Euro
6.03
Dolar
5.32
BIST 100
103,185.70
Altın
1,328.59
Analiz

Finans piyasalarında algoritma çağı

Algoritmalar, saniyeler içinde veri analizi yapıp, alım-satım işlemleri için gerekli emirleri verebiliyor ve bunu insanların hayal bile edemeyeceği kadar kısa bir sürede gerçekleştiriyor.

  | 22.01.2019
Finans piyasalarında algoritma çağı

İSTANBUL - Murat Aslan

Scott Patterson "Dark Pools" adlı kitabında "Yüksek Frekanslı Alım-Satım" (YFA) algoritmaları üzerine çeşitli tespitler bulundu.

Kitap da Patterson’un paylaştığı şu bilgi oldukça dikkat çekiyor: “Missouri-Kansas Üniversitesi ekonomi profesörü Michael Hudson’un hesaplamasına göre İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda bir hissenin elde tutulma süresi 4 yıldı. 2000’e gelindiğinde 8 ay, 2008’de 2 aya kadar indi. 2011’de ise bu süre yaklaşık 22 saniye seviyesine düştü.”

Bilgisayarın insan hayatına girmeye başladığı 1950’li yıllardan sonra insan hayatı geri dönüşü olmayan bir değişime uğradı. Teknolojideki ilerleme, özellikle bilgisayarların yetenekli insanlarla buluşmasıyla birlikte iyiden iyiye hızlandı. Bu yetenekli kişiler, piyasalardaki arbitraj fırsatlarını, bir alım-satım durumunda zarar etme şansı sıfır iken, sıfırdan büyük bir kazanımın kesin olma durumunu fark etmişlerdi. Matematik, fizik, kimya veya mühendislik gibi sayısal alanlarda doktora sahibi birçok kişi YFA firmalarınca algoritma yazmaları için işe alındı. Yazılan algoritmaların tek hedefi, piyasalardaki fiyat dengesizliklerinden kar etmekti.

Bir firmanın YFA olarak kabul edilmesi için, firmanın gün içinde binlerce hisse alıp satması, olağanüstü hızlı bilgisayar programları kullanması, verdikleri emirlerde gecikme olmaması için borsaların merkezlerine yakın olması, borsalar kapandığında genellikle ellerinde hiçbir pozisyon bulundurmaması ve yaptıkları işlemleri oldukça kısa bir süre yapması gerekmektedir.

Geleneksel alım-satım işlemleri, önceleri borsaların büyük salonlarında, arı kovanını andıran gürültülü bir ortamda insanlar tarafından yapılmaktaydı. Borsada yapılan işlemler, simsarların bir işlemi yapma hızıyla sınırlıydı. Bu durum insanlardan çok daha hızlı işlem yapabilen bilgisayarlara büyük bir avantaj sağladı. Kuantlar, yani piyasaların hareketlerini tahmin etmek için sayısal teknik kullanan matematikçiler, bu durumdan faydalanmak için saniyeler içinde al-sat yapabilen komplike algoritmalar kodlamaya başladılar.

Makinelerin alım-satım işlemlerine girmesi 80’li yılların başlarına denk gelmekteydi ve bunun ne anlama geldiğini anlayacak kadar zeki olanlar, bu fırsatı büyük bir içtenlikle karşıladılar. NASDAQ Borsası veya NYSE (New York Borsası) gibi kurumlar zamanla sistemlerini dijitalize ederek büyük yatırımcılar ile küçük yatırımcıların öncelik sırasını bir anlamda birbirine eşitlediler. Bilgisayarlı sistemlerin gelişebilmesi için çok önemli olan bir engel bu şekilde ortadan kaldırılmış oldu. Böylece, Cornell Üniversitesi’nden Maureen O’Hara’nın yaptığı araştırmaya göre, günümüzde bir nano-saniyeye, saniyenin milyarda birine erişmiş olabilecek bir alım-satım seviyesinin adımları atılmış oldu.

Alım-satım yapanlar için bir maden değerinde olan veri, manuel olarak işlendiğinde çoktan değerini yitirmiş olabiliyordu. Verinin herkesten önce ne anlattığını öğrenmek anlamına gelen algoritmalar, algoritma kullanan piyasa oyuncularına büyük kazançlar elde etme fırsatı kazandırıyordu. Dolayısıyla hız, YFA firmalarının olmazsa olmazı olmaya başladı.

Likidite, piyasaların en önemli bileşenlerinden biri olarak nitelendirilebilir. YFA firmalarının en önemli avantajlarından biri de işlem yaptıkları piyasalarda likiditeyi oldukça artırıyor olmalarıydı. Ayrıca, geleneksel yöntemleri kullanmakta olan piyasalar, YFA firmaları için oldukça yavaş kalmaktaydı.

Likidite çok boyutlu bir kavram olmasına rağmen, bunu ölçmenin en kolay yollarından biri alış-satış fiyatları arasındaki farka bakarak anlaşılabilir. Alış fiyatı bir hisse veya döviz için alıcının vermek istediği maksimum fiyatı, satış fiyatı ise bir satıcının elindeki değerli eşya için istediği minimum fiyatı ifade eder. Bu iki fiyat arasındaki farka, marj veya alım-satım fiyat farkı adı verilir. Bu iki fiyat arasında ki fark ne kadar küçükse, işlem yapılan piyasa o derece likit denilebilir. Eğer piyasada bir hisse için alıcı yoksa, piyasa yapıcı örneğin BIST, o hisseyi satın alıp envanterine koyabilir. Fakat bunu yaparken hissenin fiyatı ilerleyen zamanlarda düşme riskine karşı kendine korumaya almak adına hisseyi satış fiyatı üzerinden indirimli bir fiyata satın alır. Böylece satıcı piyasanın sığ olması sebebiyle bir gelir kaybına uğramış olur.

Alış-satış fiyatları arasındaki fark, YFA firmaları için bir arbitraj fırsatı doğurmuştu. Örnek vermek gerekirse, bir firma bin adet Apple hissesini saniyeler içinde 50 dolardan alıp farklı bir piyasada veya aynı piyasada olup fiyattan haberi olmayan bir alıcıya 50.125 dolara satarak kara geçebiliyordu. Bu işlemi piyasa fiyatı her yerde 50.125 dolar olana kadar yapıp, büyük kazançlar sağlayabiliyordu. Colombia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, 1997’de 0.125 sent olan marj, zamanla 0.01sent seviyelerine geldi.

Kuantlar, algoritmaların doğuşuyla birlikte altın madeni bulmuş gibiydiler. Kodladıkları algoritmalar saniyeler içinde veri analizi yapabiliyor, alım-satım işlemleri için gerekli emirleri verebiliyor ve bunu insanların hayal bile edemeyeceği kadar kısa bir sürede yapıyorlardı. Piyasa fiyatı, piyasa fiyatıydı. Piyasanın arkasında kalan kim varsa arbitraj fırsatı doğuruyordu, bu durum piyasa yapıcının kendisi için bile böyleydi.

"Ne kadar hızlı, o kadar iyi”

Bilgisayar programları, YFA firmalarının kayıtlarını dijital ortama aktarılmasını sağlayarak, birçok hisseyi aynı anda izlemelerine olanak sağladı. Böylece YFA’lar bir başka avantaj elde etmiş oluyordu. Algoritmalar hisse fiyatları arasındaki anormallikleri anında sezinliyor ve kar etmeye devam ediyorlardı. “Ne kadar hızlı, o kadar iyi” ilkesi, bütün YFA firmalarının ilkesi haline geldi.

90’lı yıllarda neredeyse bütün piyasalar, işlemlerini akıllı bilgisayar programları ile yürütenler için arbitraj fırsatları ile doluydu. Bazı yazılımcılar, aslında piyasa yapıcılara bile gitmek zorunda olmadıklarını fark ettiler. Böylece, Ada “Island” adlı elektronik alım-satım havuzu, yazılımcı Joshua Levine tarafından kurulmuş oldu. NASDAQ Borsası veya NYSE işlem başına 2,5 dolar talep ederken, Levine kendi havuzundaki her işlem için 1 dolar talep ediyordu. Ada, ellerinde hisse olanların buluşup değiş-tokuş veya alım-satım yapabilecekleri bir elektronik işlem havuzuydu.

1996’nın sonlarına doğru NASDAQ Borsası’nın elektronik sistemlerine gelen emirlerin neredeyse yarısı Ada’dan geliyordu. Bu işlemler dahilinde, 5,6 milyar adet hisse alım-satımı yapılmış ve 22 milyar dolarlık bir büyüklüğe tekabül ediyordu. Üç yıl sonra, 4 Nisan 2001’de 126 milyon adet işlem gerçekleştirmiş, bu işlemlerin değeri 18 milyar doları bulmuştu. Patterson’ın verdiği bilgilere bakılırsa, 2000 yılında NASDAQ Borsası'nda yapılan işlemlerin yüzde 15’i Ada’nın sunucularından gelmişti. 2001’de yapılan bir araştırmaya göre, Ada vasıtasıyla yapılan alım-satım işlemlerinin %25’i iki saniyenin altında bir sürede sonuçlanmıştı. Bir diğer ifadeyle hisseler iki saniye içinde hem alınıp hem satılmıştı. Patterson’a göre 2011’de Avrupa’da gerçekleştirilen hisse alım-satımlarının %25’i BATS Chi-X adlı elektronik borsada gerçekleştirilmişti.

Fiyat hızı yenebilir

Emirlerin icrası, önce gelen önce hizmet alır anlayışıyla yapılıyordu. YFA firmaları her ne kadar birçok algoritma ile donanmış olsa da kural hala geçerliydi. Fakat YFA kullanıcıları, hisse alımında kullanılan en temel emir şekli olan limit emre bağlı kalmadılar. Piyasaların yapı bozukluklarını fark ederek verdikleri emirleri değiştirdiler. Böylece fiyatın hızı yenebileceğini öğrenmişlerdi.

Örneğin, NASDAQ Borsası veya NYSE’de bir hisse 50 dolardan satılıyorsa, 50 dolar verip o hisseyi almak isteyenler sistemde sıraya alınıyordu. Zamanla anlaşıldı ki aynı hisse için 51 dolar veren kullanıcı, sistemde otomatik olarak öne geçiyor fakat piyasa fiyatından yani 50 dolardan hisseyi alıyordu. Amerikan borsalarının koydukları kurala göre hisse fiyatının yüzde 20 üzerine kadar verilen fiyatlar, sıralamada diğer fiyatların önüne geçiriliyordu. Yazılımcılar bunu öğrendiklerinde parmaklarının el verdiği hızda bu bilgiyi algoritmalarına eklediler.

Amerikan Menkul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu 2014’te yayınladığı bir raporda, YFA’ların verdikleri emirlerin gecikme süresini azaltmak için borsaların etrafında toplanma özelliğini açıkladı. Firmalar emir sıralamasında avantajlı bir pozisyon kapabilmek için devasa bilgisayar laboratuvarlarını elektronik havuzların veya borsaların yanına taşıdılar.

Dönemin en hızlı firmalarından biri Kansas şehrinde kurulmuştu fakat New York’a uzak olduğu için alım-satım işlemlerinin geç kaldığını fark ettiler. Bu yüzden YFA’lar, elektronik havuzlara kablolarla bağlanabilecekleri uzaklıkta bir yere taşınma kararı verdiler. İlerleme inanılmazdı. Kansas’tan verdikleri bir emir saniyenin beşte biri gibi bir zamanda gelirken, kablo ile bağlandıklarında aynı süre içinde 20 emir verebiliyorlardı.

Mikrodalgalar kablolardan 3 milisaniye daha hızlı

Her firma borsaların yanına taşınamayacağı için teknoloji firmaları arasında en hızlı fiber-optik kablo üretimi için amansız bir yarış başladı. Amerika ve Çin merkezli iki firma ürettikleri yeni bir ürünle Londra’yı New York’a bağlayacak 500 milyon dolarlık bir proje başlatmaya karar verdiler. Atlantik Okyanusundan geçirilecek kablonun deniz tabanının 1,8 metre altına gömüleceği bilgisi verildi. Böylece kablonun köpek balıkları veya gemiler tarafından hasar görme riski devre dışı bırakılmış oldu. Fakat kablolar da yakın zamanda çöpe atılacaktı. Amerikalı bir firma mikrodalgaları kullanarak emirleri fiber-optik kablolardan 3 milisaniye yani saniyenin milyonda biri oranında daha hızlı taşıyabildiklerini açıkladı.

Menkveld’in (2016) nano-saniye üzerine yaptığı bir araştırmaya göre, yapılan alım-satım işlemlerinin yüzde 20’si milisaniye içinde gerçekleştirilmiştir. Hu, Pan & Wang (2014) yayımladıkları bir çalışmada, algoritmaların ne kadar güçlü olduklarını şu bilgi ile göz önüne koydular:

“Makro veriler açıklanmadan iki saniye önce algoritmalar tarafından verilere erişilebilmektedir. Bu da algoritmaların karar almaları için gerekli olan 0,2 saniyeyi yeterince sağlıyor.”

Kısaca, YFA firmaları veriler açıklanmadan önce veriye göre pozisyonlarını almış oluyorlar.

Teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir ortamda piyasa yapıcıların yapay zeka ile güçlendirilmiş algoritmalar karşısında boş durmaları düşünülemezdi. Borsa İstanbul da dahil olmak üzere dünyadaki bütün borsalar, eski yöntemleri terk ettiler ve sistemlerini son teknoloji ile yenilediler.

Warren Buffet yapay zekaya kopyalanabilir mi?

Peki, yapay zeka kullanılarak YFA firmaları içinden başka bir milyarder Warren Buffet çıkarılabilir mi? Bir başka deyişle, bir bilgisayar programı dünyadaki haberleri takip edip, veri toplayıp ve analiz edip saniyeler içinde karar verebilir mi? Patterson, Spencer Greenberg adında bir yazılımcının Star adında bir program kodlayarak bunu zaten yıllar önce başardığını ifade ediyor. 2007’de S&P 500 endeksi yüzde 5 getiri sağlarken, Star yüzde 17’lik bir kazanç sağlamıştı. Bir matematik dehası tarafından kodlanan Star, 2011’e kadar bu performansını her sene sürdürdü.

Algoritmalar inkar edilemeyecek kadar gerçek ve gelecekte piyasalarda alım-satım işlemlerinin sadece makineler tarafından yapılma ihtimali bulunmakta. Bu durum yatırım amaçlı alım-satım yapan insanların piyasalardan el çekmesine sebep olabilir. Bu insanların genellikle uzun dönemli yatırımcılar olduğunu da göz önünde bulundurmakta fayda var. Ayrıca, saniyelik hareketlerle kar etme peşinde olan algoritmalar, halka açılma sebepleri öncelikle fonlama ihtiyaçlarını karşılamak olan firmalara beklenmeyen zararlar verebilir. Sonuçta, sağlıklı bir piyasaya sahip olmak hem yatırımcıyı hem de firmaları korumak için düzenleyici önlemler alınmalıdır.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın