Dolar
9.55
Euro
11.07
Altın
1,793.76
ETH/USDT
4,195.00
BTC/USDT
62,790.00
BIST 100
1,509.20
Politika, arşiv

Türkiye'nin geri gitmesine müsaade etmeyeceğiz

Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan, "Türkiye’nin hasretini çektiği kardeşliği, dayanışmayı, hukuk ve demokrasiyi tesis ettik. Çetelerle, vesayetle mücadele ettik" dedi.

25.07.2014
Türkiye'nin geri gitmesine müsaade etmeyeceğiz

İSTANBUL 

Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin hasretini çektiği kardeşliği, dayanışmayı, hukuk ve demokrasiyi tesis ettik. Çetelerle, vesayetle mücadele ettik, bu başarıları elde ettik. Kazanımlardan taviz vermeyecek, Türkiye’nin geriye gitmesine müsaade etmeyeceğiz. Benim partim bu konuda kararlılığını güçlü bir şekilde muhafaza ediyor ve edecek" dedi. 

Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (TÜMSİAD) Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlediği iftarda konuşan Erdoğan, TÜMSİAD üyelerine yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür etti. 

Erdoğan, 12 yıllık başbakanlık döneminin müstesna günlerinden birisini yaşadığını belirterek, "12 yıl içinde sayısız yatırıma, eser ve hizmete imza attık ama bunlardan bazılarının benim nezdimde manası büyüktür. 2009’da açılışını yaptığımız ilk hızlı tren hattı da hem başbakanlık dönemimde hem de hayatımda şahit olduğum eşsiz tablolardan biriydi. İşte bugün de bunun bir benzerini gerçekleştirdik. Yüksek hızlı tren hattını, Eskişehir-İstanbul hattını tamamladık. 3 şehirde yaptığımız törenlerle hizmete açtık. Eskişehir, Bilecik ve İstanbul, bugün gerçekten farklı bir coşkuya tanıklık etti" diye konuştu. 

Kendilerinden önce, her an ekonomik kriz beklentisi yaşandığını, siyasete ve siyasetçiye güvenin tarihin en düşük seviyelerine indiği dönemler olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Türkiye üzerinde adeta karabasanlar dolaşıyor, yoksulluğun ve yolsuzluğun yanında, kaos ve kriz beklentileri umutları söndürüyordu. 12 yıl önce böyle bir manzara vardı. On yıllar boyunca Türkiye böyle manzaralar yaşadı. Bugün ise son derece farklı bir Türkiye'de yaşıyor, farklı gündemleri konuşuyoruz. Önceden 'olmaz' denilenlerin nasıl olduğunu görüyoruz. Hayal gibi görünenlerin nasıl gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz. Uçurumun kenarındaki bir ülkenin, nasıl bir güçlü ekonomiye sahip olduğunu, geleceğe nasıl umutla baktığını görüyoruz. İstikrar ve güven sağlam bir zeminde ilerliyor. Birliğimiz, kardeşliğimiz sağlam bir zeminde ilerliyor. Türkiye yarın ne olacağını bilemez halde iken şu anda 2013, 2053, 2071 diyor. Birçoğumuz yurt dışına gittik. Gelişmiş ülkelerde toplumun sahip olduğu imkanları gördük. Eğitimde, sağlıkta ne büyük bir konfor içinde olduklarını gördük. Yolların, enerjinin, çevrenin standartlarını gördük. Hızlı trenleri gördük. On yıllar boyunca milletimiz buruk bir halde o gelişmişliği izledi. İşte bugün hayranlıkla izlediklerimize biz de sahip olduk, oluyoruz."

Yeni Türkiye

Başbakan Erdoğan, "Yeni Türkiye" dediklerini ve bunun mücadelesini verdiklerini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Allah'ın izniyle artık yeni, güçlü Türkiye'de yaşamanın gururunu hep beraber taşıyoruz. Her ne yaptıysak birlikte yaptık. Türkiye'yi bu günlere birlikte taşıdık. Türkiye'nin hasretini çektiği kardeşliği, dayanışmayı, hukuk ve demokrasiyi tesis ettik. Çetelerle, vesayetle mücadele ettik, bu başarıları elde ettik. Kazanımlardan taviz vermeyecek, Türkiye'nin geriye gitmesine müsaade etmeyeceğiz. Benim partim bu konuda kararlılığını güçlü bir şekilde muhafaza ediyor ve edecek. Sivil toplum örgütlerimiz, TÜMSİAD gibi derneklerimiz, vakıflarımız bu kazanımlara sahip çıkacaklar. Her şeyden önce milletimiz ve gençliğimiz bu değişime sahip çıkacak, kesintiye uğramasına izin vermeyecek. Gelecek, Türkiye için çok daha aydınlık olacaktır."

Salı günü AK Parti'nin grup toplantısını yaptıklarını ve orada belki de son kez gruba seslendiğini belirten Erdoğan, orada ifade ettiği hususu burada tekrarlamakta fayda gördüğünü vurguladı. Erdoğan, şunları kaydetti:

"1948 yılında Ortadoğu'nun kalbinde İsrail devleti kuruldu. İsrail devleti daha kurulmadan bazı terör örgütleri eliyle Filistinlilere karşı acımasızca katliamlar gerçekleştirdi. Bu katliamlar İsrail'in devlet olmasından sonra da devam etti. Bir yandan adım adım Filistin topraklarını işgal ettiler, bir yandan da kitlesel halde Filistinlileri sürgüne yolladılar ya da katlettiler. Açıkçası dikensiz bir gül bahçesinde ilerlediler. Egemen güçler her zaman arkalarında oldu. İslam dünyası suskun kaldı. Ortadoğu'daki bölünmüşlük, dağılmışlık, iç çatışmalar İsrail'e katliamları için eşsiz bir zemin hazırladı."

Erdoğan, İsrail'in her yaptığı katliamda ödüllendirildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her katliamla özellikle İsrail daha da şımardı, daha da hukuksuz hareket etmeye başladı. Geldiğimiz noktada artık hiçbir uluslararası kuralı tanımayan, hukuk tanımayan, hiçbir tepkiye kulak asmayan, şımarıklığı zirve yapmış bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Bizim bunu dile getirmemizden rahatsız oluyorlar. İstiyorlar ki Türkiye de sussun, Türkiye de konuşmasın. İstiyorlar ki Türkiye de bu şımarıklığa, kuralsızlığa boyun eğsin. Bakın Mısır, Sayın Muhammed Mursi yönetiminde Türkiye ile birlikte bu şımarıklığa karşı çıkıyordu."

"Darbe yaptılar sayın Mursi'yi oradan kanlı şekilde uzaklaştırdılar" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sayın Mursi'nin ilk icraatlarından biri Refah Sınır Kapısı'nı açmaktı. Darbecilerin ilk yaptığı ise kapatmak oldu. Türkiye'yi de susturamayınca Mısır'ı susturdular. Hani Sisi Müslümandı. Sen nasıl Müslümansın ya? Müslümansan oradaki Müslüman kardeşlerine insanı yardım için Refah Kapısı'nı nasıl kaparsın? Şu anda ilaç alamıyorlar ilaç. Hastanelerde ameliyatlar için gerekli olan malzeme yok. Bu malzeme olmadığı için o yavruların kolları, elleri kesiliyor. Ey Sisi bunun hesabını nasıl vereceksin."

Başbakan Erdoğan, Gezi olaylarının gayelerinden birisinin de aynen Türkiye'yi susturabilmek olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

"17 Aralık-25 Aralık operasyonu, efendisinden aldığı talimatla Pensilvanya'nın Türkiye'yi susturma girişimiydi. Bakın şu anda operasyonlar başladı, senaryolar var. Televizyonlarda, yandaş televizyonlarında dramatik sahneler çiziyorlar. Geçen akşam bir tanesini izledim. 'Ramazan-ı Şerif'te diyor Kur'an hatmediyordum. 5 cüzüm kalmıştı'. 'Şimdi' diyor, 'bunu bitiremeden cezaevine gidiyorum. Bütün dostlarıma sesleniyorum, benim o kalan 5 cüzümü de siz tamamlayın' Şimdi buna verilecek cevap kolay. En rahat yer cezaevi. Giderken yanına bir Kur'an-ı Kerim al. O kalan 5 cüzü de orada tamamlarsın. Bunlar milleti ne zannediyorlar anlamak mümkün değil. En rahat yer orası. Hatta Kur'an-ı Kerim değil meal al. Hem Kur'an'ı oku hem mealini oku. Burası bu noktada çok çok ferasetin de açıldığı bir yerdir. Medresei Yusufiyedir anlayanlar için."

"Bizi antisemitist gösterme gayretleri var"

 Başbakan Erdoğan, "Bakın şu anda dışarıda bizi antisemitist gösterme gayretleri var. Bunu niye yapıyorlar? Bunu biz antisemitist olduğumuz için değil, bu iftira ile bizi sindirmek için yapıyorlar. Antisemitizmin insanlık suçu olduğunu söyleyen belki de dünyada ilk Müslüman başbakanım" diye konuştu.

Batılılara İslamofobia'nın bir insanlık suçu olduğunu Varşova'daki bir uluslararası toplantıda sonuç bildirgesine koydurduklarını ama Batılı'nın hala İslamofobia'yı ne yaşadığını ne de konuştuğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle devam ettirdi:

"Bizim ne olduğumuzu bilen çok iyi biliyor. Biz, İspanya'dan kovulduklarında Musevilere kucak açmış, asırlarca da onlara sahip çıkmış bir ecdadın izindeyiz. Bizde ırkçılık olmaz, bizde soykırım olmaz, bizde farklı dinlere, inançlara tahammülsüzlük olmaz. Milletimizin ve ülkemizin tarihinde antisemitizm hiç olmadı, bugün de yok, yarın da olmayacak. Ama bizi susturmak, sindirmek için bir yandan katliam yapıp, bir yandan da bu iftirayı atmayı sürdürecekler."

Başbakan Erdoğan, Şaron'un İsrail'in başında bulunduğu dönemde bir İsrail ziyareti yaptığını belirterek, şunları kaydetti:

"Bu İsrail ziyaretinde konuşuyoruz, hiç unutamıyorum o zaman Ariel Şaron'un şu ifadesi çok manidardı. 'Hayatımda en mutlu olduğum an, Filistin topraklarında tankların üzerinde Filistinlileri öldürmekti' dedi. Şok oldum, dedim 'Ne diyorsun sen ya?' Bununla mutlu olunur mu? Bununla şeref duyulur mu? Ama bak 6-7-8 yıl biliyorsunuz nasıl yaşadı. Çünkü o mazlumların ahı yerde kalmayacaktı." 

Aynı şeyi yine bir başka İsrailli'den dinlediğini vurgulayan Erdoğan, "İsmini onun da ayrıca veremeyeceğim. O da 'tanklarla gireceğiz' dedi. Bunlar aynı kafada çünkü genler aynı, bunların genlerinde ne yazık ki ciddi manada Müslüman düşmanlığı var. Onlar ahlaklarının meşreplerinin gereğini yapıyorlar" diye konuştu.

"Diyorlar ki niye Hitler'e benzetiyorsun" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ben onları Hitler'e benzetmiyorum, Hitler'in yaptıklarını da yadırgıyorum, onun da karşısındayım ama bunların Hitler'i aştığını söylüyorum. Hitler'in zulmünden daha fazlasını yaptığını söylüyorum. Bunların partilerine bakın, malum medyaya özellikle bakın, o malum köşe yazarlarına, yorumcularına bakın. Türkiye'yi kastediyorum. İsrail'in şımarıklığını perdelemek için ne yapmaları gerekiyorsa, dalkavukluğun gereği ne ise onu hakkıyla yapıyorlar. İsrail her gün Gazze'de çocukları öldürüyor. Burada CHP, MHP, Pensilvanya medyası, diğer medya elbette ki bunların adayları, katliamı perdelemek için her türlü çirkinliğe başvuruyorlar. Şimdi CHP'nin genel müdürü çıkmış, 'Türkiye eskiden sözü dinlenen bir ülkeydi' diyor. Gazze'nin yerini sorsanız haritada yerini gösteremez. Zaten tarih derseniz sıfır. Genel müdürlük derseniz sıfır. İşte Okmeydanı'ndaki SSK'nın, Samatya'daki SSK'nın salı günü grup toplantısında biliyorsunuz oraların hallerini gösterdim. 1992-1998 arasında genel müdürdü bu."

Başbakan Erdoğan, söz konusu yerlerin hastaneden başka her şeye benzediğini ifade ederek, "Hijyen diye bir şey kalmamıştı. O kuyruklarda olan vatandaşlarımızın halini, nasıl isyan ettiklerini, ilacını alamadıklarını gösteriyorlardı. O tuvaletlerin halini gösteriyordu. Ey Kılıçdaroğlu, şimdi böyle bir hastane var mı? Sen batırdın, bitirdin ve şu anda size yakın yollarda olan o zamanın Çalışma Bakanı Okuyan ne dedi '5 milyar dolar batırarak gitti, ondan sonra Rahşan affıyla kurtardı'. Bunlar bu. Ben söylemiyorum, Yaşar Okuyan söylüyor."

Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu eleştirerek, "Şimdi de çıkmış, 'Mısır ara bulucu olsun' diye çağrı yapıyor. Dedik ya CHP, Baas Partisi zihniyetinin Türkiye koludur. Bugün de Baas zihniyetinin gereği neyse onu yapıyor" dedi. 

CHP'nin İsrail politikalarını eleştiren Erdoğan, şöyle konuştu:

"CHP'nin tarihine bakın; tek parti döneminden bugüne kadar, İsrail karşısında el pençe divan durduğunu görürsünüz. Mavi Marmara hadisesinde bu genel müdür, Türkiye'nin değil İsrail'in yanında yer aldı. Bizim Tel Aviv'e sorduğumuz sorulara cevap Tel Aviv'den değil, genel müdürden geldi. 'Türkiye'de basın özgürlüğü yok İsrail'de var' diyen, Filistin meselesiyle Türkiye'nin terör meselesini özdeşleştiren, hata üstüne hata yapan, paçalarından cehalet akan bu genel müdür oldu. Şimdi de çıkmış, 'Mısır ara bulucu olsun' diye çağrı yapıyor. Dedik ya CHP, Baas Partisi zihniyetinin Türkiye koludur. Bugün de Baas zihniyetinin gereği neyse onu yapıyor." 

İsrail'in Gazze'de katliamının başladığı günden bu yana içerideki İsrail lobisinin işi gücü bırakıp hükümete iftiralarla saldırdığını kaydeden Erdoğan, "Bakın bir haftadır benim özel temsilcim, bu konularla ilgili olarak Katar'daydı. O geldi, şimdi Dışişleri Bakanımı gönderdim. O orada. Şimdi oradan yine bu işlerle ilgili inşallah Fransa'ya geçecekler. Acaba süratle bir ateşkes nasıl sağlarız, insani yardımları Gazze'ye nasıl ulaştırırız, Filistin'e nasıl ulaştırırız, biz bunun derdi içerisindeyiz. Biz dertliyiz dertli" diye konuştu.

Her zaman mazlumun yanında olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Biz rahat duramayız ama diğerleri durur ve istismar yapıyorlar, diyorlar ki 'Türkmenlere ellerini uzatmadılar'. 'Bırakın Arap'ı, bırakın Rabia'yı' diyor. 'Türkmenlere elini uzatsa ya' diyor. Türkmenlere ne yaptığımızdan haberi yok ki. Dedim ya, paçalarından cehalet akıyor" dedi. 

Lazkiye'deki Türkmenlere yaptıkları insani yardımlara ve MİT tırlarının durdurulması olayına değinen Erdoğan, "Biz Lazkiye'deki Türkmenlere insani yardımlarımızı ulaştırırken Adana'da MİT'in tırlarının önünü kesen kimdi? Pensilvanya. Pensilvanya'nın her iki ayağı, güvenlik güçleri ve yargı beraber operasyon yaptılar, o tırları durdurdular. Aynı şekilde Irak'taki Türkmen kardeşlerimize lütfeder de sorarlarsa, oraya bizim nasıl sahip çıktığımızı çok açık net görürler. Kardeşlerim, biz zalimler karşısında boynunu büken bir iktidar olmadık, olmayacağız. Şimdi aynı şeklide Batı, İsrail'in yanında duruyor, maalesef sesini dahi çıkartmıyor ama biz kovalıyoruz, kovalamaya devam edeceğiz. İnşallah, inanıyorum ki er veya geç bu iş çözülecek" diye konuştu. 

Pensilvanya ihanet şebekesine karşı dimdik durduklarının bilinmesini istediğini ifade eden Erdoğan, kendilerine destek veren TÜMSİAD'a teşekkür ederek, "Yol arkadaşlığımız inşallah sonuna kadar aynen böyle devam etsin. Biz, pazara kadar değil, mezara kadar bu birlikteliğimizi devam ettirmek durumundayız. Çünkü şunu unutmayalım, 'Ancak inananlar kardeştir'. Bizim ölçümüz budur. İnşallah bu ölçüye sadık kalarak bu yolculuğumuzu devam ettireceğiz" ifadelerini kullandı.

TÜMSİAD Genel Başkanı Hasan Sert, konuşmasının ardından Erdoğan'a günün anısına plaket verdi. 

Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği'nin iftarına katıldı

Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye uzun yıllar kendi iç sorunlarıyla uğraştı. Vizyonsuz yöneticiler elinde kendi içine kapalı kaldığı için kardeşlerine yeterince el uzatamadı. Kötü günlerinde yanında olamadı" dedi. 

Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği'nin iftarına katılan Erdoğan, Suriye, Irak ve son alarak Filistin'de yaşanan acı olayların, orada yaşayanların maruz kaldığı zulüm ve ölümlerin kendilerini derinden yaraladığını söyledi. 

Türkiye'de insanlar rahatça iftar, sahur yaparken, Filistin'de insanların üzerlerine bomba yağdığını anlatan Erdoğan, "Düşünebiliyor musunuz, 500 ton bomba yağdı üzerlerine ve 800'ü aşkın ölü, 5 bini aşkın yaralı var. Bunların içinde 150'ye yakın çocuk var ve bu yavrular şehit oldular. 50'ye yakın kadın, anne var. Bunlar da şehit oldu. Böyle bir zulmün yaşandığı dünyada, şu anda bizler Türkiye'de halimiz ortada. Ne kadar şükretsek azdır ama şunu görmemiz lazım, sadece inançlarından, kimliklerinden dolayı saldırıya, zulme maruz kalmanın ne demek olduğunu sizler iyi bilirsiniz" diye konuştu.

"Bosna'yı yalnız bırakmayacağız"

Başbakan Erdoğan, Rumeli deyince aklına hep evlad-ı fatihanın geldiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Evladı fatihan olmak kolay değil, tabi benim aklıma hemen bilge insan Aliya İzzetbegoviç geldi. Yurt dışından geliyorum. Uçağa bindik. Dedikler ki, 'Aliya'nın durumu hiç iyi değil'. Bunu her yerde anlatıyorum. Karar verdik. Dedik 'oraya gidelim' ve gittik. Hanıma dedim ki 'sen uçakta kal'. Ben yanımda bir arkadaş, hastaneye gittik. Aliya yarı şuuru kapalı, yarı açık o şekilde, kendisiyle dertleşmeye başladık. Bana şöyle bir cümle kullandı; 'Burası evlad-ı fatihandır. Siz de evlad-ı fatihansınız. Ben gidiyorum ama bu toprakları sakın ha ihmal etmeyin, boş bırakmayın. Burada sizin kardeşleriniz var'. Biraz ağlaştık. Ben de orada ona sözümü verdim. 'Bu görevde kaldığım sürece hiçbir zaman Bosna'daki kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız' dedim."

"Tabi bizim için yalnız Bosna değil, Balkanlar'ın tümünde ecdadımızın eserleri var" diyen Başbakan Erdoğan, 2 yıldır buralara hizmet götürdüklerini ve Balkanlar'ın her yerine el uzattıklarını anlattı.

"Türkiye'nin eli her yerde"

Başbakan Erdoğan, kimsenin, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bizimle ilgilenmedi' diyemeyeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Siyasi anlamda da biz orada çok ciddi kavgalar verdik. Altyapı  çalışmalarında da çok ciddi kavgalar verdik. Bizim elimiz sadece oraya uzanmadı ki. Orta Asya'da, Kırım'da her yerde bizim elimizi görürsünüz. İnanın, biz iktidar oluncaya kadar Kırım'a hiçbir el uzanmamıştır ama biz Kırım'da camiler, okullar yaptık. Oradaki tarihi eserleri restore ettik, konutlar yaptık. Bizden önce kimse oraya gitmedi. Niye? Çünkü 'biz neysek, onlar da odur' diye baktık. Çünkü 'tarihin bize emanetidir' diye baktık, Biz sadece bugünü konuşamayız. Geçmişi de konuşmak durumundayız. Geçmişini bilmeyen, bugününü bilemez, yarınını tasarlayamaz. Diyor ya şair, 'bir zamanlar biz millet, hem de ne milletmişiz. Gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz'. Biz böyle bir milletiz." 

Salondakilere, "Kendiniz, anne, babanız, Balkanlar'dan aynı sebeplerle ayrılıp, Anadolu'ya gelmek durumunda kaldınız" diye seslenen Erdoğan, şunları aktardı:

"Dün Bosna, Kosova, Yunanistan, Bulgaristan'da yaşayan kardeşlerimizin maruz kaldıkları baskılar için gözyaşı döktük. Bugün de Irak, Suriye, Filistin'deki kardeşlerimizin yaşadıkları eziyetler için aynı hissiyat içindeyiz. Türkiye uzun yıllar kendi iç sorunlarıyla uğraştı. Vizyonsuz yöneticiler elinde kendi içine kapalı kaldığı için kardeşlerine yeterince el uzatamadı. Kötü günlerinde yanında olamadı. Bakın bir örnek vereceğim. Biz göreve geldiğimizde, veren el olarak yılda dünyadaki mazlumlara 45 milyon dolar ödüyorduk. Şimdi ne biliyor musunuz? 3,5 milyar dolar. Hamdolsun buralara durup dururken gelmedik. Güçlüyüz de onun için. 23,5 milyar dolar IMF'ye borçla aldık. Şu anda borcumuz yok. Tam aksine onlar bizden borç istiyor. '5 milyar dolar verebiliriz' dedik. Merkez Bankamız iflastaydı. Döviz rezervi 27,5 milyar dolardı ama şimdi 134 milyar dolara çıktı."

"YHT ağı 14 büyükşehirde kurulacak"

Erdoğan, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattının Eskişehir-İstanbul etabının hizmete açıldığını aktararak, İstanbul'dan Ankara'ya 3.5 saatte gidilebileceğini söyledi. Erdoğan, yakın gelecekte bu sürenin 3 saate indirileceğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu günleri de gördük. Ankara'dan Konya'ya hızlı, Konya'dan Eskişehir'e aynı şekilde YHT ile, Türkiye'mizin 14 büyükşehirine inşallah YHT ağını kuracağız. Lafla demir ağla örülmez Türkiye, icraatla örülür. Sene 1938, Gazi Mustafa Kemal ebediyete göç etti. O güne kadar demir yolu noktasında ne yapıldıysa o. Ondan sonra yok. Biz geldik, işte demir ağlarla örmeye başladık. Sultan Abdülhamit döneminde bile demir ağlarla örme noktasında ciddi bir mücadele vardı. Ondan sonra Gazi Mustafa Kemal'le devam eden bir dönem ama sonra stop. Biz geldik ve başladık. Hem ülkemizde bunu yapıyoruz. Banliyö sistemlerini bir taraftan yeniliyoruz bir taraftan yüksek hızlı, hızlı tren... Bunlar devam ediyor, devam edecek. Çünkü muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak neyse bunu yapacağız."

Türkiye, Kıbrıs dışında bir yere müdahil olmadı"

Erdoğan, geçmişe bakıldığında Kıbrıs dışında Türkiye'nin müdahil olduğu bölge ve toplum olmadığına vurgu yaparak, "Sadece Anadolu'ya gelenlere kucak açtık, onlara sahip çıktık. Şunu üzülerek ifade etmek isterim; Meşhur Boraltan Köprüsü olayında olduğu gibi. Burada Azeri kardeşlerimiz, Türkiye'ye kaçıyorlar. O zaman İnönü maalesef Stalin'in Rusya'sına veriyor. Daha sınırı geçtikleri anda Azeri kardeşlerimiz, 'Bizi bu Ruslara teslim etmeseydiniz de keşke siz öldürseydiniz' diyor. Ruslar onları orada kurşuna diziyor" diye konuştu.

Türkiye'nin geçmişinde bu tür olayların olduğunu aktaran Erdoğan, o dönemin artık bittiğini söyledi. Şimdi ise kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye olduğuna dikkati çeken Erdoğan, gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen bir Türkiye'nin varlığına işaret etti.

 "Yan gelip yatacak bir cumhurbaşkanı olmayacağım"

Erdoğan, 10 Ağustos'taki cumhurbaşkanı seçimini evlad-ı fatihanlarla beraber çıkılacak bir yolculuk olarak niteleyerek, şöyle konuştu:

"Arif Nihat Asya diyor ya; 'Yürüyeceksin, millet yürüyecek ardından'. İnşallah biz de sizinle birlikte yürüyeceğiz. 10 Ağustos'ta artık dikkat edin vekiller karar vermeyecek, asıllar karar verecek. Yani millet karar verecek. İlk defa gerçek manada 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' hükmü icra edilecek. Çünkü millet kendi başkanını aracısız seçecek. Siz seçeceksiniz. İnanıyorum ki ülkemizin hizmetkarı olacak, milli iradenin ortaya koyduğu bir cumhurbaşkanı seçilecek. Bu çok çok önemli. Öyle cumhurbaşkanlık makamına gitsin otursun, yan gelip yatsın, böyle bir cumhurbaşkanı değil. Koşacak, terleyecek, milletinin hizmetkarı olacak bir cumhurbaşkanı. Koşacak, çünkü anayasamızın 104. maddesinde çok açık ve net söylüyor; 'Devletin başı'. Milletin birliği, beraberliği, bütünlüğü bunları sağlayacak. Gerektiğinde bakanlar kurulunu toplayacak. Gerektiğinde bakanlar kuruluna başkanlık edecek. Bütün bu yetkiler orada, bu ne demektir? Koşacaksın, çalışacaksın, sadece protokol değil, bölgede, ülkede uluslararası gereken neyse bunu yapacaksın."

Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Nuhi Şahinler, konuşmasının ardından Erdoğan'a Kur'an-ı Kerim takdim etti. 

Muhabir: Halil İbrahim Başer

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın