Dolar
44.59
Euro
51.44
Altın
4,676.40
ETH/USDT
2,058.00
BTC/USDT
67,194.00
BIST 100
12,936.35
Politika, arşiv

Irak ile ilişkilerimiz daha iyi noktaya gelecek

Başbakan Yardımcısı Arınç, "1 ay içerisinde Irak merkezi hükümet başbakanı Türkiye'yi ziyaret edecek. Gerilemiş olan ilişkilerimiz çok daha iyi bir noktaya gelmiş olacak" dedi.

21.11.2014 - Güncelleme : 21.11.2014
Irak ile ilişkilerimiz daha iyi noktaya gelecek

KONYA

Başbakan Vekili ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Zannediyorum 1 ay içerisinde Irak merkezi hükümet başbakanı Türkiye'yi ziyaret edecek. Gerilemiş olan ilişkilerimiz biraz daha iyiye, hatta çok daha iyi bir noktaya inşallah gelmiş olacak" dedi.

AK Parti Konya İl Tanıtım ve Medya Birim Başkanlığı tarafından Dedeman Otel'de düzenlenen "7. Tanıtım Medya Günleri"ne katılan Arınç, güvenoyu aldıktan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun ilk ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yaptığını, kendisinin de bu ziyarete katıldığını hatırlattı.

Daha sonra Azerbaycan'ı, geçtiğimiz günlerde de Avustralya'yı ziyaret ettiklerini dile getiren Arınç, "Avustralya ziyareti Türkiye için bir iftihar vesilesidir. Çünkü dünyanın gelişmiş 20 ülkesinin temsil edildiği G-20 Toplantısı'nda dönem başkanlığı Türkiye'ye geçti" diye konuştu.

Bir yıl boyunca yapılacak etkinlikler ve en sonunda 15-16 Kasım'da Türkiye'deki final toplantısıyla G-20 dönem başkanlığınının devredileceğini belirten Arınç, Başbakan Davutoğlu'nun orada dünya liderleriyle ikili ve çoklu görüşmeler yaptığını, Türkiye'nin tezlerini, içinde bulunduğu ekonomik durumu ve diğer konuları anlattığını bildirdi.

Başbakan Davutoğlu'nun Irak ziyareti

Arınç, Başbakan Davutoğlu'nun dün Bağdat'ta merkezi hükümeti, bugün de Irak'ın kuzeyindeki Kürt bölgesel yönetimini Erbil'e giderek ziyaret ettiğini anlatarak, şöyle devam etti:

"İtiraf etmek lazım ki 2009'dan bu yana Irak ile ilişkilerimizde büyük bir soğuma ve gerileme olmuştu. Maliki'nin Başbakanlığından kaynaklanan ve mezhepçi tutumuyla pek çok sorunun ortaya çıkmasına yol açan bir takım gelişmeler, Suriye'de yaşanan, daha sonra Irak'ta devam eden terör olayları... Ayrımcılık, mezhepçilik, Türkiye ile Maliki hükümetleri arasında bir soğukluğa yol açmıştı. Birkaç ay önce yeni bir hükümet iş başına geldi. Yeni hükümet, yeni meclis başkanı ve yeni cumhurbaşkanı Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek ve güçlendirmek istedi. Aynı istek bizde de vardı. Önce onlardan Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi geldi. Şimdi sayın Başbakanımız ziyaret ediyor. Zannediyorum 1 ay içerisinde de Irak merkezi hükümet başbakanı Türkiye'yi ziyaret edecek. Gerilemiş olan ilişkilerimiz biraz daha iyiye, hatta çok daha iyi bir noktaya inşallah gelmiş olacak."

Ermenek'teki maden kazası

Başbakan Yardımcısı Arınç, Türkiye'de üzüntü verici bazı olayların da yaşandığına dikkati çekerek, önce Soma'da 301 madencinin vefatıyla sonuçlanan acı bir olay yaşadıklarını hatırlattı.

