İSTANBUL
Çiçek, Sosyal Demokrat Parti'nin (SODEP) LaresPark Otel'de düzenlediği ''Acıları paylaşmak ve yaraları sarmak için ilk adım'' başlıklı konferansa katıldı.
Konferans çıkışında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Çiçek, bir gazetecinin ''Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan milletvekili seçilmesi için sürenin daha önceki hali olan 5 yılda bir olmasının daha doğru olduğunu söyledi. Bu konuda çalışma var mı?'' sorusunu şöyle cevaplandırdı:
''Seçim takvimiyle ilgili o konuşmayı dinledim. Geçmişte yapılmış olan anayasa değişikliğiyle 5 yıllık milletvekilliğinin 4 yıl indirilmesiyle ilgili bir değerlendirme yapıyor. Parti adına yapılan açıklamalarla da 'Şu an gündemde böyle bir konu yok' denildi. Böyle bir konu şu an için yok. Böyle bir düzenleme olacaksa da diğer partilerin de görüşü alınacak diye de bir ifade kullanıldı. Onun için şu an milletvekilliği süresi 4 yıldır ve bu 4 yıllık süre içinde görev yapacağız. Bir değişiklik olacaksa bugünü kapsamayacağı da ifade edildiğine göre burada tartışılacak bir yanı yok. Nasıl olsa siyasi partilerimiz bunu değerlendirir, anayasa çalışmalarında da gündeme gelirse o zaman sizinle de bunları paylaşırız.''
Yeni anayasa 1 Mayıs'ta
Çiçek, ''Yeni anayasa taslağının yazımına ne zaman başlanacak?'' sorusu üzerine de ''1 Mayıs'tan itibaren. Zaten bu takvimi daha evvelden de ilan etmiştik. Meclisin sitesinde de var. Şu an 30 Nisan'a kadar vatandaşlarımızın örgütlü olarak görüşlerini alıyoruz. 1 Mayıs'tan itibaren de ikinci safhaya geçmiş olacağız'' dedi.
Eşitlik talebi, imtiyaz talebine dönüşmemeli
Sempozyumun açış konuşmasını yapan Çiçek, bu toplantıyı, katılımcıları ve konusunu önemsediği için katıldığını belirterek, Türkiye'de yaşayan herkesin, yüzleşsek de yüzleşemesek de ortak acıları bulunduğunu vurguladı.
Çiçek, mensup olunan toplumun eşit bireyi olmayı herkesin hak ettiğini anlatarak, şunları kaydetti:
''Temel hak ve özgürlüklerden herkes kadar kendimizin de yararlanmak hakkı olduğunu bilmeliyiz. Eşitlik talebi, imtiyaz talebine dönüşmemeli, elde edilen haklar, gönül bağlarını koparıcı mahiyette olmamalı, mensubiyet hislerini örselememeli. Bireysel hak ve özgürlük talepleri, farklılaşma taleplerini meşrulaştırıcı mahiyette olmamalı, birlikte yaşama kültürümüz zedelenmemeli. Bugüne kadar varılmaya çalışılan hedef budur.
'Zorunlu beraberlik yerine gönüllü beraberlik en güçlü beraberliktir' diye düşünüyorum. Yürüttüğümüz çalışmaların hedefi de budur. Bu hedefe ulaşmak için, toplumun tüm kesimlerinin yürüttüğümüz çalışmaya destek vermesini diliyorum. Siyasi bir belirsizliğe meydan vermeden, Türkiye'yi istikrarlı bir şekilde yarınlara taşıyabildiğimiz takdirde, hukukun üstünlüğü ilkesinin Türkiye'de egemen olacağına inanıyorum.''