Maduro'nun kendisini "savaş esiri" olarak nitelendirmesi ne anlama geliyor?
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kendisini "savaş esiri" ilan etmesi ABD hukuku yerine uluslararası hukuk rejiminin uygulanmasını istediğini gösteriyor.
Lahey
ABD, özel kuvvetler operasyonuyla Caracas'tan alıp New York'ta mahkemeye çıkarttığı Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizmle suçlayarak ABD hukukuna göre yargılamayı amaçlıyor, Maduro ise kendisini "savaş esiri" şeklinde tanımlayarak uluslararası hukuk rejiminin uygulanmasını istediğini gösteriyor.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Manhattan Federal Mahkemesinde pazartesi yapılan ilk duruşmada mavi-turuncu hapishane üniforması giyen 63 yaşındaki Maduro, tercüman aracılığıyla, "Suçsuzum. Suçlu değilim. Ben namuslu bir adamım. Hala ülkemin başkanıyım." dedi ve kendisini "savaş esiri" (POW - Prisoner of War) olarak tanımladı.
Bu durum savaş esiri kavramının içeriğini gündeme getirdi.
Savaş esiri nedir?
Silahlı çatışma sırasında düşman tarafından yakalanan ve tutulan kişilerin "savaş esiri" sayılabilmesi için öncelikle uluslararası nitelikte bir silahlı çatışma durumunun bulunması gerekiyor.
Çatışma sırasında düşman eline geçen kişi, eğer savaşan tarafın silahlı kuvvetlerinin mensubu veya onlara bağlı milis güçlerden biriyse savaş esiri olarak korunuyor ve savaş esirinin hakları da 1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi'nde özel olarak düzenleniyor.
ABD'nin de 1955 yılında tarafı haline geldiği Cenevre Sözleşmeleri'ne göre, çatışmalara katılan ve diğer tarafın eline geçen herhangi bir kişinin savaş esiri olduğu varsayılıyor. Herhangi bir şüphe durumunda, kişinin savaş esiri statüsüne hak kazanıp kazanmadığına gözaltında tutan güç değil yetkili bir mahkeme karar veriyor ve statüsü kesinleşene kadar savaş esirlerine sağlanan korumaya sahip olmaya devam ediyor.
Kural olarak iç hukukta aksi düzenlenmedikçe devlet başkanları da, ülkelerinin başkomutanı sıfatıyla "savaş esiri" statüsünü doğrudan kazanıyor ve ABD'nin Cenevre Sözleşmelerine koyduğu çekincelerde bu kuralın istisnası yer almıyor.
ABD'nin Venezuela'daki saldırıları silahlı çatışma sayılır mı?
Uluslararası Silahlı Çatışmalar, iki veya daha fazla devletin silahlı kuvvetlerinin karşı karşıya gelmesinden oluşuyor. Bu tür çatışmaların varlığı için belirli bir yoğunluk düzeyi gerekmiyor. Tek bir askerin esir alınması bile devletler arasında uluslararası silahlı çatışma başlatabiliyor.
Silahlı çatışmaların başlangıcı, devletlerin savaş ilanıyla ya da iki ordunun aktif şekilde ateşli silahlarla çatışmaya başlamasıyla oluyor.
ABD, 3 Ocak'ta Caracas'ta gerçekleştirdiği operasyonu "kolluk operasyonu" olarak tanımlıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerine karşı savaştayız. Bu, Venezuela'ya karşı bir savaş değil." diyerek Venezuela ile aralarında savaş olmadığını söyleyerek olayı terörle mücadele ve kolluk operasyonu olarak ABD yerel hukukunun uygulandığı bir sahaya çekmek istiyor.
Ancak Trump'ın açıklamalarında hem geçiş sürecinde Venezuela'yı "yöneteceğini" söylemesi, hem ABD'nin ikinci bir askeri saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ima etmesi hem de Venezuela'nın kaynaklarını kullanacağını söylemesi silahlı çatışma veya işgal durumunun seçenek olarak masada durduğunu gösteriyor.
ABD neden kolluk hukuku uygulamak istiyor?
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Amerikan basınına verdiği röportajlarda, "Venezuela'da kara güçlerimiz yok. Maduro'yu yakalamak için yaklaşık 2 saat boyunca oradaydılar ama bu bir işgal değildi. Bu, Kongre onayı gerektirmeyen çok hassas bir operasyondu. Uzun süreli bir askeri operasyon değil, birkaç saatlik kesin bir eylemdi." ifadelerini kullandı.
Venezuela'daki eylemini kapsamlı bir askeri operasyon olarak kabul etmeyen ABD yönetiminin, hem Kongre onayı gerekliliğinden hem de uluslararası silahlı çatışma hukukunun uygulanmasından kaçındığı görülüyor.
ABD'nin operasyonu "kolluk operasyonu" olarak nitelemesinin altında yatan temel neden, konuyu uluslararası hukuk korumasından alıp kendi belirlediği, düzenlediği veya en azından kendi yorumladığı yerel hukuk eksenine getirmek istemesi.
Kolluk operasyonları normalde silahlı çatışma dışındaki iç hukukun uygulandığı durumlarda, terörle mücadele ise hem silahlı çatışmalar hem de silahlı çatışmalar dışındaki yerel operasyonlarda uygulanabiliyor.
Öte yandan, Uluslararası İnsancıl Hukuk yalnızca silahlı çatışmalar durumunda uygulanabiliyor.
ABD'nin durumu kolluk operasyonu olarak tanımlaması, Venezuela'ya karşı silahlı çatışma durumunu kabul etmemesi ve böylece Uluslararası İnsancıl Hukuk yerine kendi ulusal hukukunu uygulamak istemesi anlamına geliyor.
Maduro vakası Guantanamo'nun tekrarı mı?
ABD'nin savaş esiri statüsünü reddederek tutukluları kendi iç hukukuna tabi kılma girişimi, Venezuela-Maduro vakasında ilk kez uygulanmıyor.
ABD, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan'da yakaladığı Taliban ve El Kaide üyelerine savaş esiri statüsü vermedi ve bu kişileri Guantanamo Deniz Üssü'nde "yasa dışı savaşçı" (unlawful combatant) kategorisi altında tuttu ancak, "yasa dışı savaşçı" kategorisinin insancıl hukukta yasal dayanağı bulunmuyor.
Maduro'nun durumu, ABD'nin Guantanamo'da uyguladığı stratejinin bir devlet başkanına uygulanması olarak yorumlanıyor. ABD, Maduro'yu ne savaş esiri olarak tanıyarak uluslararası hukukun korumasına tabi tutmak ne de devlet başkanı sıfatıyla diplomatik dokunulmazlık tanımak istiyor.
Bunun yerine, uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlamalarla kendi iç hukukunda yargılama yolunu seçerek, uluslararası hukuk rejiminden tamamen sıyrılmayı hedefliyor.
Savaş esirlerinin hakları nelerdir?
1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi, savaş esirlerine tanınan hakları 143 madde halinde ayrıntılı olarak düzenliyor ve esas olarak gözaltında tutan gücün, bir savaş esirinin ölümüne veya sağlığının ciddi şekilde tehlikeye girmesine neden olan eylemlerini yasaklıyor.
Gözaltında tutan gücün, savaş esirlerinin sağlık durumlarını korumak, temel ihtiyaçlarını sağlamak, işkenceden kaçınmak ve her durumda kişiliklerine saygı gösterme yükümlülüğü bulunuyor. Maduro'nun bindirildiği minibüsün kapılarının açılarak New York sokaklarında teşhir edilmesi, söz konusu yükümlülüklerin açıkça ihlal edildiğini gösteriyor.
Savaş esirleri kural olarak gözaltında tutan gücün yasalarına ve askeri mahkemelerine tabi olsalar da çatışmalar sonlandıktan sonra savaş esirlerinin gecikmeksizin serbest bırakılması ve iade edilmesi zorunluluğu bulunuyor.
Devlet başkanları başka ülkelerin iç hukukunda yargılanabilir mi?
Devlet başkanlarının yargı bağışıklığına sahip olduğu uluslararası alanda kabul görüyor. Bu kural hem 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesinde hem de uluslararası örf ve adet hukukunda yer alıyor.
Görevde bulunan devlet başkanları kişisel anlamda mutlak yargı bağışıklığına sahip olurken, söz konusu devlet başkanının meşruiyeti veya devletin hukuki rejimi, demokratik olup olmaması devlet başkanının yargı bağışıklığını ortadan kaldırmıyor.
Her ne kadar devlet başkanlarının özellikle uluslararası suçlar bakımından yerel mahkemelerde olmasa bile uluslararası mahkemelerde yargılanabileceği öne sürülse de uluslararası hukuktaki ceza yargılamalarında dahi devlet başkanlarının yargılanabileceğine dair teamül haline gelmiş bir uygulama bulunmuyor.
ABD'nin Maduro'yu kendi iç hukukunda yargılaması, uluslararası hukuktaki devlet başkanlarının yargı bağışıklığı ilkesine aykırı kabul ediliyor.
ABD, Noriega için de benzer strateji kullanmıştı
ABD'nin bir yabancı ülke liderini yakalayıp yargılaması ilk kez gerçekleşmiyor. ABD 1990'da, Panama lideri Manuel Noriega'yı benzer bir operasyonla yakalamış ve yargılamıştı.
Noriega da tıpkı Maduro gibi ABD'ye büyük ölçekli uyuşturucu kaçakçılığına katılmakla suçlanmıştı ve Panama'ya düzenlenen askeri operasyonla ele geçirilmişti.
Noriega'nın avukatları, Başkan George H.W. Bush'un Adalet Bakanlığını hem uluslararası hukuku hem de yasal süreç korumalarını ihlal etmekle suçlamış, Panama'yı işgal ederek müvekkillerini yurt dışında tutukladığı için eleştirmişti.
Avukatlar ayrıca Noriega'nın yabancı devlet başkanı olarak dokunulmazlığa sahip olduğunu iddia etmişti.
Noriega yargılanıp mahkum edilip 40 yıl hapis cezası alsa da cezası verildikten sonra, bir federal yargıç Noriega'nın savaş esiri olduğuna ve hapiste belirli haklardan yararlanması gerektiğine karar vermişti.
ABD'nin operasyonu BM Şartı'nın 2/4 maddesini açıkça ihlal ediyor
Uluslararası hukuk uzmanları, ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonunun, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2. maddesinin 4. paragrafında yer alan kuvvet kullanma yasağını açıkça ihlal ettiğini belirtiyor.
BM Şartı'nın 2. maddesinin 4. paragrafı, "Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı veya Birleşmiş Milletler'in amaçlarıyla bağdaşmayan herhangi bir şekilde kuvvet kullanma tehdidinden veya kuvvet kullanımından kaçınacaklardır." hükmünü içeriyor.
Kuvvet kullanma yasağının sadece iki istisnası, BM Güvenlik Konseyi'nin Şartı'nın barışa karşı tehditlere ilişkin 7. Bölümü kapsamında yetkilendirmesi veya Şart'ın 51. maddesinde ve uluslararası örf ve adet hukukunda öngörülen meşru müdafaa hakkı olurken ABD’nin Venezuela operasyonu açısından bu istisnaların hiçbirinin kullanılmadığı dikkati çekiyor.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