Arkasından iş kazalarının tekrar gündeme geldiğini, asansör faciası ve başka olaylarda birçok vatandaşın hayatını kaybettiğini ifade eden Arınç, şöyle konuştu:

"Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. Onların acısı henüz dinmemişken bu sefer Ermenek'te 18 madencimizin hayatını kaybetmesiyle büyük bir acıyla karşı karşıya geldik. 10 madencimizin cesetleri çıkarıldı, cenazeleri kaldırıldı. 8'inin de bugün yarın herhalde cesetlerine ulaşmış olacağız. Bu çok büyük bir acıdır. Ölenlere ne kadar rahmet ve sabır diliyorsak, kalanlara, yakınlarına, gözü yaşlı anne babalarına ve tüm milletimize de başsağlığı ve sabır diliyoruz. Bir taraftan da Yalvaç'ta 17 bayan işçimiz hayatını kaybetti."

Son yıllarda çok üzüntü verici kazalara rastlanıldığını, bunların şüphesiz tesadüfi olmadığını belirten Arınç, "Yani ben kendi kendime düşündüğüm zaman, 'Ya Rabbi üzerimizde bir şey varsa bunları bu milletin üzerinden kaldır, bu kadar da büyük acı yaşatma' diyorum. Gerçekten tahammül edilecek şeyler değil ama şüphesiz Cenab-ı Hak'ın takdiri içindedir. Allah bizim hesabını veremeyeceğimiz veya acısına katlanamayacağımız acılarla imtihan etmesin, daha beterinden korusun. Bu kazalarla da bir daha bizi karşı karşıya getirmesin. Tabi ve semavi afetten Allah memleketimizi, tüm islam beldelerini muhafaza etsin" diye konuştu.

"Konuşmaya başlayan çözüm sürecinden başlıyor"

Bir gazetecinin, çözüm sürecinde "üçüncü göz" ile ilgili gelişmeleri sorması üzerine Arınç, bu programda çözüm süreci başlığında daha çok soruların olacağını söyledi.

"Zaten Amentü gibi, konuşmaya başlayan çözüm sürecinden başlıyor" diyen Arınç, şöyle devam etti:

"Bu doğrusu hoş bir şey değil. Yani Türkiye'nin başka meseleleri ve sorunları da var ama 'önemli mi' derseniz, çok önemli, haklısınız. Çözüm sürecinde başarıya ulaşılması halinde Türkiye kronik bir sorunundan kurtulmuş olacak. Türkiye, terörün acılarını sarmış olacak ve uçuşa geçecek. İnsanımız huzur bulacak. Elbette çok önemli ama bu konuda çok kafa karışıklığı var ki herkes ağzını açtığında yarısı yalan, yarısı gerçek dışı, yarısı doğru şeyler konuşmaya başlıyor, kafalar karışıyor." 

Çözüm sürecinde "üçüncü göz" konusunda tartışmaların yaşandığına dikkati çeken Arınç, "Şimdi üçüncü göz, yani tepe göz gibi bir şeyden bahsediyorsunuz. Üçüncü göz lafını birisi ortaya atıyor. Sonra onun üzerine bir takım şeyler bina ediliyor. Yani delinin birisi kuyuya taş atar da kırk tane akıllı çıkaramazmış. Bunun gibi" diye konuştu.

Çözüm süreciyle ilgili olduğunu sanan bir siyasetçinin, hiç haberleri olmayan şeyler konuşmaya başladığını, bir başkasının da başka şeyler söylediğini dile getiren Arınç, şöyle konuştu:

"O yüzden sizden ricamız olsun; Bakanlar Kurulu artık her hafta yapılıyor. Eskiden 15 günde bir yapılırdı. Geçen pazartesi yapılamadı, Başbakanımız yurt dışındaydı. Bakanlar Kurulu'ndan sonra, kolay bir şey değil ama benim açıklamalarıma daha çok dikkat edin. Çünkü çözüm sürecini her sorduklarında doğru, istikrarlı ve birbirini teyit eden şeyler söylüyorum ama benden sonra başkaları ya içlerinden geçeni ya süreci sabote etmek düşüncesiyle veya kendilerini önemli bir insanmış gibi pazarlamak amacıyla farklı şeyler söylüyor. Bu sözlerin gittiği farklı yerler var. Onlar kendilerine düşeni alacaklardır." 

" Üçüncü göz, beşinci göz meselesi yok"

Arınç, şimdi her şeyin artık çok mükemmel olduğunu belirterek, internete, Anadolu Ajansı'na, diğer ajanslara girilip çözüm süreci ile ilgili son iki ayda en azından Başbakanın ve kendi açıklamalarına bakıldığında veya herhangi bir bakan arkadaşının açıklamalarına baktıklarında istikrarlı bir seyir görüleceğini vurguladı.

Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

"Ama diyelim ki diğer paydaş HDP'dir, HDP'den her kafadan bir ses çıkıyor. Kimin ne söylediği, ne düşündüğü, ne yaptığı, hangi konumda olduğu çok belli değil. İşte dün veya evvelsi gün yine birileri fazladan bir şey söylemişler. Bir bakıyorum televizyon programlarında, bir masa var, masada kimin nerede oturacağı bile adeta tayin edilmiş. O masa müzakere masası, karşısında devlet görevlileri var. Beri tarafta da Öcalan'ın yanında başkaları var. Böyle bir masayı biz konuşmadık. Masada kimin oturacağını da konuşmadık. Bir şeyler var ama o şeyler olgunlaşmadan, o adımın karşılığındaki adımları görmeden... Biz platonik bir aşkın içinde değiliz. Biz gerçekçiyiz. Dolayısıyla neyi, nasıl yapacağımızı bilmesi gerekenler biliyor. Bilmesi gerekirken bilmeyenler veya bildiği halde tribünlere oynamak isteyenler çok farklı şeyler konuşuyor. Üçüncü göz, beşinci göz meselesi yok."

"Sekreterya dendiği zaman HDP'li milletvekilleri kendilerini sekreteryaya koydular" diyen Arınç, şunları kaydetti:

"Hayır böyle bir şey yok. Öcalan, kendileriyle yapılan görüşmeler sırasında, istikrarlı bir şekilde bu seyri takip etmek üzere, kendisine yardımcı olmak amacıyla birkaç kişinin bulunmasını istemiş olabilir. Bakanlar Kurulu'ndan sonra söylediğim için beni eleştirmişlerdi. Bence bu kabul edilebilir, mantıklı bir talep. Düşünün ki 14 seneden beri cezaevinde tek başına yaşayan, çünkü hükümlülüğü onu gerektiriyor. Bir insanla, vereceği mesajlar önemli hale gelmiş bir insanın ne söylediğini, ne zaman neyi söylediğini tespit etmek için bir yazıya, kayda ve sekreteryaya ihtiyacı olabilir ama biz bir hukuk devletiyiz. Hukuk devletinde bu ihtiyacın karşılanması Adalet Bakanlığımızın görevidir. Cezaevleri yönetmeliği içerisinde ne varsa ona göre yapılacaktır. Yeni bir kanun çıkarmadığımıza göre, çıkarmayı düşünmediğimize göre yine iki ay evvel Bakanlar Kurulu'ndan çıkınca söyledim; 'Bunlar cezaevinin kendi şartları içerisinde konuşulacak şeylerdir' dedim, dışarıdan bir sekreter veya danışmanın gelmesi suretiyle değil. Bacak bacak üstüne atacak, dizinin üstünde not tutacak sekreterlere Öcalan'ın ihtiyacı yok. Cezaevi şartları içerisinde veya cezaevi yönetmeliği gereğince ya oraya nakledilebilecek yeni hükümlülerden veya bir başkasından veya cezaevinin kendi şartları içerisinden bu temin edilebilir. Adalet Bakanlığımız bunu çalışıyorken, belki olabilecekken herkes kendisini sekreter gibi görmeye başladı. Bunlar çözüm sürecini baltalamaya ve geciktirmeye yönelik, kafa karışıklığına yol açabilecek şeylerdir."

"Heyete Adalet Bakanlığı karar verecek"

Bugüne kadar iki veya üç milletvekilinin Adalet Bakanlığının izniyle görüşmeye gidebildiğini hatırlatan Arınç, Öcalan'ın kardeşi ve avukatının da görüşmeye gidebildiğini ifade etti.

Üçüncü şahısların, milletvekili, gazeteci veya bir başkasının ancak Adalet Bakanlığının izni ile gidebildiğinin altını çizen Arınç, "Diyelim ki daha kalabalık bir heyet düşünüldü. Düşünülebilir, bu da makuldür. Yok 15, 30, 40 kişi olacak, içinde Ahmet olacak, Fatma olmayacak... Bunlara siz karar veremezsiniz, biz karar veririz. Dolayısıyla gidecek heyetin kimlerden teşekkül edeceğine birileri karar vermeyecek, Adalet Bakanlığı karar verecek. Dolayısıyla biz yetkimizi kimseyle paylaşmayız. Bunu öncelikle bilsinler" ifadesini kullandı.

Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Üçüncüsü tepe göz dediğiniz kısım... Ben de tekrarlıyorum. Eskiden tepe göz diye de bir hikaye vardı. Dede Korkut hikayelerinden... Alnının üstünde göz olan bir yaratıktan bahsedilirdi, öyle bir şey değil herhalde. Bu tip, tepe göz dediğiniz aslında bir gözlemci heyet gibi düşünebileceğimiz, yani çekilme sırasında, Türkiye'yi terk etme ve silahları bırakma sırasında veya süreç üzerinde anlaşmaya varılır da bu sözlere uyulup uyulmadığını denetleyebilecek bir sivil organizasyona ihtiyaç varsa diyelim, akil insanlar heyetinden veya başka bir grupta bunlar da olacak. Kesinlikle yabancı bir ülke, misyon ve heyet olmayacak. Türkiye'nin kendi içinden olacak."

"İnsanımızın can ve mal güvenliğini esas kabul ediyoruz"

Sürecin yerli bir süreç, modellerinin Türkiye'yi içeren bir model olduğunu vurgulayan Arınç, şunları söyledi:

"Kendi modelimizi Türkiye içerisinde 2 yıldan beri uygulamaya çalışıyoruz. Bu iddialı lafları edenlere şunu sormak lazım; Siz size düşen görevi niçin hala yapmıyorsunuz? Tam eylemsizlik, hiçbir yol kesme olmayacak. Hiçbir silahlı olay olmayacak, patlayıcı olay olmayacak. Ne Cizre, Hakkari, Silopi'de ne de bir başka yerde, Diyarbakır'da kimsenin burnu kanamayacak. Kanayacak olursa bunun sorumlusu sizsiniz. O zaman bizler tepe gözdü, bilmem neydi, kimse bizden istemesin. Kamu düzeni farklı bir şey, sonuna kadar bunun arkasındayız. Çözüm süreci buna bağlı olarak devam edecek. Çözüm sürecinde bir gecikme de olur, aksama da olur başka şeyler de olur. Kusura bakmayın, insanımızın can ve mal güvenliğini esas kabul ediyoruz. Biz gerçekçiyiz." 

Özellikle 6-7 Ekim olaylarından sonra bunun planlayıcısı olanların henüz günahlarını itiraf etmediğini, hesaplarını da vermediğini dile getiren Arınç, "Hala bu olayların şu veya bu kadar benzerlerini yapmaya kalkanlar, çözüm süreci lafını ağzına almasın. 'Hadi bakalım sokaklara çıkın' diye bağırmak kolay. Arkasından da 'ne yapalım duygusal kırılma yaşadılar da bunu yaptılar'. Her duygusal kırılma yaşayan 40 insan öldürseydi Türkiye'de adam kalmazdı. Bugüne kadar şu söz ağzımızdan çıkmamıştı ama Başbakanımız çok doğru ve isabetli bir söz söylüyor; kamu düzeni ve güvenliği esastır. Vatandaşımızın tehdit altında olduğu bir şeyde başka bir şeyi düşünmeyiz. Önce o ortadan kalkacak, ondan sonra da çözüm süreci bir adım önde olmak üzere hükümetimiz tarafından götürülecek" diye konuştu.

