İSTANBUL
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Üsküdar Belediyesi'nin ev sahipliğinde Filistin Dayanışma Platformu tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen ''Birleşmiş Milletler Zemininde Filistin Meselesi Konferansı''na katıldı.
Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, Kudüs'ün, insanlık vicdanını temsil ettiğini belirterek, ''Oralarda zulüm varsa insanlığın, insanlık vicdanının rahat etmesi mümkün değil'' dedi.
İnsanlığın, peygamberlerin, toplumların bütün serüvenlerinin Kudüs'te hulasa edildiğini kaydeden Davutoğlu, ''Orada savaşlar var, zulümler var ama orada insanlığın vicdanı var. O topraklar bugün de insanlık vicdanının temsil edildiği topraklar. Oralarda zulüm varsa insanlığın, insanlık vicdanının rahat etmesi mümkün değil'' şeklinde konuştu.
Davutoğlu, Türkiye'nin bu vicdanın sesi olduğunu, insanlık vicdanının sesi olmaya da devam edeceğini vurgulayarak, ''Elimizdeki bütün imkanları, kudreti kullanarak Filistin meselesinin hiçbir zaman unutulmaması ve her yerde insanlık vicdanının sesi olarak gündeme getirilmesi konusunda durmadan, bıkmadan çalışacağız, ta ki Filistin halkı onurlu bir şekilde hayatlarını idame ettirebilecekleri devletlerini kurana kadar'' diye konuştu.
Filistin meselesini çözmek, BM sistemi üzerindeki en büyük sorumluluk
Bugün dünya çapında bir anket gerçekleştirilse, dünyanın her köşesinden insanların, Filistin halkının bağımsız devlet olma hakkını destekleyeceğini dile getiren Davutoğlu, ''Her ırktan, her dinden insanlar Filistin'in bu hakkını teslim ediyor. BM'nin Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi'nin onlarca, hatta yüzlerce kararı var. Sadece BM Güvenlik Konseyi'nin 89 kararı vardır İsrail'in hiç uygulamadığı. Bugün hala Filistin halkı kendi özgür devletinde yaşayamıyorsa burada bir vicdan çelişkisi vardır, güç ile değerler arasında bir çelişki vardır. Bu çelişkinin giderilmesi lazım. Bu çelişkinin giderileceği makam da BM'dir'' diye konuştu.
Filistin Dayanışma Platformu'nun bugün düzenlediği konferansta ''adresi'' doğru bulduğunu ifade eden Davutoğlu, ''Eğer BM insanlık vicdanını bundan sonra da temsil kabiliyeti taşıyacaksa, öncelikle Filistin meselesini çözmek, BM sisteminin üzerindeki en büyük sorumluluktur'' dedi.
Olmazsa olmaz şart Filistin devletinin kurulması
BM'nin, insanlık vicdanının temel değerleri, uluslararası hukukun normları temelinde bir uluslararası düzen fikrine dayalı olarak kurulduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
''Bu düzenin kırılgan olduğu yerler neresi, nerede tehdit altında? Bir sıralama yapılsa en fazla Orta Doğu bölgesi ve özelde de Filistin meselesi görülür. Filistin meselesi, sadece İsrail ile Filistin arasında bir mesele değildir, iki halk arasında bir mesele de değildir. Filistin meselesi, uluslararası hukuku savunanlar ile İsrail arasındaki bir meseledir, insanlık vicdanıyla İsrail arasında bir meseledir. Eğer bir uluslararası düzen fikrini insanlığa anlatacaksak veya o düzenin oluşması için çaba sarf edeceksek, olmazsa olmaz şart bir an önce Filistin meselesinin çözülmesi ve Filistin devletinin kurulmasıdır. Filistin devleti kurulana dek uluslararası ve bölgesel düzenden bahsetme imkanı yoktur.''
Tam egemen bir Filistin devleti
Orta Doğu'da bir düzenin kurulabilmesi için yarı egemen değil, tam egemen bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini belirten Davutoğlu, ''İsrail'in vicdanına ya da merhametine bırakılmış bir Filistin, yarı özerk bir Filistin değil, kendi topraklarında tam egemen ve sınır bütünlüğü tanınmış bir Filistin istiyoruz'' dedi.
Başta su olmak üzere bütün ekonomik kaynaklarını kullanabilme imkanına kavuşturulmuş bir Filistin devleti istediklerini belirten Davutoğlu, ''Bir gün gelecek inşallah Filistin bayrağı UNESCO'da dalgalandığı gibi BM gönderine çekilecek. İşte o gün Orta Doğu'da barıştan söz edebileceğiz, dünyada bir uluslararası düzenin artık yerleşmekte olduğu inancını taşıyabileceğiz'' dedi.
Meseleleri sahiplenmek anlamında sahiplik
Meclis'te yaptığı bir konuşmada kullandığı ''sahiplik'' tabiri üzerine tartışmalar yaşandığını hatırlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
''(Biz bu toprakların, bu bölgenin sahibiyiz) derken, hegemonik anlamda bu bölgeye sahibiz anlamında demiyorum. Bütün bu bölge halklarıyla birlikte bu bölgenin sahibiyiz. Bu bölgenin yabancısı değiliz, bu bölgeye dışarıdan gelmedik. Bu bölgeye gözümüzü kapatmayız. Bu bölgenin her bir şehrinde, her bir mahallesinde, ne olursa olsun orada yaşayanların meselesi bizim meselemizdir. Biz o meseleleri sahipleniriz, o sorunlara dışarıdan bakmayız, o sorunların içine girer ve onları çözmeye çalışırız. Kastettiğimiz budur. Yoksa mülkiyet anlamında sahiplik değil, meseleleri sahiplenmek anlamında sahiplik. Onlarla birlikte omuz omuza olmak anlamında sahiplik. Ve (onların hizmetkarıyız) derken de bu topraklara sinmiş insanlık vicdanının hizmetkarıyız.''