
Davutoğlu, "Bizim Avrupa'daki bir ekonomik krize, bir Türk çözümü, bir Türk reçetesi üretme sorumluluğumuz da vardır" dedi.***
İSTANBUL
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MÜSİAD tarafından düzenlenen ''Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Avrupa'daki sorunun finansman problemi olarak başladığını, ancak ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar doğurduğunu dile getirerek şunları kaydetti:
''2050 yılında dünyanın en çok üreten iki Avrupa ülkesi projeksiyonları yapılıyor; birisi Almanya, birisi Türkiye. Özellikle bu iş adamlarımız açısından çok önemlidir. Bizim Avrupa'daki bir ekonomik krize, bir Türk çözümü, bir Türk reçetesi üretme sorumluluğumuz da vardır. Bu da bizim iş adamlarımızı dinamizmi. Onlar bize hayır dediler, görsünler hallerini demiyoruz.''
Davutoğlu, Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili de, "Bölgede, yeni soğuk savaş ortaya çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Sünni-Şii, Arap-İran, statüko yanlıları-statüko karşıtları gibi kutuplaşmalarla, bölgemizde yeniden büyük gerginlikler yaşanmasını istemiyoruz'' diye konuştu.
Türk aşısı
Türkiye'nin 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisine girmeyi hedeflediğini söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
''Türk vatandaşına vize uygulaması olmasa, Avrupa'nın ekonomisi çok daha dinamik olurdu. Bugün vize kalksın, Yunan ekonomisi önemli ölçüde düzelir, dinamizm gelir. Ama Almanya'ya bugün, biraz teknik tabir kullanacağım, intra pradigmatik aşı lazım değil, Avrupa'ya bugün. Yani paradigma içinden bir aşıyla Avrupa ayağa kalkamaz. İnter paradigmatik bir aşı lazım. Avrupa paradigmasına bitişken ama Avrupa paradigmasının dışında bir aşı lazım. O aşı da, Türk aşısıdır. O hem stratejik derinlik kazandıracaktır, hem ekonomik dinamizmin hem de kültürel çoğulculuk kazandıracaktır.''
Irak
Irak ile ilgili soruyu Davutoğlu, şöyle cevapladı:
''Bu konuda çaba sarf ediyoruz. Irak'ta tüm etnik, mezhebi kökenden kardeşlerimizin huzur içinde yaşadığı bir ülke olsun. Biz Iraklı birini gördüğümüzde Kürt, Sünni, Şii, Arap, Türkmen görmeyiz onların yüzünde, sadece kardeş yüzü görürüz. Basra'da, Musul'da, Erbil'de Bağdat'ta bunu görürüz. Bizim hiç bir zaman bu anlamda, mezhep ve etnik grubu dışlama anlayışımız olmadı, olmaz. Bırakın bölünmesi, bağımsızlık gibi husus gündeme getiriliyor. Bu tür bölünmeler etin tırnaktan kopması gibi sonuçlar doğurur. Öylesine parçalanmalar, öylesine acılar yaşanıyor ki... Bizim politikamız bölünmek üzerine değil, birleşmek üzerine. Daha küçük ülkeler kurmak yerine, daha büyük birlikler kuralım. Siyasi sınırlara saygı gösterelim, ama aramızdaki siyasi kültürel sınırları kaldıralım. Onun için Irak'ta daha küçük ünitelerin, daha küçük birimlerin çıkmasına dayalı bir senaryoyu değil, Irak ile birlikte çevre ülkelerin daha büyük birliklere yönelmesine dayalı bir anlayışımız var. Onun için Irak'taki her bir kardeşimize tavsiyemiz bölünmeyi değil, birleşmeyi düşünün, parçalanmayı değil bütünleşmeyi düşünün. Biz sizinle bundan sonra daha fazla bütünleşmek istiyoruz. Bizim mesajımız budur.''