Euro
10.06
Dolar
8.34
BIST 100
1,341.07
Altın
1,784.38
Türkiye, arşiv

'HDP barajı geçmek için süreci havaya uçurdu'

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Proje olarak bile bile kendisini kullandırtan bir HDP var. HDP barajı geçmek için süreci havaya uçurmuş oldu" dedi.

29.07.2015
'HDP barajı geçmek için süreci havaya uçurdu'

ANKARA

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Seçimlerin ardından Çözüm Süreci'nde gelinen nokta ve son operasyonlara dair açıklama yapan Akdoğan,  evveliyatı bulunan Çözüm Süreci'nin,  2005 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasıyla başladığını ancak temelini AK Parti'nin hükümet programı ve seçim beyannamesinde bulduğunu belirtti. 

Çözüm Süreci'ni "AK Parti'nin temel paradigmasını oluşturan bir süreç" olarak değerlendiren Yalçın Akdoğan, sürecin "Demokratik Açılım", "Milli Birlik ve Kardeşlik" ile "Çözüm Süreci" şeklinde iç içe geçmiş halklar şeklinde devam ettiğini anımsattı.

Süreci başlatanın, aktörünün, mimarının AK Parti olduğuna işaret eden Akdoğan, şöyle devam etti:

 "Kürt meselesi bağlamında baktığımızda siyasi zihniyetin, paradigmanın değişmesi, bölgede bir takım hizmetlerin yapılması, Kürt vatandaşlarımızın kucaklanması, demokratik reformlar, bunların hepsi sürecin parçası olmuş konular, demokratik açılım sürecinden bu yana. Ama son Çözüm Süreci dediğimizde, biraz daha doğrudan örgütün silah bırakmasına odaklanmış süreçten bahsediyoruz. Geçmiş dönemlerde örgüt, iki üç yılda bir adeta panik atak geçirir gibi süreci sabote eden bir takım eylemlerde bulundu. Strateji değiştirip topyekun saldırarak devleti dize getirmeye çalıştı. Bunu 2011'de Silvan saldırısından sonra gördük. Terör örgütü, devrimci halk savaşı stratejisiyle büyük gruplar halinde karakollara saldırdı ve o dönemde çok kapsamlı bir terörle mücadele uygulandı. Bin 450 civarında örgüt üyesi etkisiz hale getirildi. 2012 sonundan itibaren de 'Çözüm Süreci' diye adlandırdığımız süreç başlamış oldu."

"HDP barajı geçmek için süreci de havayı uçurmuş oldu"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Burada hükümetin yaklaşık 10 yıldır samimi, iyi niyetli çabaları var, attığı adımlar var ama belli aralıklarla da nükseden teröre sarılma eğilimi var. Böyle baktığımızda bugün yaşananlar da bundan çok bağımsız gelişmeler değil. Süreç içinde örgütün ve HDP'nin süreci istismar ettiği, bunu sayın Cumhurbaşkanımız da sayın Başbakanımız da söyledi. Gerçekten bir istismar söz konusu olmuştur. Örgüt baskı ve şiddet üzerinden alternatif otorite oluşturmaya çalışmıştır. Bu istismar ifadesini ben bir adım daha ileri götürüyorum, aslında sürece ihanet etmişlerdir. Çözüm Süreci'ne ihanetten  kastım şudur, çözüm sürecinin düşmanları... Biliyorsunuz 17 Aralık'tan sonra her seçimde bir konsorsiyum oluştu ve birtakım ittifaklar oluştu AK Partiyi devirmek üzere. Çözüm Süreci'nin düşmanları olarak adlandırabileceğimiz statüko cephesi bu son seçimden önce HDP'yi bir proje olarak kullandı, taşeron şekilde kullandı. Yani HDP, Çözüm Süreci'nin düşmanları olan ve kendi varlığına da karşı olan statüko cephesine kendisini de kullandırtmış oldu. Burada, AK Parti'yi devirme hedefinin ardında aslında Çözüm Süreci ve İmralı'yı bitirme yaklaşımı vardı. Bunu bile bile proje olarak kendisini kullandırmasının maliyetinin, faturasının, sürecin türbülansa girmesi, bitmesi, İmralı'nın anlamsızlaşması olduğunu bile bile kendini kullandırtan bir HDP var. HDP barajı geçmek için bu bloku kaldıraç olarak kullandı ve karşılığında da süreci de havayı uçurmuş oldu."

"Kürt meselesini bitirmek isteyeni bitirme girişimlerinde bulunuluyor"

Yalçın Akdoğan, Kürt meselesini bitirmek isteyenlerin geçmişten bu yana bazı kesimlerin hedefi haline geldiğini, son dönemde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı benzer bir mekanizmanın harekete geçtiğini, odağına Erdoğan'ı koyan bir şekilde hem süreci hem de sürecin ana aktörü olan kişiyi bitirmek için girişimlerde bulunulduğunu kaydetti.

HDP'nin bütün stratejisini Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerine konumlandırdığını belirten Akdoğan, HDP'nin paralel yapıyla ciddi işbirliği içine girdiğini, bunun klasik herhangi bir kesimin, herhangi bir kesimle oy verme ilişkisi olmadığını vurguladı.

Akdoğan, paralel yapının geçmişten bu yana örgütün ve HDP'nin şikayet ettiği birçok şeyin altında imzası olduğuna dikkati çekerek, "HDP'nin şikayet ettiği ne varsa, onları yapan bir yapıyla işbirliği içine girmesi zaten o süreci zehirleyen bir işbirliği içinde oldukları anlamına gelir. Bu yüzden ben bunu, süreci istismar ettilerin ötesinde, sürece ihanet ettiler olarak görüyorum" diye konuştu.

"HDP, terör örgütünün desteğinde bir kampanya yürüttü" 

"Bölgedeki son gelişmelerle devletin eski güvenlikçi politikalara, yani 90'lı yıllara döndüğü iddiaları gündeme getiriliyor. Bu iddiaları nasıl karşılıyorsunuz?" sorusu üzerine Akdoğan, bölgedeki tabloyu en iyi bölgedeki insanların bildiğini aktardı. Devlet güvenlik tedbirleri geliştiriyorsa bunun bölge halkının talep ve ihtiyacı doğrultusunda gerçekleştirildiğini vurgulayan Akdoğan, "Özellikle seçim döneminde çok açık bir baskı, şiddet, şantaj ve tehdit yaşandı. HDP, terör örgütünün yedeğinde ve desteğinde orada bir kampanya yürüttü. Diğer partilerin tabelaları söküldü, araçları taşlandı, her türlü baskı uygulandı. Buna karşı devletin güvenlik tedbiri alması gerekir" diye konuştu.

Politikalarında bir paradigma değişikliği yaşanmadığını ifade eden Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çözüm Süreci sırasında örgütün istismarıyla bir güvenlik açığı oluşmuştur. Alınan tedbirlerle bu güvenlik açığı giderilmektedir. Bu halkın talebi, kamu düzeninin de gereğidir. Çünkü düzen almayan bir yerde hak ve özgürlükler yaşatılamaz, korunamaz. Bunların yapılması gerekiyor. 90'lı yıllara dönmekle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu en iyi bölge insanı bilir. 90'lı yıllarda faili meçhuller vardır, yargısız infazlar vardır, hukuksuzluklar vardır, terörle mücadele bağlamında yapılmış çok büyük yanlışlıklar vardır. Bugün devlet terörle mücadeleyi hukuk içinde vermektedir. Demokrasiyi ve hukuku korumak için vermektedir. Halkın hak ve özgürlükleri çiğnenmesin diye vermektedir. Ve o gün olmayan demokratik reformlardı, yatırımlardı, hizmetlerdi, halkın kucaklanmasıydı. Bugün bunların hepsi var. Bunlara ilave olarak bu güvenlik tedbirlerinin de geliştirilmesi gerekiyor. Yani şartlar tamamen farklıdır, 90'lı yıllara dönüş kesinlikle söz konusu değildir. Güvenlikçi politikalara devlet teslim oldu yaklaşımı da son derece yanlıştır. Devlet demokrasi ve hukuk zemininde kalarak terörle mücadele etmektedir, güvenlik tedbirleri almaktadır. Bunun yanında reformlardan, yatırımlara, hizmetlere kadar ne varsa eş zamanlı olarak bunlar da devam etmektedir."

"Operasyonlar ezberi bozdu"

Yalçın Akdoğan, "DAEŞ operasyonlarının PKK operasyonlarını maskelemek için yapıldığı iddia ediliyor. Siz bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna, PKK'nın DAEŞ konusunda çok kirli bir kampanya yürüttüğünü söyledi.

Paralel yapı ve iş birlikçileri de dahil terör örgütlerinin Türkiye'yi uluslararası alanda zora düşürmek için "Türkiye, DAEŞ'i destekliyor" algısı oluşturmak istediğini belirten Akdoğan, "Çünkü kendileri DAEŞ'i bir kaldıraç olarak kullanmak istiyorlar. Asıl maskeleyen odur. DAEŞ'i maskeleyerek, DAEŞ ile verdikleri mücadeleyi maskeleyerek örgütü meşrulaştırmaya çalışıyorlar. PKK'ya uluslararası zeminde farklı bir konum üretmeye çalışıyorlar. Burada DAEŞ'i bu şekilde kullanan bir kere PKK'dır. Burada bizim verdiğimiz mücadele samimi bir mücadeledir" ifadesini kullandı. 

"Bu örgüt ortaya çıktığı günden beri bu mücadele verilmektedir. Ama bunun illa davulla zurnayla verilmesi gerekmiyor. Neticede Türkiye'nin de bir takım hassasiyetleri var. Bu çerçevede, düşünün turizm döneminde bir takım şeyler var, operasyonlar yapılıyor olabilir ama bunu bangır bangır yapmanız gerekmez" diyen Akdoğan, şöyle devam etti: 

"Önemli olan oradan netice almaktır. Buna dönük de terör örgütü ilan edilmiştir, 2014'te Niğde'de bir saldırı olmuştu, arkasından çok büyük bir operasyon gerçekleştirildi. Ayrıca 500 kişi bu örgütle ilişkili oldukları gerekçesiyle gözaltına alındı. Bunların yüzü tutuklandı. Bin kişi bu gerekçeyle Türkiye'ye sokulmadı. 300'den fazla kişi sınır dışı edildi. 2011'de biz bir tahdit listesi oluşturduk. Dünyanın neresinden bu tür ilişkili kişiler, şahıslar, müzahir yapılar kimlerdir, Türkiye'ye bunlar sokulmasın diye 108 ülkeden 16 bin kişinin Türkiye'ye girişi yasaklandı. Girmiş olan 520 kişi geçen yıl, 700 civarında kişi de bu yıl sınır dışı edildi. Türkiye, tüm terör örgütleriyle samimi, kararlı bir mücadele yürütmektedir. Dediğim gibi PKK, kendini meşrulaştırmak için DAEŞ'i kullanıyordu, şimdi denklem tersine döndü. Suruç olaylarından sonra bunlar Türkiye'yi nasıl mahkum edebiliriz, nasıl bu örgütle iş birliği içinde gösterebiliriz diye bir kara kampanya başlattılar. Bu bizim yaptığımız operasyonlar aynı anda hem DAEŞ'e hem PKK'ya hem DHKP-C'ye bütün bu ezberi, kurguyu ve oyunu bozdu. Yani bu hükümet Suruç'un altında kalır derken hükümet Suruç'ün üstüne çıktı. Tüm dünya taziye mesajları verdi, bizim verdiğimiz mücadelenin haklılığı ortaya çıktı. PKK için uluslararası zeminde üretilmeye çalışılan bu yeni imaj, meşrulaştırma çabası, bu külliyen çökmüş oldu. Yani bunu nasıl istismar ederiz dediler ve bunun altında kaldılar."

"İklimi onlar bozdu"

Akdoğan, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın silahların bırakılmasını engellediği yönündeki ilk açıklamayı Sırrı Süreyya Önder yapmıştı. Sonrasında da Selahattin Demirtaş bunu tekrarladı. Bu konuda ne söylemek istersiniz?" sorusuna, HDP'nin bu konuda bir oyun, adeta bir kumar oynadığını, barajı geçmek için kirli bir iş birliğine girdiğini, süreci feda ettiğini, şimdi de bunu kime fatura edebiliriz diye bir arayışa başladıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hedefe konulmak istendiğine dikkati çeken Akdoğan, iddiaların asla gerçeği yansıtmadığına işaret ederek, "İklimi onlar bozmuştur. Bunlar her türlü tahrikte bulunmuştur, sözlerinde durmamışlardır ve süreci zehirleyen de bunların eylemleri, söylemleri, tavırları ve ikircikli tutumları olmuştur. Yani Cumhurbaşkanımıza burada atfedilmek istenen olumsuzlukların hiçbiri doğru değildir" dedi.

"Kurdukları tuzak kendi başlarına geçti"

Akdoğan, "HDP yönetimi ve Kandil'in uluslararası Türkiye karşıtı konsorsiyumla ilişkisini arttırıp, Öcalan'ı devre dışı bırakıp, barış çağrılarını uygulamadığı, tam tersine Çözüm Sürecinde uzatılan devlet eline şiddet ve terörle karşılık verdiği değerlendirmeleri yapılıyor. HDP ve Kandil, Öcalan'ı sizce artık denklem dışında mı tutuyor?" sorusuna, Türkiye'nin bu süreçte hızlı mesafe alması ve birkaç ay içinde sonuç alacak olmasının birçok kişinin ezberini bozduğunu ve onlara panik yaşattığını bildirdi.

Bu kesimlerin, "Türkiye kendi kendine bu sorunu nasıl çözebiliyor, nasıl bu kadar hızlı netice alabiliyor? PKK denklemden çıkmasın" dediğini ve bu yönde politikalar yürüttüğünü belirten Akdoğan, şu ifadeleri kullandı: 

"Şimdi burada bazı ülkeler, eğer PKK silah bırakırsa denklemden çıkarsa Türkiye'ye karşı eylem yapmazsa döner bize karşı eylem yapar diye bu süreci sabote etmek istedi. Bazı ülkeler, bölgede IŞİD vesaire yeni bir denklem var. Buradan PKK'yı çıkarmayalım. Bunu biz bölgede kullanıyoruz diye bize karşı çıktı. Bazıları da Türkiye kendi kendine bir süreç yapıyor ve neticeye gidiyor. Niye biz bu işin dışındayız, biz de bunun bir parçası olmalıyız diye bu süreci bozacak bir takım yaklaşımlar içine girdi. Örgüt de burada bir panik atak geçirdi. Bölgede silah üzerinden bir sürü şey yapılıyor. Ben niye silah bırakacağım. Bunun üzerine bu iş nasıl olmaz düşüncesi bütün bunları bir araya getirdi. Onun için bahsettiğimiz konsorsiyum oluştu, bu süreci nasıl bozarız? Türkiye bunu nasıl yapıyorsa hangi enstrüman üzerinden sonuca gidiyorsa biz onu ortadan kaldıralım, onu anlamsızlaştıralım. Yeni aktörler ortaya çıkaralım, o aktörleri biz kontrol edebilelim. Böyle bir yaklaşım üzerine işte mevcut aktörler, hükümetin, devletin bir şekilde neticeye ulaşmak için burada değerlendirdiği aktörlerin dışında, yeni aktörler üretip, diğerlerini anlamsızlaştırıp kendi kontrollerinde süreci nasıl manipüle edebiliriz, bozabiliriz. Aslında bu seçim sürecinde yaşananlar tamamen bunun parçası bir durumdu. Bu yeni yeni anlaşılıyor."

Akdoğan, yaşanan olumsuzluklar görülünce kimlerin kendini nasıl kullandırttığının, nasıl bir oyunun parçası olduğunun ve ne yapılmak istendiğinin daha iyi anlaşıldığını söyledi.

Akdoğan, şunları kaydetti:

"Ama bunlar her şeyi kaybediyorlar. Yanlış bir hesap yaptılar, kumar oynadılar ve bir kayıp içindeler. Bölge halkı da oynanan oyunu görüyor. Uluslararası zeminde PKK'yı meşrulaştırma çabaları tamamen çöktü, tekrar bu bir terör örgütüdür tanımlanması, konumlandırması yenilenmiş, tazelenmiş oldu. Terör olayları üzerinden Türkiye'ye bir şekilde ayar vermeye çalışırlarken kendileri bir şekilde zor duruma düştüler. Türkiye gerçekten 

"Bütün dünya Türkiye'nin haklılığını teyit etti"

Son alınan güvenlik tedbirlerinin, yapılan operasyonların, yaşananların ve bu çerçevede gerçekleştirilenlerin Türkiye açısından büyük bir askeri başarı ve diplomatik zafer olduğunu ifade eden Akdoğan, hem bütün dünyanın Türkiye'nin haklılığını yeniden teyit ettiğini hem de oyun değiştirici aktör olarak Türkiye'nin bu hamleyi yaptığını söyledi.

Bölgede Türkiye'ye rağmen hiç bir şeyin olamayacağını, hasmane tutum takınan hiç bir yapının, oluşumun, örgütün burada tutunamayacağını herkesin gördüğünü dile getiren Akdoğan, AK Parti döneminde çok büyük başarı elde edildiğini ama bunun hem askeri hem de diplomatik büyük bir zafer olduğunu vurguladı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahatin Demirtaş'ın, "Bizim çok hızlı, derhal çatışmasızlık koşullarını ve yeniden müzakere şartlarını oluşturmamız gerekiyor" açıklamasına ilişkin Akdoğan, "Güveni tamamen yıktılar. Son dönemde yaptıkları var olan güveni tamamen havaya uçurdu. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, bu aktörlerle bu kadar alavere dalavere yapan sürece ihanet eden aktörlerle bu sürecin nasıl devam ettirileceği bu bir muammadır. Bu yüzden bunlar güveni yıkmıştır, sarsmıştır. Burada PKK'nın artık 'onu yapın bunu yapın' diye şart koşacak hali yok. Onların bir gücü, yetkisi varsa örgüte çağrı yapsınlar, örgüt Türkiye'yi terk etsin, silahları bıraksın. Ondan sonra konuşulacak bir şey varsa konuşulur" değerlendirmesinde bulundu.

