını kaydetti. Çavuşoğlu, Türk halkının, bugüne kadar yapılanların hangi amaçla niçin yapıldığını da artık gördüğünü ifade ederek, şöyle devam etti: 

"Biz de gelenlere anlatıyoruz, tüyleri diken diken oluyor. Özellikle kendi ülkelerinde bu yapının olduğunu bilen ya da kendi ülkelerinde bu yapıyı görenler, bize 'neden böyle oldu' diye soruyorlar. Bunları anlatınca tüyleri diken diken oluyor, 'bizim de tedbir almamız lazım o zaman' diyorlar. Bu işe bakış farklıydı. Sanki Türkiye'de bir çekişme, yolsuzluk operasyonuyla ilgili bir şey olduğunu .... ama yavaş yavaş olayın sıcaklığından sonra merak etmeye başladılar: Bu kimdir, ne yapmaya çalışıyor, ne oluyor, eskiden birlik içindeydi bu grup AK Parti ile şimdi ne oldu? Normal insanlar bunu soruyor ve cevap bulmaya çalışıyor. Bunların foyası artık ortaya çıktı, biz de çalışmalarımızı yapıyoruz, biz de gerekli çalışmaları yapıyoruz. Ülkemizin menfaatini korumamız lazım, ülkemize zarar vermeye çalışan tüm unsurları, ister Ermeni diasporası olsun, ister başka unsurlar olsun, isterse paralel yapı olsun, biz bu ülkenin menfaatlerini korumak zorundayız."

"Türkiye göçmenler için hedef ülke oldu"

Çavuşoğlu, göç meselesinin, göçmen, mülteci, sığınmacı olgusuna bakıldığı zaman, bunun tarihte ne ilk ne de son olduğunu belirterek, konunun normal hayatın bir parçası haline geldiğini kaydetti. Çavuşoğlu, Türkiye'nin eskiden daha çok transit ya da göçün kaynağı olan bir ülke olduğunu ama bugün son on yılda büyüyen ekonomi ve iş imkanları sayesinde artık göçmenler için bir hedef ülke olduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, şöyle devam etti: 

"Neden ülkelerini terk ediyorlar? Ya savaştan ya da bir çevre felaketinden kaçıyorlar. İşsizlikten, kötü ekonomiden kaçıyorlar. Bir sebebi var. Diğer taraftan nerelere gitmek istiyorlar? Daha çok fırsatın olduğu ve güvenli bir şekilde yaşayabilecekleri ülkelere gitmek istiyorlar. Yunanistan'daki ekonomik kriz döneminde Türkiye'ye birçok Yunanlı geldi, hala çalışıyor. Bu doğaldır çünkü Türkiye'de şartlar daha iyi. Tersi olsa Türkiye'den göç olurdu. Göçmenlere yönelik bir negatif bakış olsa da Avrupa'nın da göçmene ihtiyacı var."

Türkiye'nin, "Göç ve Kalkınma Küresel Forumu"nun başkanlığını İsveç'ten devraldığını anımsatan Çavuşoğlu, "Devralırken İsveç'in o günkü başbakanı çok net bir şekilde Türk göçmenlerin İsveç ekonomisine katkısını vurguladı. Hatta daha önceki bir ziyaretinde Kulu ya da Cihanbeyli'deki yaptığı konuşmada 'İsveççe konuştum ve herkes anladı' demişti" ifadelerini kullandı. 

Göçmenin hem yaşadığı ülke hem de geldiği ülkeye olan katkısını herkesin vurguladığını söyleyen Çavuşoğlu, ilerde de Avrupa'nın göçe ihtiyacı olacağını çünkü Avrupa'da yaşlanma sorununun bulunduğunu vurguladı. 20 yıl sonra Avrupa'nın nüfusunda çok ciddi bir azalma olacağını ve bazı Avrupa ülkelerinde azalmanın yaşandığını belirten Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Doğum oranlarına baktığımızda Avrupa'yı tehdit eden en büyük tehlike bu. Burada kontrollü göç önemli. Peki bunu nasıl yapacaksınız? Göçün kaynağı ülkelerle işbirliği yaparak. Kaçak göçü engellemek de bu yoldan geçer. Kaçak göçü engellemek için transit ve göçün kaynağı ülkelerle işbirliği yapmanız lazım. Entegrasyon politikalarının başarısız olmasının sebeplerinden bir tanesi bu. Başka sebepleri de var."

Türkiye'nin bu konuda Yunanistan ve Bulgaristanla ikili ve de üçlü işbirliği olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye'nin Geri kabul Anlaşması'nı imzalayarak bunun üç sene içinde yürürlüğe gireceğini anımsattı.  Bu konularda Türkiye'nin AB ile beraber çalıştığını ve karadan geçişlerle ilgili önemli mesafeler elde edildiğini söyleyen Çavuşoğlu, kaçak göçmenlerin deniz yoluyla da denemelerinin olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, kaçak göçmenlerin özellikle küçük tekne ve botlarla gidip uluslararası sularda büyük teknelere ya da gemilere bindiklerini söyledi. Bu konuda da tedbirlerin alınabileceğini ifade eden Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Sadece Türkiye üzerinden değil, Karadeniz'den, Romanya ya da Bulgaristan'a geçme çabaları vardı, kaza oldu. Bu insanları kim kaçırıyor? Bu insanlardan ne kadar para alıyorlar? Kazalarda ne kadar insan ölüyor? Türkiye üzerine düşeni yapıyor, işbirliğine de hazırız. Akdeniz'in kuzey bölgesinden, Afrika'dan her yerden kaçak göçmen geliyor. İnsanlar sığınacak bir yer arıyor. Türkiye'ye de her yerden kaçak göç var. Sadece Suriye'den Irak'tan kaçanları söylemiyorum. Kaçak göç konusunda biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Uluslararası alanda işbirliğinin artırılması lazım. Bunun, sosyal ve ekonomik boyutu var ama göçmenlerin, sığınmacıların insan olduğunu ve en temel insan haklarına sahip olduğunu unutmamamız lazım."

Türkiye'ye "otoriterleşme" eleştirileri

AB kurumlarının, Türkiye hükümetine yönelik otoriterleştiği ve basın özgürlüğünü kısıtladığı yönündeki açıklamaları konusunda ise Çavuşoğlu, 2015'e iyi başlandığını, AB'de hem parlamentoda hem de AB kurumlarında ve konseyde seçimler olduğunu anımsattı. Çavuşoğlu, bu yeni oluşumdan sonra da diyaloğun çok güzel başladığını söyledi. İlk defa bir yüksek temsilci ve iki komiserin Türkiye'ye gelerek çok güzel toplantılar yapıldığını ve verilen mesajların önemli olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, şöyle devam etti: 

"14 Aralık'taki yargı sürecinden dolayı AB'den gelen tepkilere baktığımız zaman, son derece üslubu düzgün olmayan, Türkiye'ye patronluk taslayan ve de gerçek bilgilere dayanmayan, Twitler'den dolayı, ilk haberlerden dolayı, Türkiye'ye yönelik çok ağır eleştiriler yaptılar. Bunu doğru bulmuyoruz. Nasıl bir süreç olduğunu herkes gördü, yargı süreci işledi. Serbest bırakılanlar, serbest bırakıldı. İddianın ne olduğu belli oldu. Burada devlet ve bu şahıslar arasında değil, üçüncü şahıslar arasında bir dava olduğu ortaya çıktı. Bazı dostlarımızla da konuştuk, bundan pişman oldular, bu kadar çabuk açıklama yaptıklarından dolayı. Yine bir Avrupalı dosta bunun yanlış olduğunu söyledik. 'Biz bunu nasıl düzeltebiliriz?' dedi. Avrupalıların her şeyden önce diğer Avrupalı ülkelerden kendilerini üstün görmeye son vermesi lazım."

AB içinde de demokratik standartlar bakımından farklılıklar olduğunu anımsatan Çavuşoğlu, bazı ülkelerin daha ileri, bazı ülkelerin ise daha geri noktada olduğunu belirtti. Ancak bu ülkelerin AB'nin eşit üyesi olduklarını kaydeden Çavuşoğlu, "Avrupa Konseyi'ne baktığımız zaman, Belarus hariç 47 ülke arasında da iyi olanlar var, daha iyi olanlar var, daha geride olanlar var. Daha iyi olanların, bazı eksikliği olan ülkelere patronluk taslaması doğru değil" ifadelerini kullandı.  

Türkiye'nin 14 senedir demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü anlamında çok büyük adımlar attığını vurgulayan Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Bizi izlerken onların başı döndü. Türkiye ile ilgili bir olay olduğu zaman, öyle açıklamalar yapıyorlar ki, sanki Türkiye'nin patronu, yöneticileri. Bu doğru bir yaklaşım değil. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Türkiye çok önemli mesafeler katetti. Türkiye'nin sahibiymiş gibi açıklamalar yapmalarını kabul edemeyiz. Hele hele daha ilk duyuma dayalı açıklamalar yapmalarını kabul etmeyiz. Bu üsluptan vazgeçerlerse, Rusya ile problemlerini çözebileceklerini söyledim. Ukrayna ile ilgili problemin sebebi ne? Bugüne kadar Avrupa'daki sorunların çözülmeyişinin sebebi ne?"

Türkiye'nin AB süreci

Türkiye'nin AB'ye üye olmak istediğini ve bu konuda üzerine düşen ne varsa yapmak istediğini kaydeden Çavuşoğlu, Türkiye'nin AB'ye ve AB değerlerine çok önem verdiğini ve bugüne kadarki tüm sıkıntılara rağmen, AB ile ilişkileri sıkı tutmak istediğini kaydetti. Çavuşoğlu, şöyle konuştu:  

"Fasıl açmak istiyoruz ve eşit bir üye olmak istiyoruz. Sığınmacı gibi olmak istemiyoruz. Hangi fasılı müzakere etmek istiyorlarsa, o fasılın içeriğiyle ilgili eksikliğimiz varsa bunu gidermeye de açığız. Sanki Türkiye'nin patronu gibi açıklamalar yapmamalılar, bu üsluptan vazgeçmeleri lazım. Eksikliğimizi gidermeye hazırız ve 2019'a kadar hazırlandığımız eylem planı içinde her şey var. Eskiden dışişleri bakanını davet ederlerdi, şimdi davet etmiyorlar. Zirvelere, müzakere eden ülke olarak Türkiye'nin cumhurbaşkanını, başbakanını davet ederlerdi, şimdi davet etmiyorlar. Bunlar bizim yüzümüzden mi oldu? AB'nin politikalarının değişik partilere göre değişmemesi lazım. Bunlar yanlıştır. Ama biz AB ile ilişkilerimizi ve diyaloğu en üst düzeyde tutmak adına başbakanımız da gidecek, sonra ben gideceğim daha sonra cumhurbaşkanımız gidecek. Onlardan gelen olacak."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hem AB Komisyonu hem de AB Konseyi başkanlarıyla telefonda görüştüğünü hatırlatan Çavuşoğlu, sağduyulu olunması gerektiğini ve tarafların birbirini iyi anlamasına ihtiyaç olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, "Avrupa için birbirimize ihtiyacımız olduğunu görmemiz lazım. Bizim, Avrupa'ya, AB'ye, AB'nin de Türkiye'ye ihtiyacı var. Bu anlayış iki tarafta da olursa, o fasılların açılmasının önündeki siyasi engeller kalkar. Her türlü müzakereye hazırız" dedi. 

AB'nin geleceğine dair tartışmalar

AB'nin geleceğine yönelik tartışmalara da değinen Çavuşoğlu, gelinen noktada AB'nin kendi içindeki entegrasyonu tam olarak sağlayamadığını, bunun sebebinin de AB üyesi ülkelerin bazılarının farklı düşünmesi olduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, bu konudaki esas sebebin ise, bugüne kadarki politika ve uygulamaların, halkların beklentisini siyasi ve ekonomik anlamda karşılayamaması olduğuna dikkati çekti. Çavuşoğlu şunları söyledi: 

"AB Adalet Divanı, AB'nin kurum olarak AB insan hakları mahkemesine ve insan hakları sözleşmesine üye olmasına karşı bir görüş belirtti. Yani insan haklarının tüm Avrupa çapında korunabilmesine ve çok önemli bir işbirliğine bile karşı çıktı. Siz diyorsunuz ki insan hakları, hukukun üstünlüğü. Fakat siz bunları tesis edecek insan hakları mahkemesine ve sözleşmeye taraf olmaya karşısınız. Peki nasıl koruyacaksınız ve nasıl biz, insan haklarını korumak için bir araya geldik diyeceksiniz. İşte bu AB'nin politikalarının çelişki olduğunun göstergesi."

Çavuşoğlu, AB'nin aldığı kararlar ve uygulamalarının aday olsun ya da olmasın AB üyesi olmayan diğer ülkelerin haklarını etkilediğini ifade ederek, bu şekilde insanların mahkemeye gitme hakkının engellendiğini belirtti. "AB'nin politikalarında konsensus olmadığını" vurgulayan Çavuşoğlu, birliğin kendi içinde entegrasyonu sağlaması gerektiğini dile getirdi. AB'nin ekonomik krizi aşacak bir politikasının da olmadığının ortaya çıktığını belirten Çavuşoğlu, krizden çıkış için bir toparlanma olduğunu ama burada liderlik sergileyecek bir kişi ya da ülkenin çıkmadığını söyledi. 

Almanya'nın kısmen işin yükünü taşıdığını, ancak bunun da bir eksiklik olduğunu belirten Çavuşoğlu, şunları söyledi: 

"Sizlerin sorularında değindiğimiz kaçak göçmenle mücadele ve entegrasyon konusunda AB'nin başarılı bir politikası oldu mu? Hayır. Bugün uluslararası terörle mücadelede ve organize suçlarla mücadelede varmı, yok. Çevre ile iklim değişikliğiyle ilgili bir duruşu da yok. AB'nin Doğu politikasında, komşuluk politikasında başarı var mı, yok. Dış politikasında var mı, yok. Kendi askeri gücü var mı, yok. Katkı sağlayacak ülkeleri dahil ediyor mu, Türkiye başta olmak üzere, hayır. Bu konularda eksikliğiniz varsa tüm konularda nasıl AB'yi ileriye taşıyacaksınız? Bunların hepsi soru. Ukrayna'nın çektiği nedir? Bendensin ya da benim karşımdasın. Soğuk Savaş dönemi bitmiş, Rusya'yı hala soğuk savaş dönemindeki gibi idare ediyorsun."

AB'nin siyasi birlik mi yoksa üye ülkelere daha fazla egemenlik veren daha esnek bir yapıya kavuşturulacağı konusunda karar vermesi gerektiğini söyleyen Çavuşoğlu, bu kararın genişleme politikasını da etkileyeceğini belitti. 

Çavuşoğlu, AB'nin genişlemeyi beş sene durdurduğunu anımsatarak, "Balkan ülkeleri başka yerlere kaymasın diyorsunuz ama 5 sene sizi almayacağız diyorsunuz. 5 sene sonra bu ülkelerin sizi bekleyeceğinin garantisi var mı? AB'nin kendisini reforme etmesi lazım. Herşeye rağmen, AB en kalkınmış en istikrarlı bölgedir ve Türkiye bu bölgede olduğu nedeniyle şanslıdır" dedi.

Filistin'in tanınması konusu

Çavuşoğlu, Filistin devletinin tanınmasına yönelik kararları değerlendirirken, bugüne kadar İsrail'in müzakereler, iki devletli çözüm ve işgal edilmiş topraklar dahil tüm konularda çözümden yana olmadığını ifade etti. Ne zaman çözüme yaklaşılsa İsrail'in bir bahaneyle Gazze’ye saldırdığını ve böylelikle oluşturulan atmosferin ortadan kalktığını dile getiren Çavuşoğlu, Filistin tarafında ise kendi içinde bazı ufak tefek görüş ayrılığı olsa da Hamas ile El Fetih’in oluşturduğu ulusal birlik hükümeti bulunduğunu ve Türkiye'nin bu sürece çok destek verdiğini söyledi.

Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Filistin çözüm istiyor, barış istiyor ve kendi devletini istiyor ama İsrail maalesef bunları istemiyor. O zaman İsrail’in bu tutumunu gören Avrupa ülkeleri de en azından Filistin devletini tanıyarak bir çözüme ulaşmak istiyor. ABD gibi müttefiklerimizin de bunu görmesi lazım. Yani koşulsuz desteğin Ortadoğu barış sürecine katkısı maalesef yok. İsrail'in hala çözüm, müzakerelerin tekrarı konusunda adım atmamasının bir karşılığı olması lazım. Yani ABD’nin çabalarının karşılığı yok ama İsrail’in bugüne kadarki yaklaşımına karşılık da bir politika değişikliği yok. Bu nedenle Avrupa’daki bu anlayışa herkesin sahip olması lazım. O zaman bağımsız bir Filistin devleti konusunda sonuca ulaşabiliriz."

Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin arzusunun bir an evvel Filistin halkının da bağımsız devlete kavuşması olduğunu vurguladı. 

Çözüm süreci

Bakan Çavuşoğlu, çözüm süreciyle ilgili olarak da halkın son iki yılda gelen huzurdan oldukça memnun olduğunu ve bundan vazgeçmek istemediğini kaydetti.

Uluslararası toplumun da sürece destek verdiğini ifade eden Çavuşoğlu, birçok uluslararası örgüt temsilcisinin ve dost ülke liderlerinin gelinen noktadan duyduğu memnuniyeti dile getirdiklerini belirtti.

"Süreci birileri memnun olsun diye değil, kendi iç meselemiz olarak görüyoruz ve kendi sorunumuzu çözmek için bu adımları atıyoruz" diyen Çavuşoğlu, somut olmasa da uluslararası camiadan pozitif destek gördüklerini söyledi.

Terör örgütünün faaliyetlerinin engellenmesi konusunda Türkiye'nin bu ülkelerden istekleri olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Terör örgütü destek bulursa çözüme yanaşmaz. Terör örgütünün terör faaliyetlerini durdurmasına yönelik herkesin desteğine ihtiyacımız var. Bazı ülkelerde illegal yollardan kaynak sağlıyor, para topluyor, bazı ülkelerde başka aktivitelerde bulunuyor. Bazı ülkelerde terör örgütü üyeleri biz istememize rağmen hala maalesef o ülkede serbestçe dolaşıyor. Yayın faaliyetlerinde bulunuyor. Danimarka'dan sonra şimdi Norveç'te. Bunu Norveç dışişleri bakanına da belgeleriyle anlattık. Oradaki mahkeme kararlarını verdik. Kendileri de Danimarka'daki mahkeme kararlarını örnek aldıklarını ve takip ettiklerini söylediler. Bu anlamda destek bekliyoruz."

Terör örgütlerinin insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere çeşitli alanlardaki illegal faaliyetlerinin önlenmesi konusunda uluslararası toplumun birlikte mücadele etmesi gerektiğine vurgu yapan Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Bugüne kadar terör örgütü silahı bıraktı mı? Henüz bırakmadı. Terör faaliyetlerini durdurdu mu? Hayır. İçeride böyle çok saldırılar olmasa da şantaj var, insan kaçırma var, fidye var, haraca bağlama var, tehdit var, baskı var, seçim zamanı dahil, her türlü faaliyetlerini devam ettiriyor. Bu faaliyetlerini durdurması lazım terör örgütünün. O sebeple diğer ülkelerin de özellikle Avrupa ülkelerinin bu sürece katkı sağlaması lazım."

"DEAŞ'la savaşıyor diye terör örgütünü sempatik göstermeye çalışanlar olduğuna" işaret eden Çavuşoğlu, "İki terör örgütü barış için, huzur için çalışmıyor veya bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü, bağımsızlığı için çatışmıyor. O ülkenin topraklarının bir kısmını kontrol altına almak ve yönetmek için birbiriyle çatışıyor. Birisi seküler, diğeri 'İslamist' ya da tırnak içinde onların tabiri ile söylüyorum 'dinci' diye diğerini tercih etme lüksümüz var mı? Yok. İkisi de terör örgütü. Bunu söylüyoruz işte" diye konuştu.

"Benim teröristim iyi, seninki kötü" tutumunun doğru olmayacağının altını çizen Çavuşoğlu, "Biri diğeriyle çatışıyor diye diğeri daha iyi terör örgütü diyemeyiz" ifadesini kullandı.

Muhabir: Meltem Uzun, Tutku Şenen, Halit Gülşen, Emel Öz, Sinan Polat

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın