Euro
6.54
Dolar
5.89
BIST 100
121,474.80
Altın
1,559.46
Türkiye

Kadın cinayetleri öncesi en belirgin işaret 'ölüm tehdidi'

Polis Akademisi Suç Araştırmaları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taştan, "Kadına ve ailenin diğer fertlerine ölüm tehdidi olduğunda, kadın cinayeti neredeyse kesin." dedi.

Merve Yıldızalp   | 22.11.2019
Kadın cinayetleri öncesi en belirgin işaret 'ölüm tehdidi'

Ankara

Polis Akademisi Suç Araştırmaları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Taştan, kadına yönelik ölüm tehdidinin ciddiye alınmasının şart olduğuna dikkati çekerek, şiddet vakalarında ilk müdahalenin kolluk kuvveti yerine uzmanlar tarafından yapılmasını önerdi.

Ceza hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen ise kadın cinayetlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi ve infazın ağır tutulması gerektiğini belirterek adli kolluk teşkilatının kurulmasının şart olduğunu bildirdi.

"Dünyada ve Türkiye'de Kadın Cinayetleri: 2016-2017-2018 Verileri ve Analizleri" çalışmasını hazırlayan isimlerden Polis Akademisi Suç Araştırmaları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Taştan, AA muhabirine, kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kadına karşı şiddetin aile içi şiddette en çok görülen vaka olduğuna işaret eden Taştan, bunun arkasında sosyal ve toplumsal nedenler bulunduğunu söyledi.

Bazı aile içi ve kadına karşı şiddet vakalarında ciddiye alınması gereken işaretler olduğunu vurgulayan Taştan, "Ölüm tehdidi ciddiye alınmalıdır. Kadına ve ailenin diğer fertlerine yöneltilen ölüm tehdidi ve mükerrer şiddet, kronik geçimsizlik, madde kullanımı, kriminal kişilik... Bunlardan özellikle ölüm tehdidi olduğunda, kadın cinayeti neredeyse kesin. Kadın cinayetlerini de kapsayan aile içi ve kadına karşı şiddetle mücadelede ise uzun vadeli bir değişim gerekli. Toplumsal ve kültürel düzenin kurulmasında ve işletilmesinde erkeklerin egemenliğinin sonlandırılarak kadın erkek eşitliğinin sağlanması lazım." diye konuştu.

Taştan, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında 932 kadının öldürüldüğünü belirterek, kadın cinayetlerine ilişkin şu tespitleri paylaştı:

"Kadınlar birden bire hiç tanımadığı insanlar tarafından öldürülmüyor. 2016, 2017, 2018'de işlenen kadın cinayetlerinde faillerin neredeyse tamamının maktul tarafından tanınan kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Yüzde 70'e yakını eşi, boşanma aşamasında olduğu, çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığı kişilerden oluşuyor. Kadın cinayetlerinin yüzde 70'ten fazlası konutta gerçekleşiyor. Bu iki durumu birleştirdiğiniz zaman kadın cinayetlerinin toplumsal hayatın bir yerinde ters giden bir şeylerin bir semptomu olduğu ortaya çıkıyor."

"Polise gelen vakalar ilk önce ŞÖNİM tarafından üstlenilmeli"

Taştan kadın cinayetlerinin önlenmesinde sorumluluğun sadece kolluk kuvvetlerine yüklenmesinin ise doğru bir yaklaşım olmayacağını belirtti.

Kolluk kuvvetlerine yıllık ortalama 200 bine yakın aile içi şiddet başvurusu geldiğinin altını çizen Taştan, "Kolluk kuvvetlerinin her bir vakayı ayrıntılı olarak hemen inceleyip tedbir hususlarına yönelmesi zor. Dolayısıyla polisin ya da kolluk kuvvetlerinin ayıklama yoluna gitmesi lazım. Bunun için halihazırdaki aile içi şiddet başvuru formu yeterli değil, bunun yenilenmesi lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor ancak ivedilikle yapılması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Aile içi şiddet vakasına kolluğun müdahale etmesi durumunda komplikasyonların arttığına dikkati çeken Taştan, şöyle konuştu:

"Kolluk ilk müdahale eden taraf olduğunda şiddet uygulayan kişi, şiddetini artırabiliyor. 6284 sayılı Kanun aslında bunu öngörmüş. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı 81 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) var. Polise gelen vakaların ilk önce ŞÖNİM tarafından üstlenilerek gerekli müdahalelerin yapılması planlanmalı. Tabii ki adli bir durum ya da polislik bir yönü varsa gereğinin yapılması gerekir. Ancak ilk başta yumuşak güçlerin müdahale etmesi komplikasyon riskini azaltacaktır."

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uzmanlarının vaka bazlı tedbirleri takip edip, tedbir sonunda aile ile bağını sürdürmesi gerektiğini anlatan Coşkun Taştan, şunları kaydetti:

"Diyelim ki uzaklaştırma kararı var, bu kararın hakkıyla yerine getirilip getirilmediğinin takip edilmesi lazım. Uzaklaştırılan kişiye bunu bir ceza olarak düşünmemek lazım. Çünkü 6284 sayılı yasa bir ceza kanunu değil, özel bir onarıcı kanun. Ters giden durumları onarıp aileyi kurtarmayı, aileden vazgeçtiysek de kadının hayatını kurtarmayı esas almalı. Bu da şiddet uygulayan kişinin ya da uygulama tehlikesi bulunan kişinin cezalandırılması yerine rehabilite edilmesiyle mümkün. Bu ŞÖNİM'ler tarafından ilgili yerlerle iş birliği yapılarak hayata geçirilmeli."

"Kadını kontrol altına alma anlayışı terk edilmeli"

Ceza hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen ise kadına karşı erkek egemen, mülkiyetçi anlayışın değişmesi gerektiğini, bunun da eğitimle gerçekleştirilebileceğini söyledi. Şen, "(Ne yapalım bu ülkede bu sosyolojik yapı böyle) diyerek bu işin içinden çıkılmaz. Bunun dinle, ahlakla, inançla alakası yok. Bütün insanlar eşittir." dedi.

"Kadın cinsel dokunulmazlığı, hürriyeti, yaşamı, özgürlüğü olan bir insan." ifadesini kullanan Şen, Anayasanın 10. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kadın erkek arasında eşitliğin sağlanabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, bu konuda eksik kalındığını belirtti.

Kadın üzerinde tahakküm kurma, onu kontrol altına alma gibi anlayışların terk edilmesinin önemine değinen Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Anayasanın 10. maddesinin ikinci fıkrasına göre, kadın ve erkek arasında eşitsizliğin giderilmesi için TBMM'nin ve Cumhurbaşkanlığının üzerine düşeni yapması gerekiyor. Yani yasal düzenlemeler yapılmalı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri çıkarılmalı. Siyasetin öncü olması lazım."

"Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirilmeli"

"Türkiye Cumhuriyetinde 'adli kolluk teşkilatı'ın kurulması şart. Çünkü delillerin toplanması ve değerlendirilmesinde çok iyi hareket etmemiz lazım." diyen Şen, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için bu alana yatırım yapılması gerektiğini vurguladı. Soruşturma, iddia ve delillerin değerlendirilmesinin çok iyi yapılması gerektiğini belirten Şen, "Hukuk devletinde kim olursanız olun, ister zengin, ister fakir, ister güçlü ne olursanız olun doğru ve dürüst hukuk devleti olarak eşit, rasyonel hareket ettiğinizi göstermeniz gerekiyor." açıklamasını yaptı.

Kadın cinayeti işlendikten sonra müdahale edilmesi yerine cinayetin önlenmesinin daha önemli olduğunu dile getiren Şen, kolluk kuvvetlerine bu konuda daha fazla görev düştüğünü, önleyici kolluğun etkin hale getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Şen, "Kadın cinayetlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirilmeli. İnfaz daha ağır tutulmalı, takdiri indirim nedenler kaldırılmalı. Bunlar konulunca caydırıcı olacak." dedi.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.