"Kimse kimseye kendi politikasını dikte edemez"

"Silahların tekrar konuşmaya başlaması sürecinde İsrail, İran, Suriye'nin ne tür strateji geliştirmelerini bekliyorsunuz?" sorusuna Akdoğan, "Terör, kullanılan bir enstrümandır bu bölgesel denklemde. Buna karşı Türkiye'nin son yaptığı hamle çok etkili olmuştur. Bütün oyunun kurallarını da değiştiren bir tablo oluşmuştur. Çözüm Süreci'nde biz hep silahlar sussun, fikirler, siyaset konuşsun. Bunlar ne yapmaya çalıştılar? Hem silahlar konuşsun hem siyaset konuşsun. Bir tarafta parmak sallayan bir adam var, öbür yanda silah sallayan bir adam var. İkisi de biri siyaseten biri silahlı olarak devlete meydan okuyor. Bir kere bu tarz, bu tavır yanlıştır ve demokrasiye hizmet etmez. Bu iki anlayış hangi zeminde olursa olsun devlete, hukuka meydan okuyan, alternatif yapılar kurmaya çalışan bu anlayış yanlıştır. Bunun da çok iyi görülmesi gerekiyor" yanıtını verdi.

"Koalisyon görüşmeleri devam ediyor, siz siyaseten ne kadar umutlusunuz? Koalisyon görüşmeleri nasıl gidiyor?" sorusu üzerine Akdoğan, seçimden sonra partilerin pozisyonlarının, siyasi tablonun, siyaset psikolojisinin ve toplumun bakış açısının farklı olduğunu söyledi.

Akdoğan, AK Parti'nin, "seçimden sonra biz bütün partilere samimi olarak gideriz, çaba gösteririz" dediğini, bu süreci samimi şekilde yürüttüğünü, uzlaşmadan yana olduğunu ve doğru bir süreç yönetimi yaptığını dile getirdi.

CHP ile istikşafi görüşmenin yapıldığını, olmazsa erken seçim beklentisi olduğunu belirten Akdoğan, bu ihtimallerin hepsine ve partilere AK Parti'nin eşit yaklaşımda bulunduğunu kaydetti.

Samimi gayretleri sonuca ulaştırmak için görüşmelerin nereye varacağını izlemek gerektiğine dikkati çeken Akdoğan, "Burada şartlarını dikte etme, kendi politikasını dayatma, kendi durduğu yere AK Parti'yi getirme gibi bir yaklaşım olursa elbette bu kabul olmaz. Senin politikan doğru olsa millet 15-20 oy vermez, 41 oy verirdi. Demek ki bizim politikamız daha fazla halktan destek aldı. O zaman kimse kimseye kendi politikasını dikte edemez" diye konuştu.

Erken seçimin kıyamet olmadığını, bundan korkmamak gerektiğini ifade eden Akdoğan, bir yere varılamaması durumunda düğümü milletin çözeceğini vurguladı.

"Şahıslar ve kişiler cezalandırılsın, bu bizim samimi görüşümüzdür"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yle koalisyon görüşmeleri kapsamında yeniden bir araya gelinmesi ihtimalinin sorulması üzerine Akdoğan, "Kapılar kapatılmadı ama ikinci tur, ön heyetlerin görüşmesi vesaire CHP ile yapıldığı gibi diğer partilerle böyle bir anlaşmaya varılmadı ama kapılar da kapanmadı. Çok hızlı şekilde Türkiye'de şartlar değişiyor. Bundan dolayı bağlayıcı şeyler söylememek lazım, gelişmeleri görmek gerekiyor" dedi.

Akdoğan, parti kapatılma yerine kişilerin cezalandırılmasına ilişkin, "AK Parti'nin bir ilkesel duruşu vardır. Biz, parti kapatmaya karşıyız, bunu zorlaştıran düzenlemeler de yapmaya çalıştık. Şahıslar ve kişiler cezalandırılsın, bu bizim samimi görüşümüzdür. Ama bu, o partilerde yanlış yapan, teröre destek veren ve terör eylemleri içerisinde olan, bir şekilde ağır cezalık suç işleyen kişilerin de görmezden gelineceği, mazur görüleceği anlamına gelmiyor. Bunla ilgili de bir takım devam eden davalar var fezlekeler var Meclis'e gelen. Bunlarda ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken konulardır" açıklamasında bulundu.

"HDP, Öcalan'ın silahları bırakma çağrısını üç hafta geciktirmiştir" 

Akdoğan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, Çözüm Süreci konusunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan açıklamalarına dair, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sayın Cumhurbaşkanımız ile ilgili yalan yanlış birçok ifadede bulunuyor Sayın Demirtaş ve HDP yetkilileri. 'İlk gün Dolmabahçe'ye olumlu bakıyordu. Sonradan karşı çıktı' falan diyor. Peki, Sayın Cumhurbaşkanımız niçin tepki gösterdi? Madem olumluydu, niçin olumsuz bir tepki gösterdi, bunu kendilerine de sormaları lazım. Öncelikle şunu söyleyebiliriz. Terör örgütü, HDP, Öcalan'ın silahları bırakma çağrısına hep ayak diremiştir ve Öcalan'ın şubat başında verdiği 'Silahları bırakmak için kongre toplayın' çağrısını üç hafta geciktirmiştir. Öcalan sözlü, yazılı, imzalı her türlü mesajını vermiştir, ancak HDP bunu açıklamaktan imtina etmiştir. 

Demirtaş'ın bir grup toplantısı oldu, iki dakika süren. Bunun içerisinde üç cümle, 'Seni başkan seçtirmeyeceğiz, Erdoğan'ı başkan seçtirmeyeceğiz' dedi. Bu konuşma 17 Mart'ta oldu ve 'Erdoğan'ı başkan seçtirmeyeceğiz' aslında bir tahrikti. Adeta seçim kampanyasını Erdoğan'a karşıtlık üzerine o gün başlatmış oldu. Seçimde rakipleri Sayın Cumhurbaşkanımız mı? Değil. Siz niçin bir şahsı, Cumhurbaşkanını, yani siyasi parti başkanı olmayan bir kişiyi hedef alarak bir kampanya başlatırsınız? Bu büyük bir tahrikti. Arkasından, asıl gerilimi başlatan Demirtaş'ın bu şeyiydi, siyasi hamlesi, kalkışması, Cumhurbaşkanını hedefe koyması. Bu başkanlık seçimi de değil. Sayın Cumhurbaşkanımız 21 Mart günü Ukrayna'ya giderken, 'İzleme heyetini doğru bulmadığına' dair bir açıklamada bulundu. Yani Demirtaş 17 Mart'ta açıklama yaptı. 21 Mart günü Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklaması oldu. Aynı gün hatırlarsanız, Öcalan'ın mesajı Diyarbakır'a götürüldü. Nevruz mesajı. Bu mesaj sanki bizimle bir şekilde mutabakata varılmış bir mesaj gibi oraya götürüldü ve okundu. Burada tabi bu bizim üzerinde anlaştığımız bir çerçeve falan da değildi. Bizim böyle bir anlaşma gibi durumumuz yok. Ama neticede Öcalan'ın cezaevinden örgütü yönetmesine de devlet elbette izin veremez. Oradan çıkanların, topluma verilen mesajların da bir çerçeve içerisinde olması gerek. O bağlamda söylüyorum. Böyle bir şey olmamasına rağmen onlar orada verilen bütün mesajları sanki devletin kabulüymüş gibi, devletin kabul ettiği hususlarmış gibi topluma bu şekilde beyan ettiler. Oysa onlar dediğim gibi sadece Öcalan'ın beyanlarından ibaret bir metindi."

Akdoğan, "Bundan sonra yani nevruz konuşmasında da beklenen olmayınca, o uyum halinde olan çerçevenin ötesinde bir takım ileri laflar edilince, ondan sonra Sayın Cumhurbaşkanımız, Dolmabahçe ile ilgili bir açıklama yaptı. Yani buradaki bu takvimi doğru okumak lazım" değerlendirmesinde bulundu.

"O gün Dolmabahçe, özel olarak kurgulanmış bir yer de değildi"

"Dolmabahçe, özel olarak kurgulanan bir yer değil miydi normalde? O gün, her ayrıntıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takip ettiği, sürekli bilgi aldığı, oturma sorununu bile çözdüğü söyleniyor. Neler söyleyeceksiniz?" sorusu üzerine Akdoğan, "Şimdi burada tabi Dolmabahçe'de okunan ortak bir metin veya bir mutabakat bildirisi falan değildi. Onlar, Öcalan'ın çağrısını okudular. Ben de Hükümetin duruşunu orada ifade ettim" dedi.

Akdoğan, "Buna bir mutabakat değil, belki sonucu silah bırakma olan, süreçte bir irade beyanı veya bir bu çerçevede yol yürüme iradesi denebilir. Ortada muhtevası kabul edilmiş maddeler yoktu. Siyaset kurumunun tartışması gereken kavramlar vardı" ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, şöyle devam etti:

"Yani burada ben de o gün konuşmamda ifade ettim. Gök kubbe altında söylenmedik hiçbir söz yoktur. Bütün bu konuları konuşma, tartışma kapasitesine Türk demokrasisi ulaşmıştır. Siyaset kurumu, bu başlıkları da tartışır, başka başlıkları da tartışır. Buradaki genel çerçeve, bunların konuşulabilir olduğu ve siyaset kurumunun bir bütün olarak bunları tartışması gerektiği, toplumun da bunlara nasıl bir tepki göstereceğinin, bütün siyaset kurumunun gözlemlenmesi gerektiğiydi. Yani burada ortak bir metin okunmadığı gibi bu bir mutabakat çerçevesi de değildi. Ama Öcalan'ın silah bırakma çağrısı önemli bir çağrıydı. Bu çerçevede, artık silahların susması halinde, siyaset kurumunun her türlü konuyu konuşabileceği, tartışabileceği bir çerçeveyi ifade ediyordu. Bunu birbirine karıştırmamak lazım. O gün Dolmabahçe, özel olarak kurgulanmış bir yer de değildi."

Daha önceden, bu görüşmelerin Ankara'daki makamında gerçekleştirildiğini anımsatan Akdoğan, "Normalde beni, heyet ziyarete geliyordu. Orada görüşüyorduk. Ya çıkışta açıklama yapıyorlardı veya benimle birlikte oturdukları yerde yapılabiliyordu bu açıklamalar" diye konuştu.

"Kesinlikle Cumhurbaşkanımızla hiçbir irtibatımız olmadı"

"Neden bu Dolmabahçe'de oldu?" sorusu üzerine Akdoğan, "Şimdi o gün şöyle oldu. Yani bu, Dolmabahçe, önceden kurgulanmış, planlanmış, özel bir anlam yüklenen bir yer değildi" dedi. Yalçın Akdoğan, şunları kaydetti:

