Euro
6.43
Dolar
5.71
BIST 100
97,098.34
Altın
1,414.44
Analiz

Netanyahu diaspora desteğini kaybediyor

Başta AIPAC olmak üzere ADL, AJC ve birçok diaspora kuruluşu, siyasi ikbali uğruna ahlaki değerleri ayakları altına alan Netanyahu'nun sırtlarında bir yük haline geldiğini düşünürken, İsrail siyasetiyle diaspora arasındaki çatlak da giderek büyüyor.

Haydar Oruç   | 14.03.2019
Netanyahu diaspora desteğini kaybediyor

İstanbul

9 Nisan’da yapılacak erken genel seçimler nedeniyle İsrail’de hareketli günler yaşanıyor. Seçim tarihi yaklaştıkça ortaya çıkan yeni ittifaklar ve Başbakan Binyamin Netanyahu aleyhindeki yolsuzluk suçlamalarına yönelik tartışmalar gündemin en üst sıralarına yerleşti. Konunun asıl ilginç yanı ise mevzubahis olayların İsrail’de tartışıldığı kadar Amerika’da da yoğun bir şekilde ele alınıyor olması. Önceki seçimlerde de benzer durumlara şahit olunsa da, bu seferki gelişmeler öncekilerden bazı farklılıklar arz ediyor. Zira daha önceki seçimlerde ABD’deki Yahudi diasporasının etkili lobi kuruluşlarından Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) başını çektiği, İftira ve İnkarla Mücadele Birliği (ADL) ve Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) gibi örgütlerin, siyasi farklılıklarını bir kenara bırakarak, “İsrail’in güvenliği ve demokrasisi” için partiler üstü bir siyaset izledikleri biliniyor.

Ancak gelinen noktada, 10 yıl sonra, Netanyahu ve partisi Likud’a alternatif oluşturabilecek yeni bir hareketin ortaya çıkması, İsrail’dekiler kadar Amerika’daki Yahudi diasporasını da heyecanlandırmış görünüyor. Özellikle İsrail’in kurucu partisi olan İşçi Partisi’nin sol ve görece liberal ideolojisine yakınlığıyla bilinen ve ABD kongresinde ve senatosunda çok etkili olduğu herkes tarafından kabul edilen AIPAC’in bu süreçte daha keskin bir tutum sergilediğini söylemek mümkün. Haddizatında, İsrail-Filistin barışı konusunda iki devletli çözüme destek vermeleri hasebiyle Netanyahu ile ters düşen AIPAC’in, Netanyahu’nun ısrarla sürdürdüğü çözümsüzlük politikaları nedeniyle diaspora ile İsrail’in arasının daha fazla açılmaması için, yeni oluşumu desteklediğine yönelik emareler söz konusu.

AIPAC’in 24-26 Mart tarihleri arasında Washington’da yapılacak 2019 yılı konferansının onur konuğu halen Netanyahu gözüküyor olsa da, ABD basınında son zamanlarda çıkan ve özellikle Netanyahu’yu eleştiren yazılar ve ABD kamuoyunda İsrail’e yönelik desteğin dramatik şekilde azaldığını gösteren bazı araştırma ve anketler, Netanyahu’nun AIPAC 2019 konferansındaki konuşmasının sadece şekilden ibaret olacağını işaret ediyor. Kaldı ki konferansın tam da seçim öncesine denk gelecek olmasına bakılacak olursa ve buradan yapılacak konuşmaların diaspora üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde, AIPAC yönetiminin, bir fırsat eşitliği olması için yeni oluşumun liderleri Benny Gantz veya Yair Lapid’i de davet ederek durumu dengelemeyi planladıkları ifade ediliyor.

Diaspora ile İsrail yönetimi arasındaki anlaşmazlık konuları

Aslında AIPAC ve ADL’nin, Netanyahu’nun -Kulanu partisi hariç- hepsi muhafazakâr ya da daha muhafazakâr partilerden müteşekkil koalisyon hükümetinin, özellikle seküler alanı daraltan ve dini konularda geleneksel tutumu benimseyerek farklılıkları dışlayan politikalarından rahatsız olduğu biliniyordu. Özellikle 2015 seçimlerinde seçim vaadi olarak sunulmasına rağmen, Ağlama Duvarı’ndaki (Kotel) ibadet kısıtlamasının kaldırılmasının (muhafazakâr Shas ve UTC partilerinin itirazları nedeniyle) hayata geçirilememesi başlı başına sorun teşkil etmekteydi.

Ayrıca, sözde şeffaflık yasasıyla özellikle sol görüşlü ve hak temelli sivil toplum kuruluşlarının denetim altına alınmaya çalışılması, “Boycott Divestment and Sanctions” (BDS) hareketinin faaliyetlerinin engellenmesi maksadıyla çıkarılan kanun bahanesiyle pek çok Amerikan Yahudisi aktivistin İsrail’e girişinin engellenmesi, Birleşmiş Milletler’in aksi kararlarına rağmen işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerin hukuk dışı olarak sürdürülmesi de İsrail ile diasporanın arasını açan gelişmeler olarak sayılabilir. Fakat ülke seçim sürecine girmişken yaşanan son iki gelişme, taraflar arasındaki ayrışmayı keskinleştirmiş ve (seçimi kazansa bile) Netanyahu’yu seçim sonrasında ABD’deki lobi desteğinden mahrum kalma durumuna getirmiş bulunuyor.

Kahanist Otzma Yehudit partisini meşrulaştırma çabaları

Bu gelişmelerden ilki, siyasi partilerin seçim sürecini yöneten merkezî seçim kuruluna son başvuru tarihi olan 21 Şubat’ta yaşanan olaydır. Zira tek başlarına mevcut seçim barajı olan yüzde 3,25’i geçmesi pek mümkün görülmeyen Yahudi Evi (HaBayit HaYehudi) ve Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) partilerinin seçime birleşerek girecekleri açıklandı. Yahudi Gücü Partisi’nin seçimlere girecek olması dahi müstakilen yeterince sorunlu bir konuyken, bir de bu birleşmenin arkasında Netanyahu’nun telkinin ve kurulacak muhtemel koalisyonda iki bakanlık vaadinin olduğunun ortaya çıkması, gündemde tam bir bomba etkisi oluşturdu. Çünkü 1994’te El Halil Camii katliamında 29 Filistinli, Meir Kahane’nin partisi Kach’ın fanatik taraftarı bir İsrailli tarafından öldürülmüş ve bunun üzerine azmettirici oldukları gerekçesiyle bazı parti yöneticileri yargılanarak hüküm giymiş ve parti teröre destek verdiği gerekçesiyle kapatılmıştı. ABD ve pek çok Batılı ülkede de yasaklanan ve bu sebeple şimdiye kadar etkisiz kalmış Kahane'nin partisinin devamı niteliğindeki Yahudi Gücü Partisi’nin, sırf biraz daha fazla oy alabilmek için (hem de bir başbakan tarafından) tekrar siyaset sahnesine sokulmasının bazı sonuçlarının olması da kaçınılmazdı.

İsrail toplumunun Netanyahu’nun kotardığı bu birleşmeye nasıl tepki vereceği, 9 Nisan’da sandıktan çıkan oylarla belli olacak. Ama Yahudi diasporasının ve ABD’deki lobi kuruluşlarının tepkisini göstermek için seçimi beklemesine bile gerek kalmadı. Zira haberin duyulmasının ardından AJC yazılı bir bildiri yayınlayarak, hangi partinin veya adayın seçime girip giremeyeceğini belirleyen otorite olan merkezi seçim kuruluna bir çağrıda bulundu. Bu çağrıda, aşırı muhafazakâr Yahudi Gücü Partisi’nin İsrail’in demokratik ve çoğulcu değerlerini temsil etmediğini ve bu nedenle de seçimlere girmesinin engellenmesi gerektiği dile getirildi. Hemen ertesi gün AIPAC tarafından yapılan açıklamada ise AJC’nin bildirisine aynen katıldıkları ve söz konusu ırkçı ve kınanması gereken partiyle uzun süreden beri görüşmemek gibi politikalarının olduğu ifade edilmişti. Kendisi de bir muhafazakâr olarak bilinen AIPAC yöneticisi Howard Kohr’un böyle bir bildiriye izin vermesinin bile çok önemli bir politika değişikliği olduğunu söyleyen analistler, bunun ancak Kohr’a tabandan gelen baskılarla mümkün olabileceğini ifade ediyorlar. Zira şimdiye kadar AIPAC, İsrail’i yönetenlerle anlaşamasa bile, son tahlilde İsrail’in çıkarlarını öncelediği için, aleni olarak İsrail siyasetine müdahale etmekten kaçınmıştı. Ama karanlık geçmişiyle ve halihazırdaki ırkçı söylemleriyle Yahudi Gücü’nün meşrulaştırılması ve hatta seçimlere girmesinin önü açılarak hükümete sokulmaya çalışılması, lobilerin “kırmızı çizgisi” olmuştu.

Benzer bir tepki de ADL’nin eski yöneticisi Abraham H. Foxman’dan geldi. Aslında Netanyahu’nun güvenlikleştirme politikalarından memnun olan pek çok Amerikan Yahudisinden biri olan Foxman bile, son zamanlarda dini çoğulculuğa saygı duyulmadığı gerekçesiyle, artık İsrail yönetiminde değişiklik olmasının yararlı olabileceğini dile getirdi. ABD’deki bir başka önemli Yahudi kuruluşu olan Yahudi Federasyonları’nın başındaki isim Paul Charney ise yaptığı açıklamada Netanyahu’yu uyararak, yanlış insanlarla işbirliği yapmasının kendi sonunu getirebileceğini söyledi. Dünya Siyonist Birliği’nin de İsrail halkının en doğru kararı vereceğine inandığını ifade eden Charney, aksi takdirde yeni bir seçimin kaçınılmaz olacağını da belirtti.

Netanyahu’nun yargılanması

İkinci gelişme ise 28 Şubat akşamı İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit’in yaklaşık üç yıldır sürdürülen yolsuzluk soruşturmaları kapsamında, mevcut dört soruşturma dosyasından üçü için başbakana yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve rüşvet suçlamaları nedeniyle dava açılacağını açıklamış olması. Hatırlanacağı gibi, 2018 başında İsrail polisi tarafından yapılan açıklamada, Netanyahu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında somut delillere ulaşıldığı ve dosyanın gereği için başsavcılığa gönderildiği bildirildiği için, savcılığın bu açıklaması sürpriz olmadı. Fakat özellikle erken seçim kararı alındıktan sonra, Netanyahu’nun ve diğer koalisyon ortaklarının, davanın açılmasına yönelik kararın seçim sonrasına bırakılması yönündeki baskıları nedeniyle, zamanlamaya yönelik bir belirsizlik söz konusuydu.

Seçim sonuçlarını doğrudan etkilemeye matuf bu kararın, İsrail’de olduğu kadar, en büyük Yahudi diasporasının bulunduğu ABD’de tartışılmaması mümkün değildi. Doğal olarak, kararla birlikte, ABD medyasının etkili aktörleri olan Washington Post’ta, New York Times’ta ve pek çok tabloid gazetede konuyla ilgili haberler yapıldı. Eski başbakanlar İzak Rabin ve Ehud Olmert’in yargılanmalarına atıf yapılan haberlerde, Netanyahu’nun da selefleri gibi onurlu davranarak bir an önce istifa etmesi ve yargının görevini yapmasına izin vermesi talep edildi. Başlangıçta bu konunun İsrail’in iç meselesi olduğunu ve bu nedenle yorum yapmayacaklarını belirten lobi gruplarının da, tabanlarından gelen baskılardan sonra tutum değişikliğine gittikleri görülüyor.

Netanyahu’nun algı operasyonları

Gallup tarafından belirli aralıklarla yapılan ve Amerikalıların İsrail’e verdiği desteği ölçen anketin Şubat 2019 dönemini kapsayan son sonuçlarına göre, destek oranı 2018’e göre 6 puan düşerek yüzde 59 olmuş ve son 10 yılın en düşük seviyesine inmiş. Buna mukabil, Filistin’e verilen destek ise yüzde 21 ile şimdiye kadar ki en yüksek seviyesine ulaşmış. Anket sonuçlarına göre, desteğin azalmasında (tahmin edilenin aksine) kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlayanların desteğindeki yüzde 12’lik büyük düşüş etkili olmuş. Demokratların desteğindeki düşüş ise yüzde 6 civarında gerçekleşmiş. Gallup’un yorumuna göre bu düşüşe, (Kenya asıllı ABD Kongresi üyesi) Ilhan Omar’ın AIPAC’e yönelik eleştirilerinden sonra hem İsrail hem de ABD’deki lobiler tarafından insafsızca eleştirilmesi ve antisemitik olmakla suçlanması üzerine başlayan tartışmaların sebep olduğu tahmin ediliyor. Ancak İsrail siyasetini çok yakından takip eden ABD medyasında sıklıkla yer bulan (yukarıda bahsedilen) olayların da bu düşüşte önemli bir etkisi olduğu muhakkak. Bu sebeple, bu anket sonuçlarını dikkatle ele alan lobilerin, buna sebep olan mevcut İsrail hükümetine yaklaşımlarını değiştirmeleri sürpriz olmayacaktır.

Netanyahu’ya yakın medya kuruluşları marifetiyle servis edilen “Netanyahu olmazsa İsrail de olmaz”, “Bibi olmazsa Tibi” gibi, kendisinin en iyi alternatif olduğuna yönelik haberlerin aksine Netanyahu, her geçen gün demokratik değerlerden, insan hakları nosyonundan, etnik ve dini toleranstan uzaklaşarak İsrail’i uluslararası toplumdan kopartıyor. Netanyahu’nun özellikle seçim döneminde sergilemiş olduğu performans kötü gidişin habercisi niteliğinde. Rasyonaliteden uzaklaşan Netanyahu, bir gün Yahudi ulus devlet kanununu savunmak için “İsrail’in sadece Yahudilerin devleti” olduğunu söylerken, ertesi gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Twitter üzerinden üzerinde girdiği polemikte “İsrail’in bütün dinlere saygılı olduğunu” söyleyebilmekte. Bu da yetmezmiş gibi 50. haftasına giren Büyük Dönüş Yürüyüşü kapsamında, aralarında kadın, çocuk, yaşlı, engelli, sağlık personeli ve gazetecilerin de olduğu 200’ün üzerinde Filistinlinin ölmesine ve binlercesinin de yaralanmasına sebep olmuşken, sırf seçimde muhafazakârlardan biraz daha fazla oy almak için, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çatarak saçma ithamlarda bulunması, Netanyahu’nun acizliğini gösteriyor.

İsrail Netanyahu’dan mı ibaret?

Dolayısıyla, şimdiye kadar İsrail’in bekası ve çıkarları için İsrail devletiyle ve hükümetleriyle çok sıkı işbirliğinde olan lobi kuruluşlarının, artık İsrail devletiyle Netanyahu’yu birbirinden ayırmasının zamanının geldiği görülüyor. Lobilerin Netanyahu’ya katlanmasının arkasındaki temel sebep olan Trump’la yakın münasebeti konjonktürel bir durumdur. Zira ABD’nin uluslararası sistemdeki konumundan istifade ederek birkaç Körfez ülkesiyle yakınlaşmak Netanyahu’nun stratejik başarısı değil, aksine kişisel menfaat sağlamaya yönelik bir çabadır.

Başta AIPAC olmak üzere ADL, AJC ve birçok diaspora kuruluşunun, yolsuzluk davalarında ve Yahudi Gücü ile Yahudi Evi partilerinin birleştirilmesi olaylarında da görüldüğü gibi, siyasi ikbali uğruna ahlaki değerleri ayaklar altına alan ve bir yük haline gelen Netanyahu’dan uzaklaşmaya çalıştıkları görülürken, yaşanan gelişmeler İsrail siyasetiyle diaspora arasındaki çatlağın da giderek derinleştiğini gösteriyor.

[Haydar Oruç Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nün (ORMER) İsrail masasında, siyaset ve toplum ilişkileri ve sivil toplum örgütlerinin politika yapım sürecindeki rolleri üzerinde çalışmaktadır]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın