Dolar
43.54
Euro
51.43
Altın
4,876.47
ETH/USDT
2,091.80
BTC/USDT
70,875.00
BIST 100
13,800.52
Analiz

Türkiye'nin Ege'de NAVTEX hamlesi ne anlama geliyor?

NAVTEX'ler, Türkiye'nin Ege'de adaletsiz ve hakkaniyetsiz gördüğü statükoyu değiştirmeye yönelik uzun vadeli stratejisinin bir parçasıdır. Süresiz olmaları, geleneksel uygulamanın dışına çıkıldığını ve iddianın kalıcılığını vurgulamaktadır.

Doç. Dr. Altuğ Günal  | 05.02.2026 - Güncelleme : 05.02.2026
Türkiye'nin Ege'de NAVTEX hamlesi ne anlama geliyor?

İstanbul

Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Altuğ Günal, Türkiye'nin Ege Denizi'nde ilan ettiği NAVTEX'lerin ne anlama geldiğini ve olası yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türkiye’nin 2025 Eylül ile 2026 Ocak ayında yayımladığı ve Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından “süresiz” [1] olduğu teyit edilen NAVTEX duyuruları, Ege Denizi’ndeki statüko ve deniz yetki alanları tartışmalarında teknik bir ilan olmanın ötesine geçen, stratejik bir hamle olarak okunmaktadır. İlk bakışta “denizcilik emniyeti” kapsamında rutin bir duyuru gibi görünen NAVTEX'ler, Türkiye-Yunanistan arasındaki ihtilaflı deniz alanlarında fiilen bir “itiraz kaydı, alan yönetimi iddiası ve uluslararası kamuoyuna pozisyon anlatma aracı” işlevi taşır hale gelebilmektedir.

NAVTEX’in teknik doğası ve dönüşümü

NAVTEX, [2] Küresel Deniz Tehlike ve Güvenlik Sistemi (GMDSS) içinde gemilere seyir emniyeti amacıyla yapılan bir kıyısal uyarı yayınıdır. Normal koşullarda belirli bir bölgede, belirli bir tarihte yapılacak faaliyetler nedeniyle denizcileri bilgilendirir. Bu nedenle aslında tek başına kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge veya egemenlik sınırı yaratmaz; uluslararası hukuk bakımından bir “sınırlandırma” anlaşması ya da işlemi de değildir.

Bununla birlikte, Ege Denizi gibi ihtilaflı ve her adımın itiraz/karşı itiraz döngüsüne girdiği coğrafyalarda NAVTEX, fiiliyatta ikinci bir katman üretebilmektedir. Bu tür ilanlar, yayımlayan devletin alan yönetimi iddiasını uluslararası anlamda görünür kılar ve ihtilaflı devlet(ler)e mesaj içerebilir. Dolayısıyla hangi alan için, ne kadar süreyle ve hangi siyasi bağlamda yayımlandığına bağlı olarak NAVTEX, teknik amacının çok ötesine geçerek, siyasi bir enstrümana da dönüşebilmektedir.

Öte yandan NAVTEX’in aslında pratik düzeyde bir çatışmasızlık (deconfliction) işlevi de vardır. İlan edilen faaliyet alanı ve zaman, sivil gemilerle askeri unsurların karşılaşma riskini azaltabilir. Ancak koordinasyon dili, taraflarca yetki iddiası şeklinde okunduğu ölçüde, risk azaltma aracı olmaktan çıkıp ihtilafın yeni bir cephesine dönüşme potansiyeli de taşıyabilir.

Tartışmaya neden olan NAVTEX'lerin anlamı

Türkiye, 16 Ocak 2026 tarihli NAVTEX (060/26) ile, sınırları henüz kıyıdaşlar arasında sınırlandırılmamış Ege Denizi’ndeki kıta sahanlığına ilişkin olarak bazı istasyonlarca yapılan duyurulara itiraz etmiş; Türkiye’nin deniz yetki alanları içerisinde kaldığını ileri sürdüğü sahalarda yürütülecek her türlü araştırma faaliyetinin Türk makamlarıyla koordine edilmesi gerektiğini ilan etmiştir. 17 Eylül 2025 tarihli NAVTEX 0880/25‘te [3] ise 23 Yunan adası ismen zikredilerek, bu adalar bakımından antlaşmalardan kaynaklanan gayri askeri statü ve askeri kısıtlama rejimleri hatırlatılmıştır. Bu vurgu, Türkiye’nin 2021’den beri Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürüttüğü "mektuplar diplomasisi" ile uyumlu şekilde, Lozan ve Paris düzenlemelerine dayanarak adaların statü yükümlülükleriyle Yunanistan’ın egemenlik yetkisinin kullanımı arasında bir bağ (linkage) bulunduğu tezini görünür kılmaya yöneliktir. Türkiye’nin iddiasına göre, Yunanistan ancak söz konusu yükümlülüklere (esasen gayri askeri statüye) riayet ettiği ölçüde egemenlik yetkilerini meşru biçimde kullanabilir; NAVTEX’ler de bu hukuki itirazı süreklileştiren bir "pozisyon kaydı" işlevi görmektedir.

Söz konusu NAVTEXler diğer yandan, Türkiye'nin Ege'de adaletsiz ve hakkaniyetsiz gördüğü statükoyu değiştirmeye yönelik uzun vadeli stratejisinin bir parçasını oluşturmaktadır. Süresiz olarak ilan edilmeleri, geleneksel uygulamanın (teamül) dışına çıkıldığını ve iddianın kalıcılığını vurgulamaktadır. Ayrıca Türkiye, Yunan NAVTEX'lerine karşı ardı ardına geçici “anti/karşı-NAVTEX” yayınlamak yerine, proaktif hareket ederek sürekli bir fiili durum ve diplomatik baskı oluşturmayı hedeflemiş olabilir. Bu strateji ayrıca, karşı tarafı sürekli itiraz etmek veya sessiz kalmanın maliyetine katlanmak arasında bir ikileme sokmaktadır.

Yunanistan ise NAVTEXlerin siyasi iddia aracı olarak kullanılamayacağını, Türkiye’nin yaptığının kötüye kullanım olduğunu (abuse), ayrıca uluslararası hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu savunmaktadır. Yunan basınında bu adım, bir "oldubitti yaratma" çabası ve diyalog sürecini baltalama girişimi olarak da yorumlanmaktadır. Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias da bu adımı “çizgi dışı” bulduklarını ve ciddiye almadıklarını ifade etmiştir.

Mavi Vatan doktrini bağlamında Doğu Akdeniz'den Ege'ye

Türkiye’nin deniz yetki alanları konusundaki kararlılığı, çok cepheli bir deniz mücadelesinin parçasıdır. Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail, Mısır ve Lübnan ile sürdürülen mücadele, diplomasi ve saha faaliyetleri (Türkiye-Libya deniz yetki anlaşması gibi), şimdi benzer bir stratejiyle Ege’ye taşınmaktadır. Bu NAVTEX'ler, Yunan adalarının tam kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) hakkı olamayacağı yönündeki Türk tezini yinelemekte ve araştırma izinlerine vurgu yaparak enerji meselesini canlı tutmaktadır.

Böylece, Doğu Akdeniz’deki "sahada ve haritada görünürlük" yöntemi Ege'de de uygulanmaktadır. Bununla birlikte, Doğu Akdeniz’de esasen enerji konusu baskınken, Ege’de sorunlar çok daha karmaşıktır. Ancak enerji çerçevesinde bakılırsa Ege Denizi'nde hidrokarbondan ziyade deniz altı kablolar, deniz üstü rüzgar enerjisi, kritik alt yapı güvenliği gibi konular yakın gelecekte daha öne çıkacaktır.

Miçotakis ziyaretine olası yansımalar

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Türkiye ziyareti muhtemelen şubat ayının ikinci haftasında, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kapsamında Ankara’da gerçekleşecek. Bu toplantıda zaten daha düşük profilli ya da ikincil konulara değinilmesi bekleniyordu. Burada görüşmeler daha çok pozitif gündem ve diyalog kanallarını açık tutma çerçevesinde şekilleneceğinden, NAVTEX'lerin önemli bir etki yaratması ya da görüşmelerin iptaline sebep olması beklenmemelidir. Nihayetinde bu NAVTEX'ler ilk kez ilan edilmiş, şok yaratan içeriklere de sahip değiller.

Ancak Yunan medyasında (ayrıca sosyal medyasında) Türkiye’nin son NAVTEX'lerinin önemli yer tutması ve muhalefetin hükümeti sessiz ve etkisiz kalmakla suçlaması nedeniyle Miçotakis, baskıları hafifletebilmek adına, Ankara’da konuyu gündeme getirip bir tepki göstermek zorunda kalabilir. Nitekim Miçotakis eleştiriler üzerine, "Yunanistan onlarca yıldır yapılamayanları yaptı, İyonya denizinde karasularını 12 mile [4] çıkardı ve koşulların uygun olduğunu değerlendirdiğimizde Ege’de de aynısını yapacağız" demek durumunda kalmıştır. Bu toplantıda, Türk hükümet yetkililerinin karşı cevabıyla yeni bir gerginliğin çıkması da olasılıksız değildir.

Yunanistan’ın bu süreçte, NAVTEX'lerin "yetkisiz bir istasyon" (İzmir) tarafından yayınlandığını ve geçersiz olduğunu ilan ederek konuyu Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), Avrupa Birliği (AB) ve BM’ye taşıyacağı öngörülebilir. En riskli senaryo ise Yunanistan’ın 25. meridyenin doğusunda bir araştırma faaliyeti planlaması ve Türk savaş gemileriyle karşı karşıya gelerek Kardak benzeri bir krizi tetiklemesidir.

Türkiye, Ege’deki pozisyonunu stratejik biçimde görünür kılıyor

Sonuç olarak NAVTEX'ler, iki tarafın aynı teknik aracı birbirine zıt anlamlandırdığı bir algı ve hukuk mücadelesi yaratmaya devam etmektedir. Ancak esas mesele, NAVTEX’in bağlayıcı hukuk yaratıp yaratmadığından ziyade, hangi tarafın “yetkili koordinasyon” ve “meşru alan yönetimi” iddiasını uluslararası kamuoyu nezdinde daha görünür ve sürdürülebilir kılabildiğidir. Bahsi geçen süresiz NAVTEX'ler, Türkiye’nin pozisyonunu görünür kılma araçlarını, akıllıca bir çeşitlendirme girişimi olarak değerlendirilebilir.

Yunanistan’da bahsi geçen iki NAVTEX’in zamanlamasının tesadüf olmadığı görüşü ağır basmaktadır. Evet, Miçotakis’in önümüzdeki hafta gerçekleşmesi beklenen Ankara ziyareti öncesinde Türkiye, kırmızı çizgilerini netleştirerek pozisyonunu tahkim etmeyi (anchoring) amaçlamış olabilir. Bunun aynı zamanda, Yunanistan’ın yakın zamanda yeniden gündeme getirdiği karasularını 12 mile çıkarma eğilimine karşı ön alıcı bir hamle olarak da planlanmış olması mümkündür.

Ancak diğer yandan bu NAVTEX'ler Türkiye’nin diğer NAVTEX'lerinden içerik olarak önemli bir fark taşımamaktadır. Üstelik Yunanistan medyasında savunulanın aksine Miçotakis’in ziyareti Türkiye’nin dış politika gündeminde önemli bir yer tutmamaktadır. Mevcut konjonktürde Türkiye’nin öncelikleri ve odaklandığı konular çok farklıdır. Dolayısıyla, anılan NAVTEX'lerin önemi şüphesiz olsa da ilanın zamanlaması ile yaklaşan Miçotakis ziyareti arasında, yukarıda anılan diplomatik saiklerin ötesinde örtülü bir gündem veya sıra dışı bir stratejik kurgu aramak, mevcut veriler ışığında spekülatif bir yaklaşım olacaktır.

[1] https://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-turkiyeden-yunanistana-yanit-navtex-ilani-2-yillik-degil-suresiz-7529166

[2]https://wwwcdn.imo.org/localresources/en/OurWork/Safety/Documents/Documents%20relevant%20to%20GMDSS/MSC.1-Circ.1403-Rev.2.pdf?utm

[3] https://www.shodb.gov.tr/Anasayfa/Basin?url=seyhidda-denizcilere-bildiri-numarasi-0060-26-16012026-220228

[4] https://en.politis.com.cy/globe/globe-our-neighbourhood/984198/mitsotakis-erdogan-next-week-in-ankara-eez-core-dispute-dialogue-to-continue

[Doç. Dr. Altuğ Günal, Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
bannerpartial1
bannerpartial2