Arınç Mevlana Müzesi'ni ziyaret etti

Arınç, AK Parti İl Tanıtım ve Medya Birim Başkanlığı tarafından Dedeman Otel'de düzenlenen "7. Tanıtım Medya Günleri"nin ardından, Mevlana Müzesi'ne gitti.

Arınç, müze bahçesinde karşılaştığı turistlerle bir süre sohbet etti.

Mevlana'nın sandukası başında dua eden Arınç, müze hakkında yetkililerden bilgi aldı. 

Mali ve Orta Afrika tezkeresi

Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile ilgili hazırlanan ve Meclis'ten geçen tezkerenin çok doğru bir iş olduğunu dile getiren Arınç, fazla bir eleştirinin olmadığını, HDP'nin dışında herkesin "evet" oyu verdiğini aktardı.

Türkiye'nin Afrika 'da çok sevildiğini vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

"Afrika, son 9 yıldır her konuda Türkiye'nin arkasındadır. 2009-2011 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğine aday olduğumuzda Afrika ülkelerinden biri hariç 31'i Türkiye'nin lehine hareket etmiştir. Bizim orada 12 tane büyükelçiliğimiz vardı, şu anda 34 tane büyükelçiliğimiz var. Afrika'ya yaptığımız ticaret her gün giderek artıyor. Afrika insanı Türk milletini ve Türkiye'yi çok seviyor. Türk bayrağını gördüğü her yerde hürmet ediyor. Nijer'de su kuyuları açıyoruz. Nijerya'da gözleri tedavi ediyoruz. Darfur'da hastaneler kuruyoruz. Afrika'nın her yerinde 'Türkiye' diye bağırıyor insanlar. Bizim Mali'ye gitmemek gibi bir lüksümüz olamaz. Bunun haçlı ittifakıyla falan da hiçbir ilgisi yoktur. Çok iyi bir iş yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz."

Rusya Devlet Başkanı Putin'in ziyareti

Bir gazetecinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Türkiye'ye yapacağı ziyaretin Suriye politikası üzerine etkisini sorması üzerine Arınç, Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkilerin iyi olduğunu ancak siyasi konularda bir ayrılık içinde bulunduklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olduğu dönemlerdeki görüşmelerinde, hep Suriye konusundaki tavırlarının yanlış olduğunu ve değiştirmeleri gerektiğini söylediğini belirten Arınç, "Bu kez gelişleri belki bu açılardan bir faydalı noktaya gidebilir. Doğrusu neler konuşulacağı konusunda çok fazla bilgi sahibi değilim. Ama, Türkiye adına Rusya ile her görüştüğümüzde Suriye konusunu kendilerine açtığımızı biliyorum. Bu kez farklı bir sonuç alınabilir mi? Ümit ederim ki olumlu bir sonuç alınabilir" diye konuştu.

Şeb-i Arus törenlerinin başka illerde yapılması

Şeb-i Arus törenlerinin Konya dışında da yapılması ile ilgili düşünceleri sorulan Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bunun aslı, esası Konya'da. Kim başka yerde yaparsa çakma olur kardeşim. Bunun merkezi burası. Mevlana Hazretlerini Konya misafir ediyor. Kendisi burada metfun" dedi.

Arınç, sema ayini ile ilgili bir eleştirisinin de olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

"Bakın Konya'dayım. Huzurlarınızda açıkça söylüyorum. Bu sema aslında bir ibadet veya sema ayini diye biliniyor. Bu tür toplantı ya da gösteriyi bir düğünde, nişanda, eğlenceli mekanda yapmak çok kötü, çok yanlış. Son zamanlarda bu giderek arttı. Nikah kıyılmış,, arkadan düğün olacak. Herkes masasında yiyor, içiyor. Kahkaha atıyor. Bir bakıyorsunuz 2 tane kukelatalı adam çıkıyor dönmeye başlıyor. Böyle bir şey olmaz. Bu maskaralık. Sema gösterisi birilerinin masasında meze olacak iş değil. Özendirmekse amaç, bunu belli yerlerde yapmak lazım. Yoksa sosyetenin de hepimizin de içinde bulunduğu mekanlarda bunlar da nereden çıktı? Böyle bir bidatın yeri yok Konyalılar."

Cumhurbaşkanlığı Sarayı tartışmaları

Bir gazetecinin Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın maliyetiyle ilgili sorusunu yanıtlayan Arınç, Türkiye'nin maddi kalkınma içinde olduğunu ve 12 senede sağlıktan ulaşıma, eğitime her alanda güzel hizmetler yaptığını dile getirdi.

Kimsenin kendisi için Cumhurbaşkanlığı Sarayı yaptırmadığına dikkati çeken Arınç, bir ülkenin cumhurbaşkanına adı Tayyip Erdoğan olduğu için hakaret etmek, küçültmek isteyenlere de verecekleri cevapları olduğunu kaydetti.

O makamın tapusunun Tayyip Erdoğan'ın cebinde olmadığını, bunların kamu hizmetine tahsis edilmiş binalar olduğunu ve hiçbir binanın da kutsallığının olmadığını vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:

"İsraf diyen adam gerekçelerini söyler, dinleriz. Başımızın üstünde yeri var. Ben de zaman zaman buna benzer laflar ediyorum. Çünkü bizim inancımız, israfın olduğu bir yerde Allah'ın bu işe razı gelmeyeceği noktasındadır. Ama var mıdır, yok mudur ortaya koyacaksın kardeşim. Daha az para sarf edilseydi, daha küçük yapılsaydı... Bunların hepsi konuşulabilir. Karşılığında da bir cevap verilir. Şu anda Başbakanlığa bağlı teşkilatlar Ankara'nın 21 tane ayrı yerinde ayrı binada çalışıyor. Bunların hepsini bir araya toplamak için yapıldı burası. Bana bağlı kurumların birisi Hanya'da birisi Konya'da. Hepsi dağılmış, yüksek kiralar ödüyoruz bazılarına. Bunların hepsini bir arada toplamak diye bir düşünce vardı. Sonradan da Çankaya Köşkünü Başbakanlık kullanır bir kısmı da başka yerden karşılanır. Burası yeni Ankara'da, yeni Türkiye'de yeni bir yüz olsun, yeni bir mimari olsun diye Cumhurbaşkanlığına düşünüldü. Büyütülecek bir konu değil. 

Yolsuzluk var mı, hırsızlık var mı, israf var mı bunları konuşalım, tartışalım ama bunun dışında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğu için buna karşı çıkıyorsak, hakeza, olmaz da ekmek için Ekmeleddin bey seçilseydi o oturacaktı kardeşim, Demirtaş oturacaktı. Sabreden görecek 5 sene sonra. Tayyip bey ikinci defa seçilir. Sonra başka şey olur, başkası seçilir. Biz ona 'arkadaş sen Cebeci'de otur' mu diyeceğiz?"

"Mükemmel bir insan"

Kulu Cihanbeyli Yardımlaşma, Kültür ve Çevre Derneği'nin Konya’daki bir otelde düzenlediği Milli Birlik ve Kardeşlik Buluşmaları Programı'nda da konuşan Arınç, milletin AK Parti'ye güvenerek oy verdiğini, bu desteklerle 13 yıla 9 seçim başarısını sığdırdığını söyledi.

Bugüne kadar yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin yanında, ilim, mana, ahlak dünyasına ve birbirinden nadide insanlarla nam salmış Konya'nın tebrik edilmesi gerektiğini belirten Arınç, rahmetli Necmettin Erbakan'dan sonra 2014 yılında Türk milletine çok değerli bir başbakan hediye ettiğini vurguladı.

Güvenoyu aldıktan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Konya'ya geldiklerini anımsatan Arınç şöyle konuştu:

"Sayın Davutoğlu mükemmel bir insan. Başbakanlık için ismi geçenlerden birisi de bendenizsem, kendi adaylığı ilan edildiğinde koşup önce tebrik etmiş, 'bana da sorsalardı seni söylerdim. Bu kadar bize zaman kaybettirdi, Tayyip Beyin günahı var' demiştim. Yani, baştan da kim olsun denseydi, biz çok şükür öyle bir eğitimin içinden geliyoruz. Kendi nefsimizden önce daha başarılı insanları her zaman söyler ve tercih ederiz. İnanmış, ahlakı çok düzgün bir insan. Aile hayatı, çocukları, eşi, evlatları çok mükemmel bir insan. Tarih bilincine sahip iyi yetişmiş bir insan. Hayatında batıla yüz çevirmemiş, gözünü oynatmamış bir insan. Daha ne istiyoruz. Bundan daha iyisi olamaz. Dolayısıyla çok önemli bir iş yaptık. Başbakanımızı cumhurbaşkanı yaptı milletimiz. 13 yıldır tek başına iktidar olan partide acaba ne olacak diye herkes merakla beklerken, bir tek şey oldu, çok güzel oldu. Oy birliği ve ittifakla acabaların bile kalmadığı bir süreçten geçtik. Sayın Davutoğlu başbakanımız oldu. Allah bu beraberliğimizi, fedakarlık duygularımızı boşa çıkarmasın."

Çözüm süreci

Çözüm sürecine de değinen Arınç, terör örgütü yüzünden geçmişte Doğu ve Güneydoğu'da ne tarım ne de hayvancılığın kaldığını, evlerin yakıldığını, örgütün en büyük zararı Kürt halkına verdiğini ifade etti. 

Sürecin devam etmesini istediklerini dile getiren Arınç, şöyle devam etti: 

"Bugün söylediğimiz şey şudur; çözüm süreci devam etmelidir. Biter mi, çok kolay. Bugün bitti dersiniz. Sonuç eski günlere dönüştür. 'Eski günlere razıyız canım' derseniz. Eski günlerden daha kötü olur. Bu ülkenin halkı barış ve huzur istiyor. Bu sürecin iyi bir şekilde sonuçlanmasını istiyor. Özellikle 6-7 Ekim olaylarından sonra bölge halkı hükümete daha çok güvenmeye, hükümetin bu sürece daha çok sahip çıkmasını istemeye başladı. Sayın Başbakan çok kararlı bir biçimde hükümetimizin tercihini ortaya koydu. Çözüm süreci var diye kanunsuzluk, hukuksuzluk, şiddet olayları devam edemez. Kamu düzenini sağlamak hükümetin birinci önemli görevidir. Hükümetimiz herkesin can, mal, iş emniyetini, nesil emniyetini temin etmek zorundadır. Eğer çözüm sürecinin tarafları, bu eylemlere devam edecek olursa bilsinler ki biz bu işe razı değiliz. Ne kadar yalvarırsa yalvarsınlar önce kamu düzeni sağlanacak. Millet huzur bulacak. Ondan sonra öbür adımları atacağız. Bu sözümüzün tesirli olduğunu düşünüyorum. Kararlı bir davranış. Yoksa, 'biz ne yaparsak yapalım siz bizi hoş görün. Adam da öldürürüz, sokaklarda da yol keseriz. Canımızın istediğini vergi mahkemesine çağırır ver bakalım para deriz. İş makinelerini yakarız. Yolda propaganda yaparız...' Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bunların hiç birisini yapamazsın. Bunların hepsi suç. Bunların hiç birisini yapmayacaksın, çözüm sürecinde de kademe kademe adım adım gideceğiz. Sonucu da örgütün silahtan arındırılması ve eylemlerine son vermesi olacak. Ben de bunun içinde yer almış olan tüm kesimleri tekrar hayata döndüreceğim. Yapamazsın. Yaparım. Kanununu çıkardım. Artık kanun dayanağım var. Sonunda inandılar."

Milletin çözüm süreci konusunda hükümete güvendiğini vurgulayan Arınç "Şimdi daha sağlam bir zeminde, daha akılcı ve daha dürüst bir ilişki ile bunu götürmeye çalışıyoruz. Bunu başaracağız. Herkes sabırlı olmalı. Bize güvenmeli. Bizi, o yola çıktığımızdan bu yana pek çok siyasetçi suçladı. Hakaret etti ama halk bize güvenini kaybetmedi. Bugün bile nerede anket yaparsanız yapın yüzde 52'den aşağı değiliz. Demek ki millet bize güveniyor" diye konuştu.

Arınç kendilerinin de millete güvendiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Peki o insanlarla bu iş ne kadar gider? Gidebildiğimiz kadar gideceğiz. Biz işi kontrol altında tutar ve herkes atması gereken adımları da atarsa bu iş olacak. Efendim sekreterya istiyormuş, istesin. Ne var bunda. Karışlayabileceksek karşılayacağız. Efendim gidenlerin sayısının artmasını istiyormuş. İstesin. Ne var bunda ne zararımız var. Üç kişiye söylemiş olduğunu beş kişiye söylemiş olsun. Aralarına farklı kesimlerden de insanlar girsin. Bunlar suç değil. Vatan hainliği değil. Ne kadar şeffaf hale getirebilirsek, adadan çıkan söz Kandil'de değişiyor mu diye endişe etmeyeceğiz. Bu sayının artırılması bizim aleyhimize değil. Oraya akil insanlardan da iki kişi koysak, gazetecilerden bir kişi koysak, oradan da başka kesimden bir kişi daha koysak onlar da bir şekilde bu sürecin içinde olsalar bence zararı olmaz.

Süreci dikkatli ve hassas götürmek zorundayız. Önümüz 6 ay, 7 ay sonra seçim. Mart ayında Türkiye'de seçim dönemi başlar. Seçim sürecine kadar bu işi götüreceğiz. Bugün örgüt tehditle baskıyla her seçimde oy almaya çalışıyor. Bu tehdit ve baskı devam ederse buna razı değiliz. Dolayısıyla seçime kadar bu örgütün tehdit ve baskılarının da kamu düzeni açısından son bulması lazım. Durmazsa ne olur? Biz durduğumuz yerdeyiz. Başkaları düşünsün. Bular olacak ki bu süreç devam edecek."

Risale-i Nur'ların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basımı

Çıkarılan bir kararname ile Risale-i Nur'ların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basımı, dağıtımı ve okuturulmasının önünün açıldığını belirten Arınç, şunları ifade etti:

"Dün bir kararname çıkardık. İlk imzayı ben attım. Dünkü kararnamede Bediüzzaman Said Nursi'nin eserleri tek tek sayıldı. Bu eserlerin basım hakkı Diyanet İşleri Başkanlığına verildi. Kimin isteği? Rahmetli Bediüzzaman Hazretlerinin isteği. 'Benim kitaplarımı devlet bassın. Benim kitaplarımı devlet basıp okutturmalı.' Bir vasiyetti. Şimdi, çok şükür Başbakanımız Davutoğlu'na doğrudan bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı aslına uygun olarak, altını çizerek söylüyorum, kararnamede var, aslına uygun olarak 130 parça o eserlerin tek tek ismi de sayılmak suretiyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basılması dağıtılması, okunması, okutturulması konusunu yetkili kıldı. Allah'a hamd olsun bu işi başarabildiğimiz için. Belki yıllar sonra üstad hazretlerinin o sözünün yerine geldiğini görmek hepimiz için bir mutluluktur."

Muhabir: Abdullah Doğan, Ayşe Şensoy

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.