TBMM
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Hükümet'in veya siyasetin yargıyı etki altına aldığına ilişkin en ufak bir emarenin gösterilemeyeceğini söyledi.
Meclis kulisinde gazetecilerle sohbet eden Bozdağ, 12 Eylül davasına müdahil olan Bakanlar Kurulu'nu kimin temsil edeceğinin sorulmasına, ''Davayı, bir hukukçu, takip yetkisi, vekalet yetkisi olan biri takip eder. Mahkemede, davada Başbakanlığı temsilen yetkili birisi olacaktır. Hukukçu olacak da bürokratlardan da takip edecekler'' dedi.
Bozdağ, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın açıklamalarının sorulması üzerine, ''Herkes kendi işine baksın. Herkesin kendi işini yapması lazım. O zaman parlamenter sistem daha sağlıklı yürür. Yargı da verdiği kararlarda yerindelik denetimi yaparak kendisini iktidarların veya idarecilerin yerine koyarak kamu yararı değerlendirmesi veya başka değerlendirmeler yapması fevkalade... Herkes Anayasa'nın çizdiği sınırlar içinde görevini yaptığı zaman zaten bir sorun çıkmaz diye düşünüyorum'' karşılığını verdi.
Bozdağ, ''Açıklamaları sanki Hükümet'e karşı bir çıkış gibi algılandı'' denilmesi üzerine, şunları kaydetti:
''Hayır, ben öyle görmüyorum. Yani Hükümet'in veya siyasetin yargıyı etki altına aldığına ilişkin kimse en ufak bir emare gösteremezsiniz. Ama yargının verdiği kararlarda pek çok konu, mesela yürütme yetkisini kullanırken pek çok konunda yargının verdiği kararların yürütmenin alanını daralttığı herkes görüyor. Bunun onlarca örneği var. Ama bizim siyaset kurumu olarak, Parlamento olarak yaptığımız iş, eğer bir yasal düzenleme yapıyorsak, zaten Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesi böyle bir şey varsa zaten iptal kararı verir. 'Anayasa'ya aykırı' der. Yani Meclis'in yaptığı işlerden Anayasa'nın denetimi dışında olan bir şey yok.
Yürütmenin yaptığı işlerden de,idari yargının denetimi dışında olan bir şey yok. Yani yasamada Anayasa Mahkemesi denetimi varken, yürütmenin de idari yargı denetimi varken yargıyı kuşatması mümkün değil. Yani fiilen mümkün değil, doğru bir şey değil. Böyle bir şey de zaten yok. Ama orada yargıya dönük eleştiriler de var. Yani yargının karar verirken, Anayasa'nın 125. maddesi çok açık, 'hukuka uygunluk denetimi yapmak' mümkündür. Yerindelik denetimi, idarenin takdir hakkını ortadan kaldıracak bir denetim yapamaz.
Anayasa koyucu bir nevi böyle bir tehlikeyi gördüğü için Anayasa'ya bu anlamda önleyici bir hüküm koymuş. O nedenle de burada herkes kendi işini yaptığı zaman zaten sorun çıkmaz. Kimse kimseyi kuşatmaz. Yani baktığınız zaman Türkiye'nin yakın geçmişine, işte 367'yi yaşadık. Bu Anayasaya aykırı bir karardır, siyasete müdahale anlamına gelen bir karardır. Bunu biz vermedik, yargı verdi. Bunu çoğaltabilirsiniz. Sanki herkes kendi görev yetki alanı içerisinde kaldığı zaman hiçbir sorun çıkmaz.''
Bozdağ, ''CHP'nin 12 Eylül davasına müdahil olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, ''Hayırlı bir iş olarak yorumluyorum. Çünkü CHP, 12 Eylül halk oylamasında sürekli insanlara 'bunlar sizi aldatıyor' dedi. 'AK Parti gerçekleri söylemiyor, bunların yargılanması mümkün değil, yargının önüne çıkartılması mümkün değil, bu sadece milleti aldatmak için konulmuş bir madde, onun için hayırda hayır var' diye propaganda yaptı. Ama şimdi yargılama başladı, CHP de müdahil oldu. Bu, esas halk oylamasında CHP'nin milleti aldattığın hayrın 'hayır'da değil 'evet'te olduğunu gösteriyor. Çünkü CHP de hayırlı bir noktaya gelmiş durumda'' karşılığını verdi.