"O gün heyet, cuma günü adadan döndü. Cumartesi günü bu açıklamayı yapmamız lazım. Cumartesi günü de biz Cumhurbaşkanımız ile Suudi Arabistan'a gidecektik. Hepimiz İstanbul'da olduğumuz ve vakit olmadığı için Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi'nde yapalım, orada da bizim makamlarımız var. Aynı Ankara'daki makam orada tekrar kurgulandı ve beni ziyarete geldiklerinde bu açıklama yapılmış oldu. Format buydu. Ama Dolmabahçe olunca bu başka bir şeymiş gibi algılandı, başka bir format gibi lanse edildi. Bunun ötesinde bir anlamı yoktu Dolmabahçe'nin. Burada tabi 'O gün işte sürekli Cumhurbaşkanına bilgi verdiler, bilgisi vardı her şeyden' vesaire. O gün Cumhurbaşkanımız ile benim hiçbir görüşmem olmadı. Yüz yüze veya telefonla. Ta ki işte akşamüstü beraber yurt dışına gidene kadar. Ondan sonraki gelişmeleri zaten bütün basın takip etti. Yani 'O gün her ayrıntıyı Cumhurbaşkanı biliyordu, sürekli irtibat halindeydiler'. Bu, külliyen yalan bir durum. O gün kesinlikle Cumhurbaşkanımız ile hiçbir irtibatımız olmadı. Bir de arkadaşlar, bunlar, o kadar çok yalan söylüyorlar ki... Yani bir yalan makinesine dönüştüler. Ben de bunları yalanlamaktan yoruldum. Yani her verdikleri ayrıntı yalan, tamamen uydurma. Kafadan bir takım şeyler uyduruyorlar. Yani bu izleme heyetiyle ilgili de sayılar verdiler, isimler verdiler, 'şöyle olacak' dediler, 'böyle olacak' dediler. O gün de ben açıkladım, 'Külliyen yalan' diye. Gerçekten de konuşulan isimlerden sayılara kadar o gün de bunların hiçbiri doğru değildi. Bu meseleyi tamamen izleme heyetine getirip dayandırmaları da doğru değil, anlamsız. Çünkü Öcalan neticede bir çağrı yapacaktı, yaptı ve en geniş şekilde bu kamuoyuna yansıdı. Yani basına yansıdı, uluslararası camiaya yansıdı, herkes tartıştı. Yani bunu başka bir heyete tekrardan aktarmasına bir ihtiyaç yoktu. Burada, bunun da ötesinde İmralı, bir talk-show alanı da değil. Yani 'sürekli heyetler oraya turlar yapsınlar ve bunlara aynı mesajı tekrar etsin'. Bu mesaj zaten verilmiştir. Bunun ötesinde çok bir anlamın da kalmadığını düşünüyorum ben bunun." 

Oturma meselesiyle ilgili de bir takım yakışıksız söylemlerin olduğunu anımsatan Akdoğan, "Orada ben kendilerine gereken tepkiyi gösterdim ve bu sorun çözüldü. Burada ne Başbakanımız ne Cumhurbaşkanımız o gün herhangi bir temas da olmamıştır, sürece dönük bir müdahaleleri de olmamıştır" açıklamasında bulundu.

Akdoğan, "Bana geldiklerinde bir açıklama yapılmış olacaktı. Ama tabi o yapılmış açıklama, diğerlerine göre farklı bir anlamı var. Ama bu da bir ortak metin ve mutabakat anlamına gelmiyor" görüşünü dile getirdi.

"Toplumu tahrik eden ifadelerde bulunamazlar"

"HDP heyetinin, Dolmabahçe'de okuduğu metnin bazı bölümlerini sizin kabul etmediğinize dair de iddiaları var. Bu doğru mu? Eğer doğruysa nedir bunlar acaba?" sorusuna ise Akdoğan, "Elbette doğru. Yani bizim bulunduğumuz ortamda herhangi bir heyet, bizim hassasiyetlerimize, toplumun hassasiyetlerine ters, aykırı, toplumu tahrik eden ifadelerde bulunamaz" dedi.

Akdoğan, "Şimdi onların ayrı bir literatürü, jargonu var. Bizim farklı bir dilimiz var. Yani diyelim ki 'ateşkes' diyorlar veya işte 'önder Apo' diyorlar, farklı farklı, bir takım ifadeler kullanıyorlar. Bunları, bizim bulunduğumuz yerde kullanamazlar. Çünkü Hükümet üyeleri olarak biz orada bulunuyoruz. Bu bir savaş değil ki ateşkes olsun. Örgüt burada eylemsizlik kararı almıştır. Buna da uymamıştır. Onun ötesinde birtakım ifadeler, yani toplumu ve bizi rencide edecek birtakım ifadeleri kullanmamaları gerektiği yönünde bir müdahalemiz oldu ve yapılan açıklama da o çerçevede yapıldı" diye konuştu.

Demirtaş'ın, "Geri çekilmeyle ilgili yasa çıkacaktı. Çıkmadı. Bundan dolayı çekilme durdu" sözleri anımsatılarak, bunun ne kadar doğru bir ifade olduğu sorusuna da Akdoğan, şu yanıtı verdi:

"Şimdi burada şunu görmemiz lazım. PKK'nın yapması gereken ne idi? Bir eylemsizlik, iki Türkiye'yi terk etme. Yani silah bırakmaktan önceki temel adımlar. Bunların hangisini yaptı? Yani 'eylemsizlik' dedi, yaptı mı? Belki karakol basmadı ama onun ötesinde her türlü illegaliteye başvurdu. Yani adam kaçırma, yol kesme, vesaire her türlü baskı ve şiddeti kullandı. Yani 'eylemsizlik' lafta kaldı. Alternatif bir otorite tesis etmek için her türlü baskı ve şiddeti kullandı. Türkiye'yi de terk etmedi. Yani ilk başta Öcalan'ın çağrısından sonra bir kaç yüz kişilik bir grup terk eder gibi oldu. Türkiye'yi de terk etmedi. Yani hiçbir sözünde örgüt durmadı. Şimdi bunun önce adını doğru koyalım. Burada bir yasadan bahsediliyor. Yani bu son derece anlamsız bir durum. Elbette bu tartışılabilir. Yani HDP bir şey der, biz bir şey deriz. Toplumda herkes farklı yasalardan bahsediyor. Bunun bir anlamı olduğu kanaatinde değilim. Yani Türkiye'de kırsalda elinde silahla birtakım adamlar dolaşırken, bir yasa olduğu için mi dolaşıyorlar? Tam tersine yasa buna karşı olmasına rağmen dolaşıyorlar. Yani sen kırsalda dolanıyorsun, birtakım kamplar kurmuşsun, birtakım yerler kurmuşsun, yasaya rağmen, yasaya karşı olarak oralarda bir faaliyet içerisindesin."

"Nasıl geldilerse öyle giderler"

Akdoğan, "Şimdi diyorsun ki 'Ben yurt dışına çıkacağım. Bana yasa çıkar da güvenlik güçleri, beni gördüğünde zorlanmasınlar. Ne yapacak adamlar?' Onu düşünmek sana mı kaldı? Yani onu düşünmesi gereken devlettir. 'Güvenlik güçleri ne yapacak?' Bu yüzden bu anlamı olan bir şey değildir" değerlendirmesinde bulundu.

Güvenlik güçlerinin tutumunun ne olacağının, devleti ilgilendiren bir konu olduğunu vurgulayan Akdoğan, "Onun ötesinde bir yasayla 'Biz yurt dışına çıkacağız', bu anlamsız bir şey. Bu nedir biliyor musunuz? Bu, Meclis'te bir şekilde PKK'nın muhatap olarak alınması ve meşrulaşması için bir çabadır. Yani bu kadar anlamsız bir yasa talebi olur mu? Bir şekilde gündeme gelsin, 'PKK muhatap alınsın, meşrulaşsın' için bir zorlama çabasıdır. Elbette Hükümet böyle bir zorlamaya boyun eğmez ve bunu kabul etmez. Nasıl geldilerse öyle giderler. Yani yasa dışı bir şekilde dolaşıyorlar, yasa ile orada cirit atmıyorlar? Aynı şekilde de Türkiye'yi terk ederler" görüşünü dile getirdi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, şunları kaydetti:

"Burada tabi niçin bu olmadı? Yani bunu işte 'yasa çıkacaktı, çıkmadı'. Bunun üzerine bina etmeye çalışıyorlar. Bir mazeret olarak bunu söylüyorlar. Bu, dediğim gibi bir anlamsız, ikincisi biliyorsunuz, yani mart sonunda nevruzda çağrı yapıldı. Mayıs'ta Gezi olayları meydana geldi. Bu Gezi olayları bir kere örgütün kimyasını bozdu. Örgüt zaten silah bırakmak konusunda ayak diriyor. Bu olay, yani 'Gezi olaylarıyla bir şekilde acaba bu Hükümet gidici mi? Burada bir şey var mı? İktidar boşluğu, zafiyeti oluşur mu?' Hem Gezi olayları, hem sonrasında 17 Aralık vesaire, bunları gören örgüt, bu süreçte atacağı adımları atmaktan geri durdu ve gereken şeyleri yapmadı. Bunu da ortaya koymamız gerekir diye düşünüyorum. Yani burada 'eylemsizlik' dediler yapmadılar, 'Türkiye'yi terk edeceğiz' dediler, etmediler. Bir de utanmadan şimdi devleti suçlayan, faturayı devlete kesmeye çalışan bir tavır içerisindeler."

"HDP Çözüm Sürecini feda etti"

Yalçın Akdoğan, HDP'nin barajı geçmek için Çözüm Süreci'ni feda ettiğini belirtti.

"Bize oy verin Çözüm Süreci başarıya ulaşsın, bu sorun da çözülsün" dediklerini, insanların da HDP'ye oy verdiğini ancak gelinen noktada sürecin türbülansa girdiğini vurgulayan Akdoğan, şunları kaydetti:

"Demek ki sizin oy almanız sürece hiç bir etki yapmıyor, olumlu bir etkisi yok. Tam tersine burada olumsuz bir ekti yaptı. Bazı şehirlerde yüzde 70'lerde, 80'lerde, 90'larda insanlar oy verdiler Çözüm Süreci başarıya ulaşsın diye ama HDP'nin hiçbir karşılığı yok. Görülüyor, koalisyon denklemlerinde yeri yok, Çözüm Süreci konusunda herhangi bir yaptırımı yok, hiçbir anlam ifade etmeyen bir pozisyonu var. O zaman niye milleti kandırıyorsunuz? Seçimden önce ben defalarca 'AK Parti varsa çözüm süreci var' dedim. 'AK Parti güçlü bir şekilde iktidar olursa bu meseleler hızlı bir şekilde yoluna girer' dedim. Ama oyu sen alacaksın, bütün her şeyi de AK Parti yapacak. AK Partiyi de devireceksin sonra diyeceksin ki 'Gel AK Parti bunları yap'  Böyle bir kandırmaca olabilir mi? Bunu bir kere görmek lazım. Bundan dolayı ben diyorum ki, HDP tabanı Kürtler, bunlara sebep olan yöneticiler hakkında çok ciddi şekilde bunlara hesap sormaları lazım, sıkıştırmaları lazım. 'Siz nasıl bir oyuna alet oldunuz ve bütün bu yaşadığımız sıkıntılar yaşanıyor. Örgütsel açıdan da örgüt her şeyi kaybetme noktasına geldi. Bu noktaya nasıl gelindi, nasıl böyle bir şeye sebep olundu, bu nasıl bir basiretsizliktir' diye bu kişilerden hesap sorulması lazım."

"Öcalan bunları muhtemelen yakalasa sopayla kovalar"

HDP'li yöneticilerin sürekli Abdullah Öcalan adına yalan beyanlarda bulunduklarının altını çizen Akdoğan,  şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sürekli Öcalan adına yalan söylüyorlar. Öcalan başkanlık sistemine karşı, Öcalan AK Parti'yle koalisyona karşı… Külliyen bunlar yalan. Öcalan'ın adını kullanarak sürekli toplumu kandırıyorlar. Öcalan ile görüştükleri dönemde koalisyon diye bir konu var mıydı ki Türkiye'de, Öcalan 'onunla yapın şununla yapın' desin. Bu yüzden büyük bir sorumsuzluk var. Öcalan bunları muhtemelen yakalasa sopayla kovalar diye düşünüyorum, 'her şeyi mahvettiniz' diye."

HDP'nin eksen kayması yaşadığını belirten Akdoğan, "HDP eksen kayması yaşadı. HDP, Diyarbakır'dan Cihangir'e istikameti çevirdi. Cihangir sokağına girdiklerinde bütün bu çözüm süreci başka bir yere savrulmuş oldu. HDP tabanı bunun da hesabını sormalı" dedi. 

"Şimdi kıvranıyorlar, ne olacak bu süreç"   

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, kendi PR'ını yaptığını, kendi imajını oluşturduğuna vurgu yapan Akdoğan, şöyle devam etti:

"Demirtaş, kendi PR'ını yaptı, kendi imajını oluşturdu, sürece ne olursa olsun, İmralı anlamsızlaşırsa anlamsızlaşsın. Bugüne kadar kendilerinin verdikleri mücadele bağlamında ne olduğunun önemi yok, kendi PR'ını yaptı, el bebek gül bebek bir çiçek çocuk olarak, bir imaj imalatına dönüştü ve bugün yaşadığımız şeyler... Şimdi kıvranıyorlar, ne olacak bu süreç? Burada elbette Kandil'de bundan rahatsızlık duyuyordur ama ortak oldukları nokta Kandil de silahı bırakmaya ayak dirediği için İmralı'nın bir şekilde üzerinde bir pozisyon üretmeye çalıştığı için burada kendi aralarında bir anlaşma olduğu söylenebilir. Dün de Sayın Demirtaş'ın söylediği açıklamalar vardı; yani 'Karar merci Kandildir' diye. Yani Öcalan'ın üzerinde Kandil'i konumlandıran, kendisine de farklı bir pozisyon üreten bir tavır içerisine girdiklerini görüyoruz. Dediğim gibi zaten bu başından beri Çözüm Süreci'ni, İmralı'yı anlamsızlaştırma çabasıydı. Bu şimdi daha net bir şekilde ortaya çıkmış durumda."

"YDG/H'yi insanlara normalmiş gibi kanıksatmaya çalışıyorlar"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, ateşkesi devletin bozduğu yönündeki iddialara yönelik, bu kavramının yanlış olduğunu, savaş halinin var olması durumunda ateşkesin söz konusu olacağına değinerek, burada bir terör ve terörle mücadelenin bulunduğunu belirtti.

Kendilerinin kullandığı kavramın eylemsizlik, çatışmasızlık olduğunun altını çizen Akdoğan, konuşmasını söyle sürdürdü:

"Ama örgüt buna da uymadı, eylemsizlik, çatışmasızlık vesaire buna da uymadı. Bütün Çözüm Süreci boyunca illegaliteyi bırakmadı. Baskı ve şiddet üzerinden bölgede büyük eylemler yaptı. Seçimden sonra da birçok adam öldürdü, adam kaçırdı, yol kesti. Uyuyan polisleri öldürmek veya millete trafik hizmeti veren trafik polisini öldürmek ve sivil askerleri ailelerinin yanında şehit etmek... Bunun adı kahpeliktir. Böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde terör, bu kadar vahşi, bu kadar her türlü değerini kaybetmiş terör örgütleri açısından bile bu kadarı şeydir. Böyle bir durum var. Şimdi diyorlar ki, 'Hükümet bozdu' Peki nedir bu? Yani gidip uyuyan polisi öldürmek, trafik polisini öldürmek, ailesinin yanında askeri öldürmek... Bu nedir? Yani bir şeyi bozmaksa bunun dik alası budur."

Yalçın Akdoğan, değerlendirmelerine şöyle devam etti:

"Bunu bir kere görmemiz lazım. Bu örgütle bu parti arasında bir ilişki var mı? Var. Yok diyebilir mi kimse? Diyemez. Bir ilişki var. Peki örgüt mü partinin amacına hizmet ediyor, parti mi örgütün amacına hizmet ediyor? Bunların ikisi de yanlıştır. Parti de örgütün amacına hizmet etse örgütsel hedeflerini siyaseten gerçekleştirmeye çalışsa veya örgüt parti daha çok oy  alsın diye çaba gösterse... Bu ilişkinin ikisi de yanlıştır, ikisi de demokrasiyi zehirleyecek bir durumdur ve bu  vardır. Önce bunu izah etmeleri lazım. Demokratik bir yapı da böyle bir ilişki nasıl olabilir? Yani terörü kınayıp kınamamanın ötesinde daha derin bir durum var burada, daha derin bir ilişki var. Bir kere bu çarpık ilişkinin, bu hastalıklı durumunun doğru anlaşılması, reddedilmesi gerekiyor. Demokraside böyle bir ilişkiye yer yoktur. Düşünün şimdi bir takım partiler var; bunların dayandıkları toplum kesimleri var. Bir de bir takım terör örgütleri var. Bu partilerle işbirliği içinde. Adeta gençlik yapılanması gibi. Düşünün YDG/H  diye bir şey var. Sanırsınız ki HDP'nin gençlik kolu. Nedir bu? Terör örgütünün gençlik yapılanması. Yani elinde silah olan illegal bir yapılanma. Şimdi bunu insanlara normalmiş gibi kanıksatmaya çalışıyorlar."

"Örgütün açıklamalarına baksınlar"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, bu yönde yaşanan gelişmelerin siyasetin terörize edilmesi anlamına geldiğini ifade ederek,  şunları söyledi:

"Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Yani şunu demek istiyorum, 7 Haziran'dan sonra, seçimlerden sonra terör örgütü 150'ye yakın silahlı saldırı yapmıştır, 20'ye yakın kişiyi kaçırmıştır, 20 civarında yol kesme yapmıştır, araçlar yakmıştır, 10 askerimizi ve polisimizi şehit etmiştir. Seçimden sonra örgüt doğrudan eylemlilik kararı almıştır. Kendisi bunu defalarca örgüt ifade etmiştir. Şimdi o 'hükümet  şunu yaptı, bunu yaptı' diyenler, açsınlar örgütün açıklamalarına baksınlar. Örgüt defalarca 'ben ateşkesi bozuyorum' demiştir ve bunu defalarca eylemleriyle ortaya koymuştur. Burada kimse hükümete fatura kesmeye kalkmasın. Ortada çok açık cinayetler var. Bunu iki eşit yapı arasında bir mücadelenin verilen kurbanları, zayiatları gibi görmeleri bile teröre destek anlamına gelir. Burada daha net bir tavır takınmaları gerekir."

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın