LONDRA - Gökhan Kurtaran
İngiltere’de 7 Mayıs’ta yapılacak genel seçime yaklaştıkça anketlere göre ülkenin önde gelen iki büyük siyasi partisi Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi arasındaki farkın oldukça az olması, ekonomistlerin oluşabilecek hükümete dair öngörüde bulunmasını zorlaştırıyor.
Seçim gününe yaklaşıldıkça siyasi partiler, ekonomi politikalarını ve vaatlerini daha çok ön plana çıkararak kararsızların desteğini kazanarak bir adım öne çıkmayı amaçlıyor. Başbakan David Cameron’ın yaptığı bir açıklamayla seçimi kazanması halinde 2020 yılına kadar vergi artışı yapmayacağını açıklaması seçime günler kala ekonomi politikalarının daha önem kazandığını gösteriyor.
Ekonomi politikaları konusunda asıl mücadele Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasında yaşanıyor. Muhafazakar Parti, İşçi Partisi’ni 2010 yılına kadar ekonomi yönetimini idare edememekle ve ülkeyi borç batağına sokmakla suçlarken, geçen yıl itibariyle gelişmiş ekonomiler içerisinde en iyi büyümenin yakalandığını vurguluyor.
İşsizlik sorunu
İngiliz ekonomisinin resesyondan çıkarılarak gelişmiş ekonomilere kıyasla hızlı bir büyüme trendine oturtulması ve işsizliğin azaltılması Muhafazakar Parti’nin seçim çalışmasında en çok vurguladığı başlık olarak öne çıkıyor.
Ekonomik büyümenin artması ve istihdam azalmasına rağmen, muhalefet partileri iktidardaki Muhafazakar Parti’yi daha çok düşük ücretli istihdam pozisyonları oluşturmakla eleştirmeye devam ediyor.
Büyüme ivme kaybediyor
İngiltere ekonomisi her ne kadar son yıllarda hızlı bir büyüme kaydetmiş olsa da bu yılın ilk aylarına ilişkin veriler ekonomik büyümede yavaşlamaya işaret ediyor. İngiltere ekonomisinin bu yılın ilk çeyreğinde ise beklentilerin altında yüzde 0,3 oranında büyüme kaydetmesi ise hem Muhafazakar Parti hem de İşçi Partisi’ni gündeminde önemli yer tutuyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Londra merkezli Capital Economics İngiltere ekonomisti Vicky Redwood, "Eğer istikrarlı bir hükümet kurulamazsa ve herhangi bir siyasi parti azınlık hükümeti oluşturmak zorunda kalırsa, o zaman istikrarsız bir azınlık hükümeti kurulma olasılığı var. Bu durumda bu yılın sonundan önce bir genel seçim daha olması riski söz konusu" dedi.
Brexit endişesi
İngiltere'de Muhafazakar Parti'nin seçimi kazanması halinde İngiltere'nin AB üyeliğini 2017 yılı sonuna kadar referanduma götürmek istemesi, iş dünyası için “potansiyel belirsizlik” unsuru olarak görülüyor.
İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Open Europe'un Kıdemli Politika Analisti Christopher Howard geçtiğimiz hafta İngiltere’nin en büyük bankası HSBC’nin küresel yönetim merkezini ülke dışına taşımayı değerlendirdiğini açıklamasının ise “Brexit” endişesinden bağımsız bir karar olduğunu söyledi.
"HSBC’nin merkezi 22 yıl önce Hong Kong’daydı. Bankanın genel merkezinin yerinin değiştirilmesini sadece sıradan bir düzenleme olarak görüyorum" diyen Howard, "Fakat şunu da kabul etmeliyiz ki iş dünyası hiçbir zaman belirsizlikten ve istikrarsızlıktan hoşlanmaz" dedi.
IHS Global Insight Avrupa Başekonomisti Howard Archer ise İngiltere’de iş dünyasının genel seçimler öncesi gergin olduğunu belirterek, "İş dünyası kurulacak hükümetin ne kadar uzun süreli ayakta kalabileceğini ya da bu yılın sonuna doğru yeni bir genel seçime gidilip gidilmeyeceğini önemsiyor. Bu durum belirsizliği artıracaktır. Eğer Muhafazakar Parti kazanırsa ve 2017’de AB üyeliği için bir referandum yapılırsa, bu iş dünyasını gerecektir."
Kamu borcu
Genel seçimin sonuncunda Muhafazakar Parti’nin liderliğinde bir hükümeti kurulması halinde, kamu borç yükünü azaltmak için sağlık, eğitim ve sosyal yardımlar gibi alanlarda harcamalarda kapsamlı bir kesintiye gidilmesi endişesi sıkça ifade ediliyor. Muhafazakar Parti’nin vergi artışları yoluyla kamu gelirlerini artırarak borç yükünü hafifletmeye çalışacağı muhalefet partileri tarafından savunuluyor.
İngiltere Başbakanı Cameron ise genel seçime günler kala bu söylemin seçmenler üzerinde etkili olmasını engellemek için seçimi kazanması halinde 2020 yılına kadar vergi oranlarında herhangi bir artışın olmayacağının garantisini verdi.