Euro
6.41
Dolar
5.71
BIST 100
98,028.49
Altın
1,410.21
Analiz

Lübnan'da yeni kabine ve oluşan yeni dengeler

Yeni kabinede göze çarpan Suriye-İran yanlısı cephenin üstünlüğü, bölgede İran’ın ön cephe açma ve direniş ekseni kurma çabasının bir parçası olarak isimlendirilen “Tahran-Beyrut Hattını” tekrar gündeme getirdi.

Zeynep Karataş   | 14.03.2019
Lübnan'da yeni kabine ve oluşan yeni dengeler

Istanbul

Lübnan siyasal sistemini anlatmak için kullanılan "Kazananı da kaybedeni de yok" ifadesi, ülkenin yaşadığı iç savaşlardan dört tarafı yaralı bir halde çıkması ama hiçbir tarafın diğerine hâkim olamadığını anlatmak için kullanılır. Yine Lübnan’la ilgili, hemen her seçim sonrası, "diktatörlük çölünde bir demokrasi çiçeği mi yoksa birbirinden nefret eden mezheplerin ülkesi" mi olduğu konusunda tartışmalar yürütülür.

Son seçimlerden sonra da mezhep tabanlı partilerin bir türlü uzlaşamaması, kadim tartışmayı tekrar alevlendirdi. Mezhep eksenli siyasal sistemin iflas ettiği, seçim sistemini tamir etmeye yönelik çabaların siyasal krizleri çözemediğini söyleyenlerin sayısı arttı. Yine, Şiilerin siyasetteki etkinliğini giderek artırması da bazı mezhep gruplarında “kaybetme” duygusunu artıyor. Diğer bir görüş ise, çoklu mezhepsel demografiyi “Lübnanlılık” üst kimliği altında toplayabilecek başka bir siyasal sistemin henüz icat edilmediği iddiasını sürdürüyor. Lübnan’da bütün bu tartışmaların gölgesinde, tam da umutların azaldığı bir sırada, hükümet seçimlerden yaklaşık dokuz ay sonra kuruldu.

İngiltere’nin de Hizbullah’ın siyasi kanadını terör örgütü listesine eklemesi, uluslararası arenada Hizbullah ve İran’ı birbirine daha muhtaç hale getirdi. Ortak mezhebi kaygıların ötesinde stratejik sebeple de Hizbullah ve İran’ın daha da yakınlaşacağını öngörmek mümkün.

Yeni kabine: Kritik bakanlıklar hükümeti kilitler mi?

Hükümetin kurulmasını engelleyen birçok sorun olmuşsa da en son Hizbullah’ın hem kendi hesabına hem de “bağımsız Sünniler” adına istediği bakanlıklar, kabinenin kurulmasını geciktirmişti. Sünni Başbakan Saad Hariri’nin taraflara istifa kartını göstermesi ve özellikle Batı ülkelerinden artarak gelen “Lübnan’da hükümetsizliğin meydana getirdiği endişe” açıklamaları, tarafları prensipte anlaşmaya itti ve nihayet kabine kurulabilmiş oldu.

Otuz bakanlı kabine listesinde hemen herkes önce Hizbullah’a verilen bakanlıkları kontrol etti. Çünkü daha önce hükümette hep sembolik bir seviyede temsil edilmiş olan Hizbullah’ın seçimlerden oyunu artırarak çıkmasıyla, devletin en yüksek dördüncü bütçeye sahip bakanlığı olan ve Hizbullah’ın başından beri almak için direttiği Sağlık Bakanlığını elde edip edemeyeceği merak konusu oldu.

Hizbullah’ın uluslararası arenada askeri kanadıyla birlikte siyasi kanadının da “terör örgütü” olarak kabul edildiği bir dönemde Lübnan siyaseti bir yandan hükümetsizlik riski yaşarken, diğer yandan Hizbullah’a yönelik yaptırımların hükümeti de etkileme ihtimalini art arda yapılan toplantılarda ölçüp biçti. Neticede, biraz da Fransa’nın girişimleriyle, ara bir yol bulundu ve Hizbullah kendisiyle doğrudan bağı olmayan Dr. Cemil Cabak’ı kendi kontenjanından Sağlık Bakanlığı için önerme kararı aldı. Cabak dışında doğrudan Hizbullah üyelerinin temsil ettiği iki bakanlık da listede yerini aldı.

Hizbullah’la birlikte, nispeten daha seküler olan Emel Hareketi de Şii kontenjanından üç bakanlıkla kabinede yerini aldı. Emel Hareketi’nin aldığı kilit bakanlıklardan Maliye Bakanlığını ise Ali Hasan Halil temsil ediyor. Böyle kilit bakanlıkların Şii partilere verilmesi “Şii hâkimiyetinde bir kabine” yorumlarına sebep oldu.

Bir diğer tartışmalı mesele de Hizbullah’a yakın Sünni milletvekillerinin temsiliyle ilgiliydi. "Sünni düğümü" olarak bilinen bu sorun, Sünni Müstakbel Partisi’nin kontenjanından kabinede temsil edilmek istemeyen Hizbullah’a yakın duran Sünni milletvekilleriyle ilgiliydi. Bu sorunun çözümü için de, müstakil Sünniler adına Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın kontenjanından Hasan Murad’ın Dış Ticaret Bakanı olması kararlaştırıldı. Ancak Murad’ın, kabinede Avn’a karşı hiçbir şekilde oy kullanamayacağını da belirtmek gerekir. Murad, daha sonra yaptığı açıklamada “Her ne kadar Avn’ın partisi Özgür Yurtseverler Hareketinin kontenjanından kabineye girmişsem de grubum mutmain olsun; kabinede onları temsil edeceğim” dedi. Ayrıca, Hasan Murad, Hizbullah’a yakın Sünni grubun temsilcisi olsa da Hristiyan Özgür Yurtseverler Hareketinin toplantılarına da katılmak zorunda.

Bir diğer kilit bakanlık ise Dışişleri Bakanlığı idi. Özellikle hükümetin kurulma sürecinde “Hristiyan Düğümüne” sebep olan bakanlıklardan biri oldu bu bakanlık. Ancak bakanlıkta bir isim değişikliğine gidilmedi ve yola Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın damadı Özgür Yurtseverler Hareketi başkanı Cibran Basil ile devam edildi. Genel olarak Hizbullah’la uyumlu ve Suriye rejimi ile uzlaşmacı bir tavır içinde olan Basil’in, Suriyeli mülteciler meselesinde oldukça sert çıkışları bulunuyor. Basil’in tekrar aynı görevde kalması, Lübnan’da Suriye karşıtı bloğu zorlayacak ve Şam yönetimiyle diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi girişimlerini hızlandıracaktır. Kendi ifadesiyle, “İsrail ile ideolojik bir sorununun olmadığını” da hesaba katarsak, Basil’in hem İran hem İsrail arasında pragmatik bir ilişki kurarak kabinede bir denge kurmaya çalışması bekleniyor. Esed rejimiyle iyi ilişkileri dikkate alındığında da mülteciler meselesini mültecilerin aleyhine olacak bir şekilde çözmesi bekleniyor.

Savunma Bakanlığı ise yine Özgür Yurtseverler Partisi’nden Elias Bou Saab’a verildi. Yani Hizbullah ile uyumlu bir siyasi partinin kontenjanından seçildi savunma bakanı. Mülteci Bakanlığının, Suriye yanlısı Dürzi aile Talal Arslan’ların etkisindeki Lübnan Demokratik Partisinden Salih Garib’e verilmesi de dikkate alınırsa Suriyeli mülteciler, Esed yanlısı bloğun insafına kalmış görünüyor.

Otuz kişilik yeni kabinede yer alan dört kadın bakandan biri de kilit bakanlıklardan olan İçişleri Bakanlığına getirilen Raya Hasan oldu. Bu bakanlık Lübnan tarihinde ilk defa bir kadına emanet ediliyor. 2009’da maliye bakanlığı da yapmış olan Hasan, “14 Mart İttifakı” olarak bilinen Suriye karşıtı ve Hariri’nin partisi Müstakbel kontenjanından kabineye girdi. Özetle, kabinenin genel durumuna baktığımızda icracı ve bütçesi iyi bakanlıkların Suriye yanlısı blokta toplandığını ve Sünnilerin elinde -Raya Hasan’ın içişleri bakanı olmasını saymazsak- çok dikkat çeken etkili bir bakanlığın olmadığı söylenebilir.

Siyasi güzergah: Beyrut-Şam-Tahran hattı

Hayli gecikmeli de olsa hükümetin kurulmasının ardından Lübnan siyasetinin masasında acil çözüm bekleyen sorunlar için görüşmelere başlandı. Ekonomik sıkıntılar için Fransa’da daha önce yapılan CEDER Konferansının hükümetin kurulması koşuluyla yapacağı maddi yardımlar kısa vadede bir pansuman olacak, ancak mülteci sorunu gibi siyasi sebeplerle epeyi sancılı geçecek gibi görünüyor. Lübnan, kendi iç dengeleri sebebiyle Şam yönetimiyle ilişki kuramasa da üçüncü taraflarla bu sorunu çözmek istiyor. Bu çerçevede Lübnan’ı ziyaret eden ilk dışişleri bakanı, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile görüşmesi önemli bir gelişme. İran açısından bakıldığında Lübnan’a yapılan bu ziyaret, aslında Zarif’in, ambargo sonrasında ülkesinin yaşadığı diplomatik yalnızlığı aşmak için bazı Arap başkentlerine yaptığı ziyaretlerin bir parçasıydı. Fakat Lübnan için bu ziyaret, ülkedeki mülteci krizini aşmak adına İran’ın devreye sokulması için bir fırsattı.

Lübnan medyasına bakıldığında Zarif’in Lübnan’daki diplomatik görüşmelerinden çok, İran Devriminin 40. Yılı münasebetiyle Beyrut’ta Hizbullah’ın düzenlediği kutlamalara Zarif’in de katılması ve orada Filistinli grupların temsilcileriyle bir araya gelmesi dikkat çekti. Özellikle yeni kabinede göze çarpan Suriye-İran yanlısı cephenin üstünlüğü, bölgede İran’ın ön cephe açma ve direniş ekseni kurma çabasının bir parçası olarak isimlendirilen “Tahran-Beyrut Hattını” tekrar gündeme getirdi. Zarif’in Filistinli gruplarla yaptığı görüşme, özellikle Suriye karşıtı bloğun analizcileri tarafından, Lübnan’da “Filistin davasının İran kontrolünde yeniden kurgulandığı” şeklinde yorumlandı. Özellikle Körfez ve Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşme görüşmeleri yaptığı bir süreçte, Filistin meselesinin tamamen İran kontrolüne girmesi, Lübnan’ın bir saldırı cephesi olarak kullanılma korkusunu da körüklüyor. Özellikle Hizbullah-İran ilişkisi, eskiden beri Lübnan’ın iç siyasetini etkileyen bir mesele olduğu için, yeni kabineyle birlikte İran’ın Lübnan üzerinde etkisini artırması ihtimalini gündeme getiriyor.

Kabul etmek gerekir ki İngiltere’nin de Hizbullah’ın siyasi kanadını terör örgütü listesine eklemesi, uluslararası arenada Hizbullah ve İran’ı birbirine daha muhtaç hale getirdi. Daha önce Hizbullah’ın Lübnanlılaştırılması ve siyasi aktör haline dönüştürülmesi çabaları İran’la ilişkilerini karşılıklı maslahatlar düzeyine getirmişse de son ambargo ve yaptırımlar sebebiyle çıkmaza giren iki tarafın birbirine daha da yakınlaşması şaşırtıcı olmayacak.

Çünkü Hizbullah’ın maddi sıkıntısı hem diasporadaki iş adamları hem de ticari kanallarına yönelik baskı ve yaptırımlar sebebiyle giderek artıyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah daha evvel, “Banka kullanmadığımız için ambargoların bir anlamı yok” demişse de aradan daha bir yıl geçmeden yaptırımlara karşı “mali cihat” ilan etti. Bu sebeple, ortak mezhebi kaygıların ötesinde stratejik sebeple de Hizbullah ve İran’ın daha da yakınlaşacağını öngörmek mümkün.

Sonuç olarak, Lübnan’da bütün cepheler, tarihten gelen derin yaralara sahip ve birbirlerine kırılgan bağlarla bağlılar. Bugün Suriye ve İran’a karşı olan blok zayıflamış ve dağılmış olsa da bu iki devlete yakın duran siyasi aktörler de kendi aralarında sürekli farklı seviyelerde gerginlikler yaşıyor. Suriye yanlısı blok bu sıralar İran-Suriye ilişkilerinin olumlu seyri sebebiyle tek ses görünüyor olsa da İran ve Suriye arasında yaşanacak herhangi bir çıkar uyuşmazlığı bu bloğu geçmişte olduğu gibi karşı karşıya getirebilir.

Özetle, güçlü bağlara sahip bloklardan bahsetmek uzun vadede çok gerçekçi değil. Bu sebeple son kabineye bakıldığında bir bloğun baskınlığı dikkat çekse de siyasi aktörlerin “tek başına iktidar” olma arzusu ya da ülkeyi başka bir ülkenin yörüngesine sokmanın ölümcül sonuçları olacağının farkında olduğunu ve bunun “ülkenin kaybedilmesi” anlamına geleceğini söylemek mümkün. Zira iç savaş görüntüleri Lübnan toplumsal hafızasında hâlâ oldukça canlı duruyor.

[Gazetecilik, Ortadoğu ve Afrika çalışmaları alanlarında lisans üstü eğitim gören Zeynep Karataş düşünce kuruluşları için Suriye ve Lübnan üzerine raporlar yazmaktadır]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın