-COLSTON: "TERÖRLE MÜCADELE İŞBİRLİĞE BAĞLI"
ANKARA (A.A) - 24.03.2006 - NATO Genel Sekreter Yardımcısı John Colston, terörün küresel bir sorun olduğuna işaret ederek, terörle mücadelenin uluslararası işbirliğine bağlı olduğunu belirtti.
Ankara Bilkent Otel'de ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' başlıklı sempozyumda konuşan Colston, ''terör belasıyla tek başına mücadele edebilecek hiçbir uluslararası kuruluş ya da devlet bulunmadığını'' kaydetti.
Terörle mücadelede silahlı kuvvetlerin rolü çok önemli olmakla beraber, uluslararası kuruluşların ve devletlerin de bu konuda sorumlulukları bulunduğunu ifade eden Colston, terör konusunun 11 Eylül ile birlikte NATO'nun gündeminde yoğun biçimde yer almaya başladığını söyledi.
Colston, NATO içinde terörizm konusunda istişare içinde olunması ve siyasi görüş alışverişinde bulunulmasına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
''Tehditler nereden geliyorsa oraya müdahale etmeleri gerektiğini'' vurgulayan Colston, NATO'nun eşsiz bir operasyonel kabiliyeti bulunduğunu, siyasi ve askeri ittifaklarla terörizmle mücadeleye katkı sağlayabileceğini belirtti.
Colston, NATO olarak yapılması gerekenleri yapmakla birlikte, bunların yeterli olmadığını, daha fazla istişare içinde olmaları ve çabalarını daha eşgüdümsel hale getirmeleri gerektiğini söyledi.
Terörle mücadele için yeni bir kurum kurulması gerekip gerekmediğine ilişkin bir soru üzerine Colston, 11 Eylül'den sonra, NATO'nun kabiliyetlerine sahip başka bir kuruluş olmadığına dikkati çekerek, ''Ancak ileride olabilir, bu kabiliyetler (başka kuruluşlar tarafından) ortaya konulabilir'' dedi.
-PROF. DR. TİBİ: "İSLAM TERÖRÜ YOKTUR"-
Almanya'dan sempozyuma katılan sosyal bilimler akademisyeni Prof. Dr. Bassam Tibi de sunumunda, Müslümanlara düzgün İslami eğitim verilmesinin çok önemli olduğunu söyledi.
Tibi, ''Siyasi Terörizm faaliyetleri ve Mücadele Yöntemleri'' başlıklı sunumunda, terörizmi ''fikirlerin savaşı'' olarak niteledi ve Batı'nın askeri ve ekonomik açıdan güçlü, ancak ideolojik açıdan zayıf olduğu görüşünü dile getirdi.
Kendisinin de bir Müslüman olduğunu, çok erken yaşlarda Kur'an-ı Kerim'i okuduğunu ve çocukluğunda kendisine ''cihat'' kelimesinin ''iyi Müslüman olmak'' anlamına geldiğinin öğretildiğini kaydeden Tibi, ''Sosyal bilimler araştırmalarına başladığımda ise cihadın, şu an yaşadığımız terör olduğunu öğrendim'' diye konuştu.
Tibi, ''İslam'' ile ''İslamist'' kavramları arasında farklar bulunduğuna işaret ederek, ''İslam''ın bir din, ''İslamist'' kelimesinin ise bir siyasi ideoloji olduğunu belirtti.
Tibi, ''İslam terörü yoktur, İslamist terör vardır'' dedi.
Sunumunda Kur'an-ı Kerim'den ayetler okuyan ve kutsal kitabın Müslümanların Müslümanı öldürmesini yasakladığını ifade eden Tibi, ''cihat'' kelimesinin günümüzde yanlış yorumlandığını söyledi.
Tibi, İslamiyet'te ümmetçi bir dayanışma bulunduğunu da belirterek, Almanya'da kendisine yabancı gözüyle bakıldığını, buna karşın Müslüman ülkelerde bulunduğu dönemlerde yabancı olarak görülmediğini anlattı.
Genç kesimin doğru eğitilmesinin önemini vurgulayan Tibi, ''Gençlere, Kur'an-ı Kerim'deki cihadın anlamını öğretmek gerekiyor'' diye konuştu.
Profesör Tibi, ''İslamistlerin Avrupa'daki insan hakları ortamını istismar ettiğini'' sözlerine ekledi. Bu arada Tibi'nin, sunumu sırasında, konuşma süresinin dolduğunu işaret eden yetkiliye, ''Saatimi kurdum, benim saatime göre beş dakikam var, çünkü Rolex'im var'' şeklinde esprili yanıt vermesi, salonda kahkahalara yol açtı.
-MAZARİ: "KARİKATÜR KRİZİNDE MESELE AYRIMCILIKTIR"
ANKARA (A.A) - 24.03.2006 - Pakistanlı terör uzmanı Dr. Şirin Mazari, İslam dünyasını rahatsız eden karikatürlerle ilgili olarak Müslümanların kendilerini aşağılanmış hissettiklerini, ''ancak meselenin aşağılama değil, ayrımcılık olduğunu'' söyledi.
Mazari, Ankara'da düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumunun "Terörizmle Etkin Mücadele İçin İşbirliği Olanakları'' konulu üçüncü oturumuna, ''Terörizmin Geleceği ve Ortak Nitelikleri'' konulu sunumuyla katıldı.
ABD'deki 11 Eylül saldırılarının çok ciddi bir korkuyu beraberinde getirdiğini ve ABD'nin teröre karşı açtığı savaşın Müslümanlara karşı açılmış bir savaş olarak algılandığını belirten Mazari, bu durumun teröristlere yeni eylemler ve daha fazla yandaş toplamak için bir alan yarattığına, terörle mücadele için bu alanın daraltılması gerektiğine işaret etti.
El Kaide ve Taliban liderlerinin halen yakalanmamış olduğuna da dikkati çeken Mazari, El Kaide'nin bir ''marka'' haline geldiğini ve başka örgütler kadar yerel grupların da bu ismi kullanarak itibar kazanmaya çalıştıklarını söyledi.
Mazari, terörün dini boyuta indirgenmesinin doğru olmadığını belirtti ve İslam dünyasını rahatsız eden karikatürlerin yayımlanmasına gösterilen tepkileri hatırlatarak, ''Müslümanlar kendilerini çok aşağılanmış hissetti, ancak mesele aşağılanma değil, ayrımcılıktır'' diye konuştu.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve bazı ülkelerin yasalarında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin maddeler bulunmasına rağmen, bunların söz konusu karikatürlerin yayımlanması çerçevesinde kullanılmadığını kaydeden Mazari, Avrupalıların kendi kanunlarını ihlal ederek Müslümanlara ayrımcılık uyguladığını söyledi.
Bu arada, Mazari, oturumun eş başkanlarından Hollandalı Prof. Dr. Rob De Wijk'in, konuşma arasında söz alarak, Hollandalı yönetmen Theo van Gogh'un bir Müslüman tarafından öldürüldüğünü hatırlatmasına da değindi. Mazari, ''Bu tür saldırıların neden hep Müslümanlarca düzenlendiğini söylüyorlar, anlamıyorum. Hıristiyan terörü de artıyor, ama bundan hiç bahsedilmiyor'' diye konuştu.
ABD'deki 11 Eylül saldırıları ve Londra'daki bombalama eylemlerini düzenleyenlerden bazılarının, kökenleri neresi olursa olsun Batı'da eğitim aldıklarına işaret eden Mazari, ''İslam terörü'' ve ''medeniyetler çatışması'' gibi söylemlerin yanlış olduğunu, ''terörün tamamen siyasi olduğunu'' sözlerine ekledi.
-DAVID NAJERA-
Meksika Dışişleri Bakanlığı'ndan elçi David Najera da, ''Ayrılıkçı Terörizm Faaliyetleri ve Mücadele Yöntemleri'' başlıklı sunumunda, terörün çok iyi analiz edilmesini ve çalışmaların eylem planlarına dönüştürülmesini istedi.
Soğuk Savaş döneminden sonra pek çok toplumun haritada yer alma mücadelesi verdiğini anlatan Najera, uluslararası toplumun o dönemde bazı yerel sorunları ihmal ettiğini, ekonomi, istihdam ve eğitim gibi sorunların üzerinde yerel düzeyde durulmasının terörün nedenlerini ortadan kaldırabileceğini belirtti.
Halka ifade özgürlüğü ve geleceklerine ilişkin karar alma süreçlerine katılım imkanı tanınmasının önemine değinen Najera, baskıcı rejimlerde halkın bir bölümünün kenara itilmesinin tehlikesine işaret etti.
Najera, El Kaide gibi terör örgütlerinin yandaş toplamak için çok çeşitli iletişim ağları kurduğunu, bu tür örgütlerin izole edilmesinin de terörle mücadelede önemli bir adım olabileceğini kaydetti.
-FANG FINJING-
Güvenlik politikaları üzerine pek çok çalışması bulunan Çinli akademisyen Prof. Dr. Fang Finjing de, ''Radikal Dini Terörizm Faaliyetleri ve Mücadele Yöntemleri'' başlıklı sunumunda, 1980 sonrasında şekillenen ''modern dini terörizm''i anlattı.
Çinli profesör, sosyo-ekonomik dönüşüm ve küreselleşmenin beraberinde getirdiği ''akıl karışıklığı''nın bir tür kimlik arayışına, ardından aşırı uçlara ve köktenciliğe yönelimi beraberinde getirdiği tespitinde bulundu.
Dini terörünün ''şiddetin kutsallığını'' da içeren farklı bir değerler sisteminin bulunduğunu ve bu tür terör eylemlerinin daha kanlı ve korkutucu olduğunu anlatan Fang, kendilerini mevcut sistemin bir parçası olarak görmeyen, tam bir kararlılık içinde hareket eden teröristlerin temel amacının kaos yaratmak ve kamuoyunun daha fazla ilgisini çekmek olduğunu söyledi.
Dini terör örgütlerine artık eğitimli bireylerin de katılmaya başladığına ve dini terör gruplarının yandaş toplama faaliyetlerinde gençlerin en önemli hedef olduğuna dikkati çeken Fang Finjing, terörle mücadelenin en önemli boyutunun sorunların nedenlerinin ortaya çıkarılması olduğunu ifade etti.
-ÇİÇEK: "ÖNCE KENDİ GÜCÜNÜZE BAKACAKSINIZ"
ANKARA (A.A) - 24.03.2006 - Adalet Bakanı Cemil Çiçek, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace'in terör örgütü PKK ile mücadele konusunda zamana ihtiyaç duyulduğu yönündeki sözlerine yanıt verdi.
Çiçek, katıldığı, ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumunda gazetecilerin konuya ilişkin sorusu üzerine, ''Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz. Bu işlerde önce kendi gücünüze bakacaksınız'' diye konuştu.
Bakan Çiçek, terörist Fehriye Erdal'ın Rum kesiminde olduğuna ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, ''Bana gelmiş herhangi bir şey yok'' dedi.
Sempozyuma, Pace ve Çiçek'in yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ve 82 ülkeden üst düzey temsilci katıldı.
-ABD GENELKURMAY BAŞKANI PACE: "TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'NIN BERTARAFI İÇİN ÇALIŞIYORUZ"
ANKARA (A.A) - 24.03.2006 - ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace, PKK'nın terör örgütü olduğunu belirterek, örgütün Irak'ın kuzeyinden bertaraf edilmesine yönelik ortaklaşa çalışmalar bulunduğunu kaydetti.
Pace, Ankara'da düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumunda, Türkiye'nin terör örgütü PKK'ya yönelik ABD'den beklentilerinin hatırlatılması üzerine, bu konunun Türkiye ile ABD arasındaki önemli konulardan birini oluşturduğunu kaydetti.
PKK'nın bir terör örgütü olduğunu söyleyen Pace, bu örgütün bundan sonra da herhangi bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesine izin verilemesinin söz konusu olamayacağını kaydetti. Türkiye'nin bu konuda uzun yıllar boyunca mücadele ettiğini hatırlatan Pace, ''bu sorunun çözümünün kolay olmadığını, kolay olsa çoktan çözülmüş olacağını'' belirtti. Irak'ın içinde hala bir mücadelenin varlığına işaret eden Pace, bir yandan bu ülkede terörist faaliyetleri ve intihar saldırılarıyla halen mücadele edildiğini, diğer yandan da Irak güvenlik güçlerinin eğitiminin başarıyla sürdüğünü, ancak bu konuda daha atılacak adımlar bulunduğunu belirtti.
Irak'ın istikrarının ve güvenliğinin sağlanması önemine dikkati çeken Pace, Irak'taki tüm kesimlerin temsil edileceği bir hükümetin kurulmasının önemli olacağını, böylece bu hükümetin daha sonra Türkiye ve ABD ile ortaklaşa çalışabileceğini söyledi. Pace, ''böylece PKK terörü tehdidinin Irak'ın kuzeyinden tamamen kaldırılabileceğini'' söyledi.
''Ancak bu, Türkiye'deki ortaklarımızla bu aşamada ortaklaşa bir adımımız olmadığı anlamına gelmiyor, ortaklaşa adımlar atıyoruz'' diyen Pace, ''bunları açıklayamayacağını'' söyledi.
Bu konuda yapılanların sadece iki ülke arasında olmadığını, birçok dost Avrupa ülkesinin de sürece destek verdiğini belirten Pace, bu çerçevede terör örgütünün finansmanının ortadan kaldırılması, dışarıdan destek verilmesinin önlenmesi gibi çabalar bulunduğunu kaydetti. Türkiye'nin on yıllardır terör örgütüyle mücadele ettiğini bildiğini söyleyen Pace, ''Terör örgütü PKK'ya yönelik kuzey Irak'ta adımlar atılmasının beklendiğini biliyorum, Türkiye'deki bazı kişilerin sabırsızlandığını da biliyorum. Ancak öncelikle güçlü ve birleşik bir ülkenin kurulması gerekiyor. Böylece ortaklaşa PKK terörüyle mücadele edebilelim ve bu sorunu tamamen ortadan kaldırabilelim.''
-''TERÖRLE MÜCADELENİN YOLU ORTAKLIKTAN GEÇER''-
Pace, Ankara'ya terörle mücadele konusunda değerlendirmelerde bulunmak ve konuya ilişkin daha iyi neler yapılabileceğini görüşmek için geldiğini söyledi.
Terörle mücadeleyi sona erdirmek için bu tür toplantıların önemine işaret eden Pace, bu çerçevede Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve Türkiye'ye teşekkür etti.
Pace, Türkiye'nin dünya meselelerinde ve terörle mücadelede bir lider gibi davrandığını ve bunu takdir ettiklerini söyledi.
Türkiye'nin Afganistan'da önemli görevler ya da önemli katkılarda bulunduğunu kaydetti. Orgeneral Pace, Türkiye'nin Irak'a gerek maddi, gerek eğitim, gerekse dostluk olarak destek olduğunu, topraklarını açarak, fırsatlar sunduğunu belirtti.
-KÜRESEL TERÖRİZM-
''Terörle mücadelenin yolu ortaklıktan geçer'' diyen Pace, tüm dünya ülkelerinin konuya yönelik farklı ölçülerde katkıları olabileceğine işaret etti.
Silahlı kuvvetlerin, güvenliği sağlamak yönünde üstlendiği görev bulunduğunu belirten Pace, ''Ama yalnızca silahların kuvvetiyle terörle savaşı kazanamayız. Bizim güvenliğe ihtiyacımız var. Bu konuda silahlı kuvvetlerin yanı sıra kentlerde polis teşkilatının da sağlayacakları var. Güvenlik temin edildikten sonra, ulusal güçlerin diğer unsurları da teröre karşı kazanacağımız zaferde anahtar rol üstlenecektir'' diye konuştu.
Bu konuda iyi bir yönetimin gerekliliğine işaret eden Pace, ekonomi ve eğitim alanlarının önemine değindi. Pace, ''Öyle bir eğitim sistemi olmalı ki, hoşgörüyü öğretmeli, nefreti öğretmemeli. Bu eğitim, farklı görüşleri bir araya getiren bir eğitim olmalı. Toplum içindeki her bireye erişecek bir eğitim olmalı'' dedi.
Terörün dünyanın her yerinde olduğunu hatırlatan Pace, küresel bir tehditle karşı karşıya bulunulduğunu belirtti.
''Irak ve Afganistan'ın belirli bir zaman sonra istikrara kavuşmuş ülkeler olarak karşımıza çıkacak'' diyen Pace, bu ülkeler başarılı şekilde kendi ayakları üzerinde durduktan sonra da terörle savaşa devam edileceğini söyledi.
Terörle mücadelede ''zamanın'' önemli olduğuna işaret eden Pace, stratejik düzeyde sabırlı olmanın şart olduğunu söyledi. Bu mücadelenin yıllar boyunca süreceğini ifade eden Pace, ''Bugün kazandığımız zaferler, herhangi şekilde gelecekte stratejik başarılara ulaşacağımızın garantisi anlamına gelmiyor'' ifadesini kullandı.
Bu çerçevede uzun dönemli vizyonların geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu kaydeden Pace, ''Düşmanlarımızın uzun dönemli vizyonları var. Onların neler planladıklarını çok dikkatli yorumlamamız gerekiyor. İkinci Dünya Savaşındaki hataları tekrarlamamamız lazım'' diye konuştu.
