TBMM
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, çok yoğun bir 15 gün sonrasında yeniden buluştuklarını söyledi.
İç reformlar, dış temaslar, yurt içi seyahatlerle dolu, AK Parti felsefesini yansıtan iki hafta geçirdiklerini ifade eden Davutoğlu, geçen hafta yurt dışında olması nedeniyle grup toplantısı yapamadıklarını anımsattı.
Dün Öğretmen Günü olduğuna işaret eden Davutoğlu, 81 ilden gelen meslektaşlarıyla buluştuğunu, kucaklaştığını belirtti. Davutoğlu, ülkenin her köşesinde, gelecek nesillerin yetişmesi için gece gündüz çalışan öğretmenleri tebrik ederek, Öğretmenler Günü'nü kutladı, başarılar diledi.
Başbakan Davutoğlu, 12 yıllık iktidarları döneminde milli eğitime önem verdiklerini dile getirerek, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçeden aldığı payın, bakanlıklar arasında hep ilk sırada yer aldığını vurguladı. Davutoğlu, "Milli sıfatı, sadece iki bakanlıkta var; Milli Eğitim ve Milli Savunma. Bu şu demek; bir ülkenin savunması, bir ülkenin istikbali ancak eğitim ile sağlanabilir. Eğitimini teminat altına alan milletler, aslında bekalarını da teminat altına alırlar. Eğitimi ihmal edenler, ne kadar güzel programlar hazırlamış olurlarsa olsunlar, o programlar, projeler kağıt üzerinde kalır, uygulamaya geçemez. 62. Hükümet programında, yeni hamle dönemi başlatırken en temel esas olarak, insan kaynağının etkin ve verimli değerlendirilmesi anlayışını temel ilke olarak kayıtlara geçirdik" diye konuştu.
İktidarı devraldıklarında 458 bin 496 olan öğretmen sayısının, şu anda 851 bin 854 olduğunu bildiren Davutoğlu, öğretmen kadrosunu neredeyse iki kat artırdıklarını kaydetti. Davutoğlu, ocak ayında eğitim seferberliğinin güzel kadrosuna, 15 bin yeni öğretmen daha atayacaklarını ifade etti.
"İnsan hakları reformu"
Başbakan Davutoğlu, iç reform bağlamında önemli bazı projeleri, geçen 15 gün içinde tamamladıklarına işaret ederek, iş sağlığı ve güvenliği paketini, Avustralya ziyaretinin öncesinde açıkladığını anımsattı. Davutoğlu, işçi, emekçilerin iş sağlığı ve güvenliğini teminat altına almaya kararlı olduklarını belirterek, bu çerçevede Madencilik Yasası ile ilgili değişiklikleri de içeren taslağı tamamladıklarını, bunu da önümüzdeki günlerde TBMM gündemine taşıyacaklarını söyledi.
Kişisel verilerin korunması konusunda insan hakları bağlamında son derece önemli bir kanunu, Genel Kurul'da görüşeceklerini kaydeden Davutoğlu, "Kişisel verilerin korunması kanunu son dönemde birilerinin saptırmaya çalıştığının aksine, AB normlarına göre kişilerin, kendi özel bilgilerinin korunması ve hiçbir kurum ya da kişinin, herhangi bir tarafın bu verilere ulaşımının engellenmesi, erişimin ancak kişilerin rızasıyla sağlanmasını temin eden tam bir insan hakları reformudur. Bu da insan haklarına dayalı siyaset anlayışımızın bir karşılığı olarak memleketimize, milletimize hayırlı olsun" diye konuştu.
İç güvenlik ve özgürlüklerin korunması reform tasarısı
İç güvenlik ve özgürlüklerin korunması reform tasarısını da dün Meclis'e sunduklarını anımsatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bununla sağlamak istediğimiz temel amaç insan hakları ve özgürlüklerin korunması için onun ayrılmaz bir parçası olan ve zemini teşkil eden güvenlik şartlarının sağlanmasıdır. Bu açıdan iç güvenlik ve özgürlüklerin reformu hayata geçtiğinde hem vatandaşlarımızın günlük hayatıyla ilgili devrim mahiyetinde değişimler yaşayacağız hem de toplantı ve gösteri özgürlüklerini istismar ederek, aslında toplantı ve gösteri özgürlüğünü yok etmeye çalışan vandallara karşı da en etkin tedbirlerin alınması sağlanacak."
"Bu fark, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin farkıdır"
Davutoğlu, konuşmasında Avustralya ve Filipinler ziyaretlerine de yer verdi.
Avustralya ziyaretinin temel amacının, 1 Aralık'ta dönem başkanlığını üstlenecekleri G-20 Zirvesi'ne katılmak olduğunu belirten Davutoğlu, son derece önemli bir zirve olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Çünkü küresel ekonomik kriz sonrasında liderler düzeyinde toplanan G-20 şu anda dünya ekonomisine hakim olan durağanlığın nasıl aşılması gerektiği konusunda temel meselelerin tartışıldığı bir platform" dedi.
Başbakan Davutoğlu, basına kapalı, sadece liderlerin katıldığı oturumda, küresel ekonominin sorunlarını tartıştıklarını, nasıl aşılabileceğini ele aldıklarını anlattı. Türkiye'nin bu küresel ekonomik açmazın aşılmasındaki görüşünü diğer liderlerle paylaştığını ifade eden Davutoğlu, bu oturumda Türkiye'nin ekonomik başarısı, küresel krize karşı aldığı önlemler bağlamında üç hususu vurguladığını söyledi. Bu hususların, bundan sonraki başarılarının da habercisi olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bu hususlardan birincisi siyasi istikrar. O masada olanlar arasında, iktidar partisi olarak en uzun dönemli iktidarı biz temsil ediyorduk. 12 yıllık iktidarın geride bıraktığımız başarılarının temsil gücüyle görüşlerimi açık yüreklilikle paylaştım. Aslında küresel ekonomik kriz sonrası döneme baktığımızda, 2008'den bu yana özellikle Avrupa'da, bazı ülkelerde 4, bazı ülkelerde 5, benim dışişleri bakanlığım döneminde 7 dışişleri bakanının değiştiğine şahit oldum, aynen 1990'lı yılların Türkiye'si gibiydi, dünya son 5-6 yıl içinde. Bir ülke vardı ki farklıydı; o ülkede 12 yıl küresel ekonomik krize rağmen aynı siyasi kadro, bu küresel ekonomik krize karşı tedbirler almış ve ülkeyi kalkındırmıştı. Bu fark Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin farkıdır. Bu farkı oluşturan AK Parti kadrolarıydı, gurur duyuyorum. Önümüzdeki dönemde nice farkları gerçekleştireceğimiz konusunda da milletimize söz veriyorum.
Siyasi istikrarın devamı, o toplantıda da ortaya çıktı ki rasyonel ekonomik politikaların uygulanmasının, olmazsa olmaz şartıdır. Orta Vadeli Program, 10 yıllık program, sektörel dönüşümler dediğinizde bütün bu dönüşümleri, programları, projeleri düşünen, tasarlayan, plan haline döken irade ile onu gerçekleştiren iradenin aynı olması şarttır. Aksi halde ülke, 1990'lı yıllardaki gibi yaz-boz tahtasına döner. Biz 2023 derken, aslında bir güçlü iradeyi de milletimize, dünyaya ilan etmiş olduk. İnşallah 2023'e kadar bu kadrolar, bu farkı oluşturmaya devam edecekler ve daha sonrasında da..."
"Makro ekonomik istikrarı sürdüreceğiz"
Davutoğlu, ikinci önemli boyutun makro ekonomik istikrar olduğunu vurgulayarak, sözlerini "Siyasi istikrar olabilir ama siyasi istikrar içinde makro ekonomik istikrar temin edilmemişse, ekonomik göstergeler hem iç hem dış piyasaya umut ve güven vermiyorsa, güven unsuru yoksa, zaten siyasi istikrarı da muhafaza edemezsiniz, bu birbirine bağlıdır. Siyasi istikrar olmazsa makro ekonomik istikrar olmaz, makro ekonomik istikrar olmazsa siyasi istikrar zeminini kaybeder" diye sürdürdü.
Başbakan Davutoğlu, makro ekonomik istikrarın, ülkede temsilcisi, uygulayıcısı ve teminatı olduklarını dile getirdi.
Zirvede muhatap oldukları, gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ülkelerde de ortak özelliğin, makro ekonomik istikrar ve dünya ekonomisi konusundaki görüş ayrılıkları olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bazı ülkeler antienflasyonist politikaları öne çıkartırken, bazı ülkeler dünyada talep artırımını öne çıkaran görüşler beyan ettiler. Biz söz aldığımızda, bu ikisinin birlikte gerçekleştirilmesi halinde dünya ekonomisinin genişleyeceğini paylaştık. Çünkü bizim istediğimiz, dünyada talebin artmasıdır. Bu sağlanmadıkça dünya ticareti gelişemez. Yüzde 8 civarında gelişen dünya ticareti, son 3-4 yıldır yüzde 3 civarında gelişiyor. Bu bizim üzerimizde de baskı oluşturuyor ama antienflasyonist politikalardan taviz verilirse, bu sefer dünya ticareti öylesine iç denge sorunları yaşar ki gelişimini, ülkede rahat şekilde hissetme imkanımız olmaz.
Bundan sonra, önümüzdeki seçim döneminde ve daha sonra da Türkiye, bu ikisini birlikte yapmaya kararlıdır. Hem reel sektörü destekleyen, büyüten, özellikle dış talebe dayalı kalkınmayı sürdüreceğiz hem de içerde bütçe, mali disipline dayalı makro ekonomik istikrarı ve antienflasyonist politikaları da sürdüreceğiz."
Kurulan şirket sayısında artış
Başbakan Davutoğlu, eylülde cari açığın 2.2 milyar dolar olduğuna işaret ederek, ilk 9 ayda cari işlemler açığının bir önceki yılın aynı dönemine göre 18,3 milyar dolar azalarak 30,8 milyar dolara gerilediğini kaydetti. Davutoğlu, ilk kez cari açıkta bu ölçüde düşüş trendi gördüklerini ifade ederek, ekonomilerindeki en kırılgan noktası olan cari açığa dönük olarak aldıkları önlemlerin sonuç verdiğini gösterdiğini söyledi.
Ekimde kurulan şirket sayısının, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,4 arttığını belirten Davutoğlu, şirket sayısının artmasının ekonomide canlanmanın ve özel sektörün ekonomiye duyduğu güvenin işareti olarak değerlendirildiğini vurguladı. Yüzde 24, 4 artışın, ekonomide yeni dönemle ilgili ümitli beklentilerin yaygınlaştığını gösterdiğini kaydeden Davutoğlu, yılın ilk 10 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre açılan şirket sayısının yüzde 18,5 arttığını, kapanan şirket sayısının yüzde 11,2 gerilediğini anımsattı. Davutoğlu, bunun da ekonomide canlılık işareti olarak önemli olduğunu dile getirdi.
Ocak-Ekim döneminde 47 bin 495 şirket kurulurken, kapananların çok daha düşük düzeyde kaldığını ifade eden Davutoğlu, bu olumlu seyri kararlılıkla politikalarında sürdüreceklerini anlattı.
"Ekonomimiz kalkınmayı sürdürecek"
G-20 Zirvesi'nde vurguladıkları 3. hususun yapısal reformlar olduğunu belirten Davutoğlu, sadece Türkiye ve Meksika'nın kapsamlı reformlar açıkladığını anımsattı. Davutoğlu, "9'unu açıkladık, 8 makro ekonomik dönüşüm programı ile 8 sosyal dönüşüm programlarını da inşallah önümüzdeki günlerde açıklayacağız. Dünyada ne seyrederse seyretsin, ne krizler yaygınlaşırsa yaygınlaşsın, biz bu milletten güç aldıkça, ekonomimiz kalkınmayı sürdürecek. İnsani kalkınmanın temel taşlarını dokumaya, döşemeye devam edeceğiz" diye konuştu.
Dönem başkanı olarak takip edecekleri politikaların esaslarını liderlerle paylaştığını söyleyen Davutoğlu, KOBİ'lerin önemi ve istihdam artışı ile küresel ekonomideki eşitsizliğin ortadan kaldırılması için G-20 üyesi ülkeler ile en gelişmiş ülkeler arasında köprü rolü oynayacak bir misyonun yerine getirilmesine önem vereceklerini anlattı.
"Eşitsizlik piramidini tersine çevirmek"
Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"İster iç ister dış siyaset, ister bölgesel ister küresel siyaset, ister ekonomik alan olsun ister kültürel, siyasi alan, bizim siyasetimizin bir tanımı olacaksa o vicdan siyasetidir. Onun için G- 20 ülkelerinin, dünyanın en büyük ekonomisine sahip ülkelerin başkanlığını yaparken dünyanın en az gelişmiş ülkelerinin de temsilciliğini üstleneceğiz. Önümüzdeki dönemde dünyadaki eşitsizlikleri ortadan kaldıran bir yaklaşımı benimseyeceğiz. Orada da enerji konusu konuşulurken dile getirdim, dünyada insanlık nüfusunun 5'te 1'i elektriğe ulaşamıyorsa, bütün sahra güneyi Afrika'nın toplam elektrik tüketimi neredeyse New York'a eşitse, o dünyada adaleti ikame etmek mümkün olmaz. Artık dünyadaki eşitsizlik piramidini tersine çevirmenin vakti gelmiştir. Uluslararası sorunlarda vicdanın sesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, önümüzdeki yıl dünya ekonomisinin de vicdanının sesi olmaya kararlıdır.
Bu zirvede ayrıca başta Başkan Obama olmak üzere hemen hemen bütün liderlerle ikili, çok taraflı görüşmelerde biraraya geldik. Bu görüşmelerde de Türkiye'nin uluslararası sorunlarla ilgili kanaatini muhataplarımla paylaştım. Özellikle Suriye, Irak bağlamında, bölgemizde yaşanan gelişmelerle ilgili kanaatlerimizi değerlendirme imkanı bulduk. Her vesileyle mülteciler sorunu başta olmak üzere insani çağrımızı sürdürdük."
Avustralya'dan sonra başbakanın davetlisi olarak Filipinler'i ziyaret ettiğini anımsatan Davutoğlu, bu ülkeyi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olma onuru yaşadığını anlattı.
Davutoğlu, iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin 65. yılı olduğuna işaret ederek temasları hakkında bilgi verdi.
"Akdenizi bize kimse kapatamaz"
Davutoğlu, "(Güney Kıbrıs Rum yönetimi) Müzakereyi iyi niyetli yürütürlerse iyi niyetli muhatap bulurlar ama müzakereleri uzatıp bu arada Kıbrıs'ın güneyinde, Kıbrıslı Türklerin de hakkının olduğu alanlarda petrol, doğalgaz arayıp buradaki doğal kaynakları tekellerine almaya kalkarlarsa bilsinler ki buna da izin vermeyiz. Doğu Akdeniz aynı zamanda bizim denizimizdir, Akdenizi bize kimse kapatamaz" ifadelerini kullandı.
"Hiçbir Iraklı kardeşimize etnik, mezhebi, dini kimliği perspektifinden bakmayız"
Davutoğlu, son dönemlerin en önemli ziyaretlerinden birini Bağdat'a gerçekleştirdiğini belirterek, Irak'ın Türkiye'nin hem dostu hem kardeşi hem önemli stratejik ortağı olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Irak söz konusu olduğunda biz hiçbir Iraklı kardeşimize etnik, mezhebi, dini kimliği perspektifinden bakmayız. Kut'ül Ammare'den bakarız. İşgalcilere karşı bizim dedelerimizle omuz omuza veren Şii, Sünni, Arap, Kürt, Türkmen bütün o kardeşlerimize Kut'ül Ammare perspektifinden bakarız. Yanyana şehit düşen ortak tarih perspektifinden" diye konuştu.
Bağdat ziyaretindeki görüşmelerini anlatan Davutoğlu, Irak Başbakanı Haydar Abadi ile detaylı görüşmeler yaptığını bildirdi. Davutoğlu, "Hani birileri 'nerede o eski ortak kabine toplantıları' diyordu ya belki üzülecekler ama Türk ve Irak halkının çok sevineceği bir haberi buradan vermek istiyorum. İnşallah Türkiye ile Irak arasında 2009'da kurulan yüksek düzeyli stratejik ortak kabine toplantısının bir yenisini 24-25 Aralık tarihlerinde Türkiye'de gerçekleştireceğiz" dedi.
Her zaman "Türkiye ile Irak'ın dostluğu baki arada çıkabilecek sorunlar konjonktüreldir" dediklerini ifade eden Davutoğlu, "Irak'ta son dönemde yaşanan etnik ve mezhebi farklılıklarla ilgili görüş beyan ettiğimizde dostça , kardeşçe ve bir ayrım gözetmeden beyan etmiştik. Şimdi Bağdat'ta gördüğüm gibi ortak bir tehdit karşısında bütün o kardeşlerimizin, siyasi liderlerin bir platformda buluşmuş olması ve ilk defa Irak'ta herkesin elini taşın altına koyduğu bir hükümet yapısının ortaya konulmasından en fazla memnun olan da biz olduk" şeklinde konuştu.
Irak'taki görüşmeleri
Davutoğlu, 12 saatte 17 farklı görüşme gerçekleştirdiğine dikkati çekerek, görüşmelere ilişkin şunları söyledi:
"Irak Cumhurbaşkanı sayın Fuat Masum ile görüştüm. Meclis Başkanı Selim Cuburi ile görüştüm. Cuburi ile birlikte Irak Meclis'te temsil edilen bütün Iraklı siyasi partinin temsilcileriyle yaklaşık 1.5 saate varan bir beyin fırtınası yaptık. Görüşmlerimizi paylaştık. Eski başbakanlardan sayın Allavi ile görüştük. Eski Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı sayın Allavi ve sayın Nuceyfi ile ayrı ayrı görüştük. Biri Şii diğeri Sünni. Ama bizim dostluğumuzda hiçbir fark yok. Irak'taki Şii geleneğin en önemli ailelerinden olan ve bugün de Irak'ta en etkili siyasi gruplardan birini oluşturan Şii Irak İslam Yüksek Konseyi Başkanı Ammar el-Hakim ile görüştük. Erşat Salihi'nin başkanlığındaki Türkmen heyetiyle uzun, dostça, kardeşçe hasret giderdiğimiz bir görüşme yaptık.
Bütün bu görüşmelerden sonra tekrar sayın Haydar Abadi ile biraraya gelip, görüşmelerdeki intibalarımı paylaştım. Dostça, kardeşçe gece 12 civarında sarılarak ayrıldık."
Görmek istedikleri tablonun bu olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Eğer Irak'ta olduğu gibi Kürt cumhurbaşkanı, Şii başbakan, Sünni başbakan yardımcısı, Sünni meclis başkanı, Sünni, Şii, Kürt, Türk, Arap cumhurbaşkanı yardımcıları, siyasi parti grup liderleri yanyana bir resim verdiklerinde bizim özlediğimiz Ortadoğu tablosu çıkar. Biz hiçbir zaman herhangi bir etnik ve mezhebi diğerine karşı desteklemedik. Mezhepçilik ve etnik ayrımcılık fitnesine hep karşı durduk, dik durduk. Fakat kime karşı çıktık? Hangi etnik kökenden hangi mezhepten hangi dinden olursa olsun zalimin de karşısında kararlı şekilde durduk, durmaya devam ederiz."
"Irak aynı zamanda Türkiye'nin en önemli ticaret ortağı"
Irak'ın aynı zamanda Türkiye'nin en önemli ticaret ortağı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Türk iş adamlarına seslenerek, "Sayın Abadi bunu benden rica ettiği için bir kez daha sesleniyorum; kaygıları, tereddütleri bir kenara bırakarak Irak'ın yeniden yapılandırılması için lütfen seferber olunuz. Basra'dan Erbil'e, Musul'dan Kerkük'e, Diyala'dan Ammar'a kadar Irak'ın her bir toprağında bizim şirketlerimizin, emekçilerimizin, bizim milletimizin alınterini görmek istiyoruz. Eminim ki Irak'taki her bir şehirde sizleri kucaklayarak dostça bağrına basacaktır" dedi.
Davutoğlu, Türk ve Irak ekonomilerinin gelecek dönemde gittikçe daha artan bir hızda entegre olacağını söyledi.
Daha sonra Bağdat'tan Erbil'e geçtiğini, bunun da kritik bir ziyaret olduğunu belirten Davutoğlu, Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani ile hem Irak'taki siyasi gelişmeleri değerlendirdiklerini hem de IŞİD tehdidi sonrasında ortaya çıkan bölgesel konjonktürü ele aldıklarını aktardı.
Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'ni Irak'ın bir parçası olarak ve Türkiye'nin sınırdaşı, akrabası, dostu, kardeşi olarak gördüklerini ve şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da desteklemeye devam edeceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Çünkü oranın istikrarı Türkiye'nin istikrarı için önemlidir. Çünkü oranın refahı kalkınması Türkiye'nin ekonomisi için önemlidir" şeklinde konuştu.
"Gaziantep ile Halep arasında hızlı tren gidip gelecekti"
Gece saat 2-2.5 civarında Erbil'e indiğini kaydeden Davutoğlu, şunları kaydetti: "Havaalanından şehre, otele giderken her yerde Kayseri, Yozgat, Bursa gibi bizim şirketlerin tabelalarıyla dolu sokaklardan geçtik. Eğer Erbil'e inmiş olduğunuzu bilmeseniz, bir an sadece tabelalara baksanız 'herhalde Türkiye'de bir yere indik' diye düşünürdünüz. İşte biz bunu istiyoruz. Ekonomi üzerinden sınırlara saygı göstererek bütün Ortadoğu'nun birbirine entegre olmasını, birbiriyle bütünleşmesini istiyoruz. Rüyamız, hayalimiz bu. Eğer Beşşar Esad bizi dinleyeseydi Halep'te böyle olacaktı, refah içinde olacaktı. Yıkım içinde değil. Kendi uşakları tarafından tahrip edilmiş olmayacaktı. Eğer kendi halkına savaş açmamış olsaydı şu anda Gaziantep ile Halep arasında mülteciler gidip gelmeyecekti, hızlı tren gidip gelecekti. Bunun planlamasını yapmıştık.
Şimdi bizim bu hedeflerimiz ve vizyonumuzu anlayamayanlar Türkiye'nin Ortadoğu politikasını eleştirmeye kalkıyorlar. Biz bu bölgeyi, bu medeniyet havzasını yeniden inşa etmek için her türlü çabayı gösterdik. Birileri de yıkmak için gösterdiler. Bunun hesabını soracak olanlar Halep ile Gaziantep arasında gönül köprüsü kurmaya çalışan bizleri değil, 4 yıldır Halep gibi o güzide şehri havadan, karadan toplarla, Scud füzeleriyle vuran zalimlerden hesap sormalı. Bir gün Halep kurtulacak, bir gün Suriye ayağa kalkacak. İnşallah o gün geldiğinde biz aynen Irak'ta olduğu gibi ortak kabine toplantısı tekrar yapacağız. Ne Suriye'yi ne Irak'ı ne de diğer kardeş ülkeleri IŞİD benzeri teröre de, Esad benzeri zalimlere de terketmeyeceğiz. Elimizden gelen gayreti göstereceğiz, bu kardeşliği de daim kılacağız."
Erbil ve Duhok ziyareti
Bu görüşmeler dışında 2 önemli ziyarette bulunduğunu aktaran Davutoğlu, bu ziyarete ilişkin olarak şunları anlattı:
"Birisi Bölgesel Kürt Yönetimi'nin -ki Irak ordusunun asli unsurudur, Anayasaya göre kimse bunu başka yere çekmesin ve 90'lı yıllarda da bizim o zaman terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadelede TSK ile omuz omuza çarpışmıştır Peşmergeler. 95, 96 yıllarını hatırlatırım. Şimdi de Irak anayasasının, Irak savunma sisteminin bir parçasıdır. Yeni Irak Savunma Bakanı Sünni Araptır, yeni Genelkurmay Başkanı da Kürt'tür. Bu da güzel bir kompozisyon. Bu dostlarımıza Kuzey Irak'ın güvenliği ve IŞİD terörüne karşı da o güvenliği temin etmek için TSK'nin eğitim verdiği alanı ziyaret ettik. Orada TSK mensuplarımızın gösterdiği disiplin, profesyonelce askerlik ve hemen hemen Kuzey Irak sathını bütünüyle tanımaları ve gördüğüm kararlı tutum dolayısıyla orada görev yapan bütün subaylarımızı, astsubaylarımızı, erlerimizi tebrik ediyor, alınlarından öpüyorum. O zor şartlarda hem bizim sınır güvenliğimizi hem de Irak'ın birlik, beraberliğini ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nin istikrarını temin etmek için çaba sarfediyorlar. Çok büyük bir mutluluk duydum, onur duydum, gurur duydum. Helikopterlerimizle neredeyse Kuzey Irak sathını doğudan batıya, kuzeyden güneye 4 saat içinde geçtik. Bizim oradaki subaylarımız her bir dağı her bir tepeyi tanıyordu. Çünkü bizim için bu önemli. Hiç kimsenin toprağında gözümüz yok. Bizim bu aziz vatanımız bize yeter. Tek istediğimiz şey sınırlarımızın ötesinde barış ve huzurun olması. Ama oraları kendi kaderine de terk edemeyiz. Oraları kendi kaderine terk edersek biz de Anadolu topraklarında rahat oturamayız.
Sonra Duhok'a gittim ve bir kampımızın üzerinden geçtim ikinci kampımızda indim. AFAD'ın IŞİD teröründen kaçan Türkmenler ve Ezidi'ler için açtığı kamplar. Havadan gördüğünüzde bile orada bizim devletimizin, milletimizin şefkatini ve disiplinini görüyorsunuz. Tertemiz kamplar. O dağların arasında beyaz melekler gibi örtüler, çarşaflar... Helikopterden baktığınızda yüzlerce kamp, binlerce insan. Helikopkteri gördüğünde el sallayarak koşuşan kimisi Türkmen kimisi Kürt kimisi Arap kimisi Ezidi çocuklar. Kampa indiğimde güzel bir sürprizle de karşılaştım Duhok Valisi. Kendisi yeni atanmış ve benim eski öğrencim. 20 sene önce öğrencimdi, şimdi Duhok Valisi. Onu da sarılarak gözlerinden öptüm. 20 sene önce Malezya'da onu okuturken ve onun gibileri 'bir gün inşallah sizler bizim makus talihimizi, hangi ırktan,hangi kavimden hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun doğunun makus talihini yeneceksiniz' diye okutmuştuk. Gurur duydum. 'Hocam' diye sarıldı. Orada ne ben Türktüm ne o Kürttü, hepimiz insandık. Ben hocaydım, o talebeydi ve hepimiz bu toprakların çocuklarıydık. İşte görmek istediğimiz tablo bu."
Davutoğlu, AFAD yetkililerine, emek sarfeden bütün kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederek, "Onların bu şefkati, bu merhameti bizim gurur kaynağımızdır" ifadesini kullandı.
"Geride bırakacağımız sadece kardeşlik, sadece insanlık olmalı"
Davutoğlu, konuşması sırasında partililerin şiir okuması üzerine, "Sözler üstada ait olunca kesmek ayıp oluyor. Üstadı rahmetle anıyoruz. Onun büyük doğusu bir gün doğacak. Kim ne derse desin güneş doğudan doğacak ve büyük doğu batıyla buluşmak üzere doğacak" dedi.
Davutoğlu, Cuma namazına Erbil'in büyük bir camisine gittiklerini belirterek, burada hocanın kendilerinin gittiğini görerek hutbesini Kürtçe, Arapça ve Türkçe okuduğuna dikkati çekti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Kürtçe konuşurken de anlamaya çalıştım, Arapça'yı zaten anladım. Türkçe, bizim dilimizde döndü ve Yunus Emre'yi okudu. 'Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.' İşte bizim istediğimiz bu. Horasan'ın Yunus Emre'sinin güzel Türkçe'sini bir Kürt hoca efendi Erbil'de okuyorsa bir Türk hoca buralarda Kürtçe bir deyişle Faki-yi Tayran'dan, Ahmed-i Hani'den bir şeyler okuyorsa işte barışın yolu budur. Dilleri yasaklayarak, efendim baskıları artırarak, birilerinin arasındaki psikolojik bariyerleri tırmandırarak kimse bu dünyada kalamaz. Yunus'un dediği gibi bu dünya kimseye kalmaz. Geride bırakacağımız sadece kardeşlik, sadece insanlık olmalı. O camiden çıktığımızda da her dilden kardeşlerim kucaklayarak, sarıldılar. Kendimi Konya'da mı tahayyül ettim, Erzurum da mı, Kayseri de mi farklı değil. İstediğimiz tablo bu."
"Bundan sonra kimse bizim önümüzde, devletin önünde diz çökmeyecek"
Tunceli ziyaretinde bir Alevi dedesinin eline kapanarak öpmek istediğini belirten Başbakan Davutoğlu, "Ne haddimize, bizden yaşlı birine, bir dedeye el öptürmek. Ben de mukabele ederek onun eline sarıldım" dedi.
Davutoğlu, "O resmin simgesi şudur; bundan sonra kimse bizim önümüzde, devletin önünde diz çökmeyecek, kimse devleti temsil eden kişilerin ellerini öpmeyecek. Çünkü bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir. El öpecek olan devlettir. Diz çökecek olan milletle birlikte yürüyecek olan devletin temsilcileridir, liderleridir" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Erbil'den döndükten sonra aynı gün ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile uzun bir görüşme yaptığını söyledi.
Görüşmede Suriye ve Irak başta olmak üzere bir çok konuyu ele aldıklarını belirten Davutoğlu, "Kendisiyle son dönemde, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın NATO Zirvesi bağlamında Sayın Obama ile gerekse benim G-20 Zirvesi bağlamında yine Sayın Obama ile Avustralya'da yaptığımız ve son aylarda çok yoğun teknik görüşmelerde geldiğimiz noktayı gözden geçirdik" dedi.
Davutoğlu, Türkiye'nin tutumunun çok açık olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"IŞİD benzeri terör örgütlerine karşı her yerde mücadele verdik, vermeye kararlıyız. Ama şunun da farkındayız; IŞİD boşluktan doğmadı, 5 sene önce yoktu, 2 sene önce yoktu. IŞİD'e doğuran şartlar ortadan kalkmadıkça, IŞİD gitse 'İTİT' gelir, başka bir şey gelir. Ama radikalleşme artar. Onun için Suriye'ye kalıcı bir çözüm gerekli. Suriye'de sadece terör örgütünün işlediği suçlar değil, rejimin işlediği insanlık dışı suçlara karşı da aynı tavrın alınması lazım. Kobani'de gösterilen tavır Halep'te, Bayırbucak'ta da gösterilmeli.
Özellikle Kıbrıs bağlamında Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri de ele aldık. Kendisi ile bu konudaki görüşlerimizi de paylaştım. Atlantik Konseyi'nin enerji zirvesinde de bunları zikrettim. Tekrar buradan, bu kürsüden Kıbrıs Rum Yönetimi'ne çağrıda bulunuyorum: KKTC ile yürüttükleri müzakereleri nihai çözüm doğrultusunda hızlandırsınlar. Müzakere masasından çekilmek bir çözüm değil. Ayrıca şunu da zihinlerinden çıkarsınlar. Müzakereyi iyi niyetle yürütürlerse iyi niyetle muhatap bulurlar ama müzakereleri uzatıp, bu arada Kıbrıs'ın güneyinde Kıbrıs'lı Türklerin de hakkının olduğu alanlarda petrol, doğalğaz arayıp, buradaki doğal kaynakları tekellerine almaya kalkarlarsa bilsinler ki buna izin vermeyiz. Eğer onlar sondaj, sismik araştırma yaparlarsa bizim Barbaros Hayrettin gemimiz de orada durur, durur, durur. Çünkü Doğu Akdeniz aynı zamanda bizim denizimizdir, Akdeniz'i bize kimse kapatamaz. Gerekirse sondaj da yaparız. Ama bütün bu doğal kaynakları, yeni bir barışın finansmanı için avantaj olarak görürlerse ki görmeleri gereken bu, arzu ettiğimiz bu, biz gerginlik istemiyoruz. Bir an önce çözüm ve barış istiyoruz, iki toplumlu bir barışı temin edecek yola girerlerse, en kısa zamanda bu barışı sağlarız. 2004'te iyi niyetimizi gösterdik, tekrar gösteririz. Ama kimse bizim emrivakilere gözümüzü kapatacağımız vehmine de kapılmasın."
"Dört gün içinde Bağdat, Erbil, İstanbul, Patnos, Erzincan, Tunceli ya da Dersim"
Başbakan Davutoğlu, dış temaslardan sonra cumartesi günü kendisini çok duygulandıran Patnos, Erzincan ve Dersim gibi üç yurt içi seyahat yaptığını söyledi. Davutoğlu, "Dört gün içinde Bağdat, Erbil, İstanbul, Patnos, Erzincan, Tunceli ya da Dersim. Ne derseniz deyin bizim vatanımız, her bir köşesi bizim mührümüzü taşıyan vatanımız. Bu ziyaretlerin önemi neydi? Tesadüfen yapmamıştık, kongrelerimize gittik. Ama arkadaşlarımızla planlarken bir işareti de vermek istedik. Patnos'da 6-7 Ekim olaylarında AK Parti'ye oy verdiler diye belediye binasını yaktılar, yerle bir ettiler. O zaman Patnos Belediye Başkanı'nı arayıp şunu demiştim: (İstanbul ve Ankara dışındaki ilk ilçe kongremize size ekleyeceğiz. Sizin o dik duruşunuzu tebrik etmek, yalnız olmadığınızı göstermek, demokrasin, al bayrağın ve AK Parti bayrağının Türkiye'nin her yerinde dalgalanacağını göstermek üzere size geleceğiz.)" diye konuştu.
Patnos'da büyük bir muhabbetle karşılandığını ifade eden Davutoğlu, "Patnos'da o kardeşlerimde Süphan Dağı'nın, Ağrı Dağı'nın vakarını gördüm, o dağlara da selam olsun" dedi. Başbakan Davutoğlu, Patnos'dan etrafı dağlı, ortası bağlı güzel, can Erzincan'a geçtiğini, orada büyük bir muhabbetle karşılandığını ifade ederek, Erzincan'a 200 yataklı yeni bir hastane inşa edeceklerini söyledi. Davutoğlu, Erzincan-Sivas hızlı trenini en kısa zamanda hayata geçirmek için çalışmaları hızlandıracaklarını söyledi.
Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin kuzeyi ile güneyini, batısı ile doğusunu birleştiren kavşak noktada olan Erzincan'ı geliştirmeye kararlı olduklarını söyledi.
"Hiçbirinin gözünde nefret, kin, husumet görmedim, hepsinin gözü ışıl ışıl"
Erzincan'dan Tunceli'ye ve Dersim'e geçtiğini dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Orada çok anlamlı, beni de yürekten etkileyen güzel bir şekilde karşılandım. Ağrı Dağı'nın, Süphan Dağı'nın, Uludağ'ın, Torosların selamını Munzur Dağı'na götürdük. Türkiye'nin her bir köşesinde, o dağların eteklerinde yaşayan her kökenden vatandaşımızın selamını da Tunceli'li, Dersim'li kardeşlerimize götürdük, o selamı ilettik. Bundan rahatsız olanlar oldu, olacak da. Çünkü onlar siyasetlerini bir bölgeye münhasıran yaparlar. Bakın, buradan çağrıda bulunuyorum, meydan okuyorum; diğer siyasi liderler de bir gün içinde bu üç yere ziyarette bulunsunlar, görelim. Ama üçüne birden. Bu ziyaretin şöyle bir çizgisine bakın. Bağdat'ta Sünni, Şii, Arap, Kürt, Türkmen hepsi ile buluştuk, Erbil'de ve Patnos daha çok Sünni Kürt kardeşlerimle buluştuk. Erzincan'da Türk, Türkmen kökenli Sünni ve Alevi kardeşlerimle buluştum. Tunceli'de Kürt ve Alevi kardeşlerimle buluştuk. Emin olun, hani bunları kışkırtmak isteyenler olduğu için söylüyorum, birine diğerine karşı düşman etmek isteyen olduğu için söylüyorum. Hiçbirinin gözünde nefret, kin, husumet görmedim, hepsinin gözü ışıl ışıl.
Ben bu toprakların çocuğu olarak, inancım, mezhebim, kökenim ne olursa olsun, bu kardeşlerimin hangisine başka bir niyetle, gözle bakabilirim. Hele, tarih ve rabbim bu omuzlara, bu toprakların çocuğuna Başbakanlık görevi gibi bir görevle, bütün onların canını, malını, neslini koruma görevini üzerimize yüklemişse nasıl ayrımcılık yapabiliriz, nasıl birini diğerinin karşısına koyabiliriz, nasıl birinin acısını diğerinin acısı ile yarıştırır, birinin acısını diğerinin acısı ile yarışma içerisine sokabiliriz? Hepsi bizim kardeşimizdir. Cemevi'ne yaptığımız ziyarette, orada beni kucaklayan Alevi kardeşlerime, Horasan erenlerine buradan selam ediyorum, hak Muhammed Ali sofrasına bizi misafir edenlere selam ediyorum. Biz hepimiz, o sofranın, rabbimizin, Peygamberimizin ve HZ. Ali'nin feyzinden feyz aldığımızda aramızda sadece muhabbet ilişkisi olacaktır. Orada yaptığım konuşmada bir çok hususu vurguladım. Dedim ki; kimse artık sütre arkasından konuşma ihtiyacı hissetmesin, herkes neye inanıyorsa neyi düşünüyorsa açıkça konuşsun. Kimse kimseyi bu ülkede artık korkutamaz, yeni Türkiye'nin felsefesi budur. Yeni Türkiye'nin felsefesi eşit vatandaşlık hakkıdır ve insan olmak bakımından herkesin aziz ve eşref-i mahlukat olduğu gerçeğidir. Onun için orada, resimlere de yansıdığını sonradan gördüm. Bir Alevi dedesi... Bütün bunlardan hisli bir şekilde, o sofrada gözü yaşlı olmayan tek kişi görmedim. Çıktığımda bu ziyaret dolayısıyla elime kapandı, öpmek istedi. Ne haddimize, bizden yaşlı birine, bir dedeye el öptürmek. Ben de mukabele ederek onun eline sarıldım. Doğal olarak gelişmiş olan o resmin simgesi şudur; bundan sonra, 62. Hükümet Programında ve olağanüstü kongrede söylediğimiz gibi, kimse bizim önümüzde diz çökmeyecek, kimse devletin önünde diz çökmeyecek, kimse devleti temsil eden kişilerin ellerini öpmeyecek. Çünkü bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir. El öpecek olan devlettir. Diz çökecek olan milletle birlikte yürüyecek olan devletin temsilcileridir, liderleridir."
"Allah'ına gurban" sloganı
Başbakan Davutoğlu, bu sırada kendisine yönelik, "Gurur duyuyoruz" diye bağıran partililere, "Biz sizlerle gurur duyuyoruz" cevabını verdi. Davutoğlu, "Allah'ına Kurban" diye bağıran bir partiliye de "Hepimiz Allah'ımıza, milletimize, emanetimize kurban" diye karşılık verdi.
Orada Alevi gençlerle sohbet ettiğini belirten Davutoğlu, "Bunları kamuoyumuzun bilmesini istiyorum. Çünkü sadece resimler yansıyor, ama haller yansımıyor, haller göz göze bakınca ortaya çıkar. Alevi gençler, o nur yüzlü gençler, Cemevinin bir kenarında görüşmek istediler, diz çöktük konuştuk. Dediler ki 'biz Hz. Ali'nin, Ehli Beyt'in mektebindeniz, ne olur bize şu imkanları tanıyın, Aleviliği çizgisinin dışına çıkarmak isteyenlere fırsat vermememiz için bize yardım edin. Bu çağrı, çözüm süreci ile birlikte bütün Doğu Anadolu'da, demokratikleşme ile bütün Türkiye'de olan çağrıdır. Kim bu topraklarda kardeşliği egemen kılmak için çaba sarfederse, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti onun yanında olacak, her türlü desteği verecektir. Dışarıdan ve içeriden bu kardeşlikleri etnik ve mezhep farkını gözeterek tırmandırmak isteyenlere de hiç fırsat vermeyeceğiz" diye konuştu.
Ahmet Davutoğlu, Tunceli Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bir kaç müjde verdiğini anımsatarak, eski kışla binasının Dersim Müzesi olacağını, Alevi İslam kültürünün tanıtıldığı, her türlü çalışmanın yapıldığı bir alan olacağını kaydetti. Tunceli Üniversitesi'nin adının Tunceli Munzur Üniversitesi olacağını belirten Davutoğlu, "Munzur Dağları bizim için Torosların, Ilgaz'ın kardeşidir. Munzur'u Ilgaz'a ya da Toroslara ya da Uludağ'a, Munzur'un eteklerinde yaşayanları da Torosların eteklerine düşman kılmak isteyenlere karşı da biz inadına 'Munzur da kardeştir, Toroslar da Ilgaz da, onların eteklerinde yaşayanlar da kardeştir, kardeş kalacaktır' diyeceğiz. Orada bütün büyük ocakları zikrettim. Sarısaltuğu, Baba Mansuru, Derviş Cemali zikrettim, Horasan erenlerini anlattım ve şu taahhütte bulundum: 'Horasan erenlerinin her bir dergahına, Munzur Dağı'nda gözelerden çıkan her kutsal mekana saygı gösterilecek, oraya hiç bir tahribat yapılmayacağı gibi, oralara yollar yapılacak, oralar ihya edilecek. Çünkü, o Horasan erenleri Anadolu'yu vatan kılan maneviyatın temsilcileridir. Bürokrasi de ve devletin herhangi bir kademesinde sadece Alevi kardeşlerimize dönük değil, kime dönük olursa olsun, herhangi bir ayrımcılık yapılırsa bunun karşısında önce biz duracağız, böyle bir ayrımcılığa kesinlikle izin vermeyeceğiz. Her yerde sadece ve sadece ehliyet ve liyakat hakim olacak, başka bir kriter kesinlikle olmayacak" sözlerini sarfetti.
Daha sonra AK Parti Kongresine katıldığını ve oradaki coşkunun kendisini mutlu ettiğini belirten Davutoğlu, "Her bir AK Parti mensubuna Tunceli'de, hani sanki belli yerler, belli partilere kapalıdır gibi düşünülen şartlarda, AK Parti kapısını her yerde açık tutan o yürekli kardeşlerime buradan bir kez daha selam ediyorum. Biz herkesten oy ve destek isteriz. Ama görevi aldığımızda bütün vatandaşlarımızı sadece, bir emanet olarak ve hesap verilmesi gereken merci olarak bakarız. Bundan sonra da bu tutumumuz devam edecek" dedi.
"Kılıçdaroğlu'nu üzecek tek kelime sarfetmedim"
Davutoğlu, Tunceli'deki ziyareti sırasında önüne CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kayınvalidesinin vefat ettiğine ilişkin not konulduğunu belirterek, kendisine ve eşine taziye dileğini anlattı.
Konuşmasının akışını değiştirdiğini ifade eden Davutoğlu, "O dakikadan bu dakikaya kadar hepiniz şahitsiniz. Tunceli'de üniversitede konuştum, en ufak bir eleştiri getirmedim. CHP'nin tek parti dönemine doğal olarak Tunceli'de eleştiri getirdim ama Sayın Kılıçdaroğlu'nu üzecek tek kelime sarfetmedim. Kongreye gittim, normalde kongreler siyasi konuşmaların yapıldığı yerlerdir. Tek kelime etmedim. Çünkü bizim için taziye azizdir ve taziye günü muhatapla sadece gönül sohbeti, teselli sohbeti yapılır" diye konuştu .
Kılıçdaroğlu'nu arayarak kendisine ve eşine taziyelerini ilettiğini, bunun insani görevi olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Kendisini arayıp konuştum, nezaketle telefonuma çıktı. Kendisine ve hanımefendiye taziyelerimi ilettim. Bu benim insani görevim, herhangi bir şekilde lütufta bulunmuş değilim. Aldığımz kültürün gereğidir. Fakat daha sonra Sayın Kılıçdaroğlu yine bu eleştirilere, bana da hakaret ederek neredeyse devam ediyor olması beni derinde üzmüştür" dedi.
AK Parti Tunceli İl Kongresine gittiğinde önüne Kılıçdaroğlu'nun Antalya'da yaptığı konuşmayı getirdiklerini, yanıt vermek istemediğini anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Kim ne yaparsa yapsın, ne derse desin bizim kendi standartlarımız var, başkalarının standardını kendimize ölçü almayız. Onun için de bugün de Sayın Kılıçdaroğlu'na hiçbir şekilde cevap vermeyi düşünmüyorum. Dün de cenaze merasiminde yine ağır bir siyasi polemik yaptı ve doğrudan hakaretamiz ifadeler kullandı. Kendisine, acısına, ama en fazla da anne acısı yüreğimi yaktı diye ifadesini okuduğum ve anne acısını iki kez tatmış birisi olarak muhterem eşlerine hürmeten bugün kendisinden bahsetmeyeceğim. Ama buradan bütün siyasi liderlere çağrıda bulunuyorum; gelin uslubumuzu değiştirelim. Siysi polemeğin en ağırını gerekiyorsa yapalım ama ne zaman yapacağmızı, hangi şartlarda hangi kelimelerle yapacağımız konusunda bir ahlaki standart geliştirilem. Siyasi başarılar gelir gider ama ahlaki standartlar kayboldu mu hayatımızın özü, manası kaybolur. Bu çağrıyı bütün siyasi liderlere yapıyorum. Acıyı paylaşmayı da bilirim. Acı sadece ortak acılarımız değildir, maden faciasında olduğu gibi, aynı zamanda kişisel acılardır.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun bugünkü tutumuna bakacağım, yarın Şanlıurfa'daki il başkanları toplantımızda gerekli cevabı vereceğim. Bu cevabı da kişisel olarak ona değil, devlet kurumunu koruma sorumluluğuyla vereceğim. Milli İstihbarat Teşkilatımız bir devlet kurumu olarak bütün miletin hizmetindedir. Başbakan olanak doğrudan bana bağlı ama bütün milletin hizmetindedir. Ben de ona talimat verirken herhangi bir parti veya gruba karşı tutum alması talimatı vermem. Onların devlet ahlakı da bunu yapmaz zaten. Ama dış ve iç güvenlikle ilgili tedbirleri konusunda görevini yapar. Sadece şunu zikretmek istiyorum -yarın detayına gireriz gerekirse- 7 Şubat'ta MİT'e yönelik operasyonunun arkasında kimler varsa, bu iddiaların arkasında da o çevrelerle CHP işbirliği var. Biz de MİT'i veya herhangi bir kurumumuzu böyle bir işbirliğine kurban etmeyiz. "
"Hangi zihniyete sahip çıkyorsunuz Sayın Bahçeli?"
Herhangi bir taziye durumu olmadığı için MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye cevap vermenin zaruret olduğunu belirten Davutoğlu, ağır hakaretlerle üstlerine geldiği için bütün konuşmasını dinleyip yanıt vermek istediğini söyledi.
Bahçeli'nin "ihanet" kelimesini çok rahat kullandığını kaydeden Davutoğlu, "Hemen ihanet... Peki kim kime neyi ihanet ediyor? Neye karşı çıktığımızı beraber görelim. Kendisine hatırlatmıştım; Dersim de suçlu suçsuz bir hukuk içinde kendinde değerlendirilir. Ama 13 bin kişinin ölürüldüğü ve devlet kayıtlarına geçen şekliyle her tür silahın kullanıldığı, çoluk çocuk kadınların da öldürüldüğü bir vaka varsa ve ondan çok değil 5-6 sene sonra aynı devlet zihniyeti eğer Bahçeli'nin lideri rahmetli Türkeş, Türk dilinin önemli öncüleri Fethi Tevetoğlu, Reha Oğuz Türkkan, Zeki Velidi Togan'ın tabutluklara koymuşsa ve koyarken de devrin savcısı Kazım Öçal aynen bugün Bahçeli'nin kullandığı tabirle bunlara 'ihanet içindedirler, bunlara zulmedildiği söyleniyor, doğru, zulmedilmiştir, zulmedilmeye devam edecektir' demişse, hangi zihniyete sahip çıkyorsunuz Sayın Bahçeli? Tek parti dönemine sahip çıkmak size mi kaldı?" diye konuştu.
Davutoğlu, "Dersim katliamını planlayan ideologlar ve diğer temsilcilerin bazı sözlerin"den örnekler okudu. Naşit Hakkı Uluğ'un, "Dersim elbete kendiliğinden adam olmaz, ne yapacaksa devlet yapacak, Dersim'i adam edecek" dediğini aktaran Davutoğlu, "İşte onların savunduğu devlet anlayışı bu. Bizim savunduğumuz devlet anlayışı ise millet adamdır, adam edilmez. Millete hizmet edilir ancak. Millet derken de milletin bütün kesimleri bunun içindedir" dedi.
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in "Dersim Cumhuriyet için bir çıbandır" dediğini, 3 Mayıs 1944 davasını hazırlayan Savcı Kazım Öçal'ın da milliyetçileri çıban olarak gördügünü, "28 Şubat'ın savcısı Vural Savaş'ın da o dönem iktadar partisine 'kanserli ur' dediğini" ifade eden Davutoğlu, "Aramızdaki devlet anlayışı farkı bu... Milletin bir kesimine çıban, ur diye bakan anlayış bitmiştir. Eski Türkiye anlayışıdır. Yeni Türkiye anlayışında bu milletin hiçbir kesimi ne urdur ne çıbandır, hepsi saygıya layıktır, hepsi saygıyı haketmektedir" görüşünü kaydetti.
İbrahim Tali Bey'in "Bütün Dersim'in dışarıyla ilişkileri kesilerek saldırılara ve ticarete engel olmak gerekmektedir. Bu yolla aç kalacak olan halka zamanla kendisine sığınmaya mecbur etmek gerekir" dediğini kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Aç kalacak olan halk... Hani suçlu ile suçsuz ayırımı? Hani nerede? Bir şehir, bir kesim toptan suçlu ilan edilebilir mi, açlığa mahkum edilebilir mi? Ama sadece 37, 38, 39 Türkiyesi değil, Başbakanlık'ta çıkardım 94'te yayınlanmış genelge var. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bazı yerlere 50 kilodan fazla un tutmak yasaktı, şehirlerde, Tunceli'de. Giriş ve çıkışlarda gıda kontrolü yapılırdı. Şimdi AK Parti'nin Türkiye'yi nereden nereye getirdiğini herkes görsün ve anlasın. Bizim karşı çıktığmız zihiyet bu. Sayın Bahçeli şunu diyor, yani biz ihanet içindeyiz ya, kendisi devletin bekasını düşünüyor ya. Bir an düşünün; gerçek milliyetçiler, gerçek MHP'liler bu zihniyeti kabul etmez, tek parti zihniyetini kabul etmez. Eğer böyle bir zihniyet hakim olsaydı, yani bir kesimi, bir toplumu ur, çıban gibi gören, adam edilmesi gerektiğini gören zihniyet şu gün iktidarda olsaydı, Suriye'de, Irak'ta etnik ve mezhebi ayırımla ortalık ateş yerine dönmüşken Türkiye ne halde olurdu? Sayın Bahçeli'ye bir çağrıda bulunuyorum, meydan okuyorum ve soruyorum; Tunceli, Türkiye'nin bir vilayeti mi? Evet, şüphesiz evet ve hep Türkiye'nin parçası olarak kalacak. Peki siz bütün Türkiye'ye hitap ediyor musunuz? Hitap etmeye çalışıyorsunuz. Buyurun gidip ve bu söylediklerinizi Tunceli'de söyleyin, cesaretiniz ve yüreğiniz varsa... Dönün o halka deyin ki 'o gün öldürülenlerin hepsi vatan hainiydi.' Onların torunlarının yüzüne bakarak deyin. Bakalım Tunceli'ye girebilecek misiniz? Ben dün Tunceli'deydim, yarın Tunceli'de olacağım, bir sene sonra olacağım, 10 sene sonra olacağım, 100 sene sonra olacağım."
"Bunların hepsini savunacak mısın Sayın Bahçeli?"
Davutoğlu, "Toroslardan gelen bir Sünni Türkmen olarak söylediğini" belirterek, "Dersim'e Dersim dememize hazret kızmış. Ben Toroslarda Konya'nın Taşkenti'nde doğdum. Taşkent'in adı 30'lu yıllara kadar adı Pirlerkondu idi. Adında pir geçtiği için ismi değiştirildi. Çünkü pir, İslami anlam taşıyor diye. Aynı yıllar... Elaziz nasıl Elazığ oldu? Elaziz, Esmay-ı Hüsna'dır. Sultan Abdülaziz'i temsil ettiği için değiştirildi. Diyarbekir, niye Diyarbakır oldu? Çünkü Bekir, Bin Vail ile atıftır. Hz. Ebubekir döneminde Müslüman olan Bekir Bin Vail'in torunlarının Diyarbakır'a gelip orayı İslamlaştırdığı için Diyarbekir'dir. Bütün tarih boyunca Diyarbekir olmuştur, bir anda Diyarbakır oldu. Tunceli, Diyarbakır... Şimdi bunların hepsini savunacak mısınız sayın Bahçeli? İçinde pir geçti diye isimlerinin yasaklanmasını savunacak mısınız? Biraz tarih okuyunuz" dedi.
Hacıbektaş'ta ve Tunceli'de Horasan erenlerini saydığına işaret eden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Saydım çünkü biliyorum. Peki Sen Tunceli'de Dersim'e manevi misyonu biçmiş görülen ve bütün Dersim'in saygıyla andığı Baba Mansur'un, Hoca Ahmet Yesevi'nin hocası Arslan Baba'nın oğlu olduğunu biliyor musun? Her kelimende, her konuşmanda Hoca Ahmet Yesevi'ye atıf yapıyorsun. Hoca Ahmet Yesevi'nin çilehanesinde ben kaldım. Ona hürmeten, onun hemen yakınında olan Arslan Baba'ya ayrıca gidip ziyarette bulundum, huzurda divana durdum. Ben Hoca Ahmet Yesevi'nin yolunu takip eden Hz. Mevlana, Ahi Evran çizgisinde bir Süni Türkmen olarak Tunceli'ye gidip Hoca Ahmet Yesevi'ye irfanı öğreten Arslan Baba'nın oğlu Baba Mansur'un huzurunda divan durmuşsam bunda rahatsızlık duyacak ne var? Birinin Zaza olması, birinin Türkmen olması bir şey farkeder mi? Hepsi Horosan erenidir, hepsi bizimdir, hepsine hürmet ediyoruz.
İhanetli suçladığı kişinin tarihi referanslarına baksın, sonra gelsin İç Anadolu'da medreseleri kapatıp sadece şapka yasağına muhalefet ettiği için idama yürüyen insanların olduğu diyarlarda nereye gittiği belli olmayan insanlara tek parti zihniyetini savunsun. Ben Tunceli'de söylediklerini Konya'da, Kayseri, Bursa'da, Edirne'de de söyleyeceğim ve milletim anlayacak. Ama O Ankara'da söylediklerini acaba Tunceli'de söyleyebilecek mi? Ankara'da savunduğu tek parti zihniyetini, Hz. Mevlana'nın türbesine girişi paralı yaparak, türbeyi müzeye dönüştüren tek parti zihniyetinin olduğu Konya'da söyleyebilecek mi, Ahi Evran'ın diyarında söyelebilecek mi? Ben niye Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Mevlana'da ücretleri kaldırdım? Çünkü o Horasan erenlerine, aziz insanların huzuruna para ödenerek girilmez. Bu bir alışveriş değildir, manevi haldir. O manevi hali yaşarken şu kadar lira ödeyip içeriye girip yaşayın denmez. Niye kondu ücretler? Çünkü o tek parti zihniyeti o dergahları yasak addetti, girişi temin etmek, sekülarize etmek için parayı koydu. O dergahların maneviyatı ister Alevi, ister Sünni, ister Türk, ister Kürt, ister Zaza olsun ihya edilecek. Selam olsun Horosan erenlerine. Hangi dili konuşuyorsa konuşsun Horasan erenlerini takip eden vatandaşlarıma selam olsun. Bizi bu yoldan kimse alıkoyamaz. İhanet suçlamasını ise aynen kendisine iade ediyorum. Olayı takip etmiyor. Söylüyorum, ben gelecek hafta da istersem yarın da Türkiye'nin her köşesinde, her kesimden vatandaşımla kucaklaşırım, gönül alır gönül veririm. Buyurun sayın Bahçeli, işte ispat. Er meydanı burada. Söyleyin bu söylediklerinizi Türkiye'nin her yerinde. Gerçek milliyetçilik milletin değerlerine sahip çıkmak, milletin varlığını, birliğini, beraberliğini temin edecek şekilde milletin her bir ferdini gönlüne, yüreğine basmaktır. Biz bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz."
Davutoğlu, Bahçeli'nin "yeni keşfetmiş gibi" 10 öneride bulunduğunu belirterek, "Takip etmiyor, söylediklerimizi dinlemiyor. 10 önerinin yedisini zaten biz yaptık Sayın Bahçeli. Çoktan yaptık. Alevi araştırmaları merkezi kurduk. Alevi klasiklerinin hepsini bastık. Ya Bahçeli, günaydın, günaydın. Söylediği birçok şey yapıldı, diğerleri yapılma aşamasında. ama şu ucuzluğa gidiyorlar. CHP de yapıyor bunu. Bizim zaten söylediğimiz şeyi söylüyor" dedi.
"Çok takdir ettim"
Kılıçdaroğlu'na bir borcunu da ödemesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Gerçekten çok takdir ettim. Sayın Kılıçdaroğlu'na bir takdirimi ifade edeyim; Irak Türkmenlerini kabulünde 'sizin idealiniz bizim idealimiz, sizin sorunlarınız bizim de sorunlarımızdır, sizi unutmayacağız' dedi. El hak doğru, tebrik ederim. Şunu da söylemiş; 'Nerede bir ezilen, sorunu olan, zalimin zulmune uğrayan varsa yanında mutlaka CHP vardır, varolmaya devam edecek.' İşte CHP'den duymak istediğimiz sözler bu. Bunlar bizim yıllardır söylediğimiz, yıllardır duymak istediğimiz sözler. Ama Irak Türkmenlerini kabul edip bunu söyedikten sonra şimdi ricam Bayırbucak Türkmenlerini de kabul etsin, aynı şeyi söylesin, onları da bağrına bassın. Onlar da zalimin zulmüne uğradılar. Ne güzel, bakın bizim dilimiz bütün siyasetin dili olmuşsa bundan mutluluk duyarız. Artık herkes mazlumun yanında olmayı, zalimin karşısında olmayı benimsemişse AK Parti felsefesi yayılıyor demektir. Bundan da sadece mutluluk duyarız. Neden yaptınız demeyiz. Tebrik ediyorum" diye konuştu.
Davutoğlu, Bahçeli'ye, "tek parti zulmüne sahip çıkma" dediğini belirterek, "Hani çatıda anlaştınız, Ekmeleddin çözümü üzerinde anlaştınız. Ama çatıda anlaştınız diye tek parti kervanının arkasına takılıp gitme Bahçeli. Milletin yüzüne bakamazsın. Ne doğuya, ne güneye, ne iç anadoluya bakamazsın. Bizim siyasi anlayış farkımız budur, bunu korumaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
Konuşmasının sonunda kongrelerde gördüğü şevk ve heyecandan mutluluk duyduğunu, her kongrede demokrasi şöleni yaşandığını alatan Davutoğlu, arka arkaya yapılmış iki seçimin yorgunluğu ve rehavetinin olmadığını dile getirdi. Erzurum, Kars, Balıkesir ve Kırklareli'nde olacağını belirten Davutoğlu, bunu tesadüfen takvimlendirmediklerini, Cumartesi ülkenin doğusunda, Pazar günü ise ülkenin batısında olacağını, bu takvimin bile kuşatıcılıklarının sembolü olduğunu kaydetti.
Davutoğlu, bir taraftan devlet idare etmeye ve reform yapmaya, diğer yandan da Türkiye'nin her köşesinde vatandaşlarla buluşmaya devam edeceklerini belirterek, "Çünkü bu yol gönül yoludur, millet yoludur, milletin her birini kucaklama yoludur. Allah bu yolda bize güç ve kuvvet versin" dedi.
Muhabir: Meltem Öztürk, Esin Işık, Çoşkun Ergül, Melda Çetiner Karagöz
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