Egemenlik ve bağımsızlık kavramlarının son derece önemli olduğunu belirten Pace, savaş halinde olunmayan bir ülke içindeki teröristlerle nasıl mücadele edilebileceğinin bilinmesinin önemli olduğunu kaydetti. Pace, bu çerçevede egemenliklere saygı göstererek terörle mücadelenin nasıl yapılabileceğine ilişkin soruya yanıt bulunması gerektiğini söyledi.
''Gerçekliğin'' bir silah olduğunu vurgulayan Pace, düşmanların gerçekleri çarpıtmaya çalışacağını, o nedenle halklara bilinen gerçeklerin anlatılması gerektiğini belirtti. Orduların terörle mücadelede düşmanlara karşı zafer kazanmanın yollarını aradığını hatırlatan Pace, bu çerçevede ordunun en az düzeyde sivile zarar vermeyi hedeflediğini kaydetti.
Korkunun düşmanlar açısından önemli avantaj olduğunu söyleyen Pace, gerekli adımların atılmaması ve bir halkın korkuyla yönetilmesine izin verilmesi durumunda korkunun düşmanlar için avantaja dönüşeceğini belirtti. Pace, korkunun düşmana karşı başarılı şekilde kullanılması durumunda, bunun özgür ülkeler için de avantaj olabileceğini ifade etti.
Sempozyuma katılan herkesin terörle mücadeleye ilişkin farklı görüşleri olabileceğini, bunun sağlıklı bir durum olduğunu belirten Pace, buna rağmen terörle mücadele konusunda ilerleyebilmek için ortaklaşa çözümler bulunabileceğini belirtti.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Pace'e konuşmasının ardından ''Anı ve Katılım Belgesi'' verdi.
-ORGENERAL ÖZKÖK, KATILIMCILARA RESEPSİYON VERDİ
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumu katılımcılarına, Merkez Orduevi'nde resepsiyon verdi.
Resepsiyona, Özkök'ün yanı sıra ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, NATO'nun Afganistan Temsilcisi Hikmet Çetin ve öteki davetliler katıldı.
Gazetecilerle sohbet eden Orgeneral Özkök, konferansın güzel geçtiğini söyledi.
Bir gazetecinin, ''(Duvarlar şeffaf. Herkes kimin hangi teröristle görüştüğünü biliyor) dediniz'' sözleri üzerine Orgeneral Özkök, bununla kimseyi kastetmediğini ifade etti. Orgeneral Özkök, konuşmasında başka güçlü mesajlar da verdiğini kaydetti.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Pace ise gazetecilerin soruları üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la bugün yaptığı görüşmede, PKK konusunun da aralarında olduğu bir çok konuyu görüştüklerini söyledi.
Erdoğan'ın kendisine görüşme için uzun bir süre ayırdığını ifade eden Orgeneral Pace, bir gazetecinin terör örgütü PKK ile mücadele konusundaki sorusu üzerine ''PKK ile mücadele etmeliyiz. Ancak, önce Irak'ta istikrar oluşmalı, hükümet kurulmalı'' dedi.
-CERRAH: ''TCK VE CMK'DAKİ BAZI HÜKÜMLERİN ETKİN BİR TERÖRLE MÜCADELE İÇİN MUTLAKA İYİLEŞTİRİLMESİ GEREKİYOR''
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, yenilenen Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) yer alan bazı hükümlerin etkin bir terörle mücadele için mutlaka iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, ''Terörle mücadele mevzuatı CMK ve TCK'dan ayrı farklı bir konsept olarak ele alınmalıdır'' dedi.
Cerrah, Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'nce Bilkent Oteli'nde düzenlenen Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu'nun ''Terörizme Karşı Şehirlerin Güvenliği ve Mücadele Yöntemleri'' başlıklı ikinci oturumunda yaptığı konuşmada, terörle mücadelede en büyük engelin ortak bir terör tanımı üzerinde uzlaşılamaması olduğunu kaydetti.
Küreselleşmenin getirdiği kolaylıklarla sınır aşan boyutlara ulaşan uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti ve organize suçlarla mücadelede iş birliğini mümkün kılan ortak anlayış ve tanımlar bulunduğunu belirten Cerrah, ancak terörizmde henüz bu aşamaya gelinemediğini vurguladı. Cerrah, ''Bu da işbirliğini zorlaştırmaktadır. Buna rağmen terörizmi besleyen bazı kaynakların kesilmesinden dolayı terörist grupların maddi kaynak arayışlarına girdikleri, başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere organize suç örgütleriyle işbirliği yaptıkları bilinmektedir. Bu nedenle, terörizme göz yumulması aynı zamanda uyuşturucu ticareti ve organize suçları destekleme anlamına gelmektedir'' diye konuştu.
Siber terörün de aynı şekilde bazı hükümetlerce desteklendiğini ifade eden Cerrah, ülkelerin savunma planlarında kullanılan askeri yazılımların kodlarına, çok gizli silah teknoloji bilgilerine varıncaya kadar bilgisayar korsanlarının eline geçtiğinin bilindiğini anlattı. Cerrah, uluslararası terörizmle mücadele için siber terör konusunda da bir strateji belirlenmesi ve uluslararası standartlar oluşturulması gerektiğine dikkati çekti.
-''SAMİMİYET TESTİ''-
Cerrah, Türkiye'de son 30 yıldır politik, etnik ve dini kökenli terör örgütleriyle başarıyla mücadele edildiğini, dolayısıyla mücadele birimlerinde ciddi bir birikim oluştuğunu belirterek, şöyle konuştu:
''Bu tecrübelerle gelinen nokta şudur ki terörizmin dini, ırkı ve ideolojisi yoktur. Terörizm ne ad altında olursa olsun bir insanlık suçudur ve her ne sebeple olursa olsun müsamaha edilmemelidir. Ülkemizde 35'e yakın sol kökenli terör örgütü tespit edilmiştir. Bu örgütlerden DHKP-C'nin üyesi Fehriye Erdal, ülkemizde büyük bir işadamıyla birlikte 3 kişinin öldürülmesi eyleminin faillerinden biridir. Fehriye Erdal, bir AB üyesi ülkede uzun süre bulunmasına rağmen ülkemize iade edilmemiş ve ceza alacağının anlaşılması üzerine kontrol altında bulunduğu yerden kaçarak firari duruma düşmüştür. Bu somut örnekte de olduğu gibi, uluslararası işbirliğinin önemi ortaya çıkmakta ve ülkelerin bu konudaki samimiyetlerini test etmektedir.''
Cerrah, terör örgütü PKK/Kongra-Gel'in ilan ettiği sözde ateşkes döneminde dahi, Irak'ın kuzeyindeki kamplarda eylem gruplarına bomba yapımı, sabotaj, istihbarat, suikast, baskın, pusu, adam kaçırma, rehin alma gibi konularda eğitime devam ettiğini, metropollerde eylem hazırlıklarına giriştiğinin tespit edildiğini anlattı. Cerrah, ''Terör örgütünün yabancı ülkelerdeki legal ve illegal yapılanması malumunuzdur. Legal yapılanmaların terör örgütüyle bağlantısı bilinmesine rağmen, yapılan işbirliği girişimleri sonuçsuz kalabilmekte ve örgüt adına yayın yapan Roj TV yayınlarına devam edebilmektedir'' dedi.
Cerrah, Türkiye'nin doğu ile batı arasında bir köprü olması nedeniyle radikal dini grupların da hedefi haline geldiğini belirterek, ''Terörle etkin bir mücadele için tecrübemiz bize güçlü bir istihbarat, etkin bir kriz yönetimi, ulusal temelde bilgi paylaşımı, olay yeri inceleme ve delillerin muhafazası, ülkeye giriş çıkışların etkin kontrolü, uluslararası işbirliği yapılmasının gerektiğini öğretmiştir'' diye konuştu.
-''CMK VE TCK'DAN FARKLI BİR KONSEPT OLMALI''-
Terörle mücadelede mutlaka temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının gerekmediğini, ancak demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlüklerin toplumsal yarar doğrultusunda belirli ölçüde sınırlandırılabileceğini söyleyen Cerrah, ''Devlet güvenliği ve toplumsal yarar için örgütlerle ilişkili insanların bazı haklarına kısıtlamalar getirilmesi evrensel normlara ve anayasamıza bir aykırılık teşkil etmemektedir. Yenilenen TCK ve CMK'da yer alan bazı hükümlerin etkin bir terörle mücadele için mutlaka iyileştirilmesi gerektiği kanısındayım. Terörle mücadele mevzuatı CMK ve TCK'dan ayrı farklı bir konsept olarak ele alınmalıdır'' diye konuştu.
Cerrah, terörle mücadele için yasal ve idari düzenlemelerle ilgili olarak, şu önerilerde bulundu:
''Gözaltı süresi savcının bilgisi dahilinde 4 gün olarak uygulanmalı, 4. gün sevk edildiği mahkeme tarafından 15 veya daha fazla güne kadar ek gözaltı veya hazırlık tahkikatı süresi verilebilmelidir.
- Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde arama için yazılı emir verme yetkisi kolluk amirlerine de tanınmalıdır.
- CMK'da, bir şüpheli yakalandığında yakınlarına veya belirlediği bir kişiye derhal haber verme zorunluluğu vardır. Ancak, özellikle terör suçlarında birlikte suç işleyen kişiler yakalandığını örgüte haber vererek, suç delillerinin yok edilmesine ve diğer şüphelilerin kaçmasını sağlamaktadır. Terör suçlarından yakalananların yakınlarına haber verilmesi zorunluluğu ve avukatlarla görüştürülmesi hakkı 1 ile 4 güne kadar ertelenebilmelidir.
- CMK'nın 127. maddesi gereğince her türlü el koyma işlemi için hakimin kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının yazılı emri gerekmektedir. Delil toplamayı zorlaştıran, delilden sanığa giden yolu kapatan bu uygulama terör suçlularında uygulanmamalı, kolluk güçleri el koyabilmelidir.
- CMK'nın 122. maddesine göre, kolluk tarafından yapılan aramada ele geçen belgelerin ancak hakim ve cumhuriyet savcısı tarafından incelenmesi gerekmektedir. Terör suçlarında elde edilen belgelerin ivedilikle incelenmesi delilerin kaybolmasını engelleyeceği gibi, bir eylem talimatının öğrenilmesini, gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacaktır. Bu konuda da kolluk güçlerine yetki verilmelidir.
- Ülkemizde kişilerin fotoğraf, parmak izi, DNA bilgilerinin yer aldığı bilgi bankaları bulunmamaktadır. Hali hazırda polis tarafından yakalanmış suçluların parmak izlerinin yer aldığı veri bankası da CMK kapsamında ortadan kalkmıştır.
- Ağır ceza mahkemelerinden biri sadece terör suçlarına bakmakla görevlendirilmelidir.
- Cezaların infazı sırasında genel ve özel af kanunları, iyi hal, şartlı salıverme gibi uygulamalardan terör suçluları istifade ettirilmemelidir.
- BM ve uluslar arası kuruluşların aldıkları kararlara, ülkelerin birbirleriyle yaptıkları anlaşmalara işlerlik kazandırılmalıdır.
- Sınır kapılarında giriş ve çıkış kayıtlarının düzenli tutulması ve şahısların fotoğraf ve parmak izlerinin kaydedilmesi sağlanmalıdır.
- Sahte kimlik ve belge kullanımını önleyecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
- Kamu-Net ağının bir an önce oluşturularak, devletin elindeki bilgilerden terörle mücadele eden birimlerin en geniş biçimde yararlanması sağlanmalıdır.''
-EIKENBERRY: ''ARTIK AFGANİSTAN'IN EN İYİ SİLAHI PROJELERDİR''
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - ABD Afganistan Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Karl Eikenberry, Afganistan'da şimdi en iyi silahın tanklar, toplar, tüfekler değil, ülkenin yeniden imarına katkıda bulunacak projeler olduğunu söyledi.
Korgeneral Eikenberry, Bilkent Otel'de düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumunun ikinci oturumuna, ''Terörizmle mücadelede koalisyon şeklinde teşkilatlanmanın ortaya çıkardığı avantajlar, yararlar ve problem sahaları'' başlıklı özel bildiri sundu.
Terörizmle mücadelede toplumla iletişim kurmanın önemine değinen Eikenberry, sorunlara kapsamlı olarak yaklaşmanın ve askeri olandan ziyade, askeri olmayan bir harekat biçimine ağırlık vermenin önemini vurguladı.
Eikenberry, Afganistan'da şu anda askeri alanda yapılacak çok fazla iş kalmadığına dikkati çekerek, ''Şimdi Afganistan'da en iyi silah; tanklar, toplar ve tüfekler değil, projelerdir'' diye konuştu.
-''FOTOĞRAFA BAKMAYIN FİLMİ İZLEYİN''-
Eikenberry, Afganistan'da sürecin bir bütün olarak görülebilmesinin gerekliliğine işaret ederek, ''Afganistan'da fotoğrafa bakmayın, filmi izleyin'' diye konuştu.
Afganistan'da pek çok alanda ilerleme kaydedildiğini ve dönüşümler olduğunu belirten Eikenberry, koalisyon kuvvetlerinden NATO ve ISAF kuvvetlerine, askeri odaklı olandan askeri odaklı olmayan bir harekat biçimine ve uluslararası bir toplumun yönettiği Afganistan'dan, Afganistan halkının yönettiği bir sisteme geçildiğini ifade etti.
Eikenberry, Afganistan'da ulusal güvenlik birimlerinin kurulduğunu ve bunların kendi kararlarını vermeye başladığını hatırlattı ve yeniden imar çalışmalarında hızla yol alındığına dikkati çekti.
Bildirisinde Afganistan'da ''omuz omuza'' çalıştıkları Türk silahlı kuvvetlerine de müteşekkir olduğunu belirten Eikenberry, Türkiye'nin Afganistan'da çok önemli bir liderlik konumu olduğunu ifade etti.
-PROF. DR. BAŞEREN: -''TÜRKİYE'NİN ILIMLI BİR İSLAM ÜLKESİ OLARAK GÖSTERİLMESİ YANLIŞTIR''
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sertaç Başeren, Türkiye'nin ılımlı bir İslam ülkesi olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu belirterek, ''Türkiye, laik bir devlettir. Bu konuda taviz verilmesi Türkiye'deki demokrasi bakımından son derece zararlı ve yanlış olacaktır'' dedi.
Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'nin düzenlediği ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' sempozyumun ''Küreselleşmenin Terörizme Etkileri'' konulu ilk oturumu gerçekleştirildi. Oturumda ''Kavramsal Olarak Terörizm; Tarihi ve Hukuki Boyutlarıyla'' başlıklı bir bildiri sunan Prof. Dr. Başeren, terörizmin siyasal bir amaçla işlenen bir suç şekli olduğunu belirtti. ''Bu siyasal sebep, ne olursa olsun terörizmi meşrulaştırmaz'' diyen Başeren, bu konuda uluslararası bir mutabakat bulunmadığını, bunun da terörizmle mücadeleyi engellediğini ifade etti. Başeren, ''(Benim teröristim iyi, seninki kötü) bakışı ortadan kaldırılmadıkça mesafe almak mümkün olmaz'' diye konuştu.
Teröristin öldürdüğü kişiyle ilgili olmadığını, amacının ''politik etki'' yaratmak olduğunu ifade eden Başeren, işlenen fiilin sembolik, ancak yaratılan etkinin çok büyük olduğunu vurguladı.
Terörizm çeşitleri konusunda değerlendirmeler yapan Başeren, devletlerin terörizme çeşitli destekler verdiklerini söyledi. Başeren, terörizmin sebeplerinden birisinin de ''umutsuzluk'' olduğuna dikkati çekerek, bunu ortadan kaldırmak gerektiğini anlattı.
Prof. Dr. Başeren, İslam baz alınarak yapılan terörist eylemlerin ''İslam fobisine'' yol açmaması gerektiğini belirtti. Türkiye'nin ''ılımlı bir İslam ülkesi'' olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu da vurgulayan Başeren, ''Türkiye, laik bir devlettir. Bu konuda taviz verilmesi Türkiye'deki demokrasi bakımından son derece zararlı ve yanlış olacaktır'' dedi.
-PROF. DR. KARAOSMANOĞLU-
Oturumda ''Küresel Terörizmin Ulaştığı Boyutlar Çerçevesinde Edinilen Tecrübeler'' başlıklı bildiri sunan Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu ise teröristlerin sıradan haydutlar olmadığını, siyasi amaçlarının bulunduğunu söyledi. Karaosmanoğlu, teröristlerin terörü siyasi amaçlar için kullandıklarını belirtti.
Terör örgütleri El Kaide ve PKK hakkında değerlendirmeler yapan Karaosmanoğlu, pek çok kişinin El Kaide'nin politik hedefi olmayan ve sadece dini saiklerle hareket eden bir örgüt olduğunu düşündüğünü belirterek, ''El Kaide'nin siyasi bir hedefinin olmadığını düşünemeyiz'' dedi.
Örgütün İslam topraklarını birleştirerek 'hilafeti' gerçekleştirmeyi istediğini anlatan Karaosmanoğlu, bu örgütün İslam'ın temel noktalarını yanlış yorumladığını kaydetti.
PKK'nın ise Kürtlerin özgürlüğü için savaşmak üzere kurulduğunu ve siyasi bir hedefinin bulunduğunu anlatan Karaosmanoğlu, devletin ilk on yılda 'bir avuç haydut' diyerek, örgütün kapasitesini doğru değerlendirmediğini savundu. Prof. Dr. Karaosmanoğlu, bu nedenle bu dönemde örgütle etkili bir mücadele geliştirilemediğini kaydetti. TSK'nın 1990'lı yıllarda savunmadan çıkıp taarruza dönük bir stratejiye geçtiğini, bunun da çok önemli bir değişiklik olduğunu anlatan Karaosmanoğlu, bu stratejinin son derece başarılı olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Karaosmanoğlu, terörist faaliyetlerin sadece askeri güçler kullanılarak önlenemeyeceğini de belirterek, politik ve sosyal birtakım önlemlerin de alınması gerektiğini söyledi.
-DR. BOAZ GANOR-
Uluslararası Terörizmle Mücadele Enstitüsü Başkanı İsrailli Dr. Boaz Ganor, günümüzde uluslararası terör tehdidi dendiğinde belirli bir terör tipine odaklanıldığına işaret ederek, bunun da ''küresel cihat terörü'' olduğunu savundu.
''Soğuk Savaş Döneminden Geçiş ve Terörizm'' başlıklı sunumunda Ganor, güvenlik ve insanlığı tehdit eden küresel cihat terörünün Soğuk Savaş'tan da çok daha büyük bir tehdit ve sorun olduğu görüşünü dile getirdi.
Küresel cihad terörünün tüm dünyaya yayıldığını ve bütün ülkelerin bu terörden etkilendiğini kaydeden Ganor, terörizmin dininin olmadığını vurguladı. Terörizmle küresel çapta mücadeleye istekli ülkeler arasında uluslararası bir ittifak kurulmasının önemini vurgulayan Ganor, terörizmle mücadele konusunda uluslararası fon oluşturulması, eğitim faaliyetleri düzenlenmesi, brifingler verilmesi gerektiğini ifade etti. Ganor, uluslararası istihbarat ve veri bankası ihtiyacına işaret ederek, bu bağlamda yeni bir uluslararası istihbarat kurumu kurulması gerektiğini söyledi, ayrıca uluslararası polis ve askeri birimlere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Terörün tek bir nesnel tanımının olmasının önemini dile getiren Ganor, terörle mücadelenin her medeni devletin temel görevi olması gerektiğini sözlerine ekledi.
-MICHAEL SMITH-
İngiliz araştırmacı-yazar Michael Smith de ''Yeni dönemin teröre etkileri ve terörizmin ulaştığı yeni boyutlar'' başlıklı konuşmasında ağırlıklı olarak terör örgütü El Kaide'nin saldırı taktikleri ve yandaş toplama stratejilerini anlattı.
Smith, kendilerini yaşadıkları toprakların bir parçası olarak görmeyen ve hiçbir ayrım gözetmeden masum insanları da hedef olarak gören El Kaide üyelerinin, dünyanın her yerinde, genç Müslümanları içlerine çekebilmek için ciddi anlamda çalışmalar yürüttüğünü söyledi. ABD'deki 11 Eylül saldırılarına batının gösterdiği tepkinin Müslümanlara karşı bir tepkiymiş gibi görünmesinin, genç Müslümanları kızdırdığına ve terör örgütlerine katılma süreçlerini hızlandırdığına işaret eden Smith, özellikle siyasetçilerin ve medyanın Müslüman grupların kalplerini kazanması gerektiğini vurguladı.
Michael Smith, terör örgütlerine verilen desteğin kesilmesinin, terörle mücadelede işbirliğinde en önemli adım olduğuna işaret etti.
-DR. KIMBERLEY THACHUK-
Teknoloji ve uluslararası güvenlik politikaları uzmanı ve Washington'daki Ulusal Savunma Üniversitesi öğretim görevlisi Amerikalı Dr. Kimberley Thachuk da konuşmasında, terörizmin kaynakları ve bu kaynaklarla mücadele konusuna değindi.
Terör gruplarının özellikle son dönemlerde önemli mali kaynaklara ulaştığına işaret eden Thachuk, bu grupların, yasadışı yayınların satışı, sahtekarlık, şantaj, silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti gibi yollarla büyük gelirler sağlamakta olduğunu kaydetti. Dr. Thachuk, bu alandaki mücadelede uluslararası ortaklarla mücadele, güvenlik birimleriyle işbirliği ve terör faaliyetlerini gerçekleşmeden önce engelleyebilmenin önemini vurguladı.
Terör gruplarının para hareketlerinin de önüne geçilmesi ihtiyacını dile getiren Thachuk, teröristlerin, vatandaşlardan destek bulma yönündeki faaliyetlerine de değindi.
KARZAİ: "TERÖR, İNSANLIK İÇİN EN BÜYÜK TEHDİT"
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olarak nitelediği terörün evrensel olduğunu söyleyerek, terörle mücadele için uluslararası işbirliği gerektiğini kaydetti.
Karzai, Ankara'da düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' konulu uluslararası sempozyumda konuşma yaptı.
Bu sempozyuma davet edilmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Karzai, Türkiye'nin Afganistan'ın eski bir dostu ve ülkesinin yeniden yapılandırılmasında aktif rol alan bir ülke olduğunu belirtti. Karzai, Türkiye'nin Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'ne (ISAF) iki kez komuta ettiğini de hatırlatarak, bundan dolayı teşekkürlerini iletti.
Artık değişen bir dönemde yaşandığını, teknolojinin insanlığın önüne büyük fırsatlar ve büyük bir zenginlik sunduğunu söyleyen Karzai, gelişen teknolojinin bir yandan rahat bir hayat sunarken, diğer yandan da dünyanın genelini çok etkileyemediğini, bu nedenle suçların, hastalıkların ve terörün yayıldığını bildirdi.
''Bugünün dünyasında terör, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit haline gelmiştir'' diyen Karzai, çok büyük olan bu sorunla herkesin topyekün mücadele etmesinin önemine dikkati çekti. Birlikte hareket edilmemesi durumunda bu sorunun çözümünün mümkün olamayacağını söyleyen Karzai, bu sorunun tek bir ülke için geçerli olmayıp bütün dünyanın ortak sorunu olduğunu belirtti.
-AFGANİSTAN ÖRNEĞİ-
Terörün temelinde nefret ve diğerlerine duyulan düşmanlığın bulunduğunu söyleyen Karzai, Afganistan'ın, zamanında özellikle Batı tarafından unutularak, bir kenara bırakıldığını ve bunun ülkesinde terörün gelişmesinde çok büyük etken olduğunu kaydetti.
Karzai, terörün Afgan halkından değil, ülkenin son 30 yılda yaşadıklarından kaynaklandığına işaret ederek, SSCB'nin, Afganistan'ı işgali sırasında İslami inançları güçlü olan Afgan halkı arasında komünizmi yaymaya çalıştığını, bunun da ciddi sorunlar ortaya çıkardığını bildirdi. Bu nedenle SSCB'ye karşı bir özgürlük savaşının başladığını anımsatan Karzai, halkın büyük bir bölümünün ülke dışına göç etmek zorunda kaldığını, kalanların da SSCB'ye karşı direniş başlattığını belirtti.
Bu direnişte Afgan halkına yardım eden ülkelerin komünizme karşı mücadele için köktendinciliği seçtiğini ve desteklediğini söyleyen Karzai, SSCB'nin çekilmesi ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından ise Batı dünyasının Afganistan'ı tamamen unuttuğunu söyledi. Karzai, bunun üzerine çeşitli grupların ülkede egemen olmaya çalıştığını ifade ederek, bu nedenle Afganistan'a aşırı uçların taşındığını bildirdi.
Hamid Karzai, ülkesinin şimdi zayıf bir ülke haline geldiğini, Afgan halkının zor koşullarda yaşadığını hatırlatarak, bir dönem Taliban tarafından yönetilen Afgan halkının hep özgürleşmek istediğini, ama kapasitesi olmadığı için bunu yapamadığını kaydetti. Karzai, ABD'nin operasyonuyla Afgan halkının çok çabuk bir sürede özgürlüğüne kavuşmasının da bunu zaten her zaman istemesine bağlı olduğunu belirtti.
Afganistan'ın operasyonun ardından yeniden imar edildiğini, kurumsal yapılanmanın gerçekleştirildiğini, okulların açıldığını, halkın kendi geleceği için oy kullanabildiğini söyleyen Karzai, bütün bunların uluslararası toplumun desteğiyle olduğunu ifade etti.
-''TERÖR EVRENSELDİR''-
''Terör evrenseldir ve bütün dünyayı etkileyen bir sorundur'' diyen Karzai, buna örnek olarak yine kendi ülkesini göstererek, ABD'den binlerce mil uzakta olan Afganistan'dan kaynaklanan terör nedeniyle, 11 Eylül'de bütün dünyanın etki altında kaldığını kaydetti.
Karzai, İranlı bir şairin, insanların her birinin bir vücudun parçaları olduğu ve bir parçadaki sorunun diğer parçaları da olumsuz etkilediğine ilişkin sözlerine atıfta bulunarak, insanlığın bir bölümünün kenara itilmesinin vahametine işaret etti.
Afganistan'ın uluslararası işbirliğinin de güzel bir örneği olduğunu söyleyen Karzai, terörün dini olmayacağına ilişkin şunları söyledi:
''Terörün dini, geleneği yoktur. Aynı şekilde bir değerler sisteminden de bahsedemeyiz. Günümüzde İslami köktencilikten söz ediliyor. Ben buna kesin karşıyım, çünkü İslam barışın dinidir. İslam'da masum bir kişiyi öldürmek, bütün insanlığın öldürülmesine karşılık gelir.''
Karzai, İslam adını kullanarak terör faaliyetlerinde bulunanların gündem yaratmak için bu ismi kullandığını söyledi.
İslam dünyasını rahatsız eden karikatürler konusuna da değinen Karzai, bu karikatürlere hoşgörü gösterilmemesi gerektiğini, ancak aynı şekilde bunlara şiddet gösterileriyle karşı çıkanların da kınanması gerektiğini bildirdi. Karzai, herkesin birbirinin inancı, dini ve değerlerine saygı göstermesi gerektiğini söyleyerek, Kur'an-ı Kerim'de İsa ve Musa'nın da peygamber olarak gösterilmesinin önemine dikkati çekti.
Karzai, terörle mücadele sırasında nefret dolu mesajlar verilmemesi gerektiğini de belirterek, uluslararası işbirliğinin önemini vurguladı.
Türkiye'nin medeniyetler ittifakındaki rolünün önemine de vurgu yapan Karzai, Türkiye'nin farlı medeniyetler arasında köprü rolü üstlenme kabiliyetini taşıdığını bildirdi.
Konuşmanın ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Karzai'ye sempozyuma katılım belgesi takdim etti.
ÖZKÖK: "TERÖR, YÜZYILIN EN BÜYÜK TOPLUMSAL HASTALIĞI"
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, terörün bu yüzyılın en büyük toplumsal hastalığı ve bu hastalığa bağlı bir çatışma ideolojisi olduğunu belirterek, ''Terörizmin çirkin mesajına tüm ulusların ortak bir cevabı gerekirken, aynı kişinin eyleminden dolayı bir devlette özgürlük savaşçısı, diğer bir devlette ise en affedilmez suçları işleyen bir hain olarak nitelendiriliyor olması sanırım terörizmin ortadan kaldırılmasının önündeki en büyük engeldir'' dedi.
Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (TMMM) tarafından Bilkent Oteli Konferans Salonu'nda düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği'' konulu sempozyum başladı. Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun genel bilgi arzıyla başlayan sempozyumda, TMMM'yi tanıtıcı film gösterildi.
Sempozyuma, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Onur Konuğu Afganistan İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İsveç, Bulgaristan, Gürcistan ve Litvanya Genelkurmay Başkanları, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı, Ankara'daki diğer orgeneraller, bazı eski kuvvet komutanları, Ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, NATO'nun Afganistan Temsilcisi Hikmet Çetin, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile 82 ülkeden üst düzey askeri yetkili katılıyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, sempozyumun ev sahibi olarak yaptığı açış konuşmasında Türkiye'nin kurucusu olduğu Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'nin terörle mücadele konusunda NATO ve diğer bütün ülkelere operatif ve stratejik seviyede eğitim vermeyi hedeflediğini belirtti.
Türkiye tarafından kurulan merkezin İngiltere, Bulgaristan, Romanya, ABD'nin desteği ve katılımıyla faaliyetlerine devam ettiğini kaydeden Orgeneral Özkök, merkezin en kısa zamanda tüm NATO ülkelerinin de katılımını kapsayacak müşterek bir gayret sarf edilmesini ve ülkeler arasında terörle mücadele konusunda ortak bir anlayış ve işbirliği ortamının kurulmasına katkı sağlamasını temenni ettiğini ifade etti.
Orgeneral Özkök, 20. yüzyılın bilim, teknoloji, sanat ve düşünce hayatında ilerlemelerle birlikte insanlığı acılarla dolu iki dünya savaşıyla tanıştırdığını, yüzyılın ikinci yarısında soğuk savaş denilen ve bugün bittiği söylenen eşi görülmemiş bir mücadele biçiminin tarihe damgasını vurduğunu belirtti.
Bloklar arasındaki üstünlük yarışının silahlanma çabası ve ekonomik-sosyal alandaki mücadele ile sürmesine yol açtığını dile getiren Orgeneral Özkök, bunun dünyanın çeşitli yerlerinde etkinlik kurmak amacıyla sınırlı ya da düşük yoğunluklu çatışma alanlarının doğmasına neden olduğunu vurguladı.
-TERÖRİZMİN KALDIRILMASININ ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL-
Uluslararası ilişkilerin bu çerçevesinin 1960'lı yıllardan itibaren terörizmin bir etkinlik kurma aracı olarak çeşitli devlet tarafından desteklenmesine yol açtığını kaydeden Orgeneral Özkök, şöyle devam etti:
''Terörün içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük toplumsal hastalığı ve bu hastalığa bağlı bir çatışma ideolojisi olduğu gerçeğinin altını çizmek istiyorum. Terörizm bugün etnik ve dine dayalı çatışmaları, sağ ve sol ideolojideki ayrılıkları ve ekonomik çöküntüleri kullanmakta ve eylemlerini meşrulaştırma mekanizmasını da bu gerekçelere dayandırmaktadır. Terörizm, hesaplı ve siyasal amaçlı bir şiddet biçimidir. Amacı, eylemlerinden kitlelerin etkilenmesini sağlamaktır. Terörist için cinayet amaç değil, araçtır. Dahası, terörist için eylem, eylemin yapıldığı yerden bölgeye, bölgeden dünyaya yayılan çirkin bir mesajdır. Bize düşen bu çirkin mesajı besleyen nedenleri doğru analiz edip, gerekli cevabı vermek ve verilmek istenen mesajların dağıtımının durdurulmasını sağlamaktır. Bu husus, terörle mücadelede çok önemlidir. Terörizmin çirkin mesajına tüm ulusların ortak bir cevabı gerekirken, aynı kişinin eyleminden dolayı bir devlette özgürlük savaşçısı, diğer bir devlette ise en affedilmez suçları işleyen bir hain olarak nitelendiriliyor olması, sanırım terörizmin ortadan kaldırılmasının önündeki en büyük engeldir.
Bugün terör tehdidinin büyüklüğü konusunda genelde devletler arasında ortak bir anlayış mevcuttur. Ancak asıl anlaşmazlık, hangi şiddet ve tehdit kullanımının terör kapsamında algılanması gerektiği yönündedir. Teröriste bakış açısındaki insanlığı hedef alan cani ve özgürlük savaşçısı ayrımı, terörü besleyen bir anlayıştır. Ortak bir terör anlayışı ortaya konulmadıkça ortak bir çözüm de bulunamaz. Ortak bir çözüm için işbirliği gerekir. İşbirliği yapılamamasının ortaya çıkaracağı belirsizlik, doğal olarak terörizmin gelişip genişlemesi için uygun ortam yaratır.''
-''ORTAK PARAMETRELER BENİMSEMELİYİZ''-
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, terör konusunda yapılan bir araştırmada, sadece 1936-1981 yılları arasında terörizmin 109 ayrı tanımının yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:
''Mademki bugün terörizmi ortak ve tek bir tanım içinde değerlendirme güçlüğü çekiyoruz, öyleyse hep birlikte öncelikle terör ve terörle mücadelede ortak bir anlayışın parametrelerini benimsememiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü ortak parametreler sonuçta bizi ortak bir anlayışa götürecektir. Kanaatimce bu parametrelerden belki de en önemlisi, her devletin bir diğerinin sınır güvenliği ve toprak bütünlüğü başta olmak üzere, politik, ekonomik, kültürel ve dinsel hassasiyetlerine saygı göstermesi ve bu yolla gerçek ve karşılıklı güven temeline dayalı bir işbirliğinin önünün açılmasıdır. Bu sempozyumun da söz konusu parametrelerin belirlenebileceği bir sürece bu bağlamla katkı sağlayacağını ümit ediyorum.
Ulaştırma ve iletişim araçlarındaki yenilikler, patlayıcı madde ve kitle imha silahları teknolojilerindeki gelişmeler bölgesel ya da uluslar arası terörist teknolojilerindeki gelişmeler bölgesel ya da uluslararası terörist grupların imkanlarının çok ötesinde eylemler düzenlenmesini kolaylaştırmıştır.
Terörist grupların teknoloji ve ham maddelere erişimlerinin hiç de zor olmaması, biyolojik ve kimyasal silahlar gibi kitle imha silahlarını temin edebilme ihtimali, korkunç sonuçlara yol açan saldırıların önünü açabilecektir. Aşırı dinci bir örgütün 20 Mart 1995'te Tokyo metro istasyonunu hedef alan sinir gazları kullanması, benzeri eylemlerin daha büyük ölçekte düzenlenmesi ihtimalini akıllarda tutmaktadır.''
-''TERÖRE BİNLERCE ŞEHİT VEREN ÜLKEYİZ''-
Orgeneral Özkök, trajik 11 Eylül saldırılarının terörün uluslar ve sınırlar ötesi özelliğini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. Hiçbir ülkenin terörizmin kendi sınırları ötesinde kalmasını garanti edememekte olduğuna dikkati çeken Orgeneral Özkök, politik sınırları şeffaflaştıran gelişmelerin, dünyanın hiçbir ülkesinin yeryüzünün diğer bölgelerindeki sosyal, ekonomik, politik huzursuzluk ve çalkantılardan bütünüyle bağışık olmasını mümkün kılmadığını vurguladı. Tıpkı çevre sorunları gibi terörizmin de bir ülke ya da bölgeye ait bir sorun olmaktan çıkarak küresel boyut kazandığını belirten Orgeneral Özkök, şunları kaydetti:
''Bu tehdit, bugün New York'tan İstanbul'a, Kahire'den Bali'ye, Londra'dan Moskova'ya kadar her kültürü, medeniyeti, toplumu ve devleti hedef almaktadır. Güvenlik konularının tartışıldığı her ortamda vurguladığımız gibi, Ebedi Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta Barış Dünyada Barış' anlayışından hareketle bugünün küresel koşulları içinde 'barış ve güvenlik ya her yerde ya hiçbir yerdedir' anlayışının uluslar arası ortamda terörle mücadelenin ortak anlama ve kavrama biçimi olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü biz terörden canı yanan, teröre binlerce şehit veren ülkeyiz. Bu hassasiyet bizim terörden canı yanan ülkelerle empati kurmamızı da sağlıyor. Ayrıca bu durumun terörde canının yanmasını istemeyen ülkelere terörden canı yanan ülkelerle empati kurma ve bu empatinin gereklerini yerine getirme sorumluluğu yüklediğini de değerlendiriyorum.''
-KÜRESEL DÜZEYDE EKSİKSİZ İŞBİRLİĞİ-
Orgeneral Özkök, terörle mücadelenin olmazsa olmaz koşulunun küresel düzeyde eksiksiz bir işbirliği mekanizması kurmaktan geçtiğini ifade ederek, bu iş birliğinin temelinin ise her türlü terör örgütünün hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın, ortak hedef olarak değerlendirilmesi ve tanınmasıyla mümkün olduğunu belirtti.
''Senin teröristin-benim teröristim'' yaklaşımları yerine, herkesin, değerlerine, yaşamına ve istikrarına karşı olan tek bir terörist türünün olduğunu kabul etmek zorunda bulunduğunu dile getiren Orgeneral Özkök, şöyle devam etti:
''Artık küresel bir tehdit haline gelmiş, herhangi bir toplumu, kültürü ya da medeniyeti değil, insanlık ve medeniyetin bütününü hedef alan terörizm belasının savuşturulması için, terörü desteklemenin ya da başka ülkelere yönelmiş terörist faaliyetler karşısında sessiz kalmanın ulusal çıkarların bir parçası olmaktan çıkması elzemdir. Yeni iletişim ve bağlantılar ortamında duvarlar o kadar camdandır ki teröristlerle kurulan hiçbir ilişki ve bağlantı sır değildir.
Hiçbir ülke kendi sınırlarının güvenliğine, meşru müdafaa hakkına ya da küresel ekonomideki payına güvenmemelidir. Hiçbir ulus dünyadaki terörizmle savaşı kendi başına kazanabileceğini de düşünmemelidir. Ulusal savunma ve mukabele kabiliyeti terörle mücadele açısından çok önemlidir; ancak sadece bunlar yeterli sayılamaz. Özetle ifade etmek gerekirse diğer ülke ya da kültürlere yönelik tehditleri göz ardı ederek, sadece kendine yönelik terörizmi yenmeye çalışan hiçbir ulus ya da kültürün kesin bir başarısı söz konusu olamaz.''
Orgeneral Özkök, terörle mücadelede yapılacak işbirliği için Birleşmiş Milletler gibi küresel örgütlenmelerin ya da NATO ve AB gibi bölgesel kuruluşların önemli görev ve sorumlulukları olduğuna inandığını vurgulayarak, bu kapsamda uluslararası platformlarda bilgi ve istihbarat paylaşımının sağlanacağı yeni yapılanmaların oluşturulmasının ve bu yapılar arasında yüksek seviyeli bir iletişimin tesisinin vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu kaydetti.
-''TERÖR ADETA BİR İSTİHDAM ALANI''-
Orgeneral Özkök, şöyle konuştu:
''Bugün terör adeta bir istihdam alanı olmuştur. Teröristler ise idealleri yerine maddi koşullarla terör örgütlerine bağlanan, ücretleri ve sosyal hakları terör örgütü tarafından sağlanan işçilere dönüşmüştür. Terörün kurumsallaşmasına giden bu dönüşüm tehlikelidir. Terör örgütleri işsizlik oranının yüksek olduğu, derin iktisadi sorunların yaşandığı bölgelerde kendilerine eleman bulma sıkıntısı çekmezler. Teröristin bu sayede bir kimliğe kavuştuğunu algılaması ise onu motive edici bir olgudur.
Yoksulluk, ümitsizlik ve çaresizlik içinde kıvranan ve içinde bulunduğu trajediden müreffeh toplumları sorumlu tutan geniş kitlelerin ıstırabı devam ettiği müddetçe terörizmin kaynaklarının bütünüyle kurutulması zordur. Keza, terörizmin kaynağının kültür mü, inanç mı, yoksa geçmişte yaşananların acısını çeken insanların yaşadığı coğrafya mı olduğu doğru tespit edilmedikçe terörist eylemlerin daha da hız kazanması önlenemez. Bu bağlamda zengin bölgelerle fakir bölgeler arasında giderek derinleşmekte olan yapısal sorunlara daha somut çözümler getirilmesi gerekmektedir.''
Orgeneral Özkök, terörist grupların mali kaynaklarının kurutulmasına yönelik ortak projeler geliştirilmesinin de önemine işaret ederek, şunları söyledi:
''Terör örgütleri, PKK/KONGRA-GEL örneğinde olduğu gibi uyuşturucu, insan kaçakçılığı, gasp, dolandırıcılık, haraç gibi yasa dışı yollarla olduğu gibi paravan şirket, dernek ve vakıflar aracılığıyla yasal kılıflar altında ticaret ve bağış gibi yollarla kaynak temin edebilmektedir. Bu faaliyetlerin, güvenliğin yetersiz olduğu ülkelerden çok, denetimin güçlü olduğu gelişmiş ülkelerde gerçekleşiyor olması, terörle mücadele yolunda ortak tavır ve iradenin henüz gelişmemiş olmasına örnek teşkil etmektedir.''
-''MEDYAYA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞMEKTEDİR''-
Orgeneral Özkök, terörle mücadelenin sadece devlet organlarıyla yürütülecek bir çalışma olmadığını belirterek, medya ve toplumun geniş katmanlarının yürütülen faaliyetlere kazandırılması ve aydınlatılması gerektiğini kaydetti.
Teröristlerin propaganda için hedef seçtiği kitlenin radikalleşmesinin önlenmesinin, masumların zarar görmesinin önüne geçilmesinin ve hepsinden önemlisi devletin gücü ve iyi niyeti konusunda toplumun ikna edilmesinin, başarıya ulaşmak için kaçınılmaz olduğunu ifade eden Orgeneral Özkök, ''İstihbari verilerin zamanından önce kamuoyuna duyurulmaması için medyaya önemli görevler düşmektedir'' diye konuştu.
Bütün bu faaliyetlerin geliştirilmesinin ve etkinlikle uygulanmasının uluslararası düzeyde iyi niyet ve iş birliğine bağlı olduğuna dikkati çeken Orgeneral Özkök, terörizmle mücadelenin dünyanın çeşitli bölgelerinde etkinlik kurmanın yeni bir metodu haline getirilmemesinin ve terörü desteklemek gibi terörizmle mücadelenin de egoist bir dış politika aracı olarak kullanılmasının önlenmesinin, başarının olmazsa olmaz koşulu olduğunu vurguladı.
-''BUMERANG ETKİSİ''-
Terörün bir dış politika aracı olarak kullanılması halinde, bunun bumerang etkisini de hatırlamak gerektiğini belirten Orgeneral Özkök, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yeryüzünde belli kültür kodlarının terörizme daha elverişli olduğunu düşünmek ve yanlış teşhisler koymak terörün gerçek nedenlerini anlamayı zorlaştıracağı gibi terörle ilgisi olmayan kesimlerin radikalleşmesine de hizmet edebilecektir. Tekrar ediyorum, terörizm evrensel bir tehlikedir ve günümüzde şu ya da bu coğrafyada yaygınlık kazanmasının altındaki siyasi ve sosyoekonomik nedenler üzerinde samimi analizler yapmak gerekmektedir.
Bugün gelinen noktada en fazla korkulması gereken gelişme bir medeniyetler çatışmasının çıkmasıdır. Böyle bir tehlike ihtimalini zayıf görmekle birlikte, medeniyetler arası uyumu zedeleme potansiyeli gösteren tahrik ve suçlamalardan sakınılması gerekmektedir. Atomu parçalamayı başaran insanlığın birbirlerine karşı ön yargıyı da parçalaması gerekmez mi? Türkiye'nin de komşusu olduğu Orta Doğu, geçtiğimiz yüzyılın mirası olan çeşitli sorunların altında bunalımlı dönemler geçirmektedir. Geçmişte parlak medeniyetler kurulmuş olan bu bölgede süregelen politik, ekonomik ve sosyal sorunlar, kitlelerin radikalleşmesine zemin hazırlayabilmektedir. Bu vasattan yararlanmak isteyen terörizmin engellenmesinin yolu, yaşanan bunalımların doğru teşhis edilmesi ve bunlara doğru cevaplar üretilmesinden geçmektedir.''
-''NANKÖR EVLAT''-
Orgeneral Özkök, Türkiye'nin geçen 35 yıl boyunca, ideolojik, etnik ve dini nefretten beslenen terörizmin hedefi olduğunu, ASALA terörizmine onlarca diplomatını, kanlı PKK/KONGRA-GEL örgütüne de otuz binden fazla vatandaşını kurban verdiğini kaydederek, şöyle devam etti:
''Türkiye, terörden en çok zarar gören ülkelerden biri olması nedeniyle, terörün hedefi olmuş toplumların acılarını gayet iyi anlayabilmekte ve terörle mücadele yolunda verilen tüm çabaları geçmişte olduğu gibi bugün de tüm gücüyle desteklemektedir.
Yaşamak zorunda kaldığımız bu terör bize, dünyanın herhangi bir yerinde terörden zarar görenlerin acı ve üzüntüsünü, onlar kadar ve onlar gibi hissetme duygusu vermektedir. Dünya kamuoyu adına duyduğumuz bu his bize, her ülkeden daha çok ve daha duyarlı bir şekilde terörü değerlendirme sorumluluğu veriyor. İnsanlığın ve uygarlığın geleceği için, dünya üzerindeki her birey ve devlet adamı da terörizme aynı sorumlulukla yaklaşmalıdır. Dünya üzerindeki her birey ve her devlet adamı terör eylemlerine maruz kalma, terör kurbanı olma konusunda eşit mesafededir. Bizleri, yani dünya ülkelerini terör karşısında ortak anlayış ve iş birliğine aciliyetle zorunlu kılan, terörist eylemlerin nerede, ne zaman olacağını bilmediğimiz bu eşit mesafedir. Salgın gibi yayılan güvensizlik hissinin temel gerekçelerinden biri de bu terörist eylemlerin bilinemezliğine mesafemizin eşitliğidir.
Bu nedenle hatırlatmak isterim ki teröre hizmet eden her ulus ve her birey başka ulus ve bireylere zarar verebilir ve bundan güçlendiğini düşünebilir. Ama tarih, terörün beslenebilecek en nankör evlat olduğunun örnekleriyle doludur. Nankörlüğü eninde sonunda kendisini besleyeni vurup yok etmesinden gelir. Bu hep böyle olmuştur, başka türlü olmasını bekleyenler hayati bir yanılgı içindedir.''
-TERÖRLE MÜCADELEDE ORTAK RİTM-
''Her kanlı terör eyleminden sonra kurbanlarının kanını kendi bedenimizden akıyor gibi hissetmiyorsak, başkaları ölüyor, başkaları kanıyor gibi bakıyorsak terör zaferini ilan ediyor demektir'' diye konuşan Orgeneral Özkök, şunları kaydetti:
''Oysa terör kurbanlarının kanı önce terörü besleyenleri, sonra bu konuda hiçbir şey yapmayanları boğacak kadar çok akar. Açıktır, ülkenin ya da dünyanın herhangi bir yerinde patlayan bir terör bombasının parçaları kucağımıza, ocağımıza düşmüşçesine terör ve terörist ayrımı yapmaksızın ortak bir karşı duruş, güçlü bir iş birliği, tek çözümdür.
Bu bağlamda, bu sempozyumun uluslararası terörizm ile mücadelede karşılıklı iş birliğinin geliştirilmesine imkan sağlamasını ve müştereklik kültürünün ortaya konulabilmesi için ortak bir milat oluşturmasını diliyorum. Belki böylece Albert Einstein'ın da sorgulamış olduğu ''insanoğlunu savaş alın yazısından kurtarmanın bir yolu var mı'' sorusuna verilecek cevabın; ittifaklar, ülkeler arası samimi iş birliği, müştereklik kültürü ve anlayışından geçtiğini ortaya koyabiliriz.''
Uluslararası terörle mücadele kapsamında ortak bir ritm belirlemek ve buna uygun müşterek mücadele yöntemlerini ortaya koymak ve bir mücadele platformu oluşturmak maksadıyla sempozyuma katılanlara, bildiri sunacak olan akademisyen, bilim adamları, uzmanlar, katılımcılar ve konuklara şükranlarını sunan Orgeneral Özkök, ''Sözlerimi modern Türkiye'nin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün uluslararası iş birliğinin önemini vurgulayan bir sözü ile noktalamak istiyorum: 'İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.' Bu sebeple bütün insanlığı tek bir vücudun parçaları olarak kabul etmemiz ve ona göre gereken tedbirleri iş birliği içinde almamız gerekmektedir'' diye konuştu.
-ORGENERAL BÜYÜKANIT'IN GAZETECİLERLE SOHBETİ-
Bu arada, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, sempozyumda verilen ara sırasında gazetecilerle sohbet etti.
Gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtlamaktan kaçınan Orgeneral Büyükanıt, Şemdinli iddianamesi kapsamında Van Cumhuriyet Savcılığının kendisinin ''tanık'' olarak ifadesine başvuracağının belirtilmesi üzerine, (gülerek), ''Bilmiyorum. Her şey olabilir. Neler olmuyor ki. Sanıklıktan iyidir'' dedi.
Orgeneral Büyükanıt, bazı haberlerde, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un görevden alınmasının kendisinin durumuyla ilişkilendirildiğinin belirtilerek, düşüncesinin sorulması üzerine, ''Hiçbir şey söylemiyorum'' diye konuştu.
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Türk askerinin Afganistan'daki faaliyetleri ile ilgili soru üzerine de Türkiye'nin ve Atatürk'ün Afganistan'da çok iyi tanındığını belirterek, ''Afganistan'da olmamız gerekir'' dedi.
"KÜRESEL TERÖRİZM VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ" SEMPOZYUMU BAŞLADI
ANKARA (A.A) - 23.03.2006 - Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (TMMM) tarafından düzenlenen ''Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu'' başladı.
Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun genel bilgi arzıyla başlayan sempozyumda, TMMM'yi tanıtıcı film gösterildi.
Sempozyuma, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Onur Konuğu Afganistan İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İsveç, Bulgaristan, Gürcistan ve Litvanya Genelkurmay Başkanları, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı, Ankara'daki diğer orgeneraller, bazı eski kuvvet komutanları, anamuhalefet partisi CHP'nin genel başkanı Deniz Baykal, NATO'nun Afganistan Temsilcisi Hikmet Çetin, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile 82 ülkeden üst düzey askeri yetkili katılıyor